Levhi Bey’in Akıl Defterine Göre Türkiye Tarihi 1909-1938

Sait Çetinoğlu

Ömer Türkoğlu, 24 Şubat 1895 tarihinde Dersaadet Polis Müdürlüğü kadro- polis neferi olarak işe başlayıp 4 Mart 1939 tarihinde emekli olan Mehmet Levhi Bey’in, 20 Ağustos 1909 tarihinden itibaren başlayarak görevi esnasında önemli ve kayda değer gördüğü, altına imza attığı veya; hayatının ilerleyen safhalarında gerekli olabileceğini düşündüğü yazışmaların birer suretini çıkardığı 24 adet not defterinden oluşan günlük notlar ve belgeler  manzumesinin trancibini yaparak Levhi Bey’in Akıl Defterine Göre Türkiye Tarihi 1909-1938 [1] başlığıyla bir güvenlik görevlisinin gözünden 3 devrin panoramasını okuyucularla paylaşmıştır. Bu dönemlere dair ayrıntılı bilgiler sunar. Şehir araştırmacılarına, tarihçilere, sosyologlara, siyaset bilimcilere… eşsiz belgeler sunmuştur.

İstibdat, meşrutiyet, mütareke ve cumhuriyet gibi 4 devirde görev yapan Levhi Bey’in notları Osmanlı İmparatorluğunun son  döneminde  İttihat ve Terakki’nin kudretli dönemi ve  Mustafa Kemal’in hayatta ve kudretli olduğu erken Cumhuriyet’in 1938 yılına kadarki ilk dönemi  arasında görev yaptığı İstanbul’un Beyoğlu ve Eyüp ilçeleriyle, Bursa,  Zonguldak, Cebel-i Bereket (Osmaniye), Maraş, Bolu gibi bazı kritik taşra kentlerinde  görevlerde bulunmuştur.  Akıl Defteri bu önemli dönemlerdeki duruma ilişkin ilginç ve önemli bilgiler sunarken, aynı zamanda bu  taşra kentlerindeki toplumsal, siyasal, ekonomik ve asayişe dair olaylara ışık tutacak niteliktedir. Kritik dönemin kritik mevkilerinde görev alan Levhi Bey’in Akıl Defteri o kadar tafsilatlıdır ki;   bir vakanüvis  titizliğinde olayları ve belgeleri kaydederek ayrıntılı bir tarih hazinesi bırakmış olduğunu söyleyebiliriz.

Ömer Türkoğlu’nun tanımıyla Levhi Bey, “büyük gözaltı”nın belgelerini sunmuştur. Ülke boydan boya bir tarassud altındadır. Vatandaşların büyük kısmı “öteki”lerin sıkı bir gözlem ve denetin altında olduğunu görüyoruz. Bu gözaltı sadece Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani, Keldani, Nasturi, Kürt, Çerkes, Alevi – Kızılbaşları kapsamaz. İşçileri, komünistleri, sakıt hanedan mensuplarını, Arap aşiretlerini, Hilafet yanlısı cemiyetleri, Kürt Cemiyetleri- Hoybun, Kürt Dağı/bugünün Afrin’i, Ermeni Partileri, Taşnaklar, Yüzellilikler, Alevi dedeleri, Cemler, irticai faaliyetlerle beraber dindarları, mübadilleri, mültecileri, seyyahları… da kapsar. Gezici tiyatro grupları ile genelevler aynı kategoriye alınıp sürekli gözlemi de zabıtanın önemli görevlerinden olduğunu anlıyoruz. Taşradaki Komünistler ve tevkifatlar hakkındaki belgeler konunun araştırmacılarını beklemektedir.

Aslında büyük bir gözaltının illere göre dağılımının toplamını çıkardığını söylemek de abartı değildir. Bu bakımdan günümüze uzanan büyük ve ayrıntılı  tarassudun bir kronolojisini de içerdiğini söyleyebiliriz. Levhi Bey’in notları toplumun tamamının gözlem altına alındığı  bir durumun anatomisini içerirken aynı zamanda  Devletin paranoyasını gözler önüne serer.

Türk olmayanların ağır bir tarassud altında olduklarını ve bunlara karşı resmi ayrımcılığı yazışmalarda net olarak görmekteyiz. Yazılar gizli olduğu için kullanılan dil oldukça açıktır. Örnek olsun; Bir Çerkes yurttaş için  Irk olarak seyahati calib-i şüphe görülebildiği müzekkereye yazılabiliyor. Zabıtanın gücünü de görüyoruz. Bir daha geri dönmemek üzere zabıtanın sınırdışı işlemi yapabilmesi sıradan bir işlemdir.

Bu geniş toplumsal kesimin tarassudunu kapsayan yazışmalar ve gözlemler de her unsurun kendi tarihinin bir kesitini bulabileceği zengin bilgiler içerir. Dahililiye Vekaletine gönderilen  raporlarda ilin yada ilçenin toplumsal hayatı ile ilgili ayrıntılı bilgiler verilmiştir; Ahlaki, adat, aile hayatı, taaddüt-i zevcat, Hurafat ve itikad-ı batıla… gibi. Çalışma yaşamına dair bilgiler de yer alır. Lokantalarda  kadın garson çalıştırılmasının yasak olduğunu anlıyoruz. Ülkenin sağlık durumuna dair da ayrıntılı bilgiler içerir.Dönemde fuhuş ve buna bağlı zührevi hastalıklardan frenginin yayın olduğunu anlıyoruz.

Müslüman olmayanların gözlem altında olduğu ve dönemin en kritik olay olarak kabul edilen “Pontus Hadisesi”nden oldukça endişeli olunduğu gözlenir. Bu endişeden kaynaklı sürgünler/dahile sevklerolağan işlemlerdendir. Gelen giden titizlikle  gözlenir. 1920’lerdeki bu durum dönemin Meclis tutanaklarında görülen endişelerle uyumludur. Sansür isteklerine de uygundur.

Belgelerin üzerine Ermeni olgusu sinmiştir. Bu bakımdan belgelerden verdiğimiz örneklerin Ermenilere ilişkin olması doğal sayılmalı, yadırganmamalıdır.

Mütareke döneminde Bursa’da görevi sırasında paylaştığı belgelerden Tehcir ile ilgili soruşturmaların başladığını belgeler:

24 Teşrinisani 334 [24 Kasım 1918]

1479

Tehcir edilmiş Ermeniler hakkında

Tehcir edilen Ermenilerin sevk edildikleri sırada kendilerine yönelik herhangi bir zulüm ya da cinayet olup olmadığının açıkça araştırılması ve bildirilmesi beklenmektedir.

Vali vekili Defterdar

Soruşturmaya verilen cevaptan Bursa’daki tehcirin işleyişini ve faillerine dair bilgiler yer almaktadır.

2/6394

Ermenilerin tehcir ve sevkine dair, müdürlüğümüzde bugün itibarıyla hiçbir belge bulunmamaktadır. Ayrıca şimdiye kadar bu konuda yapılmış zulüm ve cinayetlere ilişkin herhangi bir başvuru ya da şikâyet de olmamıştır.

Ancak dairemizde o dönemi yaşamış bazı memurların verdiği bilgiye göre, tehcir ve sevk işlemlerine dairenin resmî olarak bir müdahalesi olmamıştır. Bu işlemlerin; İstanbul’dan gönderilen Emniyet-i Umumiye mensubu bir memur, Bursa İttihat ve Terakki sorumlu kâtibi İbrahim, önceki müdürümüz Mahmut Celalettin, jandarma komutanı ve bazı diğer kişilerden oluşan bir komisyon tarafından yürütüldüğü bildirilmiştir.

Bu nedenle, söz konusu komisyonun ya da onun emriyle hareket eden kişilerin zulüm ve yetki kötüye kullanma fiillerinin ancak dışarıdan yapılacak bir soruşturmayla ortaya çıkarılabileceği açıktır. Bu husus bilgilerinize sunulmak üzere yüksek valilik makamına arz olunur.26 Teşrinisani 334 (26 Kasım 1918)

Tehcir sırasında Ermenilerin zor durumundan istifade yapılan işlemler 1919 yılında masaya yatırılarak, yapılan haksızlıkların giderileceği yerde, bu haksızlıklardan elde edilen hasılata devletin el koymasının formülleri aranmaktadır. Devlet 1919 da Ermeni zenginlerin bıraktıklarının peşindedir.

73

14 Kanunusani 335 [14 Ocak 1919] 1/7419

Müdüriyete müzekkere

Tehcir sırasında buradan giden bazı zengin Ermenilerin, ev eşyalarını; altın, gümüş ve elmas gibi değerli takılarını güvendikleri dostlarına bıraktıkları anlaşılmaktadır. Bu eşyaların hükümet ya da başkaları tarafından alınmaması için, eşyayı bıraktıkları kişilerin üzerine satılmış gibi gösterdikleri; bunun için noter onaylı ya da onaysız senetler düzenledikleri mevcut uygulamalardan anlaşılmaktadır.

Binlerce lira değerindeki eşyaların seksen ya da yüz liraya satılmış gibi gösterilmesi akla uygun olmadığından, bu tür satış sözleşmelerini geçersiz saymak için elimizde açık bir yasal dayanak bulunmamaktadır. Bu nedenle, karşı tarafı idari ya da hukuki olarak zorlamak mümkün olamamaktadır. Bazı durumlarda dükkânlarına bizzat gidilerek ikna edilmeye çalışılsa da, çoğu kişi kişisel çıkarını kamu yararının önünde tuttuğu için bir sonuç alınamamaktadır.

Bu kadar açık şekilde fahiş ve adaletsiz olan bu satışların iptal edilebilmesi için, “Tehcir sırasında gerçek değerinin dörtte biri ya da üçte birinden daha ucuza satılan mallar hakkında yapılan satışların geçersiz sayılması ve dava açılması hâlinde mahkemelerin satışı derhal feshederek; mal mevcutsa aynen, tüketilmişse bedelinin tazminine karar vermesi” yönünde bir kanun bulunmamaktadır.

Bu yüzden hak sahiplerinin bazen devlete başvurarak haklarını geri istemeye çalıştıkları anlaşılmaktadır. Bu kişiler hakkında nasıl işlem yapılacağının belirlenmesi hususunda takdir buyurulmasıve izin verilmesi arz olunur.

Geri dönebilen Ermenilerin memleketlerine ulaşmalarına izin verilmemektedir. Güvenli bölge olarak İstanbul’a gitmelerine de izin yoktur. Ankara yönetiminin yargı, yürütme organı TBMM’nin aldığı ilk kararlardan biri Ermenilerin seyahatlerine yasak koymaktır; Ermeniler malına sahip çıkamasın! Bolu’dan verilen bir müzekkereden Ermeniler her koşulda şartları zorlamaktadır. Yönetimin cezai önlemler alınması istenir.

24 Aralık 1920

Bolu ve başka bazı yerlerden kaçak olarak ya da farklı yollarla gelen ailelerin İstanbul’a (Dersaadet’e) gitmelerine izin verilmediği anlaşılmaktadır. Bu yüzden, bu kişilerden bazılarının İstanbul’a gidebilmek için Fransız makamlarına başvurdukları, bazılarının ise uygun bir fırsat bulduklarında kaçmak amacıyla sürekli liman ve iskele çevresinde dolaştıkları, çeşitli yerlerden gelen raporlardan öğrenilmiştir.

Bu kapsamda, son olarak yine kaçmaya teşebbüs ederken yakalanan kişilerin isimleri ekli olarak sunulmuştur. Sürekli tekrarlanan bu durumların önüne geçebilmek için; erkeklerin aileleri varsa aileleriyle birlikte, yoksa tek başlarına memleketlerine ya da ülke içinde başka bir yere gönderilmeleri; kadınların ise güçlü bir kefalete bağlanarak, isterlerse memleketlerine geri gönderilmelerinin, mevcut şartların önemi ve hassasiyeti açısından uygun olacağı düşünülmektedir. Ancak bu konuda gerekli işlemlerin yapılması, yüksek takdirlerinize bağlıdır.

Bilindiği gibi savaşta ilk önce gerçekler ölür. Elde herhangi bir delil yada bir emare olmamasına rağmen Rum ve Ermenilerin suçlanması ve zan altında bulundurularak tarassud altına alınması da normal bir işlem sayılmalıdır. Zonguldak’tan verilen 14 Eylül 1920 günlü müzekkere bu duruma ilişkindir.

14 Eylül 1920

Gayrimüslim halkın silahlandırıldığına, donatıldığına ve evlerine makineli tüfek yerleştirildiğine dair doğrudan tanıklıklar bulunmamaktadır. Ancak ihtiyaç hâlinde Rumlar, Ermeniler ve benzeri gruplardan yardım almak amacıyla kendilerine silah dağıtılması için Fransız Komutanlığı tarafından subaylara emir verildiği; bu nedenle Fransızların görünen savunma tedbirlerinin yanı sıra gizli hazırlıklar da yaptığı kuvvetle muhtemel görülmektedir. Bu durum, gizli soruşturmalarımızın sonucunda anlaşılmıştır.

Ayrıca dört-beş gün önce dışarıdan asker ve cephane getirtilip yerleştirilmeye devam edilmesi de, bu konuda yetkili makamca mevcut şartların gereğini ortaya koyan yeterli deliller arasında değerlendirilmektedir.

Ermenilere uygulanan seyahat yasağı bütün Hıristiyanlara teşmil edilmiştir. Hıristiyanların ve Yahudilerin  ihtiyaç temini için dahi yerinden kımıldamaları şüpheli sayılmak için yeterlidir.

12 Kanunusani 337 [12 Ocak 1921]

Mutasarrıflığa

Çaycuma’dan Istavraki, Hrito, Filip ve Dimitri adlı katırcıların 9 Kanunusani 337 tarihinde sancak merkezine geldikleri görülmüştür. Geliş şekillerine bakıldığında, Çaycuma’nın, Dahiliye Nezareti’nin son emir ve talimatlarına aykırı olarak bu kişilere izin verdiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, askerî teşkilatımızın merkezi olan söz konusu yerden buraya gelmelerinin kesinlikle sakıncasız olmadığı da değerlendirilmektedir. Bu durumun gerekli yerlere bildirilmesi ve emir verilmesi arz olunur.

Delil olmadan kanaate dayanarak yatalak bir hastanın tedavisi için İstanbul’a izin verilmemektedir.Aslında o dönem Anadolu’dan çıkmak istisnadır. Ne şekilde olursa olsun Ankara Hükümetinden  izin verilmemesi esastır. Meclis tutanaklarında bu konuda ateşli tartışmalar yapılmış ve insani duygularla verilen iznin meclis gündemine getirilerek ağır eleştiriler yöneltilen   Dahiliye Vekili Fethi Bey istifa noktasına gelmiştir.

2516/9713

Polis Müdüriyeti Vekaletine

Tedavi amacıyla İstanbul’a gitmek için dilekçe veren Vasikali Sunyolidis adlı kişinin, sancak merkezinde yaşayan Rumlar arasında en zararlı kişilerden biri olduğu yönünde istihbarat alınmıştır. Her ne kadar daha sonra vekâlet tarafından İstanbul’a gitmesine izin verilmişse de, yapılan bu ihbar üzerine yolculuğunun uygun olmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle dilekçesi işlem görmüş hâliyle eklenerek geri gönderilmiş; adı geçen kişinin zararlı amaç ve faaliyetleri hakkında ayrıntılı bir soruşturma yapılması ve sonucunun bildirilmesi özellikle tavsiye edilmiştir.
21 Eylül 1921

Haziran ayından beri evinde yatağa bağımlı durumda bulunan Vasilaki Sunyolidis’in, gerçekten de sancak merkezinde yaşayan Rumlar arasında en zararlı kişi olduğu bilinmektedir. Ayrıca Mondros Mütarekesi’nden sonra uygunsuz davranışlarıyla tanınan Torna Fotiyadis’in burada vekilliğini yapmış ve zararlı faaliyetlerde bulunmuş olduğu da daha önceden bilinmektedir. Ancak zaman geçmesi nedeniyle somut delil tespiti zorlaşmıştır. Son dönemdeki rahatsızlığı sebebiyle sakin bir süreçte olduğu, kimseyle temas kurmadığı anlaşılmıştır. Bu durum müdürlüğe sunulmuştur.
3/4 Ekim 1921
Serkomiser
İrfan

Sunyolidis, zararlı kişilerden biri olmakla birlikte, Emniyet Müfettişliği teşkilatı döneminde buradaki durumun en küçük ayrıntılarına kadar mektup yazarak İstanbul ile haberleşmeye çalıştığı, Müfettiş Zeki Bey tarafından ele geçirilen mektuplardan anlaşılmıştır. Söz konusu mektuplar önce Sansür Memurluğuna, ardından da eski Merkez Memuru Kemal Efendi’ye teslim edilmiştir. Ancak hangi sebeple olduğu bilinmemekle birlikte, bu mektuplar daha sonra tekrar Sunyolidis’e iade edilmiştir. Bu konuya dair soruşturmanın sancak memurları encümeni tarafından da incelendiği bilgisi sunulur ve bu evrak, saygıdeğer mutasarrıfın yüksek makamına arz olunur.
4 Ekim 1921

Levhi Bey’in Akıl defterinde Ermenilerin Tehciri ve tehcirden sağ kalıp  geri dönebilen Ermenilere dair bilgiler yanında, 1929 yılından itibaren taşra Ermenilerine yapılan baskıları Suriye sınırında görev yaptığı yıllara dair notlar ve belgelerde  bulmak mümkündür.   

 Havza maden ocaklarında çalışan Dersimlilerin gözlem altında oldukları, kazançlarınım nereye harcadıkları, ne kadarını kullandıkları ne kadarını havale ettikleri incelenmekte, Bunlara ilişkin ihbarlar ciddiyetle değerlendirilmektedir. Bu konuda uzun ve tafsiletlı raporlar yazılmıştır. Bu konu da Havza’da çalışan torunlarının Dersimlilerin incelemelerini bekleyen konuları başındadır. Ermeni dönmelerinin Devletin akıl defterinde kayıtlı ve gözlem altında olduğunu görüyoruz; Ermeniler üzerinde şiddetli tedabir alınması…Ermeniler hakkında sınır dışından da istihbarat toplandığın belgeleri de paylaşılan evraklar arasındadır. İskan yerleri fotoğraflandırılmakta ve haritalandırılmaktadır. Ermenilerin seyahati seyahat güzergahı üzerindeki zabıta birimlerine bildirilmesi ve  izlenmesi bir diğer ayrıntıdır. Bir başka nokta da vizelerde pasaporta sakıncalı işareti konması işlemidir; 25-26/12/931 gecesi ekspresle Beyrut’tan gelen 18/12/931 tarih ve 2390 numaralı Suriye pasaportunu t olmaması, gerek pasaportunda ve gerekse vizesinde bir noksanlık bulunmaması ve isminin de Ermeni ismine benzememesi dolayısıyla duhulüne müsaade edilmiş ise de her ihtimale binaen bu bâbda mahall-i azimetine bildirilerek tarassut altında bulundurulması hususunda yazıldığı ve ancak muntazam bir pashâmil Başpapaz Kudsul Epserjiyas Jorji nam şahsın pasaportunda Ermeni milletine mensubiyetini ifade eder bir kayıaport ve vize ile geçen ve pasaportuyla vizesinde Kudsul Epserjiyas Jorji olan ve fotoğrafıyla tetabuk eden bu şahsın esas isminin Serkis olabileceğini takdir edebil­mek müşkül olduğu ve bu şahsın hüviyetindeki vâki isim mübâyenetinin vize veren ve vizesine bir mahremişareti dahi koymayan Beyrut Konsolosluğumuzdan ileri geldiği…

8-9/1/932 gecesi Suriye’den gelen ekspresle Beyrut’tan geldiğini söyleyen İstanbul Polis Müdüriyetinin 30/6/931 tarih ve 4550 numa­ralı pasaporta Beyrut Başkonsolosluğumuzun “şüpheli” imzalı meccani 4/1/932 tarih ve 5/1476 numaralı vizesiyle gelen Türk vatandaşların­dan ve Ermeni Milletinden hiçbir işle iştigal etmeyen Hırant Dikran Topakyan’ın ahvâl ve harekâtından şüphe edilerek gümrük bahanesiyle üzerinin ve eşyasının taharrisinde ve evrakı meyanmda kendisine ait Beyrut Adliyesince bir kıta gayr-ı muvakkat tevkif müzekkeresi zuhur etmiş ve bu bâbdaki ifadesinde, Beyrut’taki eniştesiyle kavga ederek bu sebepten eniştesinin hakkında açtığı dava üzerine bu tevkif müzekkeresi kesilmiş olduğunu ifade ettiği, merkum Fransa, Belçika, İtalya’ya gittiği ve bu seyahatini ziyaret maksadıyla yaptığını söylemesine ve hiçbir işle iştigal etmediğine nazaran bu kadar külfetli seyahatinin gizli bir maksat takibi muhtemel olduğu İslâhiye Kaymakamlığından işâr kılınmıştır.

Bir şey olmayacaksa dahi bir şey olur misali Kızılbaşlar ayrı bir tarassud altındadırlar; Keferdiz nahiye mer­kezinde Hurşit Ağa ismiyle bir şahıs mevcut ise de öteden beri hükü­met kendisini hizmetiyle tanımış ve mazhar-ı takdiri olmuş ve şimdiye kadar yapılan hafi ve celî tahkikâtta hükümet aleyhtarlığına dair bir güna malumata destres olunamamış ve ma-hazâ gerek Kızılbaş ve gerekse  Hurşit Ağanın harekât ve sekenâtı gözden kaçırılmamakta olduğu İslâhiye Kaymakamlığının müzeyyel işârından anlaşılmıştır efendim.

Vilâyetimizde fişe dâhil muayyen eşhâs mevcut olup bunlar hakkın­da tanzim edilen fişler … tarih ve … numaralı tahrirâtımızla takdim kılınmış ve iktizâsı ifa edilmekte bulunmuştur.

Legal partileri münfesih veya illegal Muhalefet olsalar dahi mensuplarının izlenmesi sürmektedir. Vekalete verilen 3 Mart 1933 günlü raporda Maraş’taki muhaliflerle ilgili uzun bir liste vardır. Günümüzde de etkin olan Beyazıtzade ailesinden Şükrü en başa yazılmıştır. Beyazıtzâde Şükrü Bey öteden beri muhalefet ve ihanetle me’lûf olup hiç zaman kendisine itimat edilecek bir cephesi olmadığı ve Meşru­tiyetin hitamını müteakip mebus olmasına rağmen bu zamirini izhârdan hali kalmadığı gibi Fransız işgali esnasında ihaneti fiilen tespit edil­diği, esasen bu aile Yavuz Sultan Selim zamanında Beyazıt Vilâyetinden getirilmiş ve Zülkadriye oğullarının nüfuzunu kırmak için Maraş’a iskan edildiği ve binaenaleyh fıtrî terbiye ve itiyadın neticesi olmak üzere her türlü fenalığı yapabilecek kabiliyet ve istidatta olup halen sinmiş bir vaziyet göstermesine rağmen Amerikalılarla ve Mister Layçin ile teması kesmediği, halkı sürükleyecek bir kabiliyette ise de tehlikeli bir taassubun muhitte hüküm sürmesi hareketinin her an ve zaman için tehlikeli bir safhaya müncer olması ihtimal verilebilmesi,

İzlemenin daha sağlıklı olması için Adana, Maraş ve Antep gibi sınır vilayetleri ve kaymakamlıklarında kullanılmak üzere özel şifre anahtarı talebi de ilginç bir istektir.

Birinci dönem mebuslarından Ahali Fırkası reisi Abdülkadir Kemali ve yandaşları da ağır bir tarassud altındadırlar Kemali’nin oğlu Raşid’in (ünlü Romancı Orhan Kemal) Beyru’tan gelişinde üztü aranmış üzerinde çıkan Kemali’nin M. Kemal’e göndermiş olduğu mektuba el konularak özel polisler eşliğinde Ankara’ya gönerilmiştir.  

Bütün bunları bugün kimi şaşırarak kimi de gülerek mizah tadında  gibi okuyoruz ancak döneminde işin hiç de şakaya gelir yanının olmadığını biliyoruz. Onlar kan tadında duyumsuyorlardı.  O günler öyleydi de bugün durum çok mu farklı? Büyük birader günümüzde herkesi çok daha ağır bir tarasud altında bulundurduğunu soruşturmalardan iddianamelerden biliyoruz.

Ermeniler Rejimin ana hedefi olarak alınmıştır. Levhi Bey’in en çok paylaştığı raporlar Ermeniler üzerinedir. İçerde olsun dışarıda olsun Ermeniler hakkında istihbarat almak birinci görevse dışarıda kalan Ermenilerin yurt içine sokulmaması da ana hedeflerden biridir; 16/8/932 tarih ve Polis: 271 numaralı yazınıza cevaptır. 1.4/10/931 tarih ve 1382/789 numaralı zeyilname ile tebliğ edilen em­rin 3üncü maddesinde sarahate nazaran herhangi ecnebi tebaasından olursa olsun hariçten gelecek Ermeniler hakkında yapılacak muame­leyi amir ve hükmü el-ân bakidir. Şu hale göre hariçten gelecek ecne­bi tebaasını haiz Ermeniler hakkında emr-i mezkûre ahkâmına tevfik muamele ifası ve tebaamızdan olup da Türkiye Cumhuriyeti pasapor­tuyla memâlik-i ecnebîyeye gitmiş ve avdet etmiş olanların da derhal malumat verilmekle beraber tren polisleri tarafından diğer vilâyât po­lislerine teslim suretiyle ahvâl ve harekâtının tarassut ve murakabede bulundurulması icap eder.

Memleket aleyhine çalışan Ermeniler hakkında ayrı ve özel kategoride dosyaların tutulduğu dahiliye vekaletine yazılan 4 Ocak 1933 günlü rapordan anlıyoruz.

Bakanlığa periyodik olarak gönderilen Hadisat Cetvelleri ayrı bir inceleme konusudur.  Bölgede cereyan eden bilumum olayların icmali bakanlığa gönderilmektedir. Bölgenin özelliklerine göre suç kompozisyonu değişmektedir. Aynı ilin iki mahallesi arasında dahi önemli farklar bulunduğu gözlenmiştir. Çeşitli suçlar yanında inkılâp ve cumhuriyet aleyhine bir hareket suçu ve bu suçunişlenip işlenmediğinin her ay raporlanması ilginçtir.

2 Eylül 1932

Dahiliyeye Rapor

Haziran iptidasından Eylül iptidasına kadar son üç ay zarfında vilâ­yet dâhilinde inkılâp ve cumhuriyet aleyhine bir hareket olmadığı…

Yazışmalarda ve raporlarda altı çizilen önemli bir husus da ırka yapılan vurgudur; Ermeni ırkına mensup, Kürt ırkına mensup, Arap ırkından, Çerkes ırkına mensup olduğu bilinen… gibi. Türk olmayanların milliyeti özellikle isminin önüne konur; Abaza Dursun, Kürt Yusuf,Laz Mustafa, Çerkes Garir,…

Türklüğü tahkir davalarından da  söz edilmektedir. Bilineceği gibi failler hep Türk olmayanlardır.

Tarassud raporlarının derecelenmiş olduğu bunların niteliklerine göre renklere ayrıldığı anlaşılıyor; Yeşil tarassud raporuna tabi tutulması zuhur etmemiş, ihtiyaten tedâbir ve teyakkuza devam edilmekte bulunulmuştur.

Doğaldır ki Komünisler bu kadar ağır gözlem altında bulundurulurken 1 mayıslarda daha dikkatli olummaması düşünülemezdi; 1 Mayıs 933 günü ve ona takaddüm eden günler sükunetle geçmiş ve Komünistliğe ait bir şey zuhur etmemiş, ihtiyaten tedabir ve teyakkuza devam edilmekte bulunulmuştur.

Taşradaki Yahudilerin aile istatistik cetvellerinin tutulması da ilginç kayıtlardan biri olarak zikredebiliriz.Maraşta ikamet eden mevcut Yahudilerin aile reisleriyle efrad-ı ailelerinin isimlerini gösteren defter ilişik olarak takdim kılınmıştır…Fişe dahil olanlarla, Ermenilerin, Musevilerin, ihtida edenlerin ayrı ayrı cetveli ekli olarak takdim kılındığı maruzdur efendim. Herkes fişlenmiş ve kategorilere ayrılmıştır. Seçimlerde aday olanlar ve seçimi kazananlar hakkında malumat  isim isim ve mahalle mahalle listelenmiştir; Büyük gözaltı!         Gözlem o boyuta yükselmiştir ki; ölmüş leyleğin ayağındaki yüksükler dahi  rapor konusu olmaktadır.

Tanassur ve ihtida olayları da raporlarda yer alan bir başka korkulan izlenen  konuların başındadır.

Anadili Rumca olan mübadillerin de gözlem altında olmaları da raporların ilginç sahifelerinden biridir.

Sınırda sınırı ihlal edenler ve kaçakçılarla çatışmalar  oluğu ve bu çatışmalarda ölüm ve yaralanma olaylarının vuku bulduğu da raporların bir parçasıdır. Hudut asayişi sükunetle devam etmektedir. Muzır propagandalara tesadüf edilmemektedir. 20 Ağustos 932 hududu geçmek isteyen yirmi kişilik bir şaki kafilesi pusumuza düşerek bir maktul, biri mecruh vere-Hudut asayişi sükunetle devam etmektedir. Muzır propagandalara tesadüf edilmemektedir. 20 Ağustos 932 hududu geçmek isteyen yirmi kişilik bir şaki kafilesi pusumuza düşerek bir maktul, biri mecruh vere-Hudut asayişi sükunetle devam etmektedir. Muzır propagandalara tesadüf edilmemektedir.

Köylerde bulunduğu tahmin edilen silah miktarı da raporlamaların ilgi alanıdır.

Dönemin başından sonuna kadar Çerkesler ağır bir tarassud altında olmakla beraber 1935 yılındaki raporlarda ağırlık çerkeslere verilmiştir. Irkları itibarıyla kendilerinden kötülük umulan bu adamların ve te­mas ettikleri kimselerin durumları sıkı bir kontrol altına alınmıştır. Adım adım takip edilmektedir. Müspet bir suç elde edildiğinde arz edilecektir. Sözleri Çerkezlerin hedefte olduklarının işaretlerinden biridir. Dahiliye Vekaleti daha da ileri gider; Gerek ferden gerek toplu olarak hiçbir Çerkeş’in yurdumuza kabul edil­memesini alakadarlara suret-i katiyede tebliğ buyurulmasını ve mıntıka­sında Çerkeş bulunan vilâyetlerin bu hususta gizli ve münasip suretler­de alacakları malumatı vekâlete bildirmeleri ehemmiyetle rica olunur.

Kaçakçılıkla baş etmek için ve bunların Kürt olmasından dolayı, yerlerinden alınarak 2510 sayılı İskan Kanunu’na göre dağıtılması isteği raporlanır:  Gerek Maraş’ta ve gerekse Elbistan’da ikâmet eden ve isimleri bağlı cet­velde gösterilen bu eşhâs müsellah kafileler halinde Suriye’den kaçak mal getirmekle beraber memleketin dâhilinde kendilerine mensup kadınlarla -bohçacılık yaptırmak suretiyle- kaçağın sürdürülmesini de temin etmek­tedirler.

Bu eşhâs Kürt unsuruna mensup olduklarından Suriye’ye gidip gel­melerinde de devlet için zarar vardır. Suriye’de muzır eşhâsla temas et­meleri ve memlekette muzır propaganda yapmaları pek muhtemeldir. Bu hal bi’n-netice memleketin asayişini de ihlal eder.

İdarî, İktisadî ve siyasî sebeplerden dolayı vilâyetimiz dâhilinde be­kaları katiyen caiz görülmeyen 39 şahsın aileleriyle ya memleketlerine iade veya 2510 numaralı İskan Kanununun on birinci maddesinin b fıkrası mucibince devletçe tensip edilecek mahalle nakilleri esbâbının teminini ehemmiyetle arz eylerim. Bu eşhâs Kürt unsuruna mensup olduklarından Suriye’ye gidip gel­melerinde de devlet için zarar vardır. Suriye’de muzır eşhâsla temas et­meleri ve memlekette muzır propaganda yapmaları pek muhtemeldir. Bu hal bi’n-netice memleketin asayişini de ihlal eder.

Çeşitli mevzularda araştırmacıları bekleyen konuları Levhi Bey kaydetmişse de Akıl Defterini biz okuyuculara ulaştıran Ömer Türkoğlu’nun çabası da olağanüstü bir  değerdir. Tamamı kurşun kalemle yazılmış 24 defterin okunması ve bunların bir araya getirilmesi, dipnotlarla olayların açıklanması, kişilerin kısa biyografileriyle metnin zenginleştirilerek okuyucuyla paylaşılması azımsanmayacak bir emektir. Kendisini kutluyoruz.


[1] Ömer Türkoğlu, Levhi Bey’in Akıl Defterine Göre Türkiye Tarihi 1909-1938 Berdelacuz Kitaplığı, 2025.

www.akunq.net/tr

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Hoş Geldiniz

Batı Ermenistan ve Batı Ermenileri’yle ilgili bilgi alış verişi gerçekleştirme merkezinin internet sitesi.
Bu adresten bize ulaşabilirsiniz:

Son gönderiler

Sosyal Medya

Takvim

January 2026
M T W T F S S
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031