Büyük Felaket (Ermeni Soykırımı-‘Akunq’ web sitesi), sadece Ermeni halkının kıyımla tehcir edilmesi değildir. Aynı zamanda emek ve mücadele ile yaratılan bilgi, birikim ve değerin de büyük bir kırıma ve kesintiye uğratılmasıdır. Kıyamcılardan görevini devralan hafıza katilleri, katliamı tamamlamak için sahneye çıkarak, bir halkın değerlerini yok etti. Bu hafıza katliamı, en az soykırım kadar yıkıcı ve kıyıcı oldu.
Egemenler, bir halkı yok ederek o halkın yarattığı değerleri de yok etmek, silmek, unutturmak ve geride kalanları da çarpıtıp tersyüz ederek büyük bir suç işler. Her şeyi kendileri ile başlatıp yalan tarihlerini anlatmaya, bu yalanın da herkes tarafından kabul edilmesini sağlamaya çalışırlar.
Kabul etmek gerekir ki; Türkiye ve Kürdistan topraklarına özgürlük, eşitlik, hak ve hukuk mücadeleleri hakkında ilk bilgileri getiren ve tohum gibi dört bir yana serpenler Ermeni fedai ve devrimcileri olmuştur.
Egemenlerin geçmişe ait güzel, insani ve devrimci olan ne varsa silme inkar ve yok saymalarını anlamak zor olmasa gerek. Yeni bir Türk ulus-devleti yaratmak isteyenler, aynı zamanda kendine özgü bir tarih, kültür, sanat-edebiyat anlatısına da ihtiyaç duyar. Bu nedenle zorla Türkleştirme ve asimilasyon, sadece dil ve kültürle sınırlı bir saldırı değildir. Aynı zamanda tarihsel bilgi ve birikimin de Türkleştirilmesi, tekleştirilmesidir.
Türkiye soluna ne demeli!
Muktedirleri anlamak mümkün ama Türkiye sol hareketine ne demeli? Onların da muktedirler gibi aynı benzer yolu izlemeleri ve resmi ideolojinin ağır, bunaltıcı, köreltici etkisi altında kalmaları kabul edilebilir bir şey değildir. İttihat ve Terakki’nin devamı olan Kemalizmin ağır, yıkıcı ve boğucu etkisi; özgürlük, eşitlik ve adalet bilincini soluksuz bırakmakla kalmamış, sosyalizm fikrini zehirlemiş ve hatta kökünü Türkçülük ideolojisiyle kurutmuştur.
Ermeni fedai geleneğinin ve sosyalist hareketin mücadelesi görmezden gelinmiş, yok sayılmış, unutulmasına ve gelecek kuşaklara aktarılmasına engel olunmuştur. Bu tavır, sosyalist fikrin ve bilincin sakat doğmasına neden olmuş, doğru tarih bilgisi ve bilincinden kopartmıştır. Bu anlamıyla sakat ve eksik doğan sol-sosyalist hareketler, dürüst ve samimi bir tarzda geçmişiyle yüzleşip hesaplaşmadan ne Ermeni ne de Kürt meselesine doğru bakabilir. Doğru bir bakış olmadan da ne bir devrimci çözüm getirebilirler ne de doğru önerilerde bulunabilirler. Elbette bu tür anlayışların, geleceği kurma ve yaratma mücadelesinde başarılı olmaları mümkün değildir.
Paramaz ve yoldaşları
Kafkasya başta olmak üzere Türkiye’de ve Kürdistan’da Ermenilerin yaşadıkları her yerde özgürlük ve sosyalizm fikrinin ilk öncüleri Paramaz ve yoldaşlarıdır. İlk devrimci tohumu onlar ekmiştir.
İşgalci Osmanlı ile İttihat ve Terakki yönetimine karşı savaşan, mazlum Ermeni halkını savunmaya çalışan Antranik Ozanyan öncülüğünde Ermeni fedai geleneği muazzam bir birikim bırakmıştır.
Paramaz (Mateos Sarkisyan) öncülüğündeki Hınçak Hareketi ise bu topraklarda ilk sosyalist fikirleri yaymış, kendi programlarına “Ermeni, Kürt, Türk, Arap, Êzîdî, Süryani halklarıyla birlikte kardeşçe yaşamasını ve mücadele etmesini” koymuşlardır. Yargılandıkları İttihat ve Terakki-Osmanlı mahkemelerinde özgürlük ve sosyalizm şiarını yüksek sesle haykırmışlardır. Ardıllarına bıraktıkları “Yargılayan Savunma” geleneği de bir diğer önemli miraslarından biridir.
“Siz bundan 600 yıl önce ülkemizi işgal ederek bizden koparmaya çalıştınız. Şimdi tüm Osmanlı vatanını tekçi bir Türkiye’ye dönüştürme çabası içindesiniz. Ancak siz bunu yaparken suçlu görülmüyorsunuz da tarihsel hakkımızı yeniden elde etme amacı ile çabalayan bizler mi suçlu görülüyoruz?” Paramaz ve yoldaşlarının bir asır önce söylemiş oldukları bu sözler, hâlâ yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.
Paramaz, Amed yolunda
Amed Ermenileri, 1910’unu soğuk bir sonbahar gününde, yüzlerce süvariyle şehrin girişinde Paramaz ve yoldaşlarını karşılayarak eşlik eder. Paramaz, hem derin bir bilgi birikimine hem de güçlü ve etkili bir hitabet gücüne sahiptir. Gittiği her yerde, konuştuğu her ortamda dokunduğu her insanda kolay kolay unutulmayacak bir izlenim bırakıyordu. Sıradan bir devrimci olmadığı anlaşılıyordu. Amed’e gelir gelmez, köylerde propaganda çalışmalarına Kürtçeyle başlar. Kürtçeye hakimiyeti oldukça güçlü olan arkadaşı Setrak Şahen ile birlikte Lice, Hani, Dicle, Silvan, Ergani, Hırahan, Hekko, Hıdırbey, Hayetsik ve çevre köyleri tek tek dolaşırlar.
Kaynaklarda sadece Silvan ve çevresinde seksen civarında Ermeni topluluğuyla doğrudan temas kurduğu belirtilir. Bu temaslar sırasında halkın derinliklerinde Ermeni ulusal kimliğinin devrimci kıvılcımlarını fark eden Paramaz, bu kıvılcımları yangına dönüştürmek için Ermenice eğitime ağırlık vermek üzere kolları sıvar.
Aynı zamanda, bu bölgedeki yerel fedai grupların devrimci disiplin etrafında örgütlenmesi için çalışır. Bu gruplar arasında oluşan yanlış anlayış ve yaklaşımlara karşı çıkar. Feodal güdülerle hareket eden, kitlelerden kopuk bireysel çatışmalara giren, dağınık düzensiz güçlerin eğitilip disipline edilmesine büyük bir önem verir. Bu korkusuz, cesur insanların şovenist yanlarını törpüleyip adalet ve özgürlük savaşçıları olabilmeleri için elinden geleni yapar.
Amed’den Malatya’ya kadar
İstanbul’daki Taşnak (Taşnaksutyun) örgütünün yöneticileri ileride Ermenilerin cellatları olacak olan Enver, Talat ve Cemal gibi İttihatçı paşalarla kadeh kaldırırken, Paramaz ve yoldaşları dağlarda kan ve ter içinde Ermeni halkının özgürlük mücadelesini örgütlemek için canla ve başla çalışır.
Sadece Amed ve çevresinde değil, Xarpêt ve Malatya bölgelerinde de halklar arasındaki tarihsel dostluk ruhunu güçlendirir. İttihat-Terakki’nin yürüttüğü oldukça tehlikeli ayrımcı şovenist politikalar karşısında durur. Onun meydanlarda kitlelere yönelik yaptığı mitingleri sadece Ermeniler değil, Kürt ve Türk emekçileri de ilgiyle dinler.
Yoksul emekçi halklarda, Çarlık tiranlığına ve Hamidiye baskınlarına karşı verilen mücadelenin yankılarının duyulmaya başlandığı bir dönemdir. Böylesi bir dönemde, toplumsal adaletsizliklere karşı bayrak açan Paramaz, dervişane çehresi, asil karakteriyle hem öğrencileri hem de ilerici devrimci kesimleri peşinde sürüklemeye başlar. Meydanlarda yaptığı sarsıcı ve etkileyici konuşmasıyla her kalbe dokunmasını bilen Paramaz kısa sürede halkların hayran olduğu bir devrim öncüsü olur.
İhanet de gecikmez
Her özgürlük savaşçısı ve öncüsü gibi Paramaz ve yoldaşları da sırtlarında birer çarmıhla dolaşırlar. İhanet çok geçmeden onlara da dokunur. Bir ihbar sonucu, Paramaz ve 19 yoldaşı İttihat ve Terakki cellatlarının eline düşer. Ağır işkenceler karşısında ne aman dilerler ne de diz çökerler. Sonuçta, 17 gün süren göstermelik mahkemeler sonucunda hepsi de idam cezasına mahkum edilirler. 15 Haziran 1915 sabahında darağacına yürürken yüzlerine okunan idam fermanın ardından Paramaz’ın “Yoldaşlar, başımız dik yiğitçe gideceğiz ölüme!” diyen gür sesi yükselir gökyüzüne. İdam sehpasında söyler son sözlerini: “Sizler, sadece vücudumuzu yok edebilirsiniz bizlerin, asla yok edemeyeceksiniz inandığımız fikirleri! Yaşasın sosyalizm” diyerek vurur tekmeyi sehpaya. Ardından duyulur “Ölüm her yerde aynıdır ama ne mutlu halkının kurtuluşu için şehit düşene” diyerek sehpaya çıkan Panvor (işçi) Yervant’ın sesi….
Selam olsun, halkın özgürlüğü için başı dik bir şekilde ölüme yürüyenlere…
https://www.ozgurpolitika.com/haberi-basi-dik-olume-yuruyen-paramaz-214127





Leave a Reply