Doğu Karadeniz’in yok oluşa direnen dilleri: Lazca, Hemşince, Gürcüce, Romeika

Doğu Karadeniz bölgesi diller ve kültürler açısından zengin olduğu kadar bir yandan da bu zenginliklerin yok oluşuyla karşı karşıya.

Eren Dağıstanlı 

Doğu Karadeniz bölgesi diller ve kültürler açısından zengin olduğu kadar bir yandan da bu zenginliklerin yok oluşuyla karşı karşıya.

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) “Tehlike Altındaki Diller Atlası”na göre, Türkiye’de 15 dil tehlike altında. Bu 15 dilin içerisinde Doğu Karadeniz’de konuşulan Lazca, Hemşince ve Romeika da bulunuyor.

Doğu Karadeniz’de dillerinin yok olmaması için mücadele edenlerin ortak dertleri ve mücadeleleri ortak.

21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde, Doğu Karadeniz’in yok oluşa direnen dillerini, Lazca, Hemşince, Gürcüce ve Romeika üzerine çalışmalar yaparak mücadele edenlerden dinleyeceğiz.

Atina’nın (Pazar) Xunar köyünde doğan İsmail Güney Yılmaz; Lazca ve Lazlık üzerine yazınsal üretim alanında çalışmalar yürütüyor. Yılmaz’ın Zemsku (Karatavuk – 2014), Şinaxeri (Saklı – 2019) adında iki Lazca kitabı ve yayımlanmayı bekleyen ve Laz sosyolojisine eğilmeye çalışan bir kitabı bulunuyor. Yılmaz aynı zamanda 2013’te çıkan Lazca siyasi gazete Ağani Murutsxi (Yeni Yıldız) ve 2020’de Laz Kültür Derneği desteğiyle yayın hayatına başlayan Lazca edebiyat dergisi Uncire’nin (Uykusuz) emekçilerinden.

Gençler arasında Lazca bilme oranı çok düşük

Lazların nüfusu herkesin kendi keyfine göre yorumladığı spekülatif bir mesele olduğunu söyleyen Yılmaz, şöyle devam etti:

“Lazca konuşan kişi sayısı da öyle. Elde resmî bir veri yok ama dağılım alanlarından bir tahmin yapılabilir. Lazlar, Rize’de Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Çamlıhemşin, Artvin’in Arhavi, Hopa, Borçka ilçeleriyle, Batı Karadeniz ve Doğu-Güney Marmara’daki muhaceret alanlarında konuşuluyor. Benim tahminim Laz nüfusunun 400 binden fazla olduğu yönünde. Maksimum 500 bin olabilir diye düşünüyorum. Lazcayı kaç kişinin konuştuğuysa daha tartışmalı bir konu, zira tüm Lazlar Lazca bilmiyor. Özellikle gençler arasında, bölge dahil Lazca bilme oranı çok düşük. Bu zaten, Lazcanın yok olma tehdidiyle karşı karşıya neden olduğunu özetliyor. Lazcayı daha çok kadınlar konuşuyor lakin onlar da belli bir yaşın, 50’nin, üzerinde olan kadınlar. Bir de her iki cinsiyetten 65-70 yaş üstü diğer fertlerde konuşma yoğun. 40-50 yaş üstü erkekler Lazca bilse de Türkçeyi daha çok tercih edebiliyorlar. Neyse ki Lazcanın bir kalesi var. Burası Fırtına vadisinde Çamlıhemşin’deki ve Ardeşen’in yüksek yerlerindeki Laz köyleri. Buralarda çocuklar dahil hâlâ yoğun Lazca konuşuluyor. Bu istisnai alan hariç Lazca her yerde jenerasyon değişimiyle yaşamdan hızla çekilmekte”

Devlet tarafından uygulamada olan Lazca seçmeli dersleri yorumlayan Yılmaz, “Zaten Lazların evvelden beri bu alanlarda mücadelesi vardı. Televizyon yayını talebi olumsuz cevap aldı hep ama seçmeli derslere başlandı. Laz Enstitüsü’nün çabalarıyla Lazca ders kitapları hazırlandı, az da olsa Lazca öğretmeni yetiştirildi. Ancak ilginin az oluşu sorunu aşılamadı, geçtiğimiz dönem hiç Lazca sınıfı açılamadı. Tüm ilçelerde sınıflar açılabildiği zamanlarda da öğrenci sayısı birkaç yüz kişi de kalabildi. Bunun birkaç sebebi var. Biri Lazların Lazca okur yazarlığa yabancılığı ve başka seçmeli dersleri daha çok önemsemesi. İkincisi ise okul yönetimlerinin uyguladığı fiilî engeller” dedi.

ismailguneyyılmaz.jpg
İsmail Güney Yılmaz

Lazca topluma dokunursa yaşayabilir

Lazcayı yaşatmanın temel yolunun; kültür hareketini tabana ve topluma yayabilmekten geçtiğini düşündüğünü belirten Yılmaz: “Bunun için de salt Lazcacılık, Lazca için sembolik işler yapmak değil, politize olmak gerekiyor. Lazcanın yok olma sorunu Lazların sorunu olmadan bu dil kurtulamayacak. Bugün yapılan işler ileride sadece bir avuç insanın iyi niyetli çabası olarak anılacak. Epey vakittir Laz çevresinde görülen sadece Lazca gözlükleri takıp, başka hiçbir meseleye dair söz söylerken görünmemeyi ben doğru bulmuyorum. Biz bu ülkede, bu dünyada yaşıyoruz, bu coğrafyadan, bu hayattan etkileniyoruz. Genel toplumsal hareketin bir parçası olarak mücadele etmek gerek. Doğada, çay tarımındaki sorunlar, insan hakları ihlalleri de bizim problemimiz. Sözümüz olmalı. Kimlik ile sınıfı ayırıp, salt kimlikle sınırlı olan düşük yoğunluklu bir hat çizmek bu darlığı kalıcılaştırır. Laz halkının başka sorunlarına da dokunabilmek gerek, Lazcanın yok oluşuna karşı duyarlılığın da kitleselleşebilmesi için. Lazların içinde olmak lazım. Yazılı üretimin, aktif medya kullanımının yanı sıra bu topluma dokunma, yayılma istidadının da Lazcayı yaşatabilecek başat çıkışlardan olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Resmiyetten uzak, bulutlara yakın: Hemşinliler

Hopa, Kemalpaşalı olan Hikmet Akçiçek, uzun yıllardır Hemşince ve Hemşin kültürü üzerine araştırmalar yapan kişilerden. Türkçe’yi ilk okula başladıktan sonra öğrenen Akçiçek şu anda İstanbul’da yaşıyor. Akçiçek; Hemşin müzik grubu Vova, Hemşin Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği – Hadig’in ve Hemşin Kültür, Dil ve Tarih Dergisi Gor’un kurucuları ve emekçileri arasında yer alıyor.

Hemşinliler’in bir coğrafyadan ismini aldığını belirten Akçiçek; “Aslında orijini Rize’nin Çamlıhemşin ve Hemşin bölgelerine dayanan bir halk Hemşinliler. Onun öncesinde İran’dan, bugünkü Ermenistan sınırı içerisinde Sevan gölünün çevresinden, 700-800. yıllarda bir savaştan çıkarak gelen bir topluluk olarak geçiyor. Çamlıhemşin ve Hemşin bölgesine yerleştiriliyor. Gelen kişinin liderleri, prensleri Hamam isimli. Şehrin adına da o kişinin adı veriliyor. Hamamshen, Hamşen, Hemşin… Orada yaşayanlar Hamşenli veya Hamşetszi deniyor. Burada yaşayan halk Hrastiyan bir halk. Osmanlı’nın o bölgeyi fethiyle birlikte göçler başlıyor. Bir kısım batıya Samsun’a kadar göçüyorlar Hemşin’den. Onlar daha sonra Rusya’nın Soçi ve Abhazya taraflarına geçtiler hem göçerek hem de sürülerek. Bizler de, Hopa’daki Hemşinliler de bir şekilde Hemşin bölgesinden doğuya doğru geçerek Hopa taraflarına gitmişiz. 1700lü yıllara denk geliyor, Hopa’daki Hemşinliler’in Hemşin denilen bölgeden gelmesi”

hikmetakçiçek.jpg
Hikmet Akçiçek

Hopa, Kemalpaşa ve 93 harbi döneminde Hopa’dan Düzce ve Adapazarı bölgesine göç edenlerin Hemşince konuştuğunu belirten Akçiçek: “Bir de bugün Abhazya ve Soçi’de yaşayan grup da Hemşince konuşuyorlar; ama onlar konuştukları dile Hemşince demiyorlar, Ermenice’nin bir diyalekti olarak değerlendiriyorlar. Hopa’daki Hemşinliler dilimizi doğrudan Hemşince olarak ifade ediyoruz. Rize tarafındaki Hemşinliler Hemşince konuşmuyor ve bilmiyorlar; Türkçe konuşuyorlar. Fakat konuşmalarının içerisinde çok sayıda Hemşince ve Ermenice kelime barındırıyorlar. O bölgedeki insanlar Hemşince biliyor muydu daha önce, unuttular mı sonra veya Hemşince bilmiyorlardı da oradaki Hemşinlilerle beraber yaşadıkları için dilen kelimeler aldılar? Bu konu açıklığı çok kavuşmuş olan bir konu değil. Farklı iddialar var bu konuyla ilgili”

Yaylacılık bitiyor

Hemşinliler kapalı toplum yapısından geldiğini, öncelerde tarım ve hayvancılık üzerine bir ekonominin hakimiyetinden bahseden Akçiçek: “Hemşinliler de çok bariz bir yaylacılık geleneği vardır. Hemşin kültürünün yaşaması ve aktarılması konusunda da yaylacılık geleneğinin bir fonksiyonu vardır. Çünkü yaylalarda, o yüksek yerlerde resmiyetten uzak Hemşinli Hemşinliye bir yaşam sürüldüğü için Hemşin kültürü orada daha bir kök salıyor ve gelecek kuşaklara aktarılıyordu. Son yıllarda kapalı ekonomi yapısı açılınca, kentleşmeler, eğitimler vs yaylacılık kültürü özelliği yitirdi. Yaylacılık biraz daha turistik ve kültürel boyutlu bir duruma dönüştü. Böyle olunca da Hemşin kültürü içindeki üretici, yaratıcı özellikli kültürü aktaracak bir özelliği kalmadı”

Haycanlılıktan nakliyeciliğe

30-35 bin civarında insanın Hemşince konuştuğunu düşünen Akçiçek, Hemşinlilerin ekonomik dönüşümünü; “Mesleki olarak hayvancılık çok yaygındı. Hemşin koyun sürüleri Kafkasya’dan Iğdır’a kadar yayılan bir alanda barınabiliyorlardı. Şimdi eskisi gibi yoğun hayvan sürüleri ve hayvancılık yok. Bunun yerini nakliyecilik aldı diyebiliriz. Önce kamyonculuk, sonra tırlar, onun devamı olarak nakliyecilik. Hopa Hemşinliler de en yoğun faaliyet nakliyecilik denebilir. Bunun yanında çay tarımı da bölgenin önemli ekonomik kaynaklarından. Batı Hemşinlileri için de Rusya gurbetinden kaynaklanan pastacılık ve fırıncılık önemli ekonomik faaliyetler arasında” şeklinde aktarıyor.

İğneyle kuyu kazıyoruz

Akçiçek bireysel çabalarla Hemşincenin yaşatılabilmesinin zor olduğunu belirtiyor ve ekliyor:

“Bunun için çok daha farklı şeylerin hayata geçmesi gerekiyor. Beklenti olarak demiyorum; ama nesnel olarak devletin yani kamunun ülkede var olan Türkçe dışındaki dilleri kendi kültürel varlığının bir parçası olarak değerlendirip, bu dillerin yaşaması için bir anlayışın oluşması ve bunların desteklenmesi gerekiyor. Türkiye’de Lazca olsun, Hemşince olsun, Kürtçe olsun diğer dillerin küçük topluluklara ait dillerin yaşatılmasıyla ilgili çabalar, tamamen bu topluluklarda yaşayan kişilerin sorumluluk duygusuyla ortaya çıkıyor. Birçoğu da kültür ve dil konusunda eğitimi olmayan insanlar. Ben de onlardan biriyim. Hemşin ezgilerini derleyip müzik yapıyorsun, albüm haline getiriyorsun gelecek kuşaklara aktarmak ve belgelemek adına; ama eğitimimde müzikle ilgili hiçbir şey yok. Biz böyle iğneyle kuyu kazar gibi kendimiz de öğrenerek bir şeyler yapıyoruz. Dolayısıyla bu çabalarla bu dillerin korunması bir yere kadar olur, ötesi olmaz. Bunlarla ilgili kurumsal düzenlemelerin ve yapıların olması gerekiyor. Bunun kamu kaynaklarından kültür politikası olarak geliştirilmesi ve desteklenmesi gerekiyor”

Göksel Yılmaz ve Fatih Meydan Şavşat Bazgiret’de doğmuş ikin genç Gürcü. İstanbul’da yaşan Göksel Yılmaz anadili olan Gürcüce’nin yayılması için kadınların ön planda olması gerektiğini düşünüyor ve bu alanda çalışıyor. Fatih Meydan ise Artvin’de yaşıyor, bir yandan öğretmenlik yaparken bir yandan da Gürcüce seçmeli derslerde eğitim vermiş biri.

Fatih Meydan; Gürcülerin yerleşik olarak Artvin bölgesinde, 93 harbi döneminde gelenlerin Doğu Marmara’da ve Orta Karadeniz’de yaşadığını, göçle gelenlerin Batum civarından gelen Gürcüler olduğunu, Artvindekilerin ise yüzyıllardır aynı köylerde yaşadıklarını belirtiyor.

Göksel Yılmaz, Türkiye’deki yerleşik Gürcü sayısının 2-2,5 Milyon olduğunu söylüyor. Yılmaz: “Ne kadarı Gürcüce konuşuyor bu tartışılır, böyle bir rakam da yok benim bildiğim kadarıyla. Anadilleri Gürcüce olup, ailelerinde Gürcüce konuşanlar mevcut, ancak kendileri genelde konuşamıyorlar. Özellikle 90lı yıllardan sonra doğanlarda bu dili konuşma yeterli düzeyde değil. Sonradan biraz daha farkındalık başladığı için aileler tarafından çocuklarına Gürcüce öğretilmesine yönelik talepler olabiliyor”

Gürcüce konuşan iki vadi

Günlük hayatta, mahallede gezerken Gürcüce duyabilecek iki vadiden bahseden Meydan: “Borçka Maçahel vadisi ve Şavşat’taki İmerhev vadisi. İnsanların günlük hayatta gezerken Gürcüce konuştuğunu duymak çok zor. Bu vadilerde de giderek azalıyor. Artvin’de benim çocukluğumda ve şimdiki durum arasında bile çok fark. Bazgiret İmerhev vadisinin en yüksek ve en kapalı köyüdür. Orda bile 30 yaş altında Gürcüce konuşanları parmakla sayabilirsin. Benim bildiğim şu anda iki üç çocuk var. Maçahel’de de aşağı yukarı durum aynıdır. Bize eskiden anlatılan, anadili konuşmayla ilgili yasaklar ve dışardan gelen engeller durumu artık yaşanmıyor. Ben hiç yaşamadım bunları. Ama artık bunlardan daha etkili olan şehirleşme, insanların birbirine uzak olması, televizyonlar çok etkili oluyor. İnsanlar daha bilinçli ve özgür olsalar bile bu dili unutmuş durumdalar. Hiçbir baskı olmamasına rağmen kimse çocuklarıyla Gürcüce konuşmuyor, tercih etmiyor”

Alfabe öğretmeden konuşmayı öğretmeye çalıştık

Meydan, Halk Eğitim Merkezi’nde hem de ortaokul öğrencilerine seçmeli ders olarak Gürcüce eğitim verdiğinde yaşadıklarını şu şekilde aktarıyor: “Verilmiş bir hak, Gürcüce eğitim alman için önünde yasal bir engel yok; ama pratikte düşünüldüğü gibi olmuyor birçok şey, özellikle seçmeli derslerde. Halk eğitim kurslarını anlatayım öncelikle. Halk eğitim kurslarında genelde bu dili çat pat konuşabilen, meraktan ve dilini geliştirmek anlamında başvuruyorlar. Zaten bildikleri şeyi orada geliştirmeye çalıştırıyorlar. Program olarak da bir düzeni yok. Gürcüce’nin biliyorsunuz kendi alfabesi var. Farklı sesler var ve bu sesleri anlatabilecek Latin Alfabesi’nde harfler yok. Doğal olarak kendi alfabesiyle öğrenilmesi gereken bir dil; ama bize halk eğitim kursunda da seçmeli derslerde de alfabe öğretilmesi istenmedi. Alfabe öğretmeden insanlara konuşma öğretmeye çalıştık. Devletin verdiği kitaplarda bile Gürcü alfabesi vardı fakat biz öğretemiyorduk. Sonra bu tezattan dolayı birçok eleştiri yaptık, sonrasında kitaplara kondu, halk eğitim kursuna da alfabe öğretme sonradan kondu. Seçmeli ders konusunda da uygulamada büyük sıkıntılar var. 2018’di sanırım, Gürcüce seçmeli dersin tek öğretmeni olduğum için beni Ankara’ya kitap inceleme kurultayına çağırdılar. Orada da bu işin ne kadar ciddiyetsiz olduğunu, aslında kağıt üstünde yapılıyor gözüksün mantığını çok net görebildik. Çünkü bizim elimizde kitaplar yok ve kitaplar bizim Türkiye’deki öğrencilerin seviyesine uygun değil. Gürcistan’da hazırlanmış, ilkokul bir veya ikinci sınıf düzeyinde. Gürcüce’yi konuşma olarak bilip, bunu ders niteliğinde öğrenmeye yönelik hazırlanmış kitaplar. Bunlara yönelik eleştirilerimizi dile getirdik. Biz eleştirilerimizi yazdık, dilekçe olarak da verdik fakat bir dönüş olmadı”

Anadil kadınları

Göksel Yılmaz, Meydan’ın bahsettiği programsızlığı ortadan kaldırmak için Gürcü Sanat Evi aracılığıyla eğitim verdiklerini belirtiyor. Yılmaz: “Bir dili öğrenirken nasıl seviyeler varsa, A1, A2, B1 B2 gibi seviyeler oluşturduk. Şu anda A1 seviyesinde 3 yıl önce başlamış kişiler B1 seviyesine ulaştılar ve bu şekilde devam ediyorlar. Bunun nasıl bir faydası var? En azından daha ilerlettiklerini ve profesyonel olarak, akademik olarak kullanabileceklerini Gürcüce öğreniyorlar. Kadınlar yönünden baktığımızda ise kadınlar tarafından ilgi son zamanlarda arttı. Gençlerden ciddi bir talep olmasını bekliyoruz; ama olmuyor. Ben 30 yaşındayım, benim yaşımda olup da Gürcüce’yi iyi derece konuşabilen kadın sayısı çok az. Online kurslar açılıyor, pandemi sürecini bu anlamda olumlu değerlendirmeye çalışıyor. Bir dilin her anlamda bir kişiye nasıl katkısı olabileceği hakkında çalışmalar yapıyoruz. Anadili Kadınları diye bir oluşumumuz var. Gürcüce konusunda ben de orada bulunuyorum, farklı dillerden birçok kişi var. Bu şekilde ortak çalışmalara yaparak kadınları anadillerini öğrenmeye teşvik etmeye çalışıyoruz”

Bütün diller yaşatılmalı

Göksel Yılmaz’a göre Gürcüce’nin Türkiye’de önünde duran en önemli problemler: önemsememek ve farkında olmamak. Yılmaz:”Bence en büyük sorun bu, önemsenmiyor. İşe yaramayacağını düşünüyor. Aslında bir dil; bambaşka bir kültür, müzik, içerik, hayat… Bunların farkında değil insanlar, bu sahiplenmeyi yaşamıyorlar. O yüzden en büyük tehlike önemsememek. Biliyor, farkında ama önemsemiyor. Çünkü maddi olarak bir getirisinin olacağını düşünmüyor. Bunda aslında ülkemizin ekonomik koşullarının da etkisi var. İnsanların ek olarak bir şeyler yapmaya, öğrenmeye veya hobisine vakit kalmıyor. Bu yüzden de kendisine getiri sağlayacak bir şeyler öğrenmek istiyor. Aslında diller hobi olarak değil temel olarak verilmesi gereken şeyler. İlkokullarda anadilde eğitimler, diğer zamanlarda kurumlar tarafından verilen dil eğitimlerinin yaygınlaşması gerekiyor. Türkiye’de birçok farklı köken var, bunları görmezden gelemeyiz. Bu halkların burada daha sağlıklı, daha iç içe, daha sosyal ve barışçıl bir şekilde yaşamaları için bütün etnik kültürlere saygı duyulması ve bu dillerin yaşatılması gerekiyor”

Karadeniz Rumcası: Romeika

Vahit Tursun Trabzon Çaykara Ogene (Köknar) köyü doğumlu. Uzun yıllardır ekonomik kaygılar sebebiyle Yunanistan Atina’ya göç etmiş ve orada yaşıyor. 25 yıldır Romeika ile alakalı çalışmalar yapan Tursun, Türkiye’deki tek Romeika – Türkçe sözlüğün yazarı.

Romeika’nın Türkçe karşılığı Rumca olduğunu söyleyen Tursun: “Rumca çok genel bir isim tabi. İstanbul Rumcası var, Girit Rumcası var vs. Romeika derken biz Karadeniz Rumcası’ndan bahsediyoruz. Bu dili konuşanlar da bu şekilde ifade ediyor”

Romeika-Yunanca bağlantısı

Tursun, Romeika dilinin kökenini Helence olduğunu belirtiyor. Tursun:

“Dünyanın bildiği klasik Helence’dir. Yeni Yunanca ile ne ilgisi var? Yeni Yunanca da Helence’den gelme bir dil. Atina’nın bugün konuştuğu bizim Yeni Yunanca diye adlandırdığımız dil İyon lehçesinin devamı olan bir dil. Aynen Karadeniz Rumcası da İyon lehçesinin bir devamı. Yunanistan coğrafyası ile Karadeniz coğrafyası arasında mesafe olsa da dilin gelişimi ve değişimi Yeni Yunanca’ya kadar oldu. Birbirlerine de çok yakınlar. Değişimleri de süreç içerisinde çok bir fark yaratmadı. Bu diller arasında anlaşamama sorunu var fakat bu dilin çok değiştiğinden değil. Yeni Yunanca’nın içerdiği güncel kelimeleri Romeika içermiyor. Romeika’nın eğitimin durduğu dönem telefon bile yoktu. Telefon kelimesini bile bir yerden alıp kullanıyorsun. Romeika bu konuda geri kaldığı için, çağdaş Yunanca’da olan masa başı türetilmiş kelimeleri Yunanca’nın içerisinde 2-3 kelime anlayabiliyorsun. Fakat çok iyi Rumca bilen ihtiyar bir nine, Yunanistan’da bir köye gitse ve orada başka bir nineyle karşılaşsa günlük işlerle alakalı rahatlıkla anlaşabilir. Yani sorun şehirliyle. Şehirlinin konuştuğu türetilmiş kelimelerle anlaşamıyor, köyde gündelik şekilde Yunanistan’da yüzde seksen doksan anlaşır. Böyle bir yakınlığı var diyebiliriz Yunanca ve Romeika’nın”

“Ölürsem 10 bin kelime heba olur”

Vahit Tursun uzun yıllar kelime derleme üzerine çalıştıktan sonra, beyninde doğuştan gelen bir damar hastalığı yüzünden hastaneye düştüğünü ve sonrasında sözlük sürecinin hızlandığın aktarıyor: “O hastalık vesile oldu aslında sözlüğün bitmesine. Çünkü 10 binden fazla kelime derlemiştim, eğer ölürsem bunlar heba olacaktı. Belki de hatalarla belki de biraz amatörce bitmesine sebep oldu. Hastalık olmamış olsaydı, sözlük henüz yoktu. Çünkü sözlük yazmak zor bir iş. Kendimce bir metodoloji yaratmaya çalıştım, fakat o metodoloji her seferinde yolda sorunlar yaratıyordu. 2016 yılında kendimce bitirdim, yayınevine de göndermiştim. Sonra dilbilimci bir arkadaşım bir sayfadan örnek istedi. Baktı ve bu olmamış at çöpe dedi. Eleştirilerini ve önerilerini dinledim. Diğer sözlüklerden örneklere baktım, kendimi geliştirdim ve sonra tekrar bitirdim. Sözlük bu süreçte demo sözlükler çıktı. Bu konuda ilgili arkadaşlara dağıtıldı ve her arkadaşımız hatalarını bildirdiler. Ancak ilgili arkadaşlar da Romeika bilmiyor. Türkçe hataları söylüyorlar fakat bana Romeika hataları bildirecek kimse yok. Dolayısıyla çok uğraştım. Helence gramer öğrendim. Pontus Rumcasıyla ilgili burada oluşturulan gramerleri inceledim. Kısa bir zaman zarfı içerisinde otodidakt yaptım. Bunları bilen birisini bulsaydım aslında sözlüğü vermeye hazırdım. Sözlüğü bitirdim dedim, bir yandan da operasyonlarım var. Kısa bir zaman içerisinde elimden geleni yaptım. Neticesin bu sözlük 2018’in mart ayında yayımlandı. Bana kalsaydı ve zaman sıkıntım olmasaydı ben bu sözlük üzerine beş yıl daha çalışabilirdim. Yine de tarihsel açıdan çok önemli. Umarım bundan sonrasında yeni nesil ilgilenir. Bir de bunun grameri olması gerekiyor. Sözlüğün yetim kalmaması açısından bu önemli. Romeika sözlük var ama gramer yoksa sözlük bir işe yaramıyor pek. Sözlük sadece kelimelere bakmak için. Dolayısıyla bu konuda çalışacak insanlara, gelişecek insanlara ihtiyaç var. Fakat maalesef yok. Ufukta gerçekten bu işi kotarabilecek kişiler gözükmüyor”

 

VahitTuranSözlük1.jpg
Vahit Tursun ve sözlüğü / Fotoğraf: Independent Türkçe

Romeika’nın 50 yıl ömrü kaldı

Romeika şu anda Tonya, Sürmene, Of, Maçka, Dernekpazarı ve Çaykara’nın yüksek kesimlerinde 55-60 civarı köyde konuşulduğunu söyleyen Tursun: Tabi bizlerin köylerden dışında 5-10 kat diasporamız var. Türkiye’nin çeşitli yerlerine göç etmiş gruplarımız var. Bunların hepsi hemen hemen Romeika biliyor. Ancak yeni nesil kullanmıyor artık. 20 yaşında gençler Rumca’yı kullanmıyor. Gençlerin yaptığı bütün aktiviteler Romeika’nın dışında aktiviteler. Yani orada Romeika kullanmasının imkanı yok. Ailesi inatla konuşuyorsa ancak anlıyor; ama Türkçe cevap veriyor. Bu açıdan bakarsak bu dilin Türkiye’deki ömrü 50 yıl kadar. 50 yıl olarak günlük olarak kullanılmayan bir dil olacak”

Tursun’a göre anadilin yaşamasındaki en önemli faktörler coğrafya ve geleneksel yaşamla kurulan bağ.

VahitTuranSözlük2.jpg
Vahit Tursun’ın Romeika-Türkçe Sözlüğü

 

“Coğrafya’dan koparsanız anadil gider. Ne kadar o coğrafyada yaşarsanız, ne kadar coğrafyayla haşır neşir olursanız anadil kalıcı olur. Bugün coğrafyada yaşayan insanlar orayı sanki yazlık gibi kullanıyor. İşin bir de bu yanı var. Çünkü eskiden insanlar toplanır hepsi birlikte ormana gider, ot keser, ot yüklenir vs. Hep birlikte yaptığı işleri adlandırarak, güncel konuşurdu. Şimdi herkes evinde televizyon izliyor. Hayvan da bakılmıyor. Köyde olmayan veya evde olmayan bir şeyi bulmak için doğaya gitmeye de ihtiyaçları yok. Doğal olarak bunlar da süreci hızlandırılıyor. Bu konuda yeni neslin ilgisini çekebilecek şeyler öğretilebilirdi. Okullarda, üniversitelerde çalışmalar yapılabilir. Fakat devletin durumu ortada”

Mama masasından çıkan fikir: Karadeniz dillerinde çocuk şarkıları

Karadeniz’de konuşulan farklı dillerden çocuk şarkılarının yer aldığı Heyamoli albümü Ayşenur Kolivar ve Onur Şentürk imzasıyla 2020 yılında çıktı.

Ayşenur Kolivar proje fikrinin çocuğuna yemek yedirirken ortaya çıktığını anlatıyor. Kolivar: “Böyle bir çalışma yapalım diye masa başına oturmadık. Yine masa başındaydık; ama mama masası başındaydım. Oğlum Erdem’e mama yediriyordum. Klasik çocuklar yemek yemeyi sevmiyorlar, oynatarak yedirmeye çalışıyorsunuz. Fakat tableti tabi önüne koyunca o mamalar anında yeniyor. Böyle tabletle yemek yiyor. Yemek sırasında, Erdem’in sürekli İngilizce izlediğini fark ettim. Çocukların izledikleri videolardaki dillerle kurdukları ilişkiler ilgimi çekmişti. Aslında bu Asude’yi büyütürken de ilgimi çekmişti. Evde bir gün Kürtçe bir şarkı çalışırken, o da evde mırıldanıyor Kürtçe kelimeleri söylemeye çalışıyor. Mesela Asude’nin Lazca’ya çok özel bir ilgisi var. Çünkü onun büyüdüğü dönemde ben Lazca çok çalışmıştım. Bu benim hep dikkatimi çekiyordu, çocukların bu dillerle ve müzikle olan ilişkisi. Erdem’in de o videolardan öğrendiklerini söylemesi, İngilizce şeyler söylemesi ve bir süre sonra İngilizce konuşmaya başlaması… İyi, hoş da bu çocuk İngilizce’yi, İspanyolca’yı zaten öğrenir. Bizim topraklarımızın dillerini keşke öğrenebilse; Lazca, Hemşince öğrenebilse gibi düşündüm”

Projeyi başta Lazca olarak düşündüğünü ve Onur Şentürk ile fikri geliştirdiklerini belirten Kolivar: “Onur yaparız, birlikte oluştururuz dedi ve biz yola çıktık. Bu proje gerçekleştiyse öncelikle çocuklarım sayesinde, onların dille kurduğu ilişkiyi görmek. İkincisi de başta Onur Şentürk olmak üzere, etrafımdaki herkesin bu projeyi çok desteklemesi. Önce Lazca kısmını İsmail Avcı’nın bizi cesaretlendirmesiyle başladık. Sonrasında Hemşince ve Gürcüce eklendi. Çeviri sürecinde zorlandığımız şarkılar oldu. Bunların başında Ali Baba’nın Çiftliği geliyor. Çünkü çiftlik kelimesi yok Lazca’da, Gürcüce’de… Her dilde birtakım çözümler bulmaya çalıştık. Epeyce bir uğraştık çeviri kısmıyla. Çocuk şarkıları söylemenin de kendine has zorlukları varmış. Duygulu ve keyifli bir çalışma süreciyle bu projeyi oluşturduk. Umarım insanlar da keyifle dinliyorlardır ve çocuklara da bir kuplecik de olsa katkımız oluyordur.

Ayşenur Kolivar ve Onur Şentürk’ün hazırladığı Karadeniz Dillerinde Çocuk Şarkıları: Heyamoli’yi  youtube üzerinden dinleyebilirsiniz.

https://www.indyturk.com/node/319366/ya%C5%9Fam/do%C4%9Fu-karadeniz%E2%80%99-yok-olu%C5%9Fa-direnen-dilleri-lazca-hem%C5%9Fince-g%C3%BCrc%C3%BCce-romeika 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *