Aydın DOĞAN için

O kadar çok uğramıştım ki Yaba’ya, sokağa açılan sergide Ayşe’ye merhaba deyip, bir çok konserden, filmden çıktıktan sonra. Ayşe’nin ve kızlarının acısını paylaşırım.

Ragıp Zarakolu

Stockholm. Bir dostu daha, Aydın Doğan’ı yitirmenin acısı… O kadar çok kimliği vardı ki. Bifiil tiyatroculuk yapmış, ajit prop’un yükseldiği yıllarda. Aynı zamanda bir oyun yazarı. IHD toplantıları için Ankara’ya gittiğimde, onun mekanına uğrardım hep. Elbette sokakta, gazeteci kulübelerine benzer kıtap satış yerleri açılmıştı ine benzer, yan yana Karanfil sokaktan Atatürk Bulvarına açılan bir aralıkta. İstanbul’a gelince bir sahafiye açtı Yüksekkaldırım’da. Her zaman eşi Ayşe ile birlikte. Aynı zamanda Yaba Dergisinin, yayınlarının ofisi. Aynı zamanda bir sohbet mekanı.

Zeki Baştımar 1951 davasından cezasını tamamlayıp çıktığında bir yayınevi kurmuştu kısa bir süre. Daha sonra ülke dışına çıkıp, TKP sekreteri olacaktı. Yayınladığı kitaplar arasında, Puşkin’in “Erzurum Seyahati” de vardı. Bu nadir bulunan kitabın yeni basımını Aydın Doğan yapacaktı Yaba Yayınları’nda.

Şerefname’nin zengin dipnotlu edisyonunu 5 cilt halinde yayınlayıp, Kürdolojinin önemli kaynaklarından birini okurlara sunacaktı. Süryani tarihine ilişkin bir çok kitaba ulaşmamıza olanak sağlayacaktı.

2009 yılı Martında, yani 12 yıl önce günlüğüme şöyle bir not düşmüşüm:

“Pazar günü, Yeni Melek Sinemasında Halkların Dostluğu Girişiminin düzenlediği Halkların Buluşması konserini izlerken, Anadolu`da dil zenginliğinin de tadını çıkardım. Rumca, Ermenice, Gürcüce, Lazca, Süryanice, Arapça, Kürtçe, Adigece ve elbette Türkçe tam bir renk ve tını cümbüşü yaşadık. Bir şey eksik miydi derseniz, Yahudi toplumumuzun coğrafyamıza kattığı ortaçağ İspanyolcası olan Ladino, yokluğunu hissettirdi. Yoksa ben mi atladım vardıydı da? Bir de savaşların coğrafyamıza savurduğu Balkan insanlarının tınıları -belki onu da atlamış olabilirim.

Yalnız, yüksek volümlü aletlerin, sesi bazen bir gürültü haline getirmesinden şikayetçiyim. Keşke her halkın müziğini kendi otantik müzik aletleri ile, akustik ortamlarda kendi doğallığı içinde dinleyebilsek. Rock müziğin getirdiği olanaklar, o tarz müzik için uygun ama her aletin kıçına elektrik kordonu takınca, özellikle halk müziğinin keyfi kaçıyor sanki.

Latin Amerikada başlayıp bize de ulaşan "Yeni Türkü" akımı, özellikle otantik müziklerin dünyaya ulaşımına olanak sağladı ve bu zengin malzemeyi lirik bir biçimde herkesin paylaşımına açtı. Dünya sesleri, İngiltere ve Amerikadaki birçok müzisyene de büyük olanaklar sundu.

Modern müziğin olanaklarından yararlanırken, dengeyi yine de çok iyi tutturmak gerekiyor.

“Şlomo” diye bizi selamlayıp, konserini “tewdi” diyerek teşekkür ile bitiren Süryani sanatçı Yakup Atuğu izlerken, bir yandan da tarihin bize emanet ettiği bin dört yüz yıllık Mor Gabriel Manastırının topraklarının yerel eşraf ve korucular tarafından gasp edilmeğe çalışılası ayıbını düşünüyordum. Nasıl Hemşince türküleri dinlerken, Fırtına Vadisi`ne yönelik imhacı baraj tasarılarını hatırlıyor; ya da Lazca, Gürcüce türküler, kıyı yolu cinayetine yönelik öfkemi kabartıyor ise. Karadenizli politikacıların bu çevre çıkarcı politikaları üç kuruşluk çıkar için desteklemesi, içimi daha bir acıtıyor.

Konser dönüşü, 1990ların fikir mahpuslarından, inatla Yaba Kültür Sanat dergisini ayakta tutan Yaba Yayınları Editörü Aydın Doğanla Yüksek Kaldırım`daki ofisinde sohbet ettik uzun süre, bir yandan da sahafiye kitapları karıştırırken…

Aydın, sessiz sedasız iyi bir yayıncılık yapıyor, kıt olanaklarla. Yayınladığı o harika Mezopotamya Kitaplığı’nın 18incisi de çıkmış, 1896-97 Hamidiye kıyımlarının acısını sıcağı sıcağına aktaran "Ermeni Mektuplar". Adı bilinmeyen bir Süryaninin 1. ve 2. Haçlı Seferlerini konu alan Vakayinamesi de beni o günlere götürmüştü. Amin Maloufun Arapların Gözüyle Haçlı Seferlerini yeni tamamlamıştım, bu da bana başka bir pencere açtı. Bu dizideki eksiklerimi daha önce tamamlamıştım, Joseph Molitorun “Kildaniler”ni, Joachim Menantın Ninova Sarayı Kütüphanesini ve derisi diri diri yüzülen Hallac-ı Mansurun, "Enel Hak" dediği, Hindistana kaçan bir müridi tarafından kurtarılan tek kitabı Tavasini… Aydın Doğan, Nusaybin Akademisi ve “Gundi Şapur Akademisi”ni de yakın dönemde yayınladı. Daha önce yayınlanan, Süryani vakanüvislerin kaleme aldığı “Erbil”, “Siirt Vakayinamesi” ve “Urfa” ve “Antakya Akademisi” de bu bölgelerde yaşayan halkların tarihini kavramada vazgeçilmez kaynaklar. Karolin Holmes`in “Urfa Ermeni Yetimhanesi” de, bir sürü yeni şey öğrendiğimiz bir kaynak.

Öte yandan, Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusuna katılıp Enver Paşa tarafından tugay komutanlığına getirilen Rafael de Nogales`in “Osmanlı Ordusunda Dört Yıl(1915-1919)” başlıklı anıları, Ermeni tehciri sırasında yaşanan utanç verici, yürek parçalayıcı birçok olayı birinci elden gözler önüne seriyor.

Bu diziden çıkan Gertrude L. Bellin "Mezopotamyada 1914-20 Sivil Yönetimi” adlı kitabını eğer Bush ve Blair okumuş olsalardı, bence, Irak belasına kesinlikle bulaşmazlardı. Bugün neler oluyorsa, 1920`lerdeki işgalde de benzer şeyler yaşanmış ve sonunda İngilizler alelacele bir uydu yönetim kurup, peygamber soyundan gelme kral atayıp nasıl kaçtıklarını bilememişler. Belki de Obama bu kitabı okudu da çekilme kararını verdi.

Süryanice müziği dinlerken, işte kafamın içinden bütün bu kitaplar geçiyordu.

O kadar çok uğramıştım ki Yaba’ya, sokağa açılan sergide Ayşe’ye merhaba deyip, bir çok konserden, filmden çıktıktan sonra. Ayşe’nin ve kızlarının acısını paylaşırım.


Artı Gerçek 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *