Hemşiller: Kimlik Arayışı

Haykazun Alvrtsyan

Son günlerde Ermeni medyasının dikkati, Orta Asya’da yaşayan Hemşiller (zorla Müslümanlaştırılmış Hemşin Ermenileri) konusuna odaklanmış durumda. 1980’li yılların sonlarında Fergana’da yaşanan trajik olaylardan dolayı onların bir kısmı, Rusya’nın güney bölgelerine göç etmek zorunda kaldı. 2004’te bu insanlarla buluşma, onların çetin hayatları ve karmaşık sorunları hakkında bilgi edinme fırsatım oldum. Aşağıdaki yazım, 2004 yılında Yerkir, Dzayn Hamshenakan ve Yerkramas gazetelerinde yayınlandı. Üç yıl sonra tekrar aynı cemaati ziyaret edip, aynı insanlarla görüştüm… Meseleleri aynen çözülmeden kalmıştı. Bu sorunları hâla güncelliğini korumaktadır.

***

Müslümanlaştırılmış Hemşin Ermenileri hakkında daha çocukken duymuştum ancak Hemşin, benim için uzaklarda bulunan, neredeyse tarihi geçmişte kaybolan, gözle görünmeyen, algılanmayan bir dünyaydı. 90’lı yıllarda Abhazya’da birkaç Trabzonlu ile tanışma fırsatı buldum… Ve 10 yıl sonra zorla müslümanlaştırılmış Hemşin Ermenilerinden oluşan büyük bir cemaatin üyeleri olan Hemşillerle tanışma fırsatım oldu.

Geceyi rahatsız geçirdim. Randevulaştığımız saatten önce Krasnodar’daki “Kovkas” otelinden çıkarak acele ile “Yerkramas” gazetesinin binasına gittim. Burda beni gazete genel yayın yönetmeni Tigran Tavadyan ve “Hamşen” Bilim ve Enformasyon Merkezi Direktörü Artavazd Tulumcuyan bekliyordu. Bu buluşmayı aylarca bekliyordum ve işte nihayet aracımız, Eylülün rutubetli şafak sisinin içinden bizi Apşeronsk’a götürüyordu. Yol uzun. Tigran ile Artavazd, sözü birbirlerinin ağzından alarak olağandışı bir kadere sahip olan bu insanların hikâyesini anlatıyorlar. Ben sabırsızlanıyorum.

Bir an once Hemşillerle buluşmak istiyorum, fakat biraz da endişeliyim. Kaybedilmiş akrabayı bulmanın endişesi, bilinmezlik ve panik hissiyle karışıyor.

Ve tekrar tarihlerinde kaderlerini belirleyen olayları yeniden hatırlıyorum. Bu insanların cesur ve özgürlüksever atalarının, Hamşen (Hamamaşen) adında güçlü bir beyliği vardı. Osmanlı Devleti, bu beyliğe karşı asırlarca savaşmış ve birçoklarını zorla müslümanlaştırmıştır. Onlar, tüm bunlardan sonra bile kendilerini Türk saymadılar. Asla saymadılar. Türkiye’de yaşayan müslümanlaştırılmış Hemşin Ermenileri, kendilerini Hemşinli, Orta Asya ve Rusya’da yaşayanlar ise, Hemşil (Rusça telafuzuyla: Khemşil) olarak adlandırıyorlar. 1921 tarihli Kars Anlaşması’yla Müslüman Hemşin Ermenilerinin yaşadıkları Hopa bölgesinin birkaç köyü Acarya’ya bağlandı…

Stalin, bu insanları güvenilmez unsurlar olarak 1944’te Kazakistan ve Kırgızistan’a sürdü. Bu insanlar, devletin resmi belgelerinde Hemşil olarak kaydedildiler. Sonuç olarak, bu belgeler sayesinde Hemşil diye yeni bir millet şekillendirilmiş oldu.

Ağaçlarla çevrili bir köy evi önünde düşüncelerimden sıyrıldım. Artavazd, Hemşin lehçesiyle avluda işlerine bakan ev hanımına:

-Hasan amca evde mi? diye sordu.

Az sonra Hasan, karısı ve oğlunun yardımıyla evden çıktı. Mafsal ağrılarından dolayı zorlukla yürüyebiliyordu. Artavazd, ona Ermenistan’dan bir misafirin geleceğini önceden haber vermişti. Beni tanımayan hiç kimsenin, bu denli candan kabul ettiğini hatırlamıyorum. 73 yaşındaki ihtiyar uzun süre sıkıca sarılmıştı ve bırakmıyordu. Hemşin lehçesiyle, yanıtlarını bile beklemeden soru soruyorduk biribimize. Yol geriliminin izi bile kalmadı.

Salih Hasan, Hemşil cemaatinin önderi olup, herkes tarafından saygı duyulmakta ve sözü dinlenmektedir. Hemşin lehçesinin yanısıra Rusça, Gürcüce, Kırgızca ve Kazakça konuşuyor. Acarya’nın Gonio köyünden sürüldüğü zaman 13 yaşındaymış ve çok şey hatırlıyor.

Salih Hasan: “Biz ülkemizi, evlerimizi unutmadık. Yıllar sonra doğum yerime gittim, şimdi bir Acar ailesinin yaşadığı evimde bulundum. İlgili devlet makamlarından evimizin bize ait olduğuna ilişkin resmi onayı aldım ancak kimse, bu kağıtlara bakmak bile istemedi.  1968’de bir heyetle Kremlin’e dahi ulaştık, fakat boşuna. Durumumuzu en iyi şu atasözü gösteriyor: “Seni çok seviyorum. Görünce aklıma geliyorsun”. Ben çok şey gördüm, çok şey anladım, ancak hangi suçumuzdan dolayı zarar gördüğümüzü, ıztırap çektiğimizi bir türlü anlayamadım”.

Özenle korunan belgelere bakıyordum. Bunlar tanıklıklar, üst düzey görevlilerinin imzalarıyla mühürlerini taşıyan onaylar içeriyorlardı ama her birinde en belirgin olanı, yazılmayan “neden?” sözcüğüydü, Salih Hasan’a ve tüm Hemşillere miras kalan tek koparılmaz mülkiyetleri.

Salih Hasan: “Ben, Orta Asya’da taksi şoförüydüm. Mesleğim icabı her çeşit insanla karşılaşıyor, hepsinin dillerini anlıyordum. 80’li yıllarda başımıza gelecek tehlikeyi hissediyordum, ırkçılık, insanların beyinlerini zehirlenmişti. Bizler, Orta Asya’da 40 yıl yaşadık, yerel halkla dindaştık. Yerel yöneticiler, isteğimize aykırı olarak son yıllarda nüfus cüzdanlarımızda milliyet olarak “Türk” yazıyorlardı. Fakat biz onlar için yabancıydık. 5 bin civarında olan cemaatimizin yarısı Oş, Calalabad, Çimkend’de kaldı.

Ocak 1988 tarihinde cemaatimizden ilk aileler Rusya’ya taşındı. Kalanlar, her şeyin iyi sonuçlanacağını ümit ediyordu, ancak 1989 yılında Fergana’da yaşanan olaylar, birçokları için trajik bir sonla sonuçlandı” diye anlatıyor.

Dinlerken o iyi yürekli ihtiyar adamın kederli gözlerine, tipik Ermeni yüz çizgilerine bakarak Sumgayit, Bakü olaylarını, 1915 yılını yeniden anımsıyordum… O ise üzüntüyle: “Ben Kur’an-ı Kerim ve İncil okuyorum. İkisi de cinayeti yasaklıyor. İnsanlar, hayatlarını cehenneme dönüştürmelerine rağmen cehennemin varlığına inanmıyorlar. Şayet Ermenistan Parlamentosu’nda dahi adam öldürülüyorsa çok şey kötüye doğru değişmiş demektir” diye sözlerine devam ediyor.

Ev sahibinin oğlu: “Cemaat meclisi toplanmış sizi bekliyor” diye lafımızı kesiyor. Bu meclis, sülalelerin büyüklerinden oluşup cemaatin tüm işlerine bakıyor. Meclis üyeleriyle buluşmamızın gerçekleşeceği eve yöneliyoruz.

Evin geniş avlusunda ev sahibiyle birkaç orta yaşlı adam bizi karşılıyor. Onların, sülalelerin büyüklerinin meclisine katılma hakkı yok. Avlu kalabalık, kadınlar sofra hazırlıyorlar. “Sofra”, halı ve kilimlerle örtülü ve yerden yarım metre yükseklikte bulunan platformlar. Bu platformların üzerinde çember şeklinde bağdaş kurmuş oturuyorlar. Ev sahibi, soran bakışıma cevap vererek: “Bu sofra şekli bize ait değil, Orta Asyalılar’dan almışız” diye açıklıyor.

Ziyafet esnasında sofradaşlarımız, Kurmançi Kürtleri topluluğunun önderlerini tanıtıyorlar. Onlar da Hemşillerle birlikte Acarya’dan Orta Asya’ya sürülmüşler ve şimdi tekrar komşu olarak yaşıyorlar. Birbirleriyle iyi ilişkiler içindeler.

Yemekten sonra epeyce büyük, iki katlı bir evin en geniş odasına götürülüyoruz. Bu odada büyükler, kıdem sırasına göre duvar dibinde, çiçek motifli halıların üzerinde bağdaş kurmuş oturuyorlar. Namazlarını yeni kılmış bizi bekliyorlar. Salih Hasan’a, kendilerinde din duygusunun güçlü olup olmadığını soruyorum.

Salih Hasan: “Camimiz yok, namaz için bir ev seçtik. Burada Cuma günleri 40-50 kadar yaşlı toplanıp namaz kılıyorlar. Orta yaşlılar ve gençler buraya gelmezler” diyor.

Burada, daha çok cemaatin problemlerinden konuşuyoruz. 80’li yıllarda 15 bin Mesket Türkü, Orta Asya’dan Kuzey Kafkasya’ya göçetmiş. Rusya yönetimi onlara vatandaşlık vermiyor. Türk olarak kabul edildiklerinden dolayı Hemşillere de, uzun süre vatandaşlık verilmemiş. Ancak Salih Hasan, Rusya Bilimler Akademisi Etnografya Enstitüsü’ne yazılı dilekçede bulunarak, Hemşillerin Türk olmadıkları, zorla Müslümanlaştırılmış Ermeniler olduklarına ilişkin resmi bir yanıt alıyor. Bundan sonra yöneticilerin yaklaşımı değişiyor.

“Soyadımın “oğlu” ekinden vazgeçtim” diyen Salih Hasan büyüklere: “Hepiniz bu ekten vazgeçmelisiniz. Bu ek, bize hiç bir şey vermez. Geç kalmak da hata olur. Yarın artık geç olabilir” diye hitap etti.

Sohbetimiz gittikçe samimi bir hal almaya başlıyor. Sıkça Hemşin lehçesinden Rusçaya, Rusçadan da Hemşinceye geçiyoruz. Hemşince birkaç mani söylemelerini rica ediyorum. Hemşincenin bu lehçesinde maniye “garc” (kısa), mani söylemeye de “gonçuş” (çağırmak) söyledikleri anlaşılıyor.

Ortam birden aktifleşti. Bu ciddi ve yaşlı adamlar, çocuk yaramazlığıyla, kim şarkı bilir diye birbirine “ele vermeye” başladı. Nihayet içlerinden cesur biri çıktı ve teyp elden ele geçmeye başladı.

Kendilerini hangi milletten saydıklarına ilişkin son sorum, herkes için beklenmedikti. Hemşiller, Ermeni kimliklerinin bilincinde olmalarına rağmen bu konuyu, en azından başkalarıyla konuşmuyorlar.

Kimileri, Hemşil olduklarıyla ilgili tutuk açıklamalar yapmaya çalıştı. Hepsinin, bakışlarını benden kaçırdıklarını ve yardım beklentisiyle Salih Hasan’a yönelttiklerini farkettim.

Birçok sıkıntı yaşamış olan bu güçlü insanlar, bu sorumdan gevşedi, güçsüzleşti…

Ne olduğunu anlayan Salih Hasan diğerlerinin sözünü kesti “Hiçbirimiz, bu sorudan kaçamayız. Hemşil, bir milletin ismi olmayıp Hemşin yer adından meydana gelmiştir. Madeni işletmeden önce birçok araştırmalar yapılır. Bu sorunun yanıtı da, ciddi araştırma gerektirir. Ve biz, bunun cevabını bir gün vermeliyiz.

O akşam düğüne davet edildik. Neredeyse bütün cemaat biraraya gelmişti (15 yaşından küçük olanların düğünlere katılmaları yasaktı). Ve Ermeni melodileriyle ulusal danslar, büyüklerin söyleyemedikleri veya söylemeye hazır olmadıkları şeyi söylüyordu. Özellikle erkeklerin ve kadınların halayları etkiliyeciydi. Kocaman bir düğün çadırında 100-150 kişi, halay çekiyordu… bulunmaz bir tablo. Kadınların yumuşak ve nazlı, erkeklerin ise savaşçı halayları, Ermeni halk müziğinin kadim melodileri eşliğinde birer manevi kimlik kaleleri gibiydi ve hiç bir yabancı hareket ve melodi, bu kale surlarının içine sızmamıştı. Bunların ne tür dans olduklarını sordum.

Oynayanların birisinden: “Bizim oyunlarımızdır. Atalarımız da bu oyunları oynamışlar” şeklinde cevap geldi.

Düğün yöneticisi Kâmil Tataroğlu, herkes tarafından saygı gören, cemaatte sözü geçen bir öğretmen. Bizi yolcu ettikleri zaman Hemşillerin, yeni ortama artık adapte olduklarını ve özgüvenli hissettiklerini farkettiğimi belirttim. Bir an susan Kâmil Tataroğli, belirsiz bir yöne bakarak: “Halka adapte olduk ancak birçok konuda zayıf ve savunmasızız” dedi.

“Hangi konularda?” diye sordum.

“Biliyor musunuz, Ermenistan Cumhurbaşkanının Krasnodar bölgesine yaptığı her ziyaretinden sonra Ermeniler, kendilerini daha güçlü ve özgüvenli hissediyorlar. Biz ise yalnızız. Sırtımız yok” diye konuştu.

Yıllar önce 1984’te ve 1987’de Armenolog Sergey Vardanyan, bizde ilk olarak hem dikkatimizi Hemşiller meselesine çekti, hem de Orta Asyalı yurttaşlarımızın, Ermenistan’a taşınma ricalarını yerine getirmek için S. Khanzandyan’ın yardımına başvurdu. Komünist rejimi, bu ricayı reddetti, Hemşillere sırt çevirdi.

Acaba Kâmil’in dürüst ruhunda reddedilmiş kardeşin alınganlığı mı şikayet ediyordu? “Sırtımız yok…”. İster istemez Ermenistan’ın eski yöneticilerinin inkârını hatırladım. Kâmil’in, utancımdan yüzümün kıpkırmızı olduğunu karanlıkta görüp görmediğini bilmiyorum.

Kendisinden düğün kasetinin kopyasını istedim. Vermeyi vaat etti. Ertesi akşam arkadaşlarımla beraber Kamil’in evine gittik. Avluda oturup çay içtik ve önceki günkü sohbetimize devam ettik. Kamil’in yeni inşa ettiği evine dikkatle bakıyordum.

Kamil: “Orta Asya’daki evim pek güzeldi. Bizimkiler genel olarak iyi evler inşa ederler. Oradaki yerel halka da ev yapmayı öğrettik ama sonunda evlerimizi de onlara bıraktık…” diye anlattı.

Artavazd’ın telefonu çaldığında Kamil’in evinden oldukça uzaklaşmıştık. Kaseti unutmuştuk. Geri döndük. Kamil’in telefonu yoktu, kaseti unuttuğumuzu görünce gece yarısı evden eve dolaşarak bir cep telefonu bularak aramıştı… Vazgeçip, kaseti almak istemediğimizi düşünerek endişelenmişti.

Kamil: “Ermenistan’a götürmeniz için hazırladım. Geri vermenize gerek yok” diye sanki ikna ediyordu bizi.

Götüreceğim, sevgili Kamil, şimdilik biçimlenmeyip ifade edilmeyen kızgınlığımı da beraberimde götüreceğim, bir kopyasını ise size bırakarak…

Türkçeye çeviren: Meline Anumyan

Akunq.net

1 comment for “Hemşiller: Kimlik Arayışı

  1. SENAY
    2011/10/16 at 2:43 am

    bende gercek soyadimi ariyorum,ermeniyim soyadim özköylü.dedemin nenemin mezari yok cünkü adlarini vermiyor türkiye.yardimci olabilen varmi lütfen kac senedir aklimda,nüfusu aradim soyadlari yokmus diyor yalan cünkü cok eskiden halam var degistirmisler türklestirmek icin demis,ama cocuktum artik aklim eriyor ve ben gercek kimligimi istiyorum bu vicdansizliga SON verilsin.lütfen kim yardim edebilir bana.saygilar

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *