112. Sovyet Ermenistan’ın bölgesel sorunları (1921)

Հայաստանի օպտիմալ քարտեզ

Ermenistan’ın bölgesel talepleri

Ermenistan’ın Sovyet yönetimi, milli bölgelerinin sorunuyla karşı karşıya kalır. Yönetimdeki Ermeni Bolşevikler, milli sınırlar ve bölgeler sorununun adil bir şekilde çözüme kavuşmasına ilgisiz değildi.

Üç Transkafkasya cumhuriyetleri arasında var olan bölgesel tartışmaları çözmek amacıyla, S. Kirov başkanlığında ve üç cumhuriyetin temsilcilerinin katılımıyla ilgili komisyon görev yapar.

Ermenistan Komünist (Bolşevik) Partisi Merkez Komitesi’nde düzenlenen görüşmede, dışişleri halk komiseri A. Mıravyan’ın “Azerbaycan ve Gürcistan arasında iç sınırların tesis edilmesi sorunuyla ilgili” raporu dinlenir. Raportör başkanlığında, ilgili belgeleri hazırlamakla uğraşacak bir komisyon oluşturulur.

Bölgesel anlaşmazlıkların çözümü ve düzenlenmesi işi, Transkafkasya’nın parti lider kurulunun Rusya Komünist (Bolşevik) Partisi Kafkasya bürosunda odaklanır.

S. Kirov’un komisyonunun, Tiflis’te gerçekleştirdiği oturumda Ermenistan temsilcisi A. Beyzadyan, Sovyet Ermenistan’ın içinde bulunduğu zor durumu hesaba katarak, bölgesel tavizler gerçekleştirilerek, yoğun Ermeni nüfusuna sahip Akhalkalak, Lori, Dağlık Karabağ vs. bölgelerinin Ermenistan’a bağlanmasını önerir. Gürcistan ve Azerbaycan, bölge değişimine karşı gelir. Komisyon başkanı S. Kirov bu yaklaşımı savunur. Gürcistan-Azerbaycan arasındaki tartışma konularında da anlaşma olmaz. Ermenistan temsilcisinin önerisiyle, sorun Rusya Komünist (Bolşevik) Partisi Kafkasya bürosuna taşınır.

16 Mart Moskova ve 13 Ekim 1921Kars antlaşmalarında Ermeni bölgeleri sorunu.

Ermenistan, Aleksandrapol Antlaşması’nın gözden geçirilmesi konusunda Kemalist Türkiye’nin olumsuz duruşu nedeniyle Rusya’nın desteğine başvurur. Daha doğrusu, Rusya, Ermeni-Türk ilişkilerinin düzenlenmesini üzerine alır. Türkiye ise, 1920-1921 yıllarında Ermeni sorununu, Antant ülkeleri (İngiltere, Fransa ve diğerleri) ve Rusya’dan taviz koparmak için kullanır.

1921 yılı başlarında, Moskova konferansının ön hazırlıkları esnasında, Türk tarafı, aksi takdirde Antant tarafına geçmekle tehdit edip, sorunları önceden kendi lehine çözüme ulaştırmak için her yola başvurur ve niyetine ulaşır. Ermeni toprakları, uluslar arası devrim bahane edilerek, Rusya tarafından Türkiye’ye hibe edilir. V. Lenin’in belirtmiş olduğu gibi, bu amaçla, Ermeni işçilerinin çıkarları geçici olarak feda edilmeliydi. İ. Stalin ve diğer liderlerin birçok kereler tekrarlamış olduğu gibi, Kars ve diğer bölgeler nedeniyle Türkiye ile didişmeye gerekmezdi. G. Çiçerin’in Ermeni yanlısı duruşuyla ilgili (toprak talepleri) İ. Stalin, bunun Ermenilerin emperyalist talepleri olduğu ve bu nedenle izin verilmemesi gerektiği konusunda V. Lenin’e telgraf yollar.

Rusya, Türkiye ile yapılan görüşmelere Ermenistan’ı da davet eder, fakat Türkiye, Ermeni heyetinin katılmasına itiraz eder.

26 Şubat-16 Mart 1921 tarihleri arasında Moskova’da gerçekleştirilen Rus-Türk görüşmeleri, dostluk ve kardeşlik antlaşmasının imzalanmasıyla son bulur. Ermeni heyeti (Aleksandr Bekzadyan, Sahak Ter-Gabrielyan), Türkiye’nin karşı çıkmasıyla görüşmelere katılmaz, fakat Kars bölgesi, Aleksandrapol ve Surmalu bölgesinin geri verilmesi, yani 1914 sınırlarının yeniden tesisi konusunda önerilerini hazırlar. Türkler tarafından verilen tek taviz,  Gürcistan’a verilen Batum olur. Bu şekilde fiilen Batum ile Kars ve Surmalu bölgelerinin takası gerçekleşir.

Antlaşmaya istinaden Rusya, Türklerle meskûn tüm bölgelerde Türkiye’nin haklarını tanır. Ermenilerin soykırıma uğratılması veya kovulması sonucunda Batı Ermenistan ve Kars bölgeleri Türklerle meskûn hale gelmiştir. Türkiye’nin kuzeydoğu sınırı (Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ile) Akhuryan ve Aras nehirlerinin yatağından geçer, Kars ve Surmalu bölgeleri Türkiye tarafında bırakılır. Nakhicevan bölgesi, üçüncü bir tarafa verilmemesi şartıyla, Azerbaycan’ın hamiliğine verilir. Bu şartın Ermenistan’a yönelik olduğu açıktır.

Rusya, bu adaletsiz antlaşmanın imzalanması ve verdiği tavizler sayesinde Türkiye’yi emperyalizm karşıtı kampta tutmaya ve Türk-İngiliz yakınlaşmasını baltalamaya çalışır. Rusya ayrıca, devrimin Türkiye sayesinde doğuda yayılacağı ümidini besler. Her halükârda, Ermeni halkının hayati çıkarları ayaklar altına alınıp, gözden uzak tutulur.

Sovyet Ermenistan, Moskova Antlaşması sayesinde 29 bin kilometre kare sınırları içinde (Lori ve Zangezur’un katılımından sonra) kalır. Hâlbuki 1920 Türkiye-Ermenistan savaşı öncesinde Ermenistan Cumhuriyeti’nin egemenliği, yaklaşık 60 bin kilometre kare üzerinde yayılmaktaydı. Böylece Moskova Antlaşması, Ermeni halkı için hayati öneme haiz olur. Uluslar arası devrim gerçekleşmez ve gerçekleşemezdi de, Ermeni halkının çıkarlarının feda edilmesi ise, sürekli bir fiiliyata dönüşür.

Moskova Antlaşması’na istinaden, görüşmelere katılmamış olan Transkafkasya cumhuriyetleri, Moskova Antlaşması’nın prensipleri temelinde, Türkiye ile ayrıca antlaşmalar yapacaktı.

Yeni görüşmeler Kars’ta gerçekleştirilir. Ermenistan, tarihi Ani şehri ile Koğb’taki tuz madenlerinin, Nakhicevan bölgesinin hamiliğinin, Oltu maden kömürü, Kağızman madenleri ve diğer bölgelerin kullanımının kendisine geri verilmesi önerisinde bulunur.

Transkafkasya-Türkiye konferansı, 26 Eylül-13 Ekim 1921 tarihinde, Rusya temsilcisinin katılımıyla, Kars’ta gerçekleşir. Ermenistan heyetinin lideri, dışişleri halk komiseri Askanaz Mıravyan’dır.

Ermeni tarafının talepleri tabii ki bu konferansta görüşülemezdi. Her halükârda, A. Mıravyan ile Rusya temsilcisi Yakov Ganetski, Ermenistan başkenti Ani ören yerinin iadesi ile Koğb tuz madenlerinin kullanımının elde edilmesi sorununu ortaya koyar. Lakin bu talepler, Türkiye’nin inatla Moskova Antlaşması maddelerini savunmasından dolayı, karşılık bulmaz. 13Ekimde, Moskova Antlaşması’nın bir devamı olan Kars Antlaşması imzalanır. Kars Antlaşması ile Sovyet Ermenistan’a, kendi bölgelerinin kaybı kabul ettirilir.

Moskova ve Kars antlaşmaları, fiili olarak Sovyet Rusya’nın Ermeni sorununa vurmuş olduğu sıradaki darbeydi. Dahası, Türkiye ile Rusya arasındaki antlaşmanın tesisi, soykırımcıyı himaye etmekle eşdeğerdi.

Tek olumlu yanı, Türklerin 1921 Nisanında Sovyet yönetiminin baskısı altında Aleksandrapol’ü terk etmesiydi. Ancak ondan sonra, ne katliamlar ve yıkımlar gerçekleştirmiş oldukları belli olur.

Lori ve Akhalkalak sorunu

Bu bölgesel sorunlar, Ermeni-Gürcü ilişkilerinde önemli bir yer tutar. Menşevik yönetimi, Lori’nin Gürcistan’a bağlanması için çabalayıp, geri çekilmek istemez. Lori’nin kurtarılması, bölgede ayaklanma tertipleyip, dışarıdan yardım gönderme şeklinde planlanır. Bunu, Gürcistan’ın Sovyetleşme süreci takip edecekti. Tüm bu olayları V. Lenin’in takip etmesi, bunların önemini göstermektedir. Ayaklanmayı yönetmek amacıyla Karakilise’de (Vanadzor) Hovsep Lazyan yönetiminde bir heyet oluşturulur. Karakilise özel birliği, doğrudan ayaklanmayla ilgilenecekti.

Ayaklanma 11 Şubat 1921 tarihinde başlar, sadece 3 gün sürer ve asilerin zaferiyle son bulur. Kurtarılan Lori, Sovyet Ermenistan’la birleşir. Gürcistan’ın Sovyetleşmesiyle (25 Şubat 1921) Rus etkisinin tüm Transkafkasya’ya yayılması süreci son bulur.

Ermeni-Gürcü anlaşmazlıklarındaki diğer konu, Akhalkalak’ın aidiyeti konusu olup, Ermenistan tarafından sorunun kendi lehinde çözüme ulaştırılması talep edilir. Lakin Sovyet Gürcistan bunu kabul etmez ve Lori’nin Ermenistan’a verildiğinden dolayı, Akhalkalak’ın da Gürcistan dâhilinde olması gerektiğini iddia eder. Karar da bu şekilde 1921 Temmuzunda kabul edilir.

Zangezur, Dağlık Karabağ ve  Nakhicevan sorunları

Ermenistan’ın Sovyetleşmesinin hemen ertesi gününde, Azerbaycan devrim komitesi tarafından kabul edilen bir kararnameyle, artık Ermenistan ve Azerbaycan arasında bölgesel çekişmelerin bulunmadığı, Zangezur, Dağlık Karabağ ve Nakhicevan’ın, Ermenistan’ın bölünmez kısımları olduğu kabul edilir. Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti devrim komitesi, Azerbaycan devrim komitesinin kararına istinaden, 24 Aralık 1920 tarihli deklarasyonuyla, Nakhicevan bölgesinin özerkliğini kabul eder. Lakin Türk-Tatar (Azerbaycan) ırkçı liderlerinin kışkırtmasıyla Tatar beyleri ve hanların egemenliğine geçen tarihi Ermeni Nakhicevan bölgesi, Moskova Antlaşması ile Azerbaycan’a geçer. On yıllar boyunca, özellikle de Sovyet yönetimi yıllarında, bölgedeki Ermenilerin sayısı sürekli azalır, 1916 yılında % 40’tan, 1926 yılında 10,8’e ve 1979’da da 1,4’e düşer. Nakhicevan, günümüzde tamamen Ermeni nüfusundan boşaltılmıştır.

Zangezur sorunu

Ermenistan’ın Sovyetleşmesi sayesinde, bölgenin daha sonraki öz savunması ve geleceği için yeni bir siyasi durum oluşur.

Ünlü milli önder Garegin Njdeh,  Azerbaycan’ın kararının samimiyetine güvenmeyerek, Zangezur öz savunma çatışmalarının başında durmayı sürdürür. Njdeh, barış yapmaya karşı olmamakla birlikte, Zangezur ile Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’la birleşmesini şart koşar.

25 Aralık 1920 tarihinde, Tatev manastırında I. Zangezur kongresi tertiplenir. Ermenistan’la birleşme imkânı oluşana kadar, Zangezur’un geçici olarak bağımsız devlet, özerk Sünik olarak ilan edilmesine karar verilir. Njdeh, Sünik genel komutanı ilan edilir. 27 Nisan 1921 tarihinde tekrar düzenlenen II. Zangezur kongresinde bölge Dağlık Ermenistan olarak anılır. Kongre, Dağlık Ermenistan parlamentosu olarak ilan edilir. Dağlık Ermenistan, Simon Vratsyan’ın başbakanlığıyla Ermenistan Cumhuriyeti olarak yeniden adlandırılır.

Çatışmalara son vermek amacıyla Njdeh’e yeni-yeni başvurularda bulunulup, görüşmeler sürdürülür. Bununla birlikte, Sovyet güçleri nihai çatışma faaliyetlerine hazırlanır. Bu güçler, 1921 Haziran-Temmuz aylarında Zangezur savunmacılarına karşı askeri faaliyetler geliştirir. Yenilgiler ve Sovyet yönetiminin vermiş olduğu garantiler, Njdeh’i silahları bırakmaya mecbur eder. Garegin Njdeh, Temmuz sonlarında küçük bir taraftar grubuyla Sünik’i terk edip, Ermenistan sınırlarını geçerek, İran’a geçer ve ardından da Bulgaristan’a yerleşir.

Zangezur çatışmaları, bir milli kurtuluş savaşı olup, bölgeyi Azerbaycan tehlikesinden korumaya yöneliktir. Zangezur köylülerinin, Garegin Njdeh önderliğinde sürdürdüğü mücadele tarihi öneme haiz olup, Zangezur bölgesi bu sayede Ermenistan sınırları dâhilinde kalmıştır.

Artsakh (Dağlık Karabağ-çev. notu) sorunu

Dağlık Karabağ’ın kaderinin farklı bir gidişatı ve sonucu olur. Garegin Njdeh, mücadelesine son verme şartı olarak, Dağlık Karabağ’ın birleştirilmesi talebini sürdürür. Ermenistan Cumhuriyeti, 12 Haziran 1921 tarihinde aldığı kararla, “Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti devrim komitesinin deklarasyonu ve Ermenistan ile Azerbaycan devletleri hükümetleri arasında olan anlaşmaya istinaden, Dağlık Karabağ’ı şu andan itibaren Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin bölünmez bir parçası” olarak ilan eder. Askanaz Mıravyan, Dağlık Karabağ’ın olağanüstü komiseri olarak tayin edilir. Lakin Azerbaycan, bu kararın uygulanmasını engeller.

G. Orconikitse ile S. Kirov, Azerbaycan devrim komitesi başkanı N. Nerimanov’a, Dağlık Karabağ konusunda etnik prensibe göre hareket etmesini, yani hiçbir Ermeni köyünün Azerbaycan’a ve tersine, hiçbir Azerbaycan köyünün de Ermenistan’a birleştirilmemesini salık verir. Azerbaycan yönetimi, etnik prensipli sınır çizimini doğru kabul etmez. Ardından da Dağlık Karabağ sorunu Kafkas bürosu genel kuruluna aktarılır ve 4 Temmuz oturumunda, Dağlık Karabağ’ın, Ermenistan bünyesine dâhil edilmesi kararı alınır. Nüfusunun % 95’inin Ermenilerden oluştuğu Dağlık Karabağ sorununda nihayet adil ve hukuki bir karar alınır. N. Nerimanov’un bu karara protesto etmesinden sonra sorunun çözümü Rusya Komünist (Bolşevik) Partisi merkez komitesine (Moskova) havale edilir. Lakin bu karar ertesi günü, 5 Temmuzda yeniden gözden geçirilir ve Dağlık Karabağ, Azerbaycan sınırları içinde bırakılır. Bu durum, Azerbaycan’la olan ekonomik bağlarla ilişkilendirilmekteydi. Dağlık Karabağ, Şuşi merkezli özerk bir bölge olacaktı. Kararlardaki benzer bir dönüşüm, büyük bir ihtimalle İ. Stalin’in müdahalesine bağlıydı. Böylece, Dağlık Karabağ sorununun çözümünde, milli yan gözden ırak tutularak, sadece ekonomik faktörler ele alınır.

Ermeni halkı ve Ermenistan yöneticileri bu karardan dolayı haliyle son derece hoşnutsuz olup, şikâyet etmelerine rağmen hiçbir şey değişmez. Anavatanla birleşme gayreti içindeki Dağlık Karabağ halkının şikâyetleri, Stalin’in baskı döneminde dahi dinmez, yeni zamanlarda ise halk, haklarını silahla savunmaya mecbur olur.

Bölgesel sorunların “çözümü” sonrasında, Transkafkasya cumhuriyetleri sınırlarının kesinleştirilmesinin mümkün olduğu kabul edilir. Sadece Ermenistan-Gürcistan ve Gürcistan-Azerbaycan arasında antlaşmalar yapılır. Ermenistan-Gürcistan arasındaki antlaşma, Ermenistan SSC halk komitesi konseyi başkanı A. Myasnikyan ve Gürcistan SSC devrim komitesi başkanı Budu Mıdivani tarafından Tiflis’te imzalanır. Bu antlaşmaya istinaden Akhalkalak bölgesi Gürcistan, Lori ise Ermenistan topraklarında kalır.

Ermeni sorunu, Londra ve Lozan konferanslarında (1921-1923)

Moskova’da görülen Rus-Türk konferansı, Ermeni sorununa yeni bir darbe vururken, Londra ve Lozan konferansları bu sorunu nihai olarak gömer.

Londra konferansı, 1921 yılının Şubat-Mart aylarında, bir tarafta Almanya, Türkiye ve diğer tarafta Antant devletleri arasında gerçekleştirilir. Antlaşmanın imzalanmasından sonra uluslar arası alanda, Türkiye’nin lehine ve Ermenistan’ın aleyhine olan değişimlerden dolayı, Fransa ve İtalya’nın önerisiyle, Sevr Antlaşması’nın gözden geçirilmesi sorunu ele alınır. Örneğin Fransa, konferans günlerinde Türkiye ile gizli bir anlaşma imzalamış, İngiltere ise, ikiyüzlü siyasetini sürdürmüştür. Ve tüm bunlara karşın, Londra’ya gelen iki Ermeni heyeti, Batı Ermenistan’la ilgili Sevr Antlaşması’nı yürürlüğe konması ile Kilikya’da da “idari özerklik” sağlanmasını talep eder. Sevr’in reddedilmesinin akabinde ileri sürülen, Türkiye’nin doğu vilayetlerinde bir Ermeni “milli ocağının” kurulması sorunu da, Türk heyeti tarafından reddedilir.

Böylece, birleşik ve bağımsız Ermeni devleti kurulmasıyla ilgili Sevr Antlaşması, Londra konferansında, Türkiye’yi hiçbir şekilde sorumluluk altına almayan, “milli ocak” hakkında bir bildiriyle yer değiştirir.

Yakın Doğu sorununun görüşülmesine adanmış olan 1922-1923 yıllarındaki uluslar arası Lozan Konferansı’nda kabul edilen belgelerden biri de, Türkiye’nin günümüz sınırlarını tespit eden, Türkiye ile müttefik ülkeler arasındaki barış antlaşmasıdır. Bu ise, Sevr Antlaşması ile Batı devletleri tarafından Ermeni sorununun tanınması konusuna son verildiği anlamındadır.

Lozan’da, Türkiye dâhilinde herhangi bir bölgede Ermenilerin konuşlandırılması ve onlar için “milli ocak” kurulması görüşülür. Milli (G. Noratunkyan, L. Başalyan) ile devletin (A. Aharonyan, A. Khatisyan) olmak üzere iki Ermeni heyeti Lozan’a gelir. İki heyet tarafından sunulan üç ortak deklarasyon da kabul görmez.

İngiltere, Fransa ve Rusya, bu siyasetleriyle Ermeni sorununu gömer. Lozan Konferansı bunun zirvesini teşkil eder. Ermenistan ve Ermeniler Lozan Antlaşması’nda artık belirtilmez. Ermeni sorunu yerine ortaya konan Ermeni göçmenlerin sorunu, Milletler Cemiyeti’ne havale edilir.

http://www.findarmenia.com/arm/history/28/596

Çeviren: DiranLokmagözyan

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *