114. Toplum-siyaset hayatı

Komünist Partisi’nin diktatörlüğü

Komünist diktatörlüğün yerleşmesinden sonra ilk adım olarak Bolşevikler tarafından “sol” Daşnaklara yönetimde yer verilmesi anlaşmasının (2 Aralık 1920) bozulması olur. 1921 sonunda ise, Ermenistan Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi, Ermeni Devrimci Federasyonu’nu afişe etmek için uyduruk bir “mahkeme” düzenler. Ardından da, bir parti olarak varlığını gizlice sürdüren Daşnaktsutyun’un ortadan kaldırılması hazırlanır ve gerçekleştirilir.

1923 yılında Yerevan’da, E.D.Federasyonu’nun sözde kendi kendini feshi kongresi düzenlenir. Kongre, partinin geçmiş faaliyetlerini kınar ve Sovyet Ermenistan’da varlığına son vermeye karar verir. Ermenistan’ın taşrasında ve şehirlerinde bulunan 4000’in üzerinde Daşnaktsutyun üyesi, Komünistlerin sözlerine inanarak kendilerini açıklayıp, bu kongre için adını yazdırır. Bu listeler, birkaç yıl sonra, Daşnaktsutyun üyelerinin Olağanüstü Komite tarafından takibata uğramasına yarar.

Böylece Daşnaktsutyun, Ermenistan’da olası bir muhalif parti olarak artık var olmaz. Menşevikler, Eserler, Hınçaklar ve Ermeni Halk Partisi de faaliyetlerine son verir. Üstelik tüm milli ve gayrı milli partiler tüm SSCB sathında yasaklanır. Sovyet Komünist (Bolşevik) Partisi tek ve egemen parti olarak kalır Sovyet ülkesinde. Farklı düşünceler, fikir ve görüş ayrılıklarına tahammül edilmez. İ. Stalin, yapmacık suçlamalarla parti içinde kendisine muhalefet edenleri tasfiye eder. Stalin kültü, tüm halkın çabalarıyla elde edilen başarılar, SSCB’nin ilerlemesi ve başarıları kendisine atfedilerek, asıl rolünün son derece abartılmasıyla oluşur.

Ermenistan Komünist Partisi pratik olarak, bağımsız siyaset hazırlayıp, uygulama imkânından aciz ve Moskova’dan bağımlı olur. Bununla birlikte, Ermenistan parti liderleri, ülkenin tüm yönetim ve idare sistemini elinde toplar.

Sivil toplum kuruluşları

Ülkenin siyasi-toplumsal hayatı, Komünist Partisi’nin diktatörlüğü şartlarında ve yönetiminde gerçekleştirilir.

Partiye bu yıllarda çok sayıda kişi üye kaydolur ve partinin üye sayısı 20 yıl zarfında 7 kat büyüyerek, 1941 yılında 36 bin rakamına ulaşır.

Devletin en üst kanunu olan ve 1922 yılında kabul edilen anayasa, giderek daha formel bir hal alır. Sorunlar, devlet kuruluşlarından ziyade parti organları tarafından çözülür. En üst yönetim organı, partinin talimatlarıyla oluşturulan Sovyetlerin kongresi olur.

Ermenistan, 1929 yılına kadar idari bölgelere ayrılır. 1930 yılındaki ziraatın kolektifleşmesi nedeniyle yönetimi yerele yaklaştırmak amacıyla küçük bölgeler ortadan kaldırılarak, 25 bölge oluşturulur. Bölge dağılımı, eyaletlerin oluşturulduğu 1996 yılına kadar var olur.

Sivil toplum kuruluşları, zanaat odaları ve sanat birlikleri, parti yönetimi ve etkisi altında faaliyet gösterir.

Ermenistan gençlik teşkilatı, V.İ.Lenin’in ölümünden sonra (1924) onun ismini alır (Ermenistan’ın Lenin Komünist Gençlik Derneği, ELKÇD). ELKÇD’nin üye sayısı 1930’lar sonunda 93 bin kişiyi bulunur.

SSCB’ndeki Komünist Partisi diktatörlüğü 1930’larda totalitarizme dönüşür. Komünist Partisi’nin bu egemenliği, yönetici rolünün egemen olup, ülkenin ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültür hayatının tüm alanları ile dış siyasetine hükümran olmasıyla kendisini gösterir. Koca ülkenin her köşesinde gerçekleşen her şey, yukarıdan kontrol edilir.

Ermenistan’da toplum ve siyaset hayatının yönetici ve teşkil edici gücü, Ermenistan Komünist Partisi ve partinin Merkez Komitesi olur.

Aşot Hovhannisyan (1922-1927) (daha sonra Ermenistan Bilimler Akademisi akademisyeni, tanınmış tarihçi) ve Ağasi Khancıyan (1930-1936), 1920-1930’lu yıllarda Ermenistan Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi birinci sekreterliğini nispeten uzun süreliğine yürütür. Bu iki liderin, ülkenin ekonomik ve kültürel yükselişi ile milli kadrolar oluşturularak, eğitilmesi konusundaki rolü büyüktür.

Siyasi baskılar

Bolşevik partisinin idarecileri, yönetimi ellerinde tutmanın çaresini demokrasiden ziyade, baskı ve şiddet uygulamakta görür. İlk kitlesel baskılar, Ermeni subaylara yönelik uygulanır. 1920 Aralığında ve 1921 Ocağında yaklaşık 1400 Ermeni subay Ermenistan’dan sürülür. Sürgünlerin arasında General Tovmas Nazarbekyan, Movses Silikyan ve daha başkaları bulunur.

1923 yılında Daşnaktsutyun Partisi’nin “kendini fesh” ettiği ve partinin birkaç bine varan üyelerinin kendilerini açığa çıkartıp, listelere alınmış olduğu kongre sonunda, cezalandırıcı organların işi hayli kolaylaşır. 1920’li yılların ikinci yarısında ve daha sonraki dönemde birkaç tutuklama dalgası düzenlenerek, bir kısmı gerçekten de partiden uzaklaşmış olan Daşnaktsutyun üyesi tutuklanır.

 “Genel kolektifleşme” sebebiyle ekonomik ve siyasi durumun had safhada kötüleştiği 1930’lu yıllarda yeni bir baskı dönemi başlar.

Cebri kolektifleşmeye karşı olup, “Kulak” olarak damgalanan birçok köylü, köylerinden sürülür. Sadece 1930’lerin ilk yarısında Ermenistan’da yaklaşık 1100 köylü aile, mal varlığı elinden alınıp, sürülür.

Şiddet ve baskı kiliseye de ulaşır. Kilise ve manastırların mal varlıklarına karşı saldırı başlar. Taşınmazlara el konulduktan sonra diğer malları soyulur. Birçok kilise kapatılır.

Ermenistan’ın Sovyetleşmesinden sonra artık resmi olarak Soykırım anılmazken, kilisenin de 24 Nisanda Soykırım kurbanlarını anması 1926 yılında yasaklanır.

1937 sonuna kadar Ermenistan’da yaklaşık 800 kilise kapatılır. Sadece birkaç kilise faal olarak kalır. 1930-1938 yıllarında ise, 164 din adamına karşı şiddet uygulanır ve 91’i kurşuna dizilir.

Ermenistan Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi, 4 Ağustos 1938 tarihinde aldığı bir kararla Ecmiadsin manastırının kapatılması ve Ermeni din adamlarının ana merkezi olan Ecmiadsin katolikosluğunun ortadan kaldırılması kararı alır. Ecmiadsin, diasporayla bağlantı içinde olma ve episkoposlukları denetleme imkânından mahrum kalır. Ermeni kilisesi zor bir döneme girer. Sadece başlayan İkinci Dünya Savaşı nedeniyle değişen durum, bu kararın fiiliyata geçirilmesini engeller. Ermeni kilisesi varlığını sürdürür ve kiliseye yönelik siyaset yumuşar ve değişir.

İ. Stalin kültünün tamamen şekillendiği 1930’lu yıllarda, ülkede yeni bir keyfi uygulama ve şiddet dalgası baş gösterir. 1936-1938 yılları, Sovyet tarihinin “kara yıllarına” dönüşür.

Parti bölge komiseri sekreteri S. Kirov’un Leningrad’da (Sankt Peterburg) öldürülmesi (1934), yeni bir şiddet dalgası uygulamak için kullanılır. Masum kişiler hapishanelere ve sürgün yerlerine yollanır.

Ermenistan Komünist (Bolşevik) Partisi birinci sekreteri, 35 yaşındaki Ağasi Khancıyan’ın, 1936 Temmuzunda Tiflis’te öldürülmesi, şiddeti yaymak için kullanılır.  Khancıyan, Sovyet Komünist (Bolşevik) Partisi Transkafkasya bölge komiseri sekreteri İ. Stalin tarafından atanmış olan L. Beria’nın kurbanı olur. Beria daha sonra afişe edilip, kurşuna dizilir, fakat SSCB içişleri halk komiseri görevinde olduğu sürece çok büyük kötülükler yapar.

1936 Ağustos-Eylül aylarında Ermenistan’da yeni toplu tutuklamalar gerçekleşir. Bu tutuklama dalgası, Marksizm-Leninizm Enstitüsü başkanı Nerses Stepanyan’a fiktif dava açılması ve tutuklanmasıyla başlar. Bu dava, içişleri halk komiseri Khaçik Muğdusi tarafından bizzat yönetilir. Muğdusi, yazarlar Yeğişe Çarents, Aksel Bakunts, Mıkırtiç Armen, Gurgen Mahari vd. karşı da suni davalar başlatır.

Ermenistan hükümeti eski başkanı Sahak Ter-Gabrielyan, 1937 yılındaki soruşturması esnasında 3. katın penceresinden aşağı atlar (veya atılır). İ. Stalin, bu konuyla ilgili olarak Ermenistan Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi’ne bir mektupla başvurur ve serbest ortalıkta dolanan ve halk ekonomisine zarar veren “Ermeni halkının düşmanlarına” karşı mücadeleyi sertleştirmelerini talep eder.

Ziraat okulu çalışanları ve öğrencileri de cezalandırıcı organlar ve ihbarcıların gözünden kaçmaz.

Sadece 1937 yılında Ermenistan’da 5000 kişi tutuklanır. Tutuklananların %67’si kurşuna dizilir.

Özellikle ülkenin uluslararası alandaki durumu zorlaştığından dolayı, baskı rejiminin yayılması sonsuz sürdürülemez. Böylelikle, 1938 yılının Kasım-Aralık aylarında özel kararlarla belli bir oranda yumuşama gerçekleştirilir.

Bunun sonucunda, masum Sovyet insanlarına yönelik siyasi suçlamalarla gerçekleştirilen şiddet olayları azalır, fakat İkinci Dünya Savaşı yıllarında olduğu gibi, savaş sonrasında da tamamen son bulmaz. 1949 yılında ise, insanlar kitleler halinde Altay’a sürgün edilir.

Sovyet egemenliği döneminde Ermenistan’da suçsuz yere yaklaşık 42 bin kişi baskı ve şiddet kurbanı olur, bu kişilerin büyük bir çoğunluğu kurşuna dizilir.

Tüm bunlar, sınırsız şiddet ve totalitarizm nedeniyle, demokrasinin olmamasından dolayı gerçekleşir. Stalin’in caniliklerini nihayetlendirmek, ancak ölümünden sonra (1953) mümkün olur.

http://www.findarmenia.com/arm/history/28/610

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *