HEMŞİNLİ ERMENİLERİN TARİHİNDEN

Babgen Harutyunyan

Erivan Devlet Üniversitesi,

Tarih doktoru, profesör 

 

Yaklaşık yüz yıl önce onbinlerce Hemşinli Ermeni günümüzün tanınmamış Abhazya Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu’nun Krasnodar ili bölgesine göçtü. İşbu tez, büyük bir kısmı zorla İslamlaştırılmış, bugün Türkiye’ye ait olan Karadeniz’in güney-doğu sahillerindeki topraklarda günümüze kadar ikamet eden Hemşin Ermenilerinin oluşumu, gelişimi ve gelecekteki kaderlerinin araştırılmasıyla ilgilidir.

Ermenilerin, Araplara karşı 774–775 yıllarındaki ayaklanmasından sonra Araplar, hürriyet sever Ermeni halkı için dayanılmaz şartlar yarattıklarından dolayı halkın büyük bir bölümü komşu Bizans İmparatorluğu’na sığınmaya mecbur oldu. Vergiler yükseltildi ve vergi veremeyen halkın köle olarak satılmasına varan baskı ve zulüm gerçekleştirildi. Ermenistan valisi Ubeydullah ibn-al-Mahdi ve yardımcısı Süleyman’ın yönetim yıllarında durum artık dayanılmaz olmuştu.

Ermeni tarihçi Ğevond’a göre, erkekler, kadınlar ve çocuklardan oluşan 12 bin Ermeni, başta Amatuni soyundan gelen prens Şapuh ile oğlu Hamam olmak üzere birçok Ermeni beyleri ve süvari birlikleri eşliğinde Ermenistan’ın merkez bölgelerini terkedip Yunanlıların ülkesine, Bizans’a geçer. Ülkeyi terk eden Ermeniler, arkalarından gelen Arap ordularını Kokh ilçesinde yenilgiye uğratarak Akamsis veya Çoruh çayını geçip Egerlerin ülkesini kat ederek Pontus’a girerler. Bizans İmparatoru Konstantin, onları memnuniyetle kabul edip, beylik haklarını tasdik ederek bereketli topraklar verir1. Bu göç ile ilgili Şapuh ve Hamam prensleri haricinde, Ermeni katolikosu (Ermeni kilisesinin önderi-çevirmenin notu) Yesai Yeğipatruşetsi (775–788), Arap vali Ubeydullah, yardımcısı Süleyman (788–790) ve Bizans İmparatoru VI. Konstantin’in (770–797) isimleri geçmektedir, dolayısıyla göçün ve Ermeni Hemşin beyliğinin kurulmasının tarihi, 788 yılında vuku bulan Yesai Yeğipatruşetsi katolikosun ölümünden sonra yani 789 veya 790 olmalıdır.

Şapuh Amatuni’nin göçün baş tertipçisi olmasına rağmen, Hamşen (Hemşin) veya daha doğrusu Hamamaşen ismi, oğlu Hamam ile bağlantılıdır. Bu olaylardan bir veya iki yüzyıl sonra şekillenmiş olan kaotik tarihi rivayete göre Hamam Amatuni, başlangıçta Tambur şehrine yerleşmişti. Bu şehir, daha sonraları Persler (Araplar olmalıdır) ile işbirliği yapan Gürcü beyi Vaşdean tarafından işgal edilir. Onu ihanetle suçlayan prens Hamam tutuklanarak elleri ve ayakları kesilir2. Bu olaylardan sonra prens Hamam, Gürcü prensi tarafından yıkılmış olan Tambur şehrinin yerinde yeni bir şehir kurar ve şehri kendi ismiyle Hamamaşen adlandırır3. Hamamşen ismi zaman içinde Hamşen veya Hemşin’e değişir. Farklı kaynaklara göre, Karadeniz’in ormanlarla kaplı kıyı şeridinin güneyinde çok az sayıda insan yaşamaktaydı. Bu husus, Ermeni göçmenlere Hemşin’de nispeten kolay yerleşme imkânı vermiştir. Yine de yeni gelenler ile yerli Ermeniler arasında çatışmalar vuku bulmuş olabilir. Kanımızca, Hemşinli Ermenilerin “Dünya yaratıldığından beri Hemşin insan yüzü görmemişti”4 deyişi, Ermeni göçmenlerin ıssız veya az meskün topraklara yerleşmiş olduğu tezimizi desteklemektedir. Hemşin, hayli güçlü bir prensliğe dönüşerek, daha sonraki yüzyıllarda Yüksek Hayk başta olmak üzere Ermenistan’ın çeşitli yerlerinden gelen yeni göçmenler için sığınma yerine dönüşmüştür.

Hemşin ve çevresi, dış dünyadan kesilmiş, izole olmuş, az güneşli ve rutubetli bir bölgedir. Hemşin’i ziyaret etmiş olan 13. yy. Ermeni tarihçisi Hetum bu özellikleri kaydederek, pratikte bölgede yolların bulunmadığını belirtmektedir5. Hemşin üzerinden İspanya’ya dönmüş olan İspanyol diplomat ve gezgin Rui Gonzales de Klavijo da bölgeyi, sakinlerini ve geleneklerini anlatan eserinde aynısını tekrarlamaktadır6. Bölgenin konumu, coğrafi ve iklim şartları, yolları ve başka ayrıntıları K. Koch, S. Haykuni, P. Tumayants başta olmak üzere yabancı ve Ermeni yazarların eserlerinde bulmak mümkündür.

12 bin göçmenin ilkin hangi bölgede yerleştikleri hakkında hiç bir bilgi bulunmamaktadır. Ne yazık ki Ortaçağ kayıtlarında, Hamamaşen isminden başka hiç bir bilgi korunmamıştır. Sadece 15. yy.da Hemşin beyliğinin güneyde Sper (İspir), yani Doğu-Pontus dağları ile sınırdaş olduğunu bilmekteyiz. 19. yy.dan itibaren az-çok ayrıntılı bilgiye sahip olmaktayız. Alman bilim adamı K.Koch’a göre Hemşin bölgesi, bir bey yönetiminde yarı bağımsız bölge idi. Merkez konumda bulunan Hemşin’den başka Hemşin sancağı, merkezleri Kalapotamos çayının yukarı kısmında bulunan Cemil köyü, Mapavra çayı kıyısındaki Ortaköy ve sahil şehri Atina yakınlarındaki Marmand köyü olan üç derebeylikten ibaretti7. Etnograf S. Haykuni’nin bilgileri daha ayrıntılıdır. Haykuni’ye göre Hemşin bölgesi, Sper (İspir) ve Rize arasında bulunan ve ormanlarla kaplı devasa dağlarla çevrili iki çayın ve bu çayların yan kollarının havzalarını kapsamaktaydı. Cemil çayı Kalapotamos çayına dökülmektedir. Asıl Hemşin, Rize’den 24 saat yürüme mesafesinde bulunan Et-para köyünden başlamaktadır. Manavra çayı Karadeniz’e, Yukarı Kale çayı ise Atina yakınlarında Karadeniz’e dökülen Fortuna çayına dökülür. K. Koch’un verdiği bilgilere göre Hemşin nüfusu o tarihlerde 8 000 kişi civarındaydı.

Hemşin beyliği tarihini genel hatlarıyla tanıyalım. Verilerin tamamen eksik olmasından dolayı Amatuni prenslerinin Hemşin’de ne kadar süre iktidarda bulunduklarını saptamak mümkün değildir. Arap kaynaklara göre Trabzon ve çevresi Ermeni Bagratuni devletine dâhil olmuştur, dolayısıyla, en azından 9. yy. sonları – 10. yy. başlarında Hemşin prensliği, Ermeni krallığı toprağı idi. 19. yy. sonlarına kadar korunan bir rivayet, Grigor ve Martiros beylerin kralların soyundan gelmiş olduklarını anlatmaktadır. Prens Martiros, oğlu Artaşes için prens Grigor’un kızının elini isteyince Grigor, kızını Artaşes’e vermeyi reddeder, fakat Martiros, Grigor’u yenerek oğlu Artaşes’i onun kızı ile evlendirir. Martiros, Hemşin’in büyük nehrinin yukarı kısmında büyük bir kale kurar. Bu kale, 19. yy. sonlarına kadar Artaşen olarak anılmakta idi8. Martiros ve Grigor’un kralların soyundan geldikleri ve o dönemde bölgede Bagratuniler’in yönetimde bulunduklarını hesaba katarak, onların Bagratuni hanedanına mensup olduklarını veya Bagratunilerle akrabalık bağları bulunduğunu tahmin edebiliriz.

13. yy. başlarından Hemşin prensliği, 4. Haçlı seferinden sonra meydana gelmiş olan Trabzon İmparatorluğu bünyesinde yarı bağımsız bir bölge olarak yer alır. 1223 yılında Konya Sultanlığı ve Trabzon İmparatorluğu çatıştıklarında, Hemşinli Ermeniler veya kaynaklara göre Khağdik ve Matsuka bölgesi sakinleri Konya ordusuna müthiş bir darbe vurup çok sayıda asker ve at ele geçirmişlerdir. Khağdik adının belirtilmiş olması, rakibe ölümcül darbe vurma konusunda sadece Hemşinli değil, Çoruh havzası Ermenilerinin de iştirak ettiklerini anlamaktayız.

1360’lardan itibaren, Çoruh Nehri’nin orta bölgesinde Baberd veya Bayburt emirliği kurulur. Bu emirlik, büyük ihtimalle Hemşin beyliğiyle birlikte, önce Celairliler, daha sonra ise Timur yönetimi altında bulunmuştur.

15. yy. başlarından itibaren Hemşin beyliği, Arakel (Arraquiel) ismi ile birlikte anılmaya başlar. İspanyol diplomatı Klavijo, vatanına dönüş yolunda Sperin (İspir) Müslüman emirinin misafiri olduktan sonra, prens Arakel’in ismiyle anılan “Arakel’in memleketine” hareket eder. Klavijo, Arakel ülkesinin sakinlerinin Ermeni Hıristiyanlar oldukları halde vergi almadan topraklarından geçirmek istemediklerinden şikâyet etmektedir., çünkü Sper emirin tarafından saygıyla konuk edilmiş olan Klavijo’nun, Arakel’in ülkesinden geçmek için vergi ödemeye mecbur olması Arakel’in, Sper emirine tâbiliğinin sembolik olduğunu göstermektedir.

1422 yılına kadar Hemşin beyliği tekrar Arakel isimli başka bir prensin elinde bulunur9. 1425 yılında Hemşin baronu veya beyi (büyük olasılıkla Arakel’in oğlu) David idi. Davit’in iktidarlık yılları Ermenistan katolikosu Poğos (Paul) ve Kara-Koyunlu İskender Bey dönemlerine denk düşmektedir. Bununla ilgili veriler Hemşin’deki Koştents manastırındaki bir kayıtta bulunmuştur10. Hemşin bölgesi, bulunduğu coğrafyanın ulaşım zorluğuna rağmen, Kara-Koyunlu devletinin güçlendiği dönemde, Trabzon İmparatorluğu ve Kara-Koyunlu devleti arasındaki ticarette önemli bir konuma sahip olur. Bu ticaretle ilgilenen tüccar Hoca Şamşadin, 1431 yılında Trabzon’daki Çarkhapan kilisesini restore ettirir, bir yıl sonraysa Ermenilerle meskûn Kafa (Teodosya) yakınlarında bulunan Anton manastırına N. Şnorhali’nin şiirlerinin el yazmasını sipariş eder11. Hoca Şamşadin’in Hemşin beyi David’e yazılmış olan ve günümüze kadar ulaşmış olan mektubunda David’in, saptanmış olan vergilerle yetinmesini ve fazlasına tamah etmemesini, malların güvenliğini sağlamasını, ayrıca aynı prensiplere uyması konusunda Sper emirine de başvurmasını tavsiye etmektedir. Böylelikle, İskender’in iktidarı döneminde prens David’in önemli nüfuza sahip olup komşu Sper emirine de tavsiyelerde bulunabilecek konumda olduğunu görmekteyiz. 1440 yılında prens David oğlu Vard ile beraber hâla iktidarda bulunmaktaydı. Bununla ilgili verileri Khujik manastırındaki bir kayıtta rastlamaktayız.

Yirmi yıl sonra Hemşin beyliğini, çok ağır şartlar altında bulmaktayız. Vard’ın henüz erişkin olmayan oğlu Veke (büyük ihtimalle Viken), Şahali adlı birine karşı yenilerek esir alınıp şeyh Haydar Sefevi’ye (1456–1488) teslim edilir. L. Khaçikyan’a göre yukarıda ifade edilen Şahali büyük olasılıkla Bayburtlu Aşireti’nin önderiydi12. Bununla birlikte Hemşin Beyliği ortadan kalkmamıştı. Beyliği büyük bir ihtimalle Veke’nin kardeşi olan David yönetmeye başlamıştı.

1489 yılında Hemşin veya Arakel beyliği artık varlığını sürdürmemekteydi. David’in iktidar yıllarında Hamşin-Sper ilçesi hâla Ak-Koyunlu şahı Yakup’un egemenliğinde bulunmaktaydı, fakat Osmanlılar gitgide sınırlarını genişletip 1489 yılında veya bundan kısa bir süre önce Hemşin prensliğini zaptettiler.

Meslektaşları ve öğrencileri tarafından “baronoğlu” veya “kral soyundan” anıldığından dolayı, ünlü bilim adamı ve öğretmen Hovhannes Hemşintsi’nin (Hemşinli Hovhannes) büyük olasılıkla, Hemşin prensleri soyundan gelmiş olduğunu kabul edebiliriz. Bu durum, en azından 9. yy.dan itibaren Hemşin’in, Bagratuniler veya onlarla akrabalık bağlarıyla bağlı olan Amatuni prensleri tarafından yönetildiğini göstermektedir. Hovhannes Hemşintsi, Grigor Tatevatsi’nin (Tatevli Grigor) öğrencisi olup Tatev üniversitesinde mükemmel bir tahsil görmüştü. Din adamı olarak kutsandıktan sonra Erzincan yakınlarındaki Avag-vank manastırına yerleşir. Hağpat, Taron, Daranaga, Sivas, Tivrik, Trabzon, Kırım gibi çeşitli yerlerden öğrenciler bu ünlü din adamı etrafında toplanırlar. Hovhannes Hemşintsi tarafından yönetilen üniversite 1489 yılında Aziz Hakob veya Kapos manastırına taşınır. Üniversitenin rektörü, din adamı Hovhannes 1497 yılında vefat eder.

Avag-vank ve Kapos manastırları Hemşin prensliği dışında bulunmalarına rağmen 15–16. yy.larda Hemşin’de de manastırlar ve yazım merkezleri vardı. Voskyan’a göre Hemşin yöresinde Khaçekar, Aziz Khaçik baba ve Varşam veya Varsambek olmak üzere üç manastır vardı. Fakat L. Khaçikyan, bilinen ve yeni bilgiler üzerine onların aynı oldukları sonucuna varmıştır. Khaçekar manastırı Yeğnhovit köyünde bulunmaktaydı ve rahip Karapet bu manastırda çalışmıştı.

Hemşin yöresindeki tek manastır Khaçekar manastırı değildi. Voskyan’ın bu konuda veriler sunmamasına rağmen, 15. yy. ortalarından itibaren Koştents ve Khujka veya Khujik manastırları da anılmaktadır. Hemşin’de onlarca ve yüzlerce el yazmaları yazılmış olduğu şüphe götürmez, fakat bunların büyük bir kısmı işgalcilerce yok edilmiş veya günümüze kadar bilim dünyasına meçhul kalmışlardır. Hovhannes episkopos Hemşinli, Hakob Hemşinli, rahip Movses gibi Ermeni kültürünün temsilcileri olan çok sayıda Hemşinli Ermeni, tarihi Ermenistan’ın değişik manastırlarında emek vermişlerdir.

Nüfusun önemli bir kısmının zorla İslamlaştırılması, Hemşinli Ermeniler için trajik sonuçlar doğurmuştur. S. Haykuni, folklorik öğeleri temel alarak, 1708–1710 yıllarında vuku bulduğunu varsaydığı Kara-dere Ermenilerinin İslamlaştırılma sürecini açığa çıkarmıştır. Dolayısıyla, onlarca yıl önce gerçekleştirilmiş olan Hemşin’in zorla İslamlaştırılması, 17. yy.da vuku bulmuş olabilirdi. Bugün hak etmediği bir şekilde unutulmuş olan araştırmacı P. Tumayants’a göre Kara-Dere Ermenileri zorla İslamlaştırılmaktan kaçınmak için yaklaşık 170–180 yıl önce Sper, Babert ve kısmen de Hemşin’den bu bölgeye göçmüşlerdir. İslamlaştırma süreci sonunda dinlerinden dönmemiş olan Kara-dereliler üzerinde baskılar yoğunlaştığından dolayı binlerce Ermeni tüm varlıklarını kaybederek Trabzon, Ordu, Çarşamba, Sinop ve Adapazarı’nın köylerine ve şehirlerine kaçmak zorunda kaldılar13. L. Khaçikyan’ın verilerine göre, asıl Hemşin bölgesindeki nüfusun İslamlaştırılması 1690–1700 yıllarında, Kara-dere Ermenilerinki ise 1780 yılında yaşanmıştı. Yaklaşık aynı dönemde de Çoruh bölgesine yerleşmiş olan (Hopa-Hemşiller) Hemşinlilerin İslamlaştırılması gerçekleştirilmişti. İslamlaştırılma, ancak Ermeni nüfusun onlarca yıl süren kahramanca direnişlerinin bastırılmasından sonra mümkün olabilmiştir. Daha 19. yy. başlarında H. Bjşkyan, Hemşinlilerin “kes-kes” (yarı-yarıya) olduklarını,  yani Müslüman olmalarına rağmen gizlice Hıristiyan inanışlarına sadık kalmış olduklarını belirtmekteydi. Kara-dere Ermenileri de böyle idi. Bu insanların kullandığı çifte isimler “yarı-yarıya” olduklarının en belirgin ifadesidir. Ali-Sargis Karapetoğlu, Mahmut Hovhannesoğlu vs. İslâmlık burada sadece 1890’lı yıllarda galip gelmiştir. P. Tumayants’a göre 19. yy. ortalarında sadece Yeğnhovit köyünde 20 Hıristiyan aile kalmıştı.

İslâm’ı kabul etmiş olan Hıristiyanlar, kendilerini genelde Müslüman veya Osmanlı olarak adlandırırdı, fakat Hemşinli Ermeniler İslamlaştırıldıktan sonra dahi Ermeni dilinin hemşin lehçesini, folklorunu, nehir, vadi ve dağların Ermenice isimlerini korumuşlar ve kendilerine Hemşinli olarak adlandırmaktaydı. Hemşinliler günümüze kadar aile içinde kendi lehçelerini konuşmaktadırlar. G. Dümezil, 1962 yılında Hemşinli bir öğrenciden Hemşin lehçesinde üç hikâye kaydetmiştir. Bugüne kadar da Hemşinliler cesaret, adalet, namusluluk ve samimiyetleriyle ünlüdür ve yabancılarla evlenmezler. 19. yy. sonlarında sayıları 16 bin civarındaydı. H.Açaryan’ın verilerine göre Ermeni soykırımı öncesinde Türkiye’de 20 bin Hıristiyan Hemşinli ve yaklaşık olarak o kadar da Müslüman Hemşinli vardı. Kuşkusuz, bugün Müslüman Hemşinlilerin sayısı çok daha fazladır ve Fırtına Nehri ile bu nehrin kollarının geçtiği vadilerde ve Kara-dere vadisinde ikamet etmektedirler. Hopa Hemşinlileri, Hopa bölgesinde, Lazların yerleşim yerlerinden daha güneyde, ikamet ederler. Lâkin Laz köylerinde de Hemşinliler bulunmakta ve içine kapanık bir hayat sürmektedirler.

Coğrafi şartlar ve işlenecek toprakların az olmasından dolayı Hemşinliler eski zamanlardan itibaren Karadeniz sahillerinde yayılıp yeni yerleşim yerleri kurmuşlardır. Yeni yerlere yerleşmeleri esnasında sık-sık Yunanlılar ve Lazlarla çatışmalar yaşanmıştır. Bu çatışmalar folklora da yansımış olmakla birlikte, halk destanları maalesef yazıya dökülmemiştir. Hemşin’den Ermeni nüfusun göçü, zorunlu İslamlaştırma yıllarında daha da yoğunlaşmıştı. Yukarıda ifade edildiği gibi bu süre içinde Hemşinliler bütün güney Karadeniz sahilleri boyunca yayıldılar. H.Açaryan’ın verilerine göre soykırım öncesinde Trabzon’da 800 aile, Değirmendere’den Yamboli çayına kadar 2340 kişi, Sürmene’de 100 aile, Akhçeabad’da 4000 kişi, Tripoli’de 40 aile, Giresun’da 400 kişi, Canik’te 2000 kişi Ermeni yaşamaktaydı. Hemşinli göçmenler İzmit’e (Nikomedia) dahi yerleşmişlerdi.

Hemşinli Hıristiyan Ermeniler, Ermeni soykırımı yıllarında Türk barbarların kurbanı oldu. Bu insanların bir kısmının İslam’ı kabul edip kendi lehçe ve geleneklerini koruyup bugüne kadar Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde ikamet etmekte oldukları kuvvetle ihtimal dâhilindedir.

Birçok Hemşinli, Kırım ve Karadeniz’in Kafkasya sahillerine göçmüştür. 14. yy.dan itibaren Hemşinli göçmenlerin en çok tercih ettikleri yerin Kırım yarımadası olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz. Bazı parametreleriyle güçlü bir şekilde Hemşin lehçesini hatırlatan Yeni-Nahiçevan’lı Ermenilerin lehçelerindeki Kırım Ermenileri lehçesinden izler bunu ispatlamaktadır. Hemşinli Ermeniler, Kırım üzerinden -Estonya’ya kadar- kuzey ülkeleriyle bağlantı kurmuşlardı.

1860’lı yıllardan başlayarak, fakat özellikle 1877–1878 Rus-Osmanlı savaşından sonra Hemşinli Ermeniler Karadeniz’in kuzey-doğu sahillerindeki Sukhum, Soçi, Matsesta, Mtzar, Tzebelda, Adler, Şapşuğa, Yeni Afon, Gagra gibi yerleşim merkezlerine yerleşmeye başladılar. Daha sonra ise Kuban ve Yekaterinodar yönünde yayılıp yeni yerleşim yerleri kurmuşlardır. Karadeniz’in Rusya sahilinin gelişmesi büyük ölçüde Ermenilerin bölgeye yerleşmesiyle ile ilintilidir. Ermeniler, Karadeniz’in Rusya kıyılarında tütüncülüğün gelişmesinde büyük rol oynamışlardır.

Ermenilerin çabaları sayesinde bölgenin ekonomik hayatı canlanıp asırlık bataklıklar kurutulmuş, büyük miktarda ormanlık alan verimli tarlalara dönüşmüştür. Ermenilerin bölgedeki sayısı daha 15 bin dolaylarındayken başarıları hakkında konuşulmaya başlanmıştı. Birinci Dünya Savaşı’nın dehşet günlerinde ve Ermeni soykırımı yıllarında bölgeye yerleşen Ermenilerin miktarında artış gözlemlenmiştir. 1944 yılında Hemşinli Ermenilerin sayısı 60 bin olup –son trajik olaylardan sonra hissedilir bir kısmının Rusya Federasyonu’nun iç kısımlarına göç etmesine rağmen,- en düşük tahminlere göre bu sayı günümüzde 140, hatta 150 bini geçmektedir. Türkiye’deki Müslüman Hemşinlilerin sayısı çok daha büyüktür ve büyük olasılıkla sayıları 200 binin üzerindedir. Kanımızca, televizyon, radyo ve diğer medya araçlarını kullanarak doğru propaganda yürütüldüğünde, onları Ermeni halkının öz benliğine döndürmek mümkün olacaktır. 

 

 N O T L A R

  1. “Büyük Ermeni vardapeti Ğevond’un tarihi”, S. Peterburg, 1877, 42. fasıl, s. 168–169 (Eski Ermenice);
  2. Hovhan Mamikonyan, “Taron tarihi”, Yerevan, 1941, s. 284 (Eski Ermenice);
  3. Aynı yerde, s. 285;
  4. S. Haykuni, “Hamşen”, Ararat dergisi, 1895, s. 297 (Ermenice);
  5. “Tatar tarihçisi Hetum”, Venedik, 1842, s. 15 (Ermenice);
  6. Rui Gonzales de Klavijo, “1403–1406 yıllarda Semerkant’taki Timur sarayına seyahat defteri”, İ. İ. Sreznyakovski’nin tercümesi, Sankt Peterburg, 1881, s. 382–384 (Rusça);
  7. Dr. K. Koch “Wanderungen im Oriente Während der Jahre 1843 und 1844, II, Reise in Pontischen Gebirge and Türkisch-Armenien”, Weimar, 1846, s. 22-25;
  8. S. Haykuni, “Hemşin”, Ararat dergisi, 1895, s. 295–297 (Ermenice);
  9. “15. yy. Ermeni el yazmaları kayıtları”, cilt 1, Yerevan, 1955, s. 365 (Ermenice);
  10. Aynı yerde, s. 365;
  11. L. Khaçikyan, “Hemşinli Ermeniler tarihinden sayfalar”, “Yerevan Üniversitesinin Habercisi”, 1969, No 2, s. 127 (Ermenice);
  12. Aynı yerde, s. 128;
  13. P. Tumayants, “Pontus Ermenileri”, “Luma”, Tiflis, 1899, II, s.175–177 (Rusça).

 

HEMŞİN VE HEMŞİNLİ ERMENİLER

(k o n f e r a n s   m a k a l e l e r i)

ERIVAN  – 2 0 0 7