122. Toplum ve siyaset hayatı

 Tüm Dünya Ermenileri Katolikosu VI. Kevork Çörekçiyan

Tüm Dünya Ermenileri Katolikosu VI. Kevork Çörekçiyan

Milli-Ruhani kurultayı

1938 yılında Tüm Ermeniler Katolikosu Khoren Muradbekyan’ın öldürülmesinden sonra SSCB yöneticileri tarafından yeni katolikos seçimi yasaklanır ve baş episkopos Gevorg Çörekçiyan katolikosluk vekili olarak tayin edilir.

Stalin, bazı siyasi düşüncelerden dolayı, savaş döneminde kiliseye yönelik siyasetinde düzenlemelere gider. Özellikle de ABD başkanı Roosevelt’in son derece inançlı biri olduğundan dolayı, bu konuda müttefiklerini de hesaba katması gerekir. Kendi topraklarını kurtaran Sovyet orduları, hayatlarında kilisenin önemli bir yere sahip olduğu Avrupa ülkelerinin topraklarına girmeye hazırlanır. Stalin’in, farklı kilise temsilcileriyle olan ilişkileri, savaşın son yıllarında yeniden tesis edilir.

Ermeni Apostolik Kilisesi, tüm savaş boyunca Ermeni halkını faşizme karşı mücadeleye çağırır. Kilise tarafından gerçekleştirilen bağış kampanyası sayesinde oluşturulan bir tank birliği cepheye yollanır.

SSCB yöneticileri, uluslararası ilişkilerde Ermeni diasporasının etkinliğini kullanmaya çalışır.

Bu amaçla Stalin, 19 Nisan 1945 tarihinde Ermeni Katolikosluğu vekili baş episkopos Gevorg Çörekçiyan’ı kabul eder. Çörekçiyan, Sovyetler Birliği yöneticilerine Ermeni topraklarının iadesi ile diaspora Ermenilerinin vatana dönüşü sorunlarını açıklayıp, yeni katolikos seçimi için milli-ruhani kurultay toplanması için izin rica eder.

1945 yılında gerçekleşen milli-ruhani kurultaya katılmak amacıyla, Sovyetler Birliği ve dünyanın 15 ülkesinden 111 delege toplanır. 16 Haziranda Ecmiadsin’de çalışmalarına başlayan milli-ruhani kurultay tarafından baş episkopos Gevorg Çörekçiyan katolikos seçilir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Ermeni sorununun yeniden açılması

25 Haziran 1941 tarihinde Türkiye hükümeti tarafsızlığını ilan eder, fakat tüm savaş boyunca faşist Almanya’ya çok yönlü yardımlarda bulunur. Türkiye, 1942 sonbaharında SSCB sınırında çok sayıda askeri birlik konuşlandırarak, Sovyetler Birliğini, cephede son derece gerekli olan birlikleri Transkafkasya’da tutmaya mecbur eder.

Türkiye, boğazlarla ilgili 1936 konvansiyonunu ihlal ederek, Alman ve İtalyan savaş gemilerinin Karadeniz’e geçmelerine izin verir. Türkiye’nin “aktif tarafsızlığı” 1944 yazına kadar sürer. Almanya’nın yenilgiye doğru gidişi belli olduğunda Türkiye, Almanya ile diplomatik ilişkilerini keser ve 23 Şubat 1945 tarihinde, bir tek mermi atmadan, Almanya ve Japonya’ya savaş ilan eder.

Türk diplomasisi, SSCB ile olan sorunların baş göstermesinden kaçınmaya çalışırken SSCB de Ermeni topraklarının Sovyet Ermenistan’a iadesi kartını oynamaya çalışır.

16 Temmuz 1945 tarihinde toplanan Potsdam kongresi çalışmalarının başlamasından bir gün önce SSCB ile Büyük Britanya dışişleri bakanları Molotof ve Eden bir görüşmede bulunur. Müttefik devletlerin yöneticilerinin buluşması öncesinde, bu ülkelerin temsilcileri görüşüp, “fazla önem arz etmeyen” sorunlar çözülür. Ermeni toprakları sorunu da benzer sorunlardandır. Molotof, Türklerin 1921 yılında Sovyet devletinin zayıflığından istifade edip, Sovyet Ermenistan’ın bir kısmını ilhak ettiğini, Ermenilerin de kendilerine haksızlık edildiğini düşündüğünü, bu sebepten dolayı Sovyet hükümetinin hukuken kendisine ait olan bölgelerin geri verilmesini talep ettiğini belirtir. Türk diplomatlarının kendisiyle Londra’da görüşmüş olduğundan dolayı Eden, konuya çok iyi vakıf olup, Türklerin, Sovyetler Birliği’nin toprak taleplerini karşılamaya taraftar olmadıkları belirtir. Toprak taleplerinin, müttefiklerden bazı tavizler elde etmek için bir bahane olduğundan dolayı batılı ülkeler, kendi coğrafi-siyasi çıkarlarından dolayı Türkiye’yi himayelerine alır. Bu yüzden de Sovyet heyeti bunun bir tartışma konusu olması için inat etmez.

Buna rağmen, 1945 Eylülünde Londra’da gerçekleşen BM güvenlik konseyinde, SSCB dışişleri bakanı Molotof, Kars ve Ardahan’ın mutlaka Sovyetler Birliği’ne eklenmesi konusunda diretir, fakat başarıya ulaşmaz.

1946 Ocağında Londra’da BM öncülüğünde toplanan genel kurulun birinci oturumunda çok sayıda Ermeni kuruluşu telgrafla Ermeni sorununa değinilmesi talebinde bulunur. Ermeni Devrimci Federasyonu adına oturum başkanına teslim edilen mektupta, Sevr Antlaşması ile belirlenmiş olan Ermeni vilayetlerinin Ermenistan’a bağlanması gerektiği belirtilir. Aynı yılın Mayıs ayında, ABD’de faaliyet gösteren 16 Ermeni kuruluşu, Ermeni sorununun, güvenlik konseyinin gündemine alınması ricasıyla bir mektupla BM genel kuruluna başvurur.

1974 yılında New York’ta gerçekleştirilen Uluslararası Ermeni Kongresi adına ABD hükümetine sunulan memorandumla, Ermeni toprak talepleri sorununun BM gündemine alınması ricasında bulunulur. Lakin bu dönemde Türkiye batıya meyletmiş ve bu ülkeler tarafından SSCB’ne karşı güvence elde etmiştir. Birkaç yıl sonra SSCB yönetimi, Türkiye ile olan ilişkileri daha fazla çıkmaza sokmamak amacıyla, 30 Mayıs 1953 tarihinde “Ermenistan ve Gürcistan hükümetlerinin, Türkiye’ye yönelik toprak taleplerinden vazgeçmeyi mümkün görmüş olduklarını” açıklar.

Daha sonra, 1960-1980’li yıllarda, Ermeni Soykırımı’nın uluslararası alanda tanınması talebiyle birlikte, tabii olarak,  Ermeni sorunu da ortaya konulur.

1965 yılında, tüm diaspora cemaatlerinde Ermeni Soykırımı’nın 50. yıldönümü anılır. Ermeni diasporası, farklı ülke parlamentolarına ve uluslararası kuruluşlara başvurularda bulunur ve mektuplar sunar. Amaç, uluslararası toplumun dikkatini yeniden Ermeni sorununa çekmek ve Türkiye’yi, Ermeni Soykırımı’nı tanımaya zorlamaktır. Ermeni Davası komisyonu, bu konularla ilgili önemli çalışmalarda bulunur. Bu siyasi faaliyetler meyvelerini verir. Kıbrıs ve Uruguay parlamentoları, Ermeni sorununun BM’de tartışılması amacıyla açıklamalarda bulunur. Fransa, Ermeni Soykırımı’nı telin eder, bazı uluslararası kuruluşlar ise Türkiye tarafından Ermenilerin soykırıma uğraması olgusunu kabul eder. 1987 Temmuzunda Avrupa Parlamentosu tarafından Türkiye hükümetine, soykırım olgusunun tanınması çağrısı yapılır.

Büyük vatana dönüşün düzenlenmesi (1946-1948)

İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda, 15 Mayıs 1945 tarihinde, Sovyet Ermenistan yöneticileri tarafından, yeni bir vatana dönüş düzenlenmesi konusu, SSCB hükümeti nezdinde ortaya atılır.

1945 Kasımında SSCB hükümeti tarafından vatana dönüşün düzenlenmesi kararı alınır.

Birçok diaspora cemaatinde, vatana dönüşün düzenlenmesi komisyonları kurulur.

İlk vatana dönüş kervanları 23 Haziran 1946 tarihinde “Transsilvanya” gemisiyle Beyrut’tan yola çıkarak, birkaç gün sonra Batum’a varır. Buradan da gemilerle Ermenistan’a nakledilirler. Diğer kervanlar Ekim ayına kadar Ermenistan’a ulaşır.

1946 yılında Lübnan, Suriye, İran, Yunanistan, Fransa ve diğer ülkelerden 51 bin Ermeni Ermenistan’a göçer. Ermenistan 1947 yılında 25 bin, 1948 yılında ise 10 bin kişi kabul eder. Bu dönemde dünyanın 12 ülkesinden yaklaşık 90 bin Ermeni vatana döner.

Başlayan soğuk savaş şartlarında SSCB’de yeni bir baskı rejimi dalgası baş gösterir. Vatanın yolunu tutmuş olan diaspora Ermenileri, yabancı devletler lehine faaliyet göstermekle suçlanır ve 14 Eylül 1948 tarihli SSCB hükümeti kararıyla vatana dönüş sürecine son verilir. Vatana dönüş süreci, Stalin’in ölümünden sonra, daha küçük çaplarda devam eder.

Böylece, 1950’li yıllarda 4 bin, 1960-1970’li yıllarda ise 32 bin kişi daha Ermenistan’a göçer.

Daha sonraki yıllarda vatana dönüş süreci devam etmez, tersine bir süreç başlar ve yüzlerce aile yurt dışına gider.

Yeni siyasi baskı dönemi

Savaş, 1930’lu yıllarda SSCB’de şekillenen toplumsal siyasi atmosferi belli bir oranda değiştirir. Oluşan şartlar, insanları kendi başlarına düşünme ve hareket etmeye ve var olan ideolojiye uygun olmayan adımlar atmaya zorlar. Bu durumdan rahatsız olan yöneticiler şiddete başvurur.

Savaşta elde edilen galibiyet, halkın büyük bir kısmı tarafından Stalin ve partiye mal edilip, yanılmaz oldukları konusunda bir kanıya kapılmış olduklarından dolayı, yöneticiler zorluk çekmez.

Entelektüeller arasında azalmış olan ideolojik denetimi yeniden oluşturmak amacıyla yöneticiler bir dizi “tedbir” ele alır.

14 Ağustos 1946 tarihinde Sovyet Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi, “Zvezda” ve “Leningrad” dergileri hakkında aldığı özel kararıyla bu dergiler, ideolojik mücadeleleri açısından “parti ruhuna aykırı” olmakla suçlanır. Yazar Mikayel Zoşçenko ile şair Anna Ahmatova özellikle tenkit edilir.

Merkez komitesinin özel talimatıyla bu karar tüm cumhuriyetlerde ele alınır. Eylül ayında da Ermenistan yazarları genel kurulunda ve ardından kongresinde tartışılır. Kongre, merkez komitesi kararıyla uyumlu olarak, Ermeni edebiyatında “tehlikeli burjuva-milliyetçi geleneklerin varlığı, geçmişin fetişizmi, milliyetçi fikirlerin işlenmesi” konusunda çok sayıda kanıt bulunduğunu belirtir.

Ermenistan Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi, Moskova’nın kararlarını tekrarlayarak, Ermenistan’da ideolojik çalışmalardan sapmış olan aydınlar bulmaya başlar.

1940’lı yılların sonunda baskılar yeniden başlar. 1949 Ocağında SSCB devlet güvenlik komitesinin talimatıyla Transkafkasya bölgesinde ve Karadeniz’in kıyı bölgelerinde eski Taşnaklar, Ermeni lejyonerler, vatana dönenler ve aileleri hakkında listeler hazırlanır. Ermeni nüfusunun Altay’a tehciri hazırlanır. Tüm bu çalışmalar gizlilik şartlarında gerçekleştirilir.

Tehciri düzenlemek amacıyla General Bogdan Kobulov Yerevan’a gelir. 11 Haziranda Ermenistan Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi’nde son derece gizli şartlar altında yapılan görüşmeye parti ve devlet güvenlik teşkilatının üst düzey çalışanları katılır. Üç gün sonra başlayan tehcir operasyonu, aynı günün akşamı son bulur. Kamyonlarla Altay bölgesine sürülen 13 bin kişiden oluşan 2750 aile, Stalin’in ölümünden sonra beraat edip, vatanlarına geri döner.

  1. Açaryan, G. Ğapantsyan, M. Nersisyan, A. Hovhannisyan, V. Rştuni, A. Tahtacıyan vb. ünlü bilim adamları, 1950’lerin başında bilimler akademisi, devlet üniversitesi ve diğer yüksek okullarda ortak akım, yabancı hayranlığı ve benzer suçlamalara maruz kalır.

Ermenistan Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi, aydınların ortak akım suçlamasıyla itham edilmesi siyasetini hatalı bulduğunda, durum belli bir oranda düzelir. Açaryan ve Ğapantsyan görevlerine döner. Aynı baskılara maruz kalmış olan ressam Martiros Saryan Ermenistan SSC genel kurulu mebusu seçilir.

Şahıs kültü yergisi

5 Mart 1953 tarihinde İosif Stalin ölür. Şiddetin birinci derece sorumlu devlet görevlisi Beria, Stalin’in ölümünden birkaç ay sonra tutuklanır ve kurşuna dizilir.

Daha sonraki yıllarda Stalin’in yakın çevresindekiler arasında yönetim mücadelesi başlar. Nikita Kruşçev, bu mücadeleden galip çıkar.

Ülkenin olumlu reformlara ihtiyacı vardır ve bu durum devlet yöneticileri tarafından önemsenmektedir. Lakin bazı adımlar atabilmek için öncelikle baskı ve şiddet siyasetinden vazgeçip, halka gerçeği anlatmak gerekir.

1956 Şubatında Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin XX. genel kongresinde şahıs kültü tenkit edilir. Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi birinci sekreteri N. Kruşçev, bu konuda önemli rol oynar ve Haziranın 30’unda Kruşçev’in çabalarıyla Merkez Komitesi tarafından “Şahıs kültü ve bunun sonuçlarının bertaraf edilmesi” ile ilgili karar kabul edilir. Bu kararla Stalin tenkit edilir. Ülkede gerçekleştirilen tüm şiddet siyaseti Stalin’in adıyla ilişkilendirilir. Lakin bununla birlikte, doğru yoldan sözde ayrılmamış olan Komünist Partisi taltif edilir.

Kongre sonrasında tüm ülkede olduğu gibi Ermenistan’da da, mahkûm olanların dosyalarını yeniden ele alacak olan özel bir komisyon kurulur. Dosyası ele alınan binlerce kişi aklanır ve hakları iade edilir. Mahkûm edilenlerin birçoğu ise, çoktan ölmüş veya kurşuna dizilmiş olarak, ölümünden sonra aklanır.

Şahıs kültünün tenkit edilmesinin sonrasında, ülkedeki toplumsal-siyasal hayat belli bir oranda hareketlenir.

Milli uyanış

1960’lı yıllarının başlarında, Kruşçev dönemi hürriyeti sonucunda, milli uyanış gerçekleşir.

1965 yılında Ermeni Soykırımı’nın 50. yılı anılır. Ermeni halkının bu büyük felaketi, Ermenistan’da ilk defa olarak anılır. Bu milli acının dışavurumunun ne çaplara ulaşacağı ve ne yankılar uyandıracağı, yöneticiler tarafından tahmin edilemez. Halk ilk defa olarak kendiliğinden ve on binlerce sokağa dökülür, Ermenistan yönetiminden, Ermeni halkının çıkarlarının savunulması, Türkler tarafından düzenlenen Ermeni Soykırımın kınanıp, uluslararası tanınması talep edilir.

Milli Güvenlik Komitesi ile İç içişleri Bakanlığı’nın ortaç çabalarıyla gösteri dağıtılır, tutuklamalar gerçekleştirilir. Yöneticiler ve öncelikle Ermenistan Komünist Partisi Merkez Komitesi birinci sekreteri Y. Zarobyan, halkın taleplerinin karşılanması gerektiğinin farkındadır. Soykırım kurbanlarının anısına ithaf edilmiş olan anıtın açılması ele alınıp, gerçekleştirilir. Soykırım kurbanlarını anısına ve tarihi olayların hatırasına, her yıl 24 Nisanda Ermeni halkı topluca, yüz binlercesi bu anıtı ziyaret etmektedir.

Bir yıl sonra, Sardarapat kahramanlık muharebesinin 50. yılı münasebetiyle bir anıt açılır.

Kısa sürede kurulan Milli Birlik Partisi “Paros” “Ankakhutyun” ve “Hanun Hayreniki” gazeteleri ile Ermenistan’ın bağımsızlığı için mücadele eder.

24 Nisan 1977 tarihinde oluşturulan Ermenistan Helsinki Grubu, faaliyetlerini 1975 yılında Helsinki konferansı tarafından kabul edilen insan haklarının savunulması üzerinden yürütür.

1960-1970’li yıllarda Ermenistan’da faaliyet gösteren bazı yeraltı örgütleri, Ermeni davası ve taleplerinin uluslararası tanınması, Artsakh (Dağlık Karabağ-çev. notu) ile Nakhicevan’ın yeniden Ermenistan’a bağlanması için çalışır.

SSCB’nin diğer cumhuriyetlerinde olduğu gibi, Ermenistan yöneticileri de on yıllar boyunca milli sorunlar ve demokratik talepler ortaya atan insanlara karşı mücadele eder. Ermenistan’da, 70’in üzerinde kişi o yıllarda Sovyet karşıtı faaliyet gösterme suçlamasıyla mahkûm edilir ve hapishaneler ve çalışma kamplarında çile çeker.

Türkçeye çeviren: Diran Lokmagözyan

http://www.findarmenia.com/arm/history/29/648

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *