Hemşin ve Hemşinliler. Kimlik ve Kültür

Meline Anumyan (tarih bilimleri doktoru)

 

 

 

 

 

 

 

Tehmine Martoyan (tarih bilimleri doktoru)

 

 

 

 

 

Önsöz yerine

“… Batum, Artvin ve Karin (Erzurum-çev. notu) ahalisi, Lazistan dağları ve Karadeniz kıyılarının biraz uzağından oluşan, kuzeybatı Ermenistan’ın dış kesimlerinde, 30.000 kişilik yarı göçebe bir Hemşinli topluluğunun yaşadığının bilincindedir.

Bu insanların günümüz yaşantısı çok az araştırılmış, sadece bazı seyyahlar ve çalışmak amacıyla Hemşinlilerin köylerine giden Ermeni zanaatkârlar bu insanlar hakkında veriler sunmuştur.

Birkaç Hemşinli aile, son zamanlara kadar asıl dinleri olan Hıristiyanlığı sürdürmekle birlikte, nüfusun kalanı Müslümanlaşmıştır.

Hemşinliler göçmendir ve büyük bir ihtimalle Ani’den gelmişlerdir. Acarya’daki Müslümanlar arasında kalarak, var olma mücadelesi nedeniyle İslam’ı kabul etmeye mecbur olurlar.

Bu süreç, 1828 Rus-Osmanlı savaşına kadar sürer ve XIX. yüzyılda gerçekleşen, Ermenilerin, episkopos Karapet önderliğindeki Karin’in kuzeydoğusundan büyük göçü esnasında daha büyük bir ivme kazanır.

Çok sayıda İslamlaşmış Ermeni köyü, günümüzde de Karin ovasının kuzeydoğu kısmında, Yeprat’ın (Fırat-çev. notu) kaynakları yakınlarında serilmiştir. Bir zamanların bu Ermeni köylerinden, khaçkarlar (haçtaşlar-çev. notu) ile mezarlıkları ve soyadları (örneğin Markaroğlu Hasan, Tovmasoğlu Ahmet vs.) kalmıştır. Kızıl-Kilise gibi, yarı yarıya Hıristiyan kalmış olan köyler de vardır. Birçok ailede, iki kanazopların (amca torunları) bir kısmı Müslüman, bir kısmı ise Hıristiyan’dır.

Kuzeybatıya doğru gittikçe, İslamlaşma durumunun daha geliştiği görülür, Hemşin ise tamamen Müslümanlaşmış, Hıristiyanlıklarını korumak isteyenler ise, Suhum bölgesine göç etmiştir.

Lakin İslamlaşmak, bu insanların eski milli göreneklerini değiştirmemiştir. Ermenice konuşurlar, aile içi Ermeni adetleri kalmıştır, hamurun üzerinde haç işareti yapma âdeti, Hıristiyan yeminleri, azizlerin yortuları, ziyaret yerleri ve benzer inanışlar değişmeden kalmıştır.

Kendilerini Ermenilerden soyutlamazlar, dini açıdan aşırı fanatik olmadan, dedelerinin Ermeni-Hıristiyan olmuş olduğunu itiraf ederler. Sadece Yeprat’ın kaynakları civarında yaşayanlar koyu Müslüman’dır ve “şaraptan dönme sirke keskin olur” sözünü haklı çıkartan bir istisna teşkil ederler.

Bu insanların siyasi eğilimleri ve saldırgan olmayan karakterleri, tamamen farklı genlere sahip olduklarını kanıtlamaktadır.

Karin ovasına yakın bulunan Müslüman Ermeni köylüler kendi halinde köylülerdir, kuzeybatı Pontus dağ silsilesinde serpilmiş Hemşinliler, yazın koyunculukla uğraşır, kışı ise Karadeniz’in kıyı şeritlerinde geçirirler. Yerleşim yerleri Türkiye topraklarındadır. Rus-Osmanlı savaşından sonra sınır çizgisi belirlenirken, bu insanların sakin mizacını göz önünde bulunduran Ruslar bu durumu kabul eder. Müslüman Ermeniler ve onların geleceğiyle ilgili konuşma fırsatımız olacaktır”,- Bulgaristan’ın Sofya şehrinde yayınlanan “Hayastan” dergisi, 18 Mart 1915 tarihli nüshasında, Hopa ilçesinde yaşayan Hemşinli Ermeniler hakkında böyle yazmaktadır (bk. “Mahmetakan Hayerı Khopi şrcanin meç”, “Hayastan” Ermenice gazete, 18 Mart 1915, s.3).

Gerçekten de, Hemşin gizemi özellikle son yıllarda tüm dünyadaki Ermenilerin ilgisini giderek daha çok çekmeye başlamıştır. Kimdir, bu bize soydaş olan Hemşinliler? Kendileri Hemşinli kimliklerini nasıl tanımlamaktadır? Hemşin kültürünün Ermeni kültürüyle olan özellikleri ve ilişkisi nedir? Hemşin kültüründe, Ermeni kültürünün hangi katmanları korunmuştur?

Bu soruların hiç değilse bir kısmının cevaplarını bulmak amacıyla, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının dâhilinde bulunan ve Hemşinlilerin yoğun olarak yerleşmiş olduğu Artvin ilinin Hopa ilçesi ve şehrine gidip, röportajlar ile basit sohbetler vasıtasıyla bir araştırma gerçekleştirerek, Ermenistan ve diasporada yaşayan Ermeni toplumuna, bu bölgede yaşayan İslamlaşmış Hemşinlilerin kimliği konusunda kendi kavrayışları ile Hemşin kültürünü tanıtmaya karar verdik. Bu seyahat, “Galust Gülbenkyan” vakfının hamiliğinde gerçekleşmiş olduğundan dolayı, vakfa en derin şükranlarımızı sunarız.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, tüm Hemşinliler, bilim çevreleri tarafından üç temel gruba ayrılmaktadır.

  • Batı veya Rize Hemşinliler. Bu gruptaki Hemşinlerin dilleri Türkçedir ve İslamlaşmışlardır.
  • Doğu veya Hopa Hemşinlileri. Bu gruptaki Hemşinler Ermenice, yani Ermeni dilinin Hemşin diyalektini konuşmakla birlikte, İslamlaşmışlardır.
  • Kuzey veya Rusya ve Abazya Hemşinlileri. Bu gruptaki Hemşinliler Ermenice konuşur ve Hıristiyan’dır.

Araştırmamıza konu olanlar sadece doğu veya Hopa Hemşinlileri olmuştur. Bu insanlar Ermenice konuşmakla birlikte, Ermenicenin Hemşin diyalekti biz Ermenistanlı Ermeniler için kolay anlaşılır olmadığından dolayı, hemen tüm röportajlar Türkçe olarak yapılmıştır. Her halükârda, kendi konuştuğumuz Ermeniceyle de kendileriyle sohbet etmeye çalıştık. Hopa şehrinde yaşayan Hemşinliler arasında, hem siyasi görüşleri, hem dünya anlayışı, hem de kendi kimliklerini tasavvur etme açısından farklılıklar vardır.

Yine de,  Hopa Hemşinlileri arasında, Ermeni kökenlerini kabul eden bir grup mevcuttur. Bu konuda özellikle, Marksist görüşlere sahip, sol eğilimli Hemşinlileri saymak mümkündür.

Hemşinliler misafirperverdir ve Ermeni kökenlerini kabul etmeyenler tarafından dahi olumsuz bir yaklaşım gözlemlemedik. Ayrımsız tüm Hemşinlilerde var olan, Ermeni halkı ve Ermeniliğe yönelik büyük ilgiyi vurgulamak gerekir. Kendi Ermeni kökenini inatla kabul etmemekte olan Hemşinliler üzerinde dahi, benzer ziyaretlerin olumlu etki yarattığını belirtmek gerekir. Benzer ilişkiler karşılıklı tanışma ve anlaşma açısından, hem Hemşinler, hem de Ermenistanlı Ermeniler için iki taraflı öneme haizdir. Ziyaretimiz esnasında, çocuklarına vermek için Ermenice isimler saymamızı rica ettiklerinden yola çıkarak, görüşmelerimiz ve ilişkilerimizin, araştırmacı olarak bizlerin haricinde, karmaşık ve çelişkili kimlik arayışları içinde olan Hemşinliler için de önemli olduğunu söyleyebiliriz.

Hemşin: Bir masal dünyası…

Ermeniler ne zaman ve ne şartlarda Karadeniz kıyılarına varıp, yerleşti? Ermenistan’ın neresinden Pontus’a göç ettiler? Hemşin beyliği nasıl kuruldu ve yıkıldı? Bölgedeki Ermeniler ne zaman ve nasıl Müslümanlaştırıldı?

Hemşin Ermenileriyle ilgili ilk verileri, VIII. yüzyıl Ermeni tarihçisi Ğevond bize sunmaktadır. Bu kaynağa istinaden, 788 yılında Büyük Hayk’ın (Büyük Ermenistan-çev. notu) Kotayk ve Aragadsotn bölgelerinden yaklaşık 12.000 kişi, Arap egemenliğinin baskılarına dayanamayarak, Şapuh Amatuni ve oğlu Beyazıt Hamam’ın önderliğinde Ermenistan’ı terk ederek, Bizans İmparatorluğu’nun bir parçası olan Pontus’a yerleşir. Halkıyla birlikte Tambur şehrine yerleşen Hamam Amatuni, bu şehri yeniden imar ederek, kendi ismiyle Hamamaşen (daha sonra Hamşen, Türkçe olarak ise Hemşin) olarak adlandırır.

“Dzayn Hamşenakan” (Hemşin sesi-çev. notu) dergisinin baş redaktörü Armenolog-Hamşenolog Sergey Vardanyan’ın belirttiği gibi, “Ülkenin geçilmesi zor, sisli ve yerleşimsiz olması, Amatunilerin egemenliğinin Hamamaşen-Hamşen’de yaklaşık 7 asır ayakta kalmasını sağladı. (…) 1489’da, Konstantinopolis’in Osmanlılar tarafından işgal edilmesinden otuz yıl sonra Hemşin egemenliğine son verildi”. (Sergey Vardanyan, “Kronapokh hamşenahayeri barbarı, banahüsutyunı yev yergarvestı (nüter yev usumnasirutyunner)” (Mühtedi Hemşin Ermenileri lehçesi, edebiyatı ve müziği (konular ve araştırmalar), Yerevan, 2009, s.19-20.)

Etnograf B. Torlakyan’a göre “XVI. yüzyılda, Hemşin ve çevre ilçelerindeki Ermeni nüfusunun durumunda önemli bir değişim olmamıştır. Türk işgalciler, imparatorluğun uzak bölümlerinde Hıristiyanlığa karşı sürdürdükleri sınırsız baskı ve cebri Müslümanlaştırma siyasetlerini XVII. yüzyılın ortalarından itibaren gerçekleştirmeye başlar”. (Barunak Torlakyan, “Hay azgagrutyun yev banahüsutyun” (Ermeni etnografisi ve folkloru), Yerevan, 1981, s.18).

Dr. Prof. Babken Harutyunyan’ın görüşüne göre de, asıl Hemşin’in Ermeni nüfusunun cebri İslamlaştırılması XVII. yüzyılda gerçekleşmiş olmalıdır, “Çoruh Nehri havzasında yaşayan Hemşinli Ermenilerin, yani Khopa-Hemşil’lerin İslamlaştırılması da yaklaşık olarak aynı döneme isabet etmektedir. İslamlaştırma süreci ancak Ermeni nüfusun on yıllar süren kahramanca direnişinin bastırılmasından sonra gerçekleştirilebilmiştir.

  1. Bjşkyan, daha XIX. yüzyılın başlarında Hemşinlilerin yarı-yarıya olduklarını, yani, Müslüman olmakla birlikte, gizlice Hıristiyan inanışlarını sürdürdüklerini belirtmektedir. Karadere Ermenileri de bu şekilde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ali-Sargis Karapetoğlu, Mahmut-Hovhannesoğlu gibi çifte isimlerin varlığı da yarı-yarıya olmanın dışavurumlarındandı. İslam, ancak XIX. yüzyılın son on yıllarında zafere ulaşır. P. Tumayants’a göre, XIX. yüzyıl sonlarında sadece Yeğnovit Köyü’nde henüz 20 Hıristiyan aile bulunmaktaydı.

İslam’ı kabul etmiş olan Hıristiyanlar, kendilerini genellikle Müslüman veya Osmanlı olarak adlandırırken, Hemşinli Ermeniler, Ermeni dilinin Hemşin ağzını oluşturan dilleri ile sözlü edebiyatlarını ve nehir, vadi ve dağ isimlerini koruyup, kendilerini de Hemşinli olarak adlandırmaktaydı. Hemşinliler günümüze kadar aile içinde kendi lehçeleriyle konuşmaktadır” (bk. Babgen Harutyunyan, “Hamşenahayeri patmutyunits” Hamşen yev hamşenahayutyun (gitajoğovi nüter) (“Hemşin Ermenileri tarihinden”, Hemşin ve Hemşin Ermenileri (bilimsel konferans sunumları)), Yerevan-Beyrut, 2007, s.21).

Türkolog, edebiyat doktoru, “Hemşin, geçmiş ile günümüz kavşağında” adlı belgesel filmin yönetmeni Lusine Sahakyan’a göre, Hemşin Ermenilerinin cebri Müslümanlaştırılması sürecini üç evreye ayırmak mümkündür, “Birinci dönem: XV.-XVII. yüzyıllar, 1) bu siyaset, genelde askeri ve demografik nedenlerle yürütülür. Osmanlı İmparatorluğu, doğudaki Çoruh havzası ve bitişik bölgelerde olduğu gibi, Balkan yarımadası gibi batıdaki sınır bölgelerinde de sadık bir nüfusa sahip olmak arzusundadır.

2) İhtida, imparatorluğun demografik tablosunu yeniden şekillendirme amacını güder. 3) Cebri Müslümanlaştırma konusunu genel bağlamda da ele almak gerekir. Osmanlı-İran savaşları sürerken, taraflar, stratejik açıdan son derece önemli olan Ermeni Yüksek Platosu’na egemen olmak istemektedir. (…) Osmanlı İmparatorluğu, bu bölgelerde (özellikle sınır bölgelerinde) Müslümanlaştırma siyaseti güderek, İran’a bir denge unsuru olarak, Sünni Müslüman bir nüfus elde eder. 4) İran ise, bu dönemde Doğu Ermenistan’ı ıssızlaştırma siyaseti güder.  Ermeni nüfusunu kitleler halinde tehcire tabi tutarak, Osmanlı ordularının ileri hareketine engel teşkil eder. Osmanlı yöneticileri ise, diğer taraftan, radikal Müslüman kitleler ve yeniçeri birliklerinin desteğiyle, Ermenilerin yoğun olarak bulunduğu sınır bölgelerini cebri İslamlaştırır.

İkinci dönem: XVIII.-XIX. yüzyıllar, Osmanlının yeni rakibi olarak ortaya çıkan Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’nun Hıristiyanlarla meskûn olan doğu vilayetlerine göz diker. Bu yüzden, Osmanlı yöneticileri bu bölgelerde yaşayan Hıristiyanları, Rusya’nın potansiyel müttefikleri olarak gördüklerinden dolayı, bu nüfusun İslamlaştırılması, Osmanlının coğrafi-siyasi görüşüne uygundur.

Üçüncü dönem: XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyılın ortaları. İhtida siyaseti, bölge ahalisinin Türkleştirilmesini öngördüğünden dolayı, tamamen Türkçülük fikriyatına uygundur”, (Lusine Sahakyan, “Osmanyan kaysrutyunum hamşenahayeri brni mahmedakanatsman kağakakanutyan hetevanknerı” (Hemşinli Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu’nda cebri Müslümanlaştırılmasının sonuçları), http://www.ararat-center.org/?art=94&p=22&l=arm).

Böylelikle, yarı özerk bir Ermeni beyliği olan Hemşin beyliğinin eski ahalisinin, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti’ne tabi olarak, asırlar boyu cebri din değiştirme siyasetine maruz kalmaları neticesinde, günümüzde asıl Hemşin bölgesinde yaşayan Hemşin Ermenilerinin büyük bir kısmı, ana dilleri ve inançlarından yoksundur.

Zilkale veya Kale-i Zir, Hemşin beylerinin güçlü kalesi

Hemşin beyliğinin tarihini daha iyi anlamak için, yolculuğumuzu bu yarı özerk beyliğin kalelerinden birini ziyaret ederek başladık. Bu kale, günümüzde Türkiye’nin Rize ilinin Çamlıhemşin ilçesinde bulunmaktadır.

Zilkale veya Kale-i Zir ismi aşağı kale anlamına gelip, bu isim, Hemşin Nehri’ne inen bir yeraltı yoluna sahip olduğundan dolayı verilmiştir. Anthony Bryer’a göre, XV. yüzyıl başlarında yaşamış olan Hemşin beyi Arakel tarafından inşa edilmiştir (BRYER A. & WİNFİELDS D. (1985), Byzantine Monuments and Topography of the Pontos. Dumbarton Oaks Centre Studies. 2 vol. Washington p. 348).

Ermeni tarihçilerden İnciciyan, Zilkale’ye değinmiş ve “Nor Hayastan” (Yeni Ermenistan) kitabında, Baş-Hemşin yakınlarında bulunan terk edilmiş ve ıssız, küçük bir kale olduğunu yazmaktadır. İnciciyan’a göre bu kale, bir dağın yüksek kayaları üzerinde kurulu olup, eski zamanlardan kalma kemerli yapıların izleri hâlâ mevcuttur. (Hovhannesyan H. Mikayel, “Hayastani berderı” (Ermenistan kaleleri), Venedik-St. Ğazar, 1970, s.629). Kaleden, Hemşin Nehri’ne inen yeraltı yolu, büyük bir ihtimalle su ikmali amacıyla kullanılmıştır (bk. Hakobyan T. Kh., Melik-Bakhşyan St. M, Barseğyan H. Kh., “Hayastani yev harakits şrçanneri teğanunneri bararan” (Ermenistan ve çevre bölgelerinin yer isimleri sözlüğü), cilt 2, Yerevan, 1988, s.304).

Kalenin yıkıntıları arasında gezinirken, özellikle kalenin şapeli, Hemşin beyliğinin Hıristiyan egemenlerinin kutsal mekânları olarak dikkatimizi çekti. İlginç olan, bu şapel hakkında İnciciyan tarafından bir şey belirtilmezken, Türkçe ve İngilizce olarak yazılmış bir levha bu konuda bilgi vermekteydi…

“Sev Aspadz, mek vov ik?”, Türkiye’deki Hemşinlilerin kimlik arayışı

“Sev Aspadz, mek vov ik?” (Ermenicenin Hemşin lehçesiyle “Kara Tanrı, biz kimiz?”) sorusu yöneltilmişti Türkiye Ermenileri patrik vekili Aram Ateşyan’a. “Hemşin öyküleri” kitabı daha geçenlerde Türkçe ve Ermenicenin Hemşin lehçesiyle Türkiye’de yayınlanmış olan Hemşinli Ermeni yazar Mahir Özkan’ı bu soruyu yönelten (Türkiye’de Hemşin Ermenicesiyle yayınlanmış bu ilk kitapla ilgili İstanbul’da yayınlanan haftalık Ermeni gazetesi “Agos”un röportajı için bk. http://www.agos.com.tr/hemsince-bu-kitapla-hem-diriliyor-hem-direniyor-8235.html) Hemşinli Ermeni aydını kızdıran, baş episkopos Aram Ateşyan’ın, “Müslüman Ermeni, Ermeni olarak kabul edilemez” fikri olmuştu.

Hemşinli bir aydının yorumuyla Hemşilerin kimlik sorunu

Hopa’da yaşayan Hemşinli aydın Cemil Aksu Anadolu Üniversitesi’ndeki Edebiyat fakültesinin felsefe bölümünde yüksek lisans yapar. Sol görüşlü Aksu, siyasi görüşlerinden dolayı 8 yıl hapsedilir. Aksu, 2014 yılından itibaren yayınlanan ilk Hemşince dergi olan “Gor”un yazı işleri üyesidir.

Hemşinli Ermenilerin kimliğinin korunmasına yönelik çalışmalarla ilgili Cemil Aksu’yla sohbet ettik.

İstanbul’da faaliyet gösteren HADİG derneğinin, Hemşinlilerin yoğun olarak yaşadığı Hopa’da neden bir şube açmadığı sorusunu Aksu, bu sorunun henüz organizasyonun gündeminde bulunmadığı ve Hopa’dan da benzer bir talebin gelmemiş olmasıyla cevaplandırdı.

“Gor” dergisine gelince, altı ayda bir yayınlanacak olup, ikinci sayısı Nisan 2015’te yayınlanacaktır.

Derginin amacı, Hemşin lehçesi ve Hemşinlilerin kültürünü yaşatmak olup, derginin, Krasnodar bölgesinde yaşayan Hemşinli Ermenilere de ulaştırılması düşünülmektedir.

Dergi üç temel bölüme ayrılmıştır,

  1. Bilimsel bölümde, Hemşin ve Hemşinlerin tarihi anlatılacaktır.
  2. Dil bölümünün amacı, Hemşin lehçesine vakıf olmayan Hemşinlilere kendi lehçelerini öğretmektir.
  3. Folklor bölümünde ise, Hemşin folkloru, Ermenicenin Hemşin lehçesiyle sunulacaktır.

Cemil Aksu, derginin temel amaçlarından birinin, Hemşinlilerin kimlik sorunu olduğunu belirtti, lakin “Gor”un yazı işleri, Hemşin kimliğini Ermeni kimliğinden ayrı olarak görmekle bilikte, yüzde doksan Ermenice olmasından dolayı Hemşincenin, Ermenicenin bir lehçesi olduğuna emindirler.

Aksu, Hemşin kimliğinin yüz yıldır Ermeni kimliğinden kopmuş, Soykırımın ise, Ermeni kimliğinin inkâr edilmesine sebep olduğundan dolayı, Ermeni kökenli oldukları görüşüne, Hemşinlilerin şüpheyle yaklaştığını belirtti.

Aksu’nun belirttiğine göre, , günümüzde sadece Hopa ilçesindeki Hemşinlilerin konuştuğu Hemşin lehçesi Hemşinlilerin büyük bir kısmı tarafından bilmediğinden dolayı, bu durum Türkiye’de yaşayan Hemşinlilerin kimlik kavramını zorlaştırmaktadır.

Aksu, Krasnodar’da yaşayan Hemşinlilerin, “biz Hemşinli Ermeni’yiz” derken, Türkiye’deki Hemşinlilerin kendilerini sadece Hemşinli olarak tanımlayıp, Ermeniliğe değinmediklerini belirtti.

Aksu’ya göre Hemşinliler arasında kimlik sorunuyla ilgili genel olarak üç yaklaşım görülmektedir.

Birincisi, milliyetçi yaklaşım olup, buna yatkın olan Hemşinliler, Hemşincenin Türkçe olduğunu zannetmektedir. Bu görüş, bu dilde çok sayıda Türkçe kelimenin varlığıyla gerekçelendirilmektedir.

İkinci yaklaşıma yatkın olan Hemşinliler, kendilerini Hemşinli olarak kabul ederken, iki kimliğe sahip olduklarını, üst kimliğin Türk, alt kimliğin ise Hemşinli olduğunu düşünmektedir.

Üçüncü yaklaşıma sahip olanlar ise, kendilerini doğrudan Hemşinli olarak kabul edip, dil ve kültürün korunmasına önem vermektedir.

Cemil Aksu, Hemşinlilerin benzer çelişkili yaklaşımlarını, artık asimile olup, kendi gerçek kimlikleri hakkında bilgi sahibi olmadıklarıyla açıkladı. Kendisi ise, Ermeni kökenli olduklarını düşünmektedir. Hemşin kimliğinin belirlenmesi açısından da şöyle bir yaklaşım önermektedir. “Azerbaycan’da yaşayan Özbekler, kendilerini ayrı bir halk olarak kabul etmektedir. Hemşinliler de, kendilerini Ermenilerden oluşmuş ayrı bir etnik grup olarak kabul etmelidir”.

Aksu’ya göre, 300 yıl önce İslamlaşmış Hemşin Ermenileri, Ermeni bölgelerinden uzak kalmış, Ermeni Apostolik Kilisesi’nden uzaklaşmış ve Soykırım’a maruz kalmamış olduklarından dolayı asimile olmuş, dillerini kaybetmiş ve tarihi kimliklerini kaybetmişlerdir.

Aksu Hemşinlilerin, asıl Hemşin’in bulunduğu bölge olan Rize’den hangi sebeple ve ne şekilde Hopa’ya göç etmiş oldukları, Hopa’ya göçmüş olan Hemşinlilerin dillerini nasıl olup da korudukları, Rize’deki Hemşinlilerin ise unutmuş oldukları gibi, Hemşin kimliğiyle ilgili bazı konuların henüz araştırılmaya gerek duyduğunu ve benzer sorularla ilgili az sayıda araştırmanın yeterli olmadığını belirtmektedir.

Kimlik konusundaki kendi görüşünü de açıklayan Aksu, Ermeni veya Türk olmanın kendisi için önemli olmadığını, bir solcu olarak milli kimliğin utanmak veya gurur duymak için bir neden olamayacağını düşündüğünden dolayı, kendisini etnik bir kimlikle tanımlamayacağını, lakin kimliğini reddetmenin ise ruhsal bir travma yaşamak anlamına geleceğini belirtmiştir.

Hemşinli Ermeni aydın, milliyeti öncelikli olarak kabul ettikleri durumda, sağlıklı bir tartışma ortamı şekillendiremeyeceklerinden dolayı, ne “Gor” dergisinin, ne de “HADİG”in, Hemşinlileri Ermeni oldukları konusunda ikna etme niyetinde olmadığını belirtti.

Cemil Aksu,  Hemşincenin okullarda seçmeli ders olarak okutulması konusunun günümüzde tartışıldığını belirtti.

Hemşinli gençler, kendi kimlikleri hakkında. “Türkiye’de kimlik konusunda konuşmak büyük cesaret gerektirir”

Hopa ilçesinin Khiko (bu köy Khiki ve Khigoba olarak da tanınmaktadır, köyün resmi ismi Başoba’dır-“Akunq” redaksiyonu) köyünden, 39 yaşındaki Memnune Şimşek avukat olup, Hopa belediyesinde çalışmaktadır. Kendi köylerinde okula gitmiştir. Yeğeni, 38 yaşındaki Cesur Çakhaloğlu da Khikolu olup, HDP üyesidir ve bilgisayar uzmanı olarak çalışmaktadır.

Hopa’da bulunduğumuz süre içinde onlarla görüşüp, Hemşin kimliği konusunda sohbet ettik.

“Küçükken, ailemizde Hemşinceyi konuşmayı men etmiyorlardı,- diye anlattı bize Memnune Şimşek,- zevkle konuşuyorduk, ana dilimizdi. Köyümüzde bir okulumuz olduğundan dolayı, bu konuda Khiko daha serbestti, Başoba’nın 8 sınıflı okuluna gidenlerin hepsi Hemşinliydi. Sınır açılmadan önce (Türkiye-Gürcistan arasındaki Sarp sınır kapısı 1989 yılında açılmıştır-“Akunq” redaksiyonu) Ermenilerin varlığından haberimiz yoktu. Daha sonra ilişki kurduk ve diller arasındaki benzerliği fark ettik.

Sanırım Ermeniler ve Hemşinliler arasındaki benzerliklerden biri de eli açıklıklarıdır “Örneğin biz de bir şey satın aldığımızda bozuk parayı almayız. Bir diğer benzerlik ise misafirperverlikleridir”.

Hopa’da kesinlikle bir dilenciye rastlamamış olduğumuzu belirttiğimizde, Memnune “Evet. Hemşinliler arasında dilenci yoktur. Sanırım, Ermeniler arasında da yok. Bence bunun sebeplerinden biri çalışkanlıkları ve onurlarıdır”,- diye belirtti.

Hopa’da yetimhane de yoktu. Görüşmemiz esmasında Memnune, Tanrı göstermesin, herhangi bir çocuk tüm ailesini kaybettiğinde, akrabaları arasında, bu çocuğun bakımını üstlenecek birisinin mutlaka bulunacağını belirtti.

“Türkiye’de kimlik konusunda konuşmak büyük cesaret gerektirir, Hemşinlilere büyük baskılar yapılmış ve kendilerinin Oğuzlardan gelmiş olduğu iddia edilmiştir,- diye belirtti bize Cesur Çakhaloğlu, görüşmemizde.- Ancak köyden şehre indiğimde kimliğimizi öğrendim. Babam, bizim için tehlikeli olacağını düşünerek, Hemşinceyi konuşmamamızı istemiyordu. Hatta Hemşinceyi konuştuğumuz için dayak yiyorduk. Ermenistan’a yönelik ilgi var içimde. Şimdiye kadar Ermenistanlı Ermenilerle görüşme fırsatım olmamasına rağmen, özellikle ortak yanlarımız beni ilgilendiriyor. Ermenistan’ı ziyaret etmek istiyorum”.

“Hemşinlilerin kimliğinin korunmasına yönelik ne yapılması gerektiği” sorusuna Cesur, önce şakayla karşılık verdi “Bari bunun için çocuklarını dövmesinler”. Ardından da ekledi “En büyük sorun Hemşincenin yazılı bir dil olmaması. Sözlü dilin kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğundan dolayı, öncelikle bir alfabenin oluşturulması gerekir. Hemşin kimliği ve kültürünün korunması önemlidir. Biz yaylalarda, Hemşin kimliğinin taşıyıcısı olduk. Ben, tabii ki çocuklarıma Hemşinceyi öğreteceğim. Bir alfabe oluşturulursa, bu daha kolay olur”.

Sohbetimizin sonunda, Hemşin kültürünün özelliklerine değinen Cesur, “Hemşin kültürü özgündür. Örneğin neden biz bugüne kadar yüksek sesle konuşuruz? Köylerimiz birbirinden uzakmış. Birbirimize uzaktan seslenmişiz… Kültürümüzün korunmasını istiyoruz,- dedi”.

Hemşinli gazeteci, “Türkiye’de, Hemşincenin gerçek oluşumunu tespit edecek olan bir komisyon kurulacak”

Türkiye’nin Artvin ilçesinin Kemalpaşa nahiyesi sakini, 2011 yılından itibaren İstanbul’da faaliyet gösteren HADİG derneği uyelerinden Hemşin Ramazan Balcıoğlu (47 yaşında), gazeteci ve fotoğrafçıdır. Balcıoğlu, bizimle yaptığı sohbet esnasında HADİG’in kuruluş amaçları ve faaliyetleri hakkında konuştu, Türkiye’de yaşayan İslamlaşmış Hemşinlilerin kimlikleri konusundaki kendi görüşlerini sundu.

“HADİG, kurulduğu günden beri Hemşinceyi ve Hemşin kültürünü korumayı hedeflemiştir. Ben, bu kuruluşun tüzüğünü hazırlayanlardan biriyim. Yeni neslin giderek dilini ve kültürünü kaybettiğinden dolayı, HADİG derneğinin amacı, İstanbul gibi büyük şehirlerde Hemşin kültürünün korunmasıdır. Hemşinlilerin birbirlerinden uzak yaşamaya başladıklarından dolayı, bilişim teknolojilerinin geliştiği bu yüzyılda, Hemşince yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Karışmadıkları, yalıtılmış yaşadıklarından dolayı, sadece Hopa Hemşinlileri dillerini korumuşlardır,- diye anlattı bize Hemşinli gazeteci sohbetimiz esnasında ve şöyle sürdürdü,- Hemşinliler İslamlaştırıldıktan sonra Müslüman kimliğini benimsemiş. Hopalı Hemşinlilerin %80’i kendisini Müslüman olarak kabul etmekte, eğitimsiz %20 ise dine önem vermemektedir. Hemşinlilerde, Türkiye’ye ait olma bilinci vardır. Onların birçoğu,  Hemşinlilerin Ermeni kökenli olduğuna yönelik araştırmaların kendilerine zarar vereceğini düşünmektedir. Sürekli onların Ermeni olduğunu vurgulamak, milliyetçi grupları kışkırtabilir”.

Ramazan Balcıoğlu “Ermeni oldukları söyleniyorsa da, bilimsel araştırmalar yapılmamıştır” dediğinde, müdahale ederek, birçok Ermeni araştırmacının benzer araştırmalar yapmış olduğunu belirttik. Balcıoğlu, bu araştırmaların sadece Ermeni araştırmacılar tarafından yapılmış olduğunu, Hemşincenin Ermeni dilinden oluşmuş olduğu konusunda Türk bilim adamları tarafından da kanıtlanması gerektiğini belirtti. Lakin benzer bir araştırma yapabilecek nitelikte Ermeni dili uzmanlarının Türkiye’de var olup olmadığı sorusuna menfi cevap verdi.

“Ben, Türkiye’de yaşayan bir Hemşinli olarak, Hemşin kültürünün korunmasını istiyorum,- diye sürdürdü konuşmasını Balcıoğlu.- HADİG derneğini bu amaçla kurduk. Bu kuruluşun hayata geçirilmesindeki asıl amaç, Hemşin kültürünün büyük şehirlerde yaşatılması ve Adapazarı gibi, Hemşinlilerin yoğun olarak yaşadıkları yerlerde şubeler kurmaktır. Bence Hopa’da bir şube açmak, orada Lazlar ve Gürcülerle birlikte yaşadığımızdan dolayı, iyi bir fikir değildir. Hopa’da bir şube açmak, diğer halklara karşı doğru olmaz”.

Balcıoğlu’nun belirttiğine göre, Türkiye’de Hopalı ve Rizeli olmak üzere, iki grup Hemşinli var. Balcıoğlu’nun fikriyle Batı veya Rize Hemşinlilerin %80-90’ı Türkleşmiş ve milliyetçidir. Batı grubu Hemşinlileri, dağlarda yaşayanlar ve kıyıda yaşayanlar olmak üzere iki alt gruba ayrılmıştır. Kıyıda veya şehirde yaşayanlar, dağda yaşayanları, onların korumuş olduğu birçok kültür unsurlarından dolayı küçümseyerek, siz Ermeni’siniz diyerek, dağlarda yaşayanları hor görmektedir.

Batı Hemşinliler ona göre, kültürel açıdan Türk ve İslam kültürüne karışmıştır.

Balcıoğlu’nun sözlerine göre, HADİG’in bir diğer amacı da, yaşlılardan şarkılar ve deyişler kaydederek, bunları “Gor” dergisinde yayınlamaktadır.

HADİG derneğinin devlet organları tarafından baskılara maruz kalıp, kalmadığı sorusuna Balcıoğlu, menfi cevap verdi. Tersine, benzer kuruluşlar vasıtasıyla bu sorunları hükümetin denetimi altında tutmanın daha kolay olduğunu vurguladı ve HADİG’in günümüzde 280 üyesinin bulunduğunu belirtti.

Ramazan Balcıoğlu sohbetimiz esnasında, bir grup Hemşinlinin, Hemşinlilere hizmet adı altında yeni bir vakıf oluşturma aşamasında olduklarını belirtti. Oluşturulacak olan bu vakfın amacı, maddi imkânlara sahip Hemşinliler vasıtasıyla, ekonomik açıdan zor durumda bulunan Hemşinli ailelere, öğrencilere ve yurt dışında yaşayan Hemşinlilere destek olmak olacaktır.

Vakıf, Hemşinlilerin kökenini “açığa çıkarma” amaçlı bir “dil komisyonuna” da sahip olacaktır. Düzenleyenler, bu amaçla komisyona Türkiye’den olduğu gibi, Ermenistan ve yurt dışından da uzmanları dâhil etmeye niyetlidir.

Biz, bu komisyonun, Soykırım olgusunu zan altına almayı deneyen Türklerin “Tarihçiler komisyonuna” benzediği, çünkü Hemşincenin, Ermeni dilinin lehçelerinden biri olduğunun çoktan kanıtlanmış olduğunu söyleyerek, nükte yaptık.

“Dil komisyonu” üyeleri tarafından Hemşincenin Ermenice olduğu kanıtlandığında ne olur sorumuza Balcıoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti’nde, etnik gruplar için zor zamanlardır… Şimdi böyle bir şey söylenirse kaos olur. Hemşinlilerin büyük bir kısmında, Türklüğe ait olma bilinci önceliklidir. Hemşinlilerin Ermeni olduğu kanıtlanırsa, sanırım biz en azından iki-üç gruba bölünürüz. Yine de, dil uzmanlarının araştırıp, ortak bir karara varmaları önemlidir. Her halükârda, Hemşinlilerin Ermenistan kökenli olduğu ispatladığında dahi, bir şeyin değişmeyeceğini sanıyorum…,- diye cevapladı”.

Balcıoğlu ayrıca Krasnodar, Soçi ve Abazya’ya giderek, orada yaşayan Hıristiyan Hemşinlilerle röportaj yapmış olduğunu belirtti, tabii ki ana dilini kullanarak. Bu ziyaretine değinerek, “Abazya’da 200 bin Hıristiyan Hemşinli var. Maddi durumları iyi. Hemşin kültürünü korumuş olmaları hoşuma gitti. Aynı dili konuştuğumuzda kendimi mutlu hissettim. Ben şahsen farklı kültürlere yakınım. Farklı kültürlerle ilişki içindeyim… Ermenistan’a ait olsam kendimi mutlu hissederim, nereli olduğumu bilirim. Lakin Türkiye’de yaşadığımdan dolayı da mutluyum. Ben burada hiçbir ayrımcılığa uğramadım, devlet tarafından hiçbir baskı görmedim. Biz, Hemşinliler, kültürümüzü ve dilimizi korumak için her şeyi yapıyoruz. Din açısından hassas değilim. Dünya görüşüm geniştir, daraltmıyorum, dünyayı bir bütün içinde görüyorum. İnsanların dil ve din sınırlandırmaları içinde olmadan yaşamaları gerektiğini düşünüyorum. Kanunlar ve sınırlandırmalardan nefret ediyorum. Tanrı’nın yaratmış olduğu her varlık bu dünyada hür yaşamalı…”.

Sohbetimizin sonunda Ramazan Balcıoğlu, İstanbul’da Hemşin kültürünü gösteren objelerin sergilendiği bir Hemşin evi olarak, özgün bir müze açmak niyetinde olduklarını söyledi.

Hemşinliler, Ermeniler ve Ermenistan hakkında

Günümüz Türkiye Cumhuriyeti’nin Artvin ilinin, nüfusunun yarısına yakınının Hemşinlilerden oluştuğu Hopa şehrinde yapmış olduğumuz araştırmalar esnasında Ermenilere yardım etme konusunda son derece özverili ve ilgisini fark ederek, Ali Aksu ile Ermenilerle ilk tanışması hakkında konuştuk. Bir zamanlar postacı olarak çalışan emekli Ali Aksu (Khiko köyünden, 55 yaşında) bizimle yaptığı sohbet esnasında, ilk önce 1977 yılında İstanbul’da, 17 yaşındayken Ermenilerle tanışmış olduğunu belirtti.

“Babamla İstanbul’daki Kapalıçarşı’da dolaşıyorken babam, “Bunlar Ermeni” dedi. Onlarla Hemşince konuştum.

Bana cevap verdiklerinde, bizim ana dilimizi nereden bilebiliyorlar diye hayret ettim,- diye anlattı bize Ali Aksu. Dilimiz son derece benziyordu birbirine, fakat Ermeniler o zamanlar Türkiye’de Ermenice konuşmaktan korkuyor ve Ermenice ile sohbet etmekten kaçınıyorlardı.

Onlarla kendi dilimizde konuşmaktan büyük bir haz duyuyor, ayrıca kafamda bir sürü soru oluşuyordu. Nasıl ve neden bizim dilimizi konuşuyorlar? Biz mi geldik bu yanlara, yoksa onlar mı gitti bu yanlardan…? Ermenilerin tarihiyle ilgili bazı şeyler öğrenmek istedim. Ermeniler neden Soykırım’a uğramış? Ermeni tarihi benim ilgimi çekiyor. Biz, Hemşinlileri, özel olarak köklerimizden sökmüş olduklarını şimdi anlıyorum…”.

Ali Aksu, Türkiye’nin, Hemşinlilerin asimile olmasına yönelik siyasetini anlattı. “Köyde, Hemşinli çocuklar, okula gitmeden önce Türkçe bilmezlerdi. Resmi dili ancak okulda öğrenmeye başlarlardı. Okul müdürleri, Hemşince konuşan çocukları teneffüslerde azarlardı. Asimilasyon, tam da buradan başlıyordu…

Benim çocuklarım artık Hemşince konuşamıyor, sadece anlıyor, fakat cevap vermiyorlar. Çok zorluklar var. Hemşince, seçmeli ders olarak dahi okul müfredatına alınmadı.

Hemşinli çocuk okula başladığında, sorun yaşamaması için Türkçeyi iyi bilmesi lazım. Evde genelde kendi ana dilimizde konuşmaya çalışıyoruz, fakat kızlarım artık konuşamıyor, sadece anlıyorlar…”.

Ali Aksu, Ermenistan ve Ermeniler konusuna dönerek, şimdilik Ermenistan’a gitmemiş olduğunu, fakat ziyaret etme arzusunun çok büyük olduğunu belirtti ve internet ile telefon üzerinden Ermenilerle ilişki içinde olduğunu belirtti.

İşadamı Nazmi Gül (Dzağırna köyünden, resmi ismi Güneşli), 20 yıldır Türk-Ermeni iş geliştirme konseyinde (Turkish-Armenian Business Development Council) çalışmaktadır.

“Ermenistan ikinci vatanımdır, birincisi ise tabii ki Hemşin, Hopa,- diye belirtti sohbetimizde Nazmi Gül.- Kanımca, Hemşinliler ile Ermenistan Ermenileri arasındaki en büyük benzerlik, dilin benzemesinin haricinde, misafirperverlikleridir”.

“Ermenistanlılarla ilişkiniz var mı” sorumuzu Nazmi Gül, Ermenistan’da çok sayıda arkadaşa sahip olduğunu söyledi.

Adının yayınlanmasını istemeyen Hopalı bir Hemşinli işadamı ise, Ermenilerin ticarette dürüst olduklarını söyleyebileceğini belirtti. Lakin birçok kez Ermenistan’ı ziyaret etmiş olan kahvehane sahibi, Ermenistanlılarda belli bir milliyetçilik sezmiş olduğunu vurgulayarak, bu milliyetçiliğin ise, Ermenilerin kendi içlerinde kapalı yaşamalarıyla açıkladı.

İsmini açıklamamızı istemeyen bu Hemşinli, Ermeni Soykırımı’na değinerek, “İki taşın arasındayız, biri Türkiye’nin görüşü, diğeri ise Ermenilerin. Bu olayları Soykırım olarak adlandırabilir miyiz, bilmiyorum. Zulüm olduğunu biliyorum. Lakin Ermenilere de,  Yahudilere yapılanların aynısının yapılmış olduğunu söyleyemem. Emin değilim. Bu konuda çok şey bilmiyorum,- dedi”.

Hemşin kültürü, “Nenni, neni, aman, aman”

Ermenistanlı Ermeniler, Hemşinlilerin kültürü ile ilk olarak 2008 yılında, “Narekatsi” sanat derneğinde o dönemlerde henüz yeni kurulmuş olan “Vova” (Kimdir?) grubunun konseri vasıtasıyla yakından buluştu. Hemşin şarkıları, Ermenistanlı sanatçıları bir kereden cezp etti. Bu arada, Hemşince şarkıların Türkiye’de ilk defa olarak Hemşinliler tarafından değil de, Laz şarkıcı Kazim Koyuncu tarafından topluma sunulmuş olduğunu belirtmek isteriz.

Yaklaşık aynı yıllarda Ermenistan ve diaspora Ermenileri de, içinde ilk defa olarak Ermenicenin Hemşin lehçesinin geçtiği, Hemşinli rejisör Özcan Alper’in filmlerini seyretti…

Rayife Yenigül, “Ben de solcuyum”

“Ben de, ailem de solcuyuz…”,- dedi Hemşinli rejisör Özcan Alper’in “Sonbahar” filminin başkahramanının annesi rolündeki Rayife Yenigül kendisiyle yapmış olduğumuz röportaj esnasında. Artistlikle ilişkisi olmayıp, “Sonbahar” filminin, oynadığı tek film olan Rayife, rolünü o denli tabii bir şekilde oynamıştı ki, bu son dereye iyi yürekli Hemşinli kadının sadece kendi kendisini, kendisine o denli yakın olan anne rolünü oynadığını düşünüyoruz ister istemez…

Akunq.net okuyucularının da, Özcan Alper’in bu ilk uzun metrajlı filmini tanıdıklarına ve içlerinden birçoğunun da bu filmi 2009 yılında, “Sonbahar’ın” sadece gösterime girmekle kalmayıp,  FİPRESCI jüri özel ödülüne de layık olduğu “Altın Kayısı” film festivalinde seyretmiş olduğuna eminiz.

“Sonbahar” Alper’in ilk uzun metrajlı filmi olup, çok sayıda festivalde ödül kazanmıştır. Bu film, sol siyasi görüşe sahip olduğundan dolayı, gençliğinin 10 yılını hapislerde geçirmiş olan Hemşinli bir genç olan ve demir parmaklıkların ardından çıkıp, doğum yeri olan Hopa ilçesine dönerek, köklerini bulmak isteyen Yusuf’la ilgilidir. “Sonbahar” filmi, 1990’ların Türkiye’sini, solcu olmanın büyük bir suç teşkil ettiği bu ülkeyi bize sunmaktadır.

Özcan Alper “Droşak” dergisinin redaksiyonunda, rahmetli Ruben Hovsepyan, Karen Khanlaryan ve Haykazun Alvrtsyan ile yapmış olduğu sohbette filmle ilgili şunları söylemişti, “Ben bu konuya çok önem veriyorum, fakat ev benim için salt bir yapı olmakla sınırlanmıyor. Ev, geçmişin hikâyesini, kültürünü ve dilini temsil ediyor… “Sonbahar” filminde, on yıl süren hapis hayatından sonra evine, Hopa’ya dönen bir Hemşinliyi anlatıyor. “Sonbahar” filminin temelinde gerçek bir hikâye yatmaktadır. Söz, üniversite arkadaşlarımdan biri olan ve tutuklanan Cemil Aksu’yla (yukarıda belirtilen Cemil Aksu) ilgilidir…”.

Ve işte, Hopa’da bulunarak, filmdeki anne rolünü oynayan Rayife Yenigül’le mutlaka tanışmak istedik. Rayife hanım, bizi Hemşinlilere has sevecenlik ve coşkuyla karşıladı. Rayife Yenigül az konuşan olup, sorularımıza kısa cevaplar vermesine rağmen, sessizliğinde, sonsuz iyilik dolu gözlerinde okunan konuşkanlık vardı.

Rayife hanım, Hopa ilçesinin Khiko köyünde doğar. Özcan Alper’in akrabası olan Rayife hanım, 65-66 yaşlarındayken bu filmde oynamış. Bu rolü, rejisörün ricasıyla, herhangi bir karşılık olmadan oynamış.

Filmin çekimlerinden önce, tanıdıklar veya akrabalar arasından herhangi birinin sol görüşlü olduğundan dolayı baskı gördüğü veya tutuklandığı bir olayın hayatında var olup olmadığını sorduğumuzda, Rayife hanım, kocasının kardeşinin oğlunun, sol görüşlü olduğundan dolayı Trabzon’da vurulmuş olduğunu belirtti.

“Filmde oynamanın aileniz için tehlikeli olabileceği endişesi içinde oldunuz mu?” sorusuna ise, “Bu endişeler tabii ki sürekli var. Özellikle de filmin çekimlerinden önce oğlum sol görüşlü olduğundan dolayı tutuklanıp, 10-12 gün hapis cezasına çarptırıldığında …” diye cevap verdi.

Hemşinlilerin düğün törenleri ve gelenekleri

Aksu ailesinin üç kızından biri son zamanlarda nişanlanmış olup, düğün hazırlıkları içindeydi. Fırsatı değerlendirerek, aile üyelerinden birisiyle, geleneksel Hemşin düğünleri hakkında sohbet etmeye karar verdik.

Hopa belediyesinde çalışan avukat Memnune Şimşek’le de bu konuda görüştük.

“XX. yüzyılın 70-80’lerinde kızların söz hakkı yoktu. Kiminle evleneceklerine babaları karar verirdi,- dedi Khiko köyünden 25 yaşındaki Aysun Aksu.- O zamanlar Hemşinliler birbirleriyle evlenirdi, karma evlilikler çok değildi. Yakın veya uzak akrabalar arasından eş seçmeye çalışırlardı. Tanımadıkları aileden eş seçmek çok nadir olurdu. Şimdi ise genelde severek evleniyorlar. O zamanlar, kızın evine giden aracılar vardı. 50 yıl öncenin Hemşinli kızı, nişanlanacağı adamı tanımazdı. Şimdi öyle değil, genelde kız seçiyor. Şimdi daha serbest, köylerde dahi…

1. yüzyılın 70’li yıllarında, 80’li yıllara kadar damat kız evine gizlice gelirdi. Yıl içinde bir akrabanın ölmesi durumunda düğün yapılmazdı, ölüye saygı vardı.

Düğünlerde kızı getirmeye gittiklerinde, oğlanın annesi gitmez. Kızın evinde “yas” vardır.

Kızı, en yakın akrabaları giydirir. Damadın amcasının karısı veya yengesi, gelinin çorabının içine bir altın koyar. Damadın evinden birisi, gelinin evinde, mutfaktan bir bardak “çalar” damadın evine götürmek için. Gelin ilk defa damadın evine girdiğinde, gelin ve damat bu bardağı kırar.

Damadın tarafı gelin tarafına “süt hakkı” verir. Gelinin annesine “süt hakkının” ne kadar olduğu sorulur ve onun belirlediği ücret ödenir. Gelinin, düğün gününde bir çocuğun gelip, oturduğu bir çeyiz sandığı olur. Çocuk, ancak damat tarafından belli bir miktar para aldıktan sonra kalkar. Hemşinlilerin adetlerinden biri de, kapıyı bıçakla kapatma âdeti olup, gelinin, damadın evine girmeden önce uygulanmaktadır”.

“Hemşinli komşu, kız isteme törenine katılacak derecede önemli bir kişi olarak kabul edilirdi,- diye anlattı Khiko köyünden 39 yaşındaki Memnune Şimşek,- gerçi genelde aracılar sayesinde evlenilirdi, fakat şöyle bir adet de vardı. Genç kızlar ve delikanlılar, farklı toplu çalışmalar (Hemşinliler buna gor derler-Akunq redaksiyonu) veya evin temellerini atma töreni için toplanır ve bu arada birbirlerini görüp, âşık olur, maniler söylerdi iş esnasında…

Kızın çeyiz sandığını, kızdan önce çıkartırlardı. Gelinin küçük kardeşlerinden biri sandığa oturup, sadece para aldıktan sonra kalkardı. Sandık töreni şimdiye kadar sürdürülmektedir. Gelini genelde yeğeni dışarı çıkartırdı.

60 yıl önce gelin elbiseleri bizde beyaz değildi, hatta siyah olanlar da vardı. Gelin elbisesi 1960’lardan sonra değişmeye başladı. Eskiden gelini atla damadın evine götürürlerdi. Gelin, damadın evine ilk defa girdiğinde, bolluk ve bereket için başından aşağı pirinç dökerlerdi…”.

Sonunda, görüştüğümüz iki kişi de, Hemşinli Ermenilerin günümüzde geleneksel düğün törenleri yapmadıkları, evlilikleri düğün salonlarında, Avrupai stilde kutladıklarını acıyla belirtti.

Hemşinli çocukların oyunları, “Ararat benimdir!”

Hemşinli Ermeniler arasında bulunup da, bu konuyu es geçmek olmazdı, Hemşinli  çocuklar ne oyunlar oynuyordu?

“Bizim oyunlarımız, topluma yararlı işlere dahi dönüşüyordu. Örneğin, tenekelerle çamur dahi naklediyor ve bu şekilde büyüklere yardım etmiş oluyorduk”,- diye anlatıyor Khiko köyünden 38 yaşındaki Cesur Çakhaloğlu.

“Yaz tatillerinde yaylalarda beştaş veya dokuztaş, kırmızı düğme oyunları oynardık…”,- diye ekliyor yeğeni, Khiko köyünden 39 yaşındaki Memnune Şimşek.

Hemşinli Ermeni rejisör Özcan Alper’in tanınmış “Sonbahar” filminin kahramanının annesi rolünü oynamış olan Rayife Yenigül ise, kızların genelde seksek ve ip atlama oynadıklarını, topraktan ev yaptıkları, oğlanların ise tenekeden otomobil yaptıkları ve saklambaç oynadıklarını belirtmektedir…”.

Hemen tüm konuştuklarımız da, kız olsun oğlan olsun, tüm Hemşinli çocukların en sevdiği ilgi alanlarından birinin topraktan, ağaç dallarından veya yapraklardan ev hazırlamak olduğunu belirtti. Uluslararası çapta ünlü yazar William Saroyan’ın (büyük yazarla üniversite yıllarında karşılaşmış olan armenolog, edebiyat doktoru Haygazun Alvrtsyan bize aktarmıştır), tüm dünyada sadece Ermeni çocukların ev yapmayı sevdiği tespitini bu arada belirtmek gerek…

Lakin “Ararat benimdir” adlı en ilgi çekici oyunu, Kemalpaşa nahiyesinin Çançakhana köyünden (Çonçakhan, Çonçağon, resmi adı Çamurlu-Akunq redaksiyonu), adının yayınlanmasını istemeyen, orta yaşlı bir Hemşinli bize sundu. Ona göre “Ararat oyunu” (enformantımız Türkçe “Ağrı” ismini kullanmaktaydı-Akunq redaksiyonu) şu şekilde oynanmaktaydı. Herhangi bir tepenin üzerine ilk çıkmayı başaran çocuk, diğerlerinin de çıkmasını engelliyor ve “Ararat benimdir” cümlesini tekrarlayarak, galip sayılıyordu…”.

Ararat’ın Rize ilinden veya Hopa ilçesinden görünmemesine rağmen, Hemşinli çocukların bu oyunu hayal etmiş olması ilginçtir. Belki de bu oyun Hemşinlilerinin bilinçaltında çok eskiden beri korunmuştur.

Bu arada, 1973 yılında doğmuş olan Engin Yıldız, Hemşin oyunlarıyla ilgili bir belgesel hazırlamıştır. 2008 yılında ekrana çıkan “İnekler oyuncağımı yemesin” başlıklı bu film, İstanbul kısa metrajlı filmler uluslararası festivalinde ödül kazanmıştır.

Sonsöz olarak

Araştırmalar neticesinde, Hemşin kültürünün kaynağının Ermeni kültürü olmakla birlikte, yüzyıllar içinde farklı bir kültüre dönüşmüş olduğu bizim için anlaşılmıştır. Aynı zamanda da, Hemşin kültürü içinde hem Ermeni, hem de Karadeniz bölgesinin bazı kültür unsurlarının var olduğunu belirtmek gerekir.

Genelleştirerek, Hemşinli Ermenilerin, kendi kültür ve dillerine yönelik özgün bir yaklaşım geliştirerek, buna istinaden de kendilerini Ermeni olmak veya bir başka halkın temsilcisi olmaktan ziyade, doğrudan Hemşinli, kültürlerini de Hemşin kültürü olarak kabul etmekte olduklarını tespit etmek mümkündür. İnanç konusunu bir yana bıraktığımızda, kendilerini Hemşinli olarak kabul etmiş olduklarından dolayı, kimliklerine dönme sorunları, -en azından kendileri açısından- bulunmamaktadır. Bu açıdan, armenolog H. Alvrtsyan’ın görüşü enteresandır,- “İslamlaşmış Hemşin Ermenileri kendilerini Hemşil (Hemşinli) olarak adlandırıyor. Türkler ve diğer halklar da onları bu şekilde adlandırıyor. Bu çok ilginç bir durumdur. İnançlarını, büyük bir kısmı dillerini de kaybetmekle birlikte, kimlik bilincini kaybetmediler, Türkleşmediler ve Türkleri de kendilerini farklı bir şekilde, memleketlerinin adıyla anmaya zorladılar” (Haykazun Alvrtsyan, Kronapokh Hayeri Khındirnerı Turkiayi Hanrapetutyunum/Türkiye Cumhuriyeti’nde Mühtedi Ermenilerin Sorunları, Yerevan, 2014, s.106-107).

Hemşin Ermenicesinin giderek yok olduğundan dolayı, Hemşinlilerin günümüzdeki en büyük sorunu dil ve kültürün korunmasıdır. UNESCO tarafından yayınlanan, “Tehlike altında bulunan diller atlası” Türkiye’de 18 dilin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu göstermektedir. Hemşince, “kesin tehlike altında olan” diller arasında bulunmaktadır.

Tarafımızdan gerçekleştirilen araştırmalar da, Hemşinlilerin yeni neslinin artık Hemşin Ermenicesiyle hemen hiç kendisini ifade edemediğini göstermektedir. Bunun başlıca sebepleri şehirleşme, merkezileşme ve sübjektif bir faktör olarak, çok sayıda Hemşinli ebeveynin, “resmi dil olan Türkçeyi daha iyi öğrenip, iyi bir eğitim ve iş elde etme imkânına sahip olmaları” amacıyla çocuklarıyla bilinçli olarak Hemşin Ermenicesi konuşmamasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Artvin ilinin Hopa ilçesinde ve Rize ilinde yapmış olduğumuz bir haftalık yolculuk ve araştırma, “Galust Gülbenkyan” vakfının desteğinde, 2015 yılının Mart ayında gerçekleşmiştir. Araştırmamıza destek vermiş olan Batı Ermenileri Sorunları Araştırma Merkezi Müdürü Haykazun Alvrtsyan’a, “Dzayn Hamşenakan” aylık gazetesi baş redaktörü Sergey Vardanyan’a ve “Galust Gülbenkyan” vakfına şükranlarımızı sunarız.

Türkçeye çeviren: Diran Lokmagözyan

Akunq.net

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *