Ermeni Kilikya Krallığı’nın 18 namlı kalesi

Guglak kalesi – Kidnos Nehri’nin sağ kıyısında, Tarson (Tarsus-çev. notu) şehrinin kuzeyinde, Guglaik dağ geçidi yakınlarında, alçak bir dağın üzerinde bulunmaktadır. Ulaşılması güç konumundan dolayı Ortaçağ’da haçlıların tarihiyle ilgili kaynaklarda “Yehuda kapısı” olarak adlandırılmıştır. 1198-1375 yıllarında Kilikya Ermeni Krallığı’nın dört büyük beyliklerinden biri ve Guglak beyliğinin merkezi olmuştur. Kale doğuda 300 metre yüksekliğe erişmekte, diğer yanlarda ise dipsiz ve aşılmaz uçurumlarla korunmaktaydı.

 

 

 

 

 

 

Til Hamdun kalesi – Amanos sıradağlarının eteklerinde, Sis (Kozan-çev. notu) şehri ile Sarvandikar kalesi yakınlarında, Cahan (Ceyhan-çev. notu) Nehri’nin sol yanında, Karasu Nehri kıyısında bulunmaktadır. X. yüzyılda, 60-80 metre yüksekliğinde tepelerin üzerinde, bazalt taştan kurulmuştur. Piramitliiki sıralı surlara sahip olmuştur. XII. yüzyılda Kilikya Ermeni Krallığı’na bağlanır. II. Levon’un yönetimi döneminde (1198-1219) haçlı şövalyelere teslim edilir. Kilikya Ermeni Krallığı’nın 1375 yılındaki yıkılışı sonrasında kale Mısır Memlukları, XVI. yüzyılda ise Osmanlılar tarafından işgal edilir. Kale yakınlarında bulunan Ermeni yerleşimi, Ermeni Soykırımı neticesinde Kilikya’nın nihai olarak Ermenilerden boşaltıldığı 1921 yılına kadar varlığını sürdürmüştür.

 

 

 

 

 

 

Bağras kalesi – Kilikya’nın güneydoğu kısmında, Orontes Nehri’nin Suediya kolunun kıyısında, Trapez dağı yakınlarında bulunmaktadır. İsmi Arapçadan gelmektedir. Ermeni tarihçiler tarafından Pağras olarak anılmıştır. Antik dönemde kurulmuştur. Emevî halifeliği döneminde (661-750) en gelişmiş dönemini yaşamıştır. XI. yüzyıl sonrasında kale haçlıların eline geçer. Kilikya Ermeni kralı II. Toros (1145-1169) XI. yüzyılda kaleyi Antakya haçlı şövalyelerinden kurtarır ve sınır kalesine dönüştürür. 1189 yılının Eylül ayında Bağras kalesi Mısır sultanı Selahaddin (1174-1193) tarafından işgal edilir ve kalenin surları tahrip edilir. Selahaddin’in geri çekilmesinden sonra Kilikya Ermeni kralı II. Levon (1187-1219) 1191 yılında Bağras ve Darpsak kalelerini ele geçirir ve 1193 yılına kadar Bağras’ın surlarını restore eder.

27 Mayıs 1268 tarihinde Mısır sultanı I. Beybars (1266-1277) tarafından Antakya kontluğu yıkılır ve Bağras kalesi işgal edilir. Kale, 1280 yılında Moğollar tarafından ele geçirilir, fakat kısa süre sonra terk edilir. Bu dönemden sonra, Zülkadir aşiretinin önderi Şahsuvar’ın 1407 yılındaki akınlarına kadar Bağras kalesi anılmaz. XIV. yüzyıl sonu ve XV. yüzyıl başlarında Bağras halen ayaktadır. XVI. yüzyılda Osmanlı tarafından işgal edilir. Osmanlı egemenliği döneminde yıkık Bağras kalesi yakınlarında bulunan ve aynı isimle anılan yerleşim yeri, Beylan sancağına katılır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Hromkla kalesi – Yukarı Mezopotamya’da, Yedesia (Urfa-çev. notu) vilayetinin Birecik sancağındaki Hromkla kazasında, Yeprat’ın (Fırat-çev. notu) sağ kıyısında, bir kaya kütlesinin tepesinde bulunmaktadır. Ulaşılması zor kayalarla çevrili, üç taraftan Yeprat ve Parzman’ın sularıyla sulanan, taş örgüsü surları ve iki katlı kuleli 7 kapıya sahip olmuştur. Hromkla’nın kuruluşuyla ilgili veriler bulunmamaktadır. Bizans egemenliği döneminde önemli bir nehir geçişi ve sınır kalesi olmuştur. 1071-1086 yıllarında Pilartos Varajnuni’nin egemenliği bünyesinde bulunmuş, daha sonra Goğ Vasil’in Ermeni beyliğine ait olmuş, onun ölümünden sonra 1112 yılında Yedesia dükü Bolduin tarafından işgal edilip, akrabası Yedesia kontu II. Joselin Kurne’ye hediye edilir. Joselin’in ölümünden sonra 1151 yılında dul eşi düşes Beatrice, Hromkla kalesini Ermeni katolikosu (Ermeni Kilisesi önderi-çev. notu) III. Grigor Pahlavuni’ye (1113-1166) satar. Pahlavuni, Hromkla’nın savunma surlarını yeniden yapılandırır ve Ermeni katolikosluk tahtını Dsovk şatosundan buraya nakleder. 1178 ve 1179 yıllarında Hromkla’da episkoposluk kurultayları toplanarak, Ermeni Kilisesi’nin Bizans Kilisesi ile birleşmesi konusundaki Papa’nın önerisi görüşülür ve orada bulunan yüksek rütbeli din adamları tarafından reddedilir. Aksine, konsey Hromkla katolikosluğunun, tüm Ermeniler arasındaki genel hakkını tanır.

Hromkla, XIII. yüzyılın başında Ermeni katolikoslarının mülküdür. Ardından Kilikya Ermeni kralı II. Muhteşem Levon tarafından kendi topraklarına katılır.

Bununla birlikte, Ermeni katolikosluk tahtı, 1292 yılına kadar Hromkla’da kalır. Tüm Ermenileri katolikosu IV. Nerses Klayetsi (Şnorhali) zamanında (1166-1173) Hromkla tüm Ermenilerin kültür merkezine dönüşür. Çok sayıda eski elyazması burada derlenir, çoğaltılır, resimlendirilir ve yenileri yaratılır.

26 Mayıs 1292 tarihinde Mısır sultanı Melik Eşref büyük bir güçle Hromkla’yı kuşatır, fakat halk ve kale muhafızları 33 gün düşmana kahramanca direnir. Dış yardımdan mahrum kalan savunmacılar 28 Haziran 1292 tarihinde şehri düşmana teslim eder ve düşman kuvvetleri Hromkla’ya girip, kale muhafızlarını kılıçtan geçirir, şehri yağmalar, aralarında katolikos IV. Stepannos Hromklayetsi (1290-1293)  da olmak üzere, halkın büyük bir kısmını esir götürür. Hromkla’nın düşüşü, dönemin tarihçileri tarafından çok büyük bir felaket olarak nitelendirilmiştir.

Bunun üzerine, katolikosluk kurumu başkent Sis’te tesis edilir. XVI. yüzyılda Hromkla’yı işgal eden Osmanlılar, Surb (Aziz-çev. notu) Astvadsadsin kilisesini camiye çevirir ve diğer kiliseleri tahrip eder. Hromkla, 1839 yılında Mısırlı İbrahim Paşa’nın bombardımanı sonucunda nihai olarak tahrip edilir. Tüm Ermenileri katolikosu III. Grigor Pahlavuni ve IV. Nerses Klayetsi’nin mezarları Hromkla’daki Surb Grigor Lusavoriç kilisesinde bulunmaktadır. XX. yüzyılın başlarına kadar yarı yıkık bir vaziyette bulunan bu kilise, Ermeniler ve Yezidiler için bir ziyaret yeri olmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

Paperon kalesi – Dağlık Kilikya’nın Lambron bölgesinde, Tarson şehrinin 35 km. kuzeydoğusunda, Kilikya Toroslarının güney yamaçlarında yükselen bir dağın üzerinde bulunmaktadır. Ele geçirilmez bir mevkie sahip olmuştur. XI. yüzyılın ortalarından itibaren Abılğarib Ardsruni’nin topraklarına dâhil olmuş, XI. yüzyılın 70’li yıllarında Hetumyanlara (Ermeni beyliği-çev. notu), aynı asrın 90’lı yıllarında ise Oşinyanlara (Ermeni beyliği-çev. notu) geçmiştir. Paperon kalesi, XIV. yüzyılın ikinci yarısında Mısırlılar tarafından işgal ve tahrip edilir. Kalenin yakınındaki Mıliç manastırı, kale beylerinin türbesi olmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 

Kharn kalesi – Adana vilayetindeki Cebel Bereket sancağının Bahçe kazasında, Cahan Nehri’nin sol kıyısında bulunmaktadır. Tahminen 786 yılında Arap halifesi Harun Reşit (786-809) tarafından, Maraş’a giden ticaret yolunu korumak amacıyla kurulmuştur. Yöredeki Ermeniler, 1909 yılının Nisan ayındaki Kilikya katliamları esnasında katliamcı Türkler tarafından tamamen katledilmiştir.

 

Sis kale-şehri – Ovalık Kilikya’da, Osmanlı’nın Adana vilayetindeki Kozan sancağında, Sis Nehri ve Antsmıntsuk Deresi’nin kıyısında bulunmaktadır. Antik dönemden itibaren anılmaktadır. İsmi Semitik olup, rahiplerin yerleşim yeri anlamındadır. Antik dönemden itibaren Romalılara ait olmuş, daha sonra Bizans’a geçmiştir. Büyük oranda Ermenilerle meskûn olan Sis şehri 703 yılında Araplar tarafından işgal edilmiştir. XII. yüzyıl başlarında Kilikya Ermeni beyliği bünyesinde bulunmaktaydı.

Tarihçi Mateos Urhayetsi’ye göre, 13 Kasım 1114 tarihindeki depremden Sis de büyük oranda zarar görmüş ve çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir.  Prens Mıleh Rubinyan (1169-1175) Sis’i 1173 tarihinde onararak, Kilikya Ermeni Beyliği’nin merkezine dönüştürür.

Sis şehri, 1198 yılında II. Levon (1187-1219) tarafından Kilikya Ermeni Krallığı’nın ilanından sonra ülkenin başkentine dönüştürülür ve sağlam surlarla çevrelenir, kraliyet sarayı, dini ve kamusal binalar inşa edilir. Sis şehri, kral I. Hetum (1226-1270) ve ardılları tarafından daha da güzelleştirilir ve yapılandırılır.

Mısır sultanı I. Beybars (1266-1277) 1266 Ağustosunda büyük güçlerle Kilikya’ya saldırır, Sis’i kuşatır, fakat kaleyi alamaz ve şehri yıkar, yakar, Sis’in zenginliklerini yağmalar. Sis şehri, 1268 depreminde de önemli ölçüde zarar görmüştür. 1270’li yıllarda şehir yeniden inşa edilir ve surlar tahkim edilir. Mısır sultanının orduları 1275 yılında Sis’i yeniden işgal etmeyi dener, fakat şehir surlarının dibinde, ordu komutanı Sımbat komutasındaki Ermeni orduları tarafından hezimete uğratılıp, ülkeden atılır. Bunun üzerine Sis, yaklaşık bir asır huzur içinde kalır. Ermeni katolikosluk tahtı 1292 yılında buraya nakledilir. Mısır sultanının 60 bin kişilik ordusu 1369 yılında Sis’i yeniden kuşatır.

Şehrin savunması için yürütülen çatışmalarda ordu komutanı Liparit, Hetum, Zarmandukht ve daha başkaları büyük kahramanlıklar gösterir. Düşman, kale-şehri ateşe verip, yağmalamasına rağmen, kaleyi işgal edemez ve ricat eder. Kilikya Ermeni devletinin zayıflaması ve iç çekişmelerinden faydalanan Mısır sultanı Melik al-Aşraf, 1375 yılında şehri kuşatır ve aynı yılın Nisan ayının 2’sinde kaleyi ele geçirir, tahrip eder ve yağmalar. Aynı zamanda Ermenistan kralı VI.  Levon (1374-1375) ile bazı prensleri esir alıp, Mısır’a götürür. Sis şehrinin düşüşü, Ermeni tarihçiler tarafından Kilikya Ermeni devletinin kaybı olarak nitelendirilmiştir. Baskı rejiminin tesisi nedeniyle birçok Sisli, yabancı ülkelere göç eder.

Sis, XV. asırda sürekli olarak Türkmen aşiretlerinin saldırılarına ve yıkımlarına maruz kalır. 1487 yılında Osmanlı tarafından işgal edilir. Osmanlının düzensiz egemenliği döneminde Sis şehri farklı Müslüman aşiretlerin saldırı ve yıkımlarına maruz kalır. Tüm bunlara rağmen Ermeniler Sis’te yaşamaya devam eder. Sis Ermeni nüfusu, 1909 Kilikya katliamlarında da büyük kayıp verir, lakin Ermeniler 1915-1918 tarihlerinde katliamcı Türkler tarafından nihai olarak imha edilir.

1918-1919 yıllarında yaklaşık 500 Sisli evlerine döner ve yıkılmış olan şehrin yeniden imarına yeltenir, lakin 30 Mayıs 1920 tarihinde imzalanan ve Sis’in Kemalist Türkiye’ye teslim edildiği Türk-Fransız ateşkes antlaşmasından sonra, yeni katliamlardan çekinen Ermeniler, geri çekilen Fransız birlikleri ile birlikte şehirlerini terk edip, farklı ülkelere göç eder.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ayntap (Antep-çev. notu) kale-şehri – Maraş-Halep yolunda, Yeprat’ın bir kolu olan Sacur Nehri kıyısında, ovalık, yüksekçe bir vadide bulunmaktadır. Eski bir yerleşim yeri olan Ayntap, tarihi kaynaklarda ilk olarak XII. yüzyıldan itibaren anılmaktadır. Ayntap,  XII. yüzyılda haçlılar tarafından işgal edilir. Haçlılar, Ayntap kalesini inşa eder ve askeri karakola dönüştürür. Ayntap, daha sonra Yedesia kontluğu bünyesine katılmıştır. Kilikya Ermeni kralı I. Hetum (1226-1270) 1266 yılında iki kez Ayntap’a akın eder, fakat ele geçirmeye muvaffak olmaz. Ayntap, XIV.-XV. yüzyıllarda Mısır sultanlığının egemenliğinde kalır, 1404 yılında Timurlenk’in orduları tarafından tahrip edilir, 1516 tarihinde Osmanlı orduları tarafından işgal edilir. Ayntap çevresindeki yüzün üzerindeki köy XVIII. yüzyılda tamamen Ermenilerle meskûn olmuştur.

Daha sonraki dönemlerde Osmanlı İmparatorluğu tarafından bölgeye Kürtler yerleştirilmiş, yerli Ermeni nüfusun ise Ermenice konuşması tehdit ve baskıyla yasaklanmıştır. Tüm bunlara rağmen XX. yüzyılın başında Ayntap’ın 50 bin nüfusunun 20 bini Ermenilerden oluşmaktaydı.

Ayntap’ın on binlerce Ermeni’si 1915 tarihinde katliamcı Türkler tarafından tehcir edilip, Der el-Zor çölüne sürülür. Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’ndaki (1914-1918) yenilgisinden sonra, tehcir edilmiş Ermenilerin kalıntıları şehirlerine geri döner. Lakin 1 Nisan 1920 tarihinde Türkler yeniden Ayntap’a saldırır. 1 Nisan 1920 tarihinden 8 Şubat 1921 tarihine kadar Ermeniler 314 gün süreyle katliamcı Türklere karşı kahramanca bir öz savunma sergiler. Lakin görevleri dolayısıyla Ermenileri korumakla yükümlü yerel Fransız yöneticiler, onları terk edip, Kilikya’dan uzaklaşır. Türklerin intikamından çekinen Ayntap Ermenileri, şehri terk eder ve Suriye, Lübnan ile ABD’ye yerleşir.

Göçmen Ayntaplıların bir kısmı daha sonra Sovyet Ermenistan’a yerleşir. Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyet’i başkanlığının 10 Eylül 1970 tarihli emriyle Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin Masis bölgesinde bulunan Tazagüğ köyü Ayntap olarak adlandırılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tumlu kalesi – Adana vilayetinde, Anarzaba şehri yakınlarında, Cahan Nehri’nin sağ kıyısında bulunmaktadır. Dik yamaçlı yüksekçe bir kayanın üzerinde kurulmuştur. Hayli geniş bir alan üzerinde kurulmuş, taş yapı surlara, kuleler ve kaleyi dört yandan aşılmaz yapan piramitlere sahip olmuştur. İlk olarak XII. yüzyılda adı geçmektedir.

1. Toros (1145-1169) döneminde Kilikya Ermeni beyliğine bağlanmıştır. Tahminen 1375 yılında, Kilikya Ermeni Krallığı’nın yıkımı sonrasında boşaltılmıştır.

 

 

 

 

 

Sarvandikar kale-şehri – Maraş şehrinin 30 km. güneyinde, Amanos dağ silsilesinin kuzey eteklerinde, Kilikya’yı Asorik (antik Suriye-çev. notu) ile bağlayan yol üzerinde bulunmaktaydı. Kale, 500 metre yüksekliğinde bir kayanın üzerinde kurulmuş olup, ele geçirilemez ve ulaşılması zor bir konumdaydı. Tarihi kayıtlarda ilk defa olarak 1069 yılında, bir Bizans kalesi olarak anılmaktadır. 1097-1098 yıllarında haçlı şövalyeleri kaleye sahip olur. 1135 yılında kale Kilikya Ermeni beyliği yöneticisi I. Levon (1129-1137) tarafından ele geçirilir ve önemli bir sınır kontrol noktasına dönüştürülür. 1185 yılında Antakya dükü, sahtekârlıkla kaleye sahip olur. 1187 yılında II. Levon (1187-1219) kaleyi geri alır ve dayısı Vasak Hetumyan’ın oğlu Sımbat’a hediye eder. 1266 tarihindeki depremde kale büyük ölçüde zarar görür, fakat yeniden inşa edilir. 1276 yılında Sarvandikar kale-şehrinin yakınlarında gerçekleşen meydan muharebesinde ordu komutanı Sımbat, Mısır sultanlığının Memlûk ordularını bozguna uğratır, lakin kendisi de bu çatışmada ağır yaralanarak, kısa süre sonra hayatını kaybeder. XII. yüzyıl sonları ve XIV. yüzyıl başlarında Kostantin’in kardeşleri Oşin ve Sımbat kalenin sahibi olur. 1337 yılında Mısır Memlûkları, XVI. yüzyılda ise Osmanlılar kaleyi işgal eder.

 

 

 

 

 

 

 

 

Vahak kalesi – Dağlık Kilikya’da, Saros Nehri’nin yukarı bölümünün sağ yakasında, yüksek bir dağın tepesinde bulunmaktadır. VII.-VIII. yüzyıllarda, Bizans İmparatorluğu’nun Arap halifeliğine karşı mücadelesinde önemli stratejik merkezlerden biri olmuştur. 1097 yılında Kilikya Ermeni prensi I. Kostantin (1095-1100) kaleyi Bizans’tan alıp, beyliğinin merkezine dönüştürür. Kostantin’in oğlu I. Toros (1100-1129) kalenin surlarını güçlendirir, bir şato, saraylar ve daha başka yapılar inşa eder. 1137 yılında Bizans imparatoru Hovhannes Komnenos (1118-1143) büyük bir orduyla Vahak kalesini kuşatır. Kaledeki birlik ile halk, general Kostantin komutasında kahramanca mücadele eder. Nihayetinde, düşman Vahak kalesini işgal eder ve kalenin savunmacılarını esir alır. Esirlerin Arasında Kilikya Ermeni prensi I. Levon (1129-1137) ve iki oğlu Ruben ve Toros da vardır. Prens Levon ve Ruben Konstantinopolis hapsinde ölür, Toros ise, 1145 yılında esaretten kaçmayı başarır ve Vahak kalesini kurtarır. Toros’un kardeşi ve halefi Mıleh (1169-1175), başkenti Vahak kalesinden Sis’e nakleder. Bundan sonra Vahak kalesi isyankâr prensler ve saray eşrafının tutukluluk yerine dönüşür. Kilikya Ermeni Krallığı’nın 1375 yılındaki yıkılışından sonra Vahak kalesi XV. yüzyıla kadar Acabahyanların (Ermeni beyliği-çev. notu) elinde kalır. 1467 yılında Zulkadir aşiretinin reisi Şahsuvar tarafından işgal edilir.

Daha sonraları kaleye Osmanlılar sahip olur. XIX. yüzyıl sonunda Vahak kalesi bir kasaba ve aynı isimle anılan kazanın merkezi olmuştur. Vahak kalesi Ermenileri, 1915 Soykırımı esnasında tehcir edilmiş, büyük bir kısmı tehcir yolunda hayatını kaybetmiş, az sayıda kurtulanlar farklı ülkelere sığınmıştır. Vahak kalesi günümüzde Türkiye’nin Adana vilayetinin Kozan kazasında bulunmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Lambron kalesi – Kilikya’nın merkezi kısmında, Tarson şehrinin 38 km. kuzeybatısında bulunmaktadır. Ormanlarla kaplı dört dağın ortasında bulunan kaya kütlesinin tepesinde büyük ve geniş bir düzlükte, düzgün kesilmiş taşlarla inşa edilmiştir. Kuruluş tarihi bilinmemektedir. XI. yüzyılda ünlenmiş bir kaleydi. Ablğarib Ardsruni (Kilikya Ermeni beyi-çev. notu) 1073 yılında Gandzak’tan (Ovalık Karabağ’da bir Ermeni şehri, günümüzde Gence-çev. notu) gelen damadı prens Oşin’e çeyiz olarak verir, o ise, kaleyi yeni yapılarla bezeyerek, Lambron bölgesinin merkezi ve kendi mülküne çevirir. XII. yüzyıl sonunda Kilikya Ermeni kralı II. Levon (1187-1219), Lambron beylik ailesinin üyelerini tutuklayarak, savaşmadan Lambron’u ele geçirir ve kraliyet mülküne çevirir. XIV. yüzyılda Lambron çevresinde yoğun nüfusa sahip bir şehir oluşur. 1375 yılında Kilikya Ermeni Krallığı’nın yıkılmasından sonra, Lambron kalesi Mısır sultanlarına geçer ve yavaş-yavaş stratejik önemini kaybeder. Lambron kalesi, XVI. yüzyılda Osmanlılar tarafından işgal edilir ve bundan sonra artık bir kale olmayı sürdürmez, şehir ise basit ve gösterişsiz bir kasabaya dönüşür.

1918-1920 yıllarında yerel Ermeni nüfus da katliamcı Türkler tarafından Soykırıma uğrar ve bu dönemden sonra Lambron da Ermenilerden boşaltılır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Anarzaba kale-şehri – Sauran ve Sis nehirleri arasında bulunan ovada, Sis şehrinin 25 km. güneydoğusunda bulunmaktadır. İsmi tahminen Semitik olup, Arapçada “sarı pınar” anlamına gelmektedir. Roma imparatoru Augustus Octavianus döneminde (M.Ö. 27-M.S. 14) Kesaria, Dionkesaria, Anarzaba Kesariası olarak adlandırılmıştır. Şehir dört kez depremden ciddi şekilde tahrip olmuş, 525 yılındaki depremden sonra Bizans imparatoru I. Jüstinyen (527-565) tarafından Justinianopolis olarak adlandırılmıştır. 444 yılında imparator Teodosios döneminde (408-450) Anarzaba, İkinci Kilikya’nın başkenti olur. VIII. yüzyılda Bizans imparatoru I. Barseğ (Basileios-çev. notu) (867-886) tarafından işgal edilir. Anarzaba, 1104 yılında Kilikya Ermeni prensi I. Toros (1100-1129) tarafından ele geçirilir. I. Toros’un kardeş çocuğu II. Toros (1145-1169) tarafından şehirde yeni surlar inşa edilir ve 1149 yılında beyliğin merkezine dönüştürülür. II. Levon (1187-1219) döneminde şehir temelden restore edilir.

Bu kral, Anarzaba’ya son derece önem verdiğinden dolayı, üzerinde Anarzaba şehrinin resmedilmiş olduğu armasını “Anavarza” olarak adlandırır. Başkentin, Mıleh Rubinyan (1169-1175) tarafından Vahak kalesinden Sis’e nakledildiği 1173 yılında, Anarzaba da Sis’i koruyan, ele geçirilmesi imkânsız ve ulaşılmaz bir karakola dönüşür. Kale, büyük ve düzgün kesilmiş taşlardan örülü çifte surlara sahip olmuştur. 1375 yılında Kilikya Ermeni Krallığı’nın yıkılışından sonra diğer Kilikya şehirleri gibi Anarzaba da tahrip edilir ve değerini yitirir. Anarzaba, 1437 yılında Türkmen Zulkadir aşiretinin saldırılarına maruz kalır. Şehir, XIV. yüzyıl başında Türkmenler tarafından Kilikya’nın işgal edilmesinin sonucunda nihai olarak yıkılır. Anarzaba’nın yerinde daha sonra küçük Türk köyü Anavarza oluşur.

 

 

 

 

 

 

 

Levonkla veya Levon kalesi – Vahak kalesinin 12 km. güneybatısında, Cahan Nehri’nin sağ kıyısında, Kilikya Toroslarının eteklerinde, Kulelidağ olarak anılan dağın üzerinde bulunmaktadır. Sımbat Gundstabl’a göre kale, 1272 yılında Kilikya Ermeni kralı III. Levon (1270-1289) tarafından kurulmuştur. Kale, XVI, yüzyılda Maysents prenslerine ait olmuştur. Sis katolikoslarının yazlığı XVIII. yüzyılda, ceviz ağaçları ve üzüm bağlarının bulunduğu Levon kalesinde bulunmaktaydı. XIX. yüzyıldan itibaren meskûn olmaktan çıkmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

Selevkia (Seleucia/Silifke-çev. notu) kale-şehri – Akdeniz kıyısında, Kalykadnos (Göksu-çev. notu) Nehri’nin denize döküldüğü yerin yakınında bulunmaktadır. M.Ö. III. yüzyılda Selefküs İmparatorluğu’nun kurucusu I. Selevkos Nikator (M.Ö. 305-280) tarafından kurulmuş ve kendi adıyla Selevkia olarak adlandırılmıştır. IV. yüzyıl başlarında İsauria’nın episkoposluk merkezi olmuştur. Selevkia’nın rolü, XII.-XIV. yüzyıllarda daha da büyümüştür. XII. yüzyıl ortalarında Selevkia, Kilikya Ermeni prensi II. Toros (1145-1169) tarafından ele geçirilir. II. Toros tarafından yeniden yapılandırılan Selevkia, beyliğin güneybatı sınırındaki önemli bir karakol noktasına dönüşür. Kilikya Ermeni kralı II. Levon (1187-1219) Selevkia’nın korumasını Çortvanel Sasnetsu’nun oğlu Şahinşah’a, ardından da prens Kostants’a, 1210 yılından itibaren ise, Ermeni ordusunda savaşlara katılan Kudüs Hospitalier haçlı şövalyelerine teslim eder. Selevkia, Kilikya Ermeni Krallığı’nın ikinci büyük limanı ve sınır karakolu olmuştur. Selevkia, XIII. yüzyıl ortalarında Karamanlı olarak anılan göçebe Türkmen aşiretleri tarafından işgal edilir. XV. yüzyıl sonlarında kale tamamen ayakta olup, güçlü bir kale olma önemini korumaktaydı. Selevkia kale-şehrinin yıkım tarihi ve sebepleri bilinmemektedir. Selevkia Ermenileri 1915 Soykırımı esnasında tehcir edilmiş, büyük bir kısmı yollarda hayatını kaybetmiş, az sayıda kurtulanlar farklı ülkelere sığınmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Korikos deniz kalesi – Akdeniz kıyısında, Selevkia’nın 45 km. kuzeydoğusunda, dağlarla çevrili bir vadide bulunmaktadır. Yakınlarda bulunan bir dağın ismine göre, Yunancada safran anlamına gelen, Korikos olarak adlandırılmıştır. Kale M.Ö. III.-II. yüzyıllarda Selevkiler tarafından kurulmuş ve önemli bir ticaret merkezine dönüşmüştür. Bizans egemenliği döneminde Tarson eyaletine bağlanmış ve episkoposluk merkezi olmuştur. Arap-Bizans çatışmaları esnasında tarihi kaynaklarda bu kale anılmamaktadır. VII.-VIII. yüzyıllarda kale yıkılmış ve fakirleşmiş durumda olmuştur. XI. yüzyılda Korikos kalesi, haçlı seferlerinin başlamasından dolayı yeniden önem kazanmaya başlar. Kilikya Ermeni prensi II. Toros (1145-1169) Korikos’u Kilikya Ermeni beyliğine bağlar. Kilikya Ermeni Krallığı döneminde, kralın vasalı durumunda olan beylere ait olur.

Korikos’un kale beylerinden Oşin Payl, kral IV. Levon’un dünürü olmuş, fakat kral, Oşin Payl’ı öldürtüp, Korikos kalesini kraliyet mülküne dönüştürmüştür. Kale, XIV. yüzyılda Kıbrıs veliahdı Bohemund Lusinyan’a verilmiştir. Kale, 1448 yılında Karamanlı olarak anılan göçebe Türkmen aşiretleri tarafından işgal edilmiş, daha sonra Mısır Memlûklarının eline geçmiş, XVI. yüzyılda ise, Osmanlılar tarafından istilâ edilmiştir. Korikos, XVII. yüzyıla kadar Ermenilerin episkoposluk merkezi olmuştur.

Kilikya Ermeni devletinin en büyük limanı olan Korikos, Ayas limanıyla birlikte ülkenin ekonomik hayatında büyük bir öneme haiz olmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

Maraş kale-şehri – Adana vilayetindeki Maraş sancağının idari merkezi olmuştur. Cahan Nehri’nin yukarı kısmında, sol kıyısının 10 km. doğusundaki bir tepenin üzerinde bulunmakta olup, antik dönemden beri bilinmektedir. Kale Bizans döneminde inşa edilmiş olup, Ortaçağ’da Marvani olarak anılmıştır. Ermeniler X. yüzyılda burada büyük bir sayı oluşturmakta olup, kale-şehir Ermeni beylerin yönetimine teslim edilmiştir. Ermeni egemenliği döneminde Maraş, bir episkoposluk merkezi, 1065 yılında ise kısa süreliğine katolikosluk merkezi olmuştur. 1071 Malazgirt savaşında, Bizans ordularının Selçuklu ordularına karşı elde ettikleri mağlubiyet sonrasında, Bizans Ermeni generali Pilartos Varajnuni Bizans’a karşı ayaklanır ve merkezi Maraş olan geniş bir Ermeni beyliği kurar. 1097 yılında haçlılar Maraş’ı ele geçirir. XII. yüzyılda Ermeni prens Tatul, Maraş’ın yöneticisi tayin edilir, ardından Maraş Yetesia prensliğine geçer ve bu prensliğin şehirlerinden biri olur.

1114 yılındaki deprem Maraş’ta önemli ölçüde yıkıma sebebiyet verir. Selçuklu egemenliğinin yıkılmasından sonra Maraş 1189 yılında Kilikya Ermeni kralı II. Levon (1187-1219) tarafından ele geçirilir.

Kilikya Ermeni kralı I. Hetum (1226-1270), Ermenilerin belli bir süreliğine kaybettikleri Maraş’taki egemenliklerini 1266 yılında yeniden tesis eder. XVI. yüzyıl başında Zulkadir aşireti reisi Alâuddevle bey şehri bugünkü yerine taşır. Maraş, XVI. yüzyılda Osmanlı egemenliğine geçer. 1880’li yıllardaki iki büyük yangın sonucunda Ermeni mahalleleri ve çarşı kül olur. Maraş Ermenileri, 1915 yılında tehcir edilir ve büyük bir kısmı Soykırım’da hayatını kaybeder. XX. yüzyılda Yerevan’da kurulan Nor (yeni-çev. notu) Maraş mahallesinde Sovyet Ermenistan’a göç eden Maraşlılar yerleşmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Anamur kalesi – Akdeniz’in Anamur Burnu’nda, Anamur kasabasının 10 km. uzağında bulunmaktadır. M.Ö. IV.-III. yüzyıllarda Finikeli denizciler tarafından bir liman olarak kurulmuştur. Yunan-Roma egemenliği döneminde bir kale olarak önemli bir rol oynamıştır. 1266 tarihindeki akın esnasında kale Konya Selçuklu sultanı Salahaddin tarafından Ermenilerin elinden alınmış, fakat 1284 yılında Kilikya Ermeni kralı III. Levon (1270-1289) tarafından yeniden kurtarılmıştır. Bu dönemden sonra Ermeni kaynaklarında Anamur’la ilgili kayıt bulunmamaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynakça:

Haykakan Sovetakan Hanragitaran, cilt 1-12, Yerevan, 1974-1986.

Haykaz Jamkoçyan, Aşot Abrahamyan, Stepan Melik-Bakhşyan, Serob Poğosyan, “Hay Joğovırdi Patmutyun (skzbits minçev XVIII. dari vercy)”, 1975, 784s.

Tadevos Hakobyan, Stepan Melik-Bakhşyan, Hovhannes Barseğyan, “Hayastani yev Harakits Şırcanneri Teğanunneri Bararan”, cilt I-V, Yerevan, 1985-2001.

Wikipedia,  hayeren azat hanragitaran.

https://grakanjam.wixsite.com/armenia/haikakangexatesilvairer–c49d

Yazar: Karapet Hakobyan

 Newinfo.am

Türkçeye çeviren: Diran Lokmagözyan

Türkçesi: Akunq.net

Leave a Reply

Your email address will not be published.