HEMŞİN BAYRAMLARI VE OYUNLARI

Jenia Khaçatryan

Emma Petrosyan

Ermenistan Cumhuriyeti Arkeoloji ve Etnografi Enstitüsü

 

Toplum hayatı, iş ve bayram günlerinden ibarettir. Aslında, her bayram yeni bir işin, yeni bir hayatın bir başlangıç sınırı olarak algılanmaktadır.

Bayramlar, hayatın devamlılığının tabii itici gücü, yaşamın yeni bir etkimesidir. Bayramları beklemenin ve bayramlara özel olarak hazırlanmanın sebebi budur. Düğün, cenaze, yağmur yağdırma veya dindirmeyle, ayrıca resmi olaylarla ilgili takvimlere veya özel günlere bağlı bayramlar vardır. Bunların her birinin kendine has geleneksel kuralları ve bu kurallar çerçevesinde improvizasyon yapma imkânı vardır. Lâkin etnografik araştırmalar, bayramlarda ananelerin ağır bastığını göstermiştir. Hemşinli Ermenilerin toplum hayatında tören ve halk tiyatrosu çok belirgin bir rol oynamaktadır. Kökleri antik geçmişe varmakta, diğer taraftan ise günümüze kadar ulaşıp, dinden uzaklaşma süreci sonucunda çok belirgin bazı unsurlarını kaybetmiş olmasına rağmen XX. yy.ın 60’lı yıllarında hâla Karadeniz’in Kuzeydoğu kıyılarında yaşayan Hemşinli Ermenilerin merasimleriyle ilgili bazı etnografik veriler elde etmek mümkündü.

Yıllık takvim, halk kültürünün önemli bölümlerinden biridir ve tüm törensel karmaşık sistemin gidişatının yıllık, sezonluk, haftalık ve günlük zaman dilimlerinin en önemli göstergesidir. Bu açıdan, anlatımlarda yer bulan ayrıntılar ve bunlara ek olarak H.Muratyan’ın yayınladığı, B.G.Torlakyan ve J.K.Khaçatryan’ın kaydettikleri basılmamış arşiv belgeleri dahi büyük önem arz etmektedir.

Yeniyıl-Kağand (Noel) – İsa’nın doğumu

 Kışın kutlanan bayramların içinde, yeniyıldan İsa’nın vaftizine (Cırorhnenk-suyun kutsanması) kadar olan süre (Aralık 24’ten Ocak 6’ya kadar) özel bir öneme haizdir. Kutlu doğum kutlamalarının kısa aralıkları tören yerlerini ve hangi bayrama ait olduklarını ayırt etme ve belirleme konusunda zorluk çıkartmaktadır.

Noel kutlamalarının temel ameliyeleri, ailenin refah ve bolluğunu güven altına alma niyeti güden tören ateşini yakmak, ziyafet ve gelecekle ilgili öngörülerdir. Hemşinlilerin yeniyılı, Jülyen takvimiyle örtüşmekle birlikte, yeniyılı bazen Noel’de de kutladıklarını hatırlamaktadırlar. Haykadzor sakinleri 60’lı yıllara kadar birbirlerini “yeniyılın kutlu olsun ve mutlu Noel” diyerek kutlamışlardır (J.K.Khaçatryan arşivi, anlatan Ğukasyan Vardan). Jülyen takvimde Noel, Aziz Büyük Vasil haftasından önce gelmektedir. Halk takvimine göre, Ocak ayının ilk günleri Aziz Vasil günleri olarak bilinmektedir. Bu yüzden de Ocağın 1’i perhiz günlerine denk düşmektedir ve bayramı aile çevresinde kutlamak kuraldır.

Bayram masasına her çeşit perhiz yemekleri konmakta ve kutsal bir anlama haiz olduğundan dolayı yemeklerin sayısına özel önem verilmekteydi. Yedi sayısına, yedi çeşide önem verilmekte ve daneli yemekler ve kızartılmış kabak içinden hazırlanmış tatlı çeşitleri ağırlıktaydı. Önceden, fırına 7 çeşit hamur işi sipariş verilirdi. Evde ise ailenin sayısına göre hamur işi hazırlanıp içlerinden birine şans nişanı konulurdu (B.Torlakyan arşivi, 4. cilt, s.238). Hemşinli Ermeniler akşam, güneş battıktan sonra Yeniyılı özel olarak aile sofrasında kutlamışlar, masaya muhakkak büyük bir testiyle su koyup, sabaha kadar yanacak olan 4 mum yakmışlardır. Çam ağacı yerine, bayram ağacı olarak yarılmış ceviz, kurutulmuş incir ve elmalarla süslenmiş mutluluk getiren zeytin dalı kullanmışlardır (çamlar 1900 yılından sonra kullanılmaya başlanmıştı). Zeytin dalını, durması için,  büyük bir ihtimalle Yunanlılar gibi (E.Kh.) tören ekmeğine batırmışlardı. Yeniyıl masasında muhakkak kuru üzümle çeşnilendirilmiş haşlanmış mısır daneleri ve mısır unu, süt ve bitkisel yağla hazırlanıp yoğurtla servis edilen Khaşil (arma) bulunmalıydı. Olmazsa olmazlardan buğday ekmeği, kızarmış kabakla hazırlanmış pasta, nohut, kuru yemişler ve ballı cevizdi. Bayram masasının en değerli süsü elmaydı. B.Torlakyan’a göre, ev hanımı tarafından elmalardan birinin içine şans nişanı olarak bir madeni para gizlenmekte, evin reisi ise elmayı dilimleyerek herkese dağıtmalıydı. Nişan kime düşerse yılsonuna kadar mutlu ve başarılı olacağı kabul edilmekteydi (B.Torlakyan arşivi, 4. cilt, s.226). Lâkin tüm aileye yetecek boyutta bir elma bulunduğunu tasavvur etmek hayli zor olduğundan, elde edilen diğer verilere göre, aile bireyleri sayısı kadar elma bulunan tepsinin masaya konulup bunlardan birinin içine ev hanımı tarafından bir gümüş para saklanmış olması daha mantıklı gözükmektedir (J.K.Khaçatryan arşivi, Haykadzor, anlatan Vardan Ğukasyan). Herkes, içine para gizlenmiş olan elmanın kendisine düşmesini arzu etmekteydi. İnanışa göre, böylelikle mutluluğu elde etmiş olan şahıs sadece kendi ailesine değil, yeniyılda adım attığı ilk eve de mutluluk ve başarı götürecekti. Bu kişi Ruslar tarafından ilk ziyaretçi (полазник) olarak anılmaktaydı. Ermeniler arasında ilk ziyaretçinin şans getirmesi inanışı günümüze kadar korunmaktadır. Nişanı elde eden kişi sabah erkenden çeşmeye gidip evin tüm su kaplarını doldurmalıydı. Mutlak ve önemli görevi ise, evin hayvanlarına tören yemekleri yedirmesiydi. Ahıra girip öncelikle ahırın tüm köşelerine buğday daneleri serpmeli, hayvanlardan her birine tek-tek arma, haşlanmış mısır daneleri yedirmeli, sonunda da verimli olması için süpürgeyle hayvana hafifçe vurmalıydı. Bu işlem esnasında kutlama kelimeleri söyleyip anlaşılmaz al pari, dul pari, kher açar, ek tusik tekerlemesini tekrarlamalıydı (B.Torlakyan arşivi, 4. cilt, s.290). Bu merasimin amacı yeni yılda ürün bolluğu, hayvanlarda verimlilik ve insanlara sağlık sağlamaktı.

Yeniyıldan Noel’e kadar olan süre içinde vuku bulan olaylar ve durumların tüm yıla etkili olacağına herkes inanmaktaydı. Kutlamaların baş işlemleri, sanatçılar tarafından genel folklorik tiyatro ismiyle adlandırılan ve sadece o günlerde mutlaka oynanması gereken oyunlardı. Bu oyunlar, eski zamanlarda belli bir senaryoya göre, şarkı, dans ve müzik eşiliğinde takdim edilen tören ayinleriydi. Verilerin kaydedilmesi döneminde törenlerin uyarlanmış olmasından dolayı asıl içerikleri artık anlaşılmaz hale gelmiş olmasına rağmen, tipolojik ve kıyaslamalı araştırma sayesinde geleneksel şekil ortaya çıkmıştır. Bu sebeple, oyunlar törensel ve hareketsel (zaman geçirmek için) olarak iki kısma ayrılmıştır. Tarafımızdan kaydedilen yıllık kutlamalarla ilgili verilerde oynanan konuların kutlamadan kutlamaya yer değiştirdiği gözlemlenmiştir. Bu durum, bir taraftan tören ve oyun arasındaki bağın zayıflamış olduğunu, diğer taraftan ise bu oyunların takvimsel, ailevi ve resmi törenlerle manasal benzerliğini göstermektedir. Bu yüzden, bir dizi oyunlaştırılmış Hemşin oyunları sadece Noel’de değil, aynı zamanda Barekendan (Karnaval) ve düğünlerde de yer bulmaktadır. Ayrıca düğün, evlilik ve döllenme gücü konularının tüm oyunlarda görülmesi tesadüfî değildir.

Yeniyıl arifesinde, tüm aile ocağın etrafında toplanmışken, kapı aniden gürültüyle açılıp biri taşlarla dolu bir torbayı içeri atmaktadır. Atan kişi, torbaya bağladığı ipi sıkıca tutarak, kimse tarafından tanınmamak için saklanırdı. Evde karışıklık ve bağırtı-çağırtı arasında biri ipi, bir diğeri ise torbayı çekiştirmeye başlar, torbanın gizlenmiş olan sahibi ise ipi çekerek kaçar, kaybolurdu. Az sonra kapı tekrar açılıp karışıklık, korku ve gülüşmeler tekrar başlardı, ta ki ev sahipleri torbanın içindeki taşları ceviz ve fındıkla takas edene kadar. Ancak bundan sonra görünmeyen kişi torbayı dışarı çekip ortadan kaybolurdu (Y.Muradyan, 120–121). Diğer tören oyunu ise Yeniyıl sabahında oynanmaktaydı.

İki genç, ellerinde baston, taş veya baltayla sessizce eve sokulup içlerinden biri, genellikle fare kapanlarının konuldığu çatı arasına çıkıp elindekiyle kalaslara vurmaktaydı. İkinci genç tahminen eve girip aşağıdan soru soruyordu, ne yapıyorsun…? Yukardaki fareleri kovuyorum… cevaplıyordu. Aşağıdakinin, nereye kovuyorsun?– sorusuna, yukarıdaki, İstanbul’a –cevaplıyor veya daha uzak bir yer ismi veriyor, Karadeniz’in ötesine vs. diyordu (kötülüğünü istediği bir kişinin adını da verebilirdi). Tekrar darbe sesleri duyuluyor ve aşağıdaki soruyordu ne yapıyorsun…? Tsav kıytem ku…(acıları kovuyorum) cevabına ner ğırgis bidi…? (nereye göndereceksin) Sorup, uzak bir yerin ismini filanca yere… cevap olarak alıyordu. Böylece, soru-cevaplarla tüm başarısızlıkları ve aileye zarar verebilecek her şeyi evden kovmuş oluyorlardı (Y.Muradyan, 122). Büyük Perhiz’in ilk haftasındaki günlerden birinde yapılan benzer törenler Ermenistan’ın hemen-hemen tüm bölelerinde yaygındır (E.Petrosyan, “Antik Ermenistan’da Tanrılar ve Törenler”, s.55).

Hemşinli Ermenilerin, ağacı korkutma töreni olarak anılan bir adetleri verdır. Yeniyıl sabahında iki genç, baltalar ellerinde olarak ses çıkarmadan bahçeye girip meyve vermeyen ağaca yaklaşıp içlerinden biri baltayı sallayarak meyva çes peril, gıdrem biti.., (meyve vermezsen keseceğim) diğeri ise gıdril mi, pera gu (kesme, verecek) demekteydi. Aynı işlemi üç kere tekrarladıktan sonra, ağacın o yıl içinde ürün vereceğine inanmaktaydılar (Y.Muradyan, s.125).

En yaygın oyun evli çiftlerin oyunuydu (J.Khaçatryan arşivi, Yukarı Loo, anlatan Takmazyan). Yeniyıl sabahı toplanan gençler ve çocuklar yönetici olarak içlerinden üç kişi seçerler. Biri damat kılığına bürünür, ikincisi kadın elbisesi giyip gelin olur, üçüncüsü ise eline yiyeceklerle dolu bir çanta veya torba alıp tüm yürüyüş kolunun yöneticisi olur. Grup, şarkılar ve danslar eşliğinde evden-eve dolaşır. Her evin yeniyılını kutlayıp iyi dileklerde bulunarak evin tüm köşelerine buğday ve arpa serpiştirirler. Komiklikler ve şakalar yaparlar. Ev sahipleri, grubu büyük bir sevinçle karşılayıp armut, elma, ceviz, fındık, kestane gibi hediyeler verirler. Köyü dolaştıktan sonra hep birlikte ziyafete oturur, topladıkları yiyeceklerin çok olması durumunda ise bir kısmı satarlar. Soçi şehrinde, Ermeni gençleri Noelde (5 Ocak), evden eve gezip, Aleluya söyleyerek evin küçüklerini kutsayıp, gelinleri övmekteydiler. Bu küçük gruplar gıda maddeleri haricinde maddi hediyeler de toplayıp, bununla yetimhane, okul gibi kuruluşlara yardım etmekteydi.

Böyle günlerde, Ermeni köylerinde Papi khağ (dede oyunu) yaygın olarak oynanmaktaydı. Bu tiyatro oyununun birkaç variasyonlarını burada takdim etmek istiyoruz. Yukarı Eşeri’de gençler Dede, Gelin, Arap ve Doktor kılığına girerlerdi (J.Khaçatryan arşivi, anlatan Nvard Ğaragözyan). Yürüyüşe çalgıcılar da katılırlardı (özellikle kemençeciler). Tümünün elbiseleri paçavralarda oluşmaktaydı. Arabın yüzü isle boyanırdı. Ev sahibiyle önceden anlaşıp Dede eve girip bastonuna dayanır, ev sahibi ne istediğini sorar, Dede ondan dikim yapacak bir yer ister, ardından bastonuyla dikim sıraları ve çukurlar kazmaya başlar, ardından Gelini, Gülizar’ı yardıma çağırır, ikisi birlikte, sopalar ellerinde komikliklerle sözde çukurlar kazarlar, az sonra Gülizar’ın sevgilisi olan Arap onlara yardım etmeye gelir, Damat da gelir ve şakalar yapmaya başlarlar, herkes birbirine vurur, ayağı kayıp düşer ve tekrar kalkar ve sonunda, Doktor haricinde herkes eve doluşur, şarkı söyleyip dans ederler. Aniden silah sesi duyulur ve Arap vurularak yere yıkılır, Gülizar da üzerine kapanıp ağıt yakmaya başlar. Doktor içeri girer ve bir çekiştirme başlar. Arabı evirip çevirir, kollarını ayaklarını çekiştirir, kalp atışlarını dinlemek için göğsü hariç her tarafına kulağını yaslar. Uzun ve güldürücü işlemlerden sonra Arap nihayet dirilir ve hep birlikte tekrar halka oluşturarak dans eder, şarkı söyler ve giderler.

Ev sahibi yiyecek ve para şeklinde hediyeler verir ve mutlu bir şekilde yolcu eder. Grup, yoluna devam edip başka evlerde de oyunu aynı şekilde oynar. Anlatan maalesef, Damat ve yönetici gencin rolleriyle ilgili fazla bir şey hatırlamıyordu. Büyük bir ihtimalle aşk sahneleri de oynanmaktaydı, özellikle Arapla ve bu yüzden de vuruluyordu. Başka milletler arasında benzer oyunların benzer işlemleri oyunun çekirdeğini oluşturmaktadır. Ermenistan’ın hiçbir bölgesinde bugüne kadar benzer bir Dede oyunu kaydedilmemiştir. Mdsara Köyü’nde, Hemşinli Ermeniler arasında bu oyunun iki variasyonu günümüze gelmiş ve kaydedilmiştir. Birinci variasyonu Karapet Koçkanyan’ın ağzından dinledik. Nor darun, dsnındi orı, irigunı aleluk govuş keneyink. Toni haysıntsun, tagvortsun orhnadz mınan Aaa-ve-diss… memı hays, memı tagvor, bab, arab. Bittunn e kıdriç kıllen. (yeniyılda, Kutlu Doğuş gününde, akşamleyin aleluk söylerdik. Kutlamanın gelini, damadı kutlu olsunlar Aa-ve-diiis… biri gelin, biri damat, dede, arap. Hepsi de erkek olurdu). Dedeye büyük bir kürk giydirmiş, yünden kaşlar, bıyık ve sakal takmışlar. Başına kalpak, ayağına çarık-çorap giydirip, beline geniş bir kemer bağlamışlar. Arap ne bulmuşsa onu giymiş, sadece tavanın altındaki isle yüzünü karartmışlar. Başına fes geçirmişler. Muhakkak korkutucu görünüşü olmalı ve beyaz dişleri gözükmeliydi. Geline palto giydirmiş, üzerine de kemer ve önlük ile simli çuha bağlamışlar. Başına alçak fes takıp üzerine yaşmak geçirmişler. Boynundan aşağı da büyük bir şalla örtmüşler. Tüm oyun boyunca gelin iki eliyle yüzünü örter. Damat, iyi giyimli, bıyıklı (sakalsız) bir genç olurdu.

Grup, evlerden birinin önünde durup kapıyı çalar. Ev sahibi, kapıyı açıp onları içeri davet eder.  Grup komiklikler ve şakalar yaparak ve herkesi güldürmeye çalışarak içeri girer. Bazıları da patırdı-gürültüyle çan oynamaktaydılar. Dede ortaya çıkıp dans edecek yer ister ve kollarını açarak komiklikler yaparak dans etmeye başlar. Biraz dans ettikten sonra hepsi dansa katılırlar ve dede Hays unem, berem, khağtsınem go (gelinim var, getirip oynatayım) der. Gelin, yüzünü açarak ortaya çıkar. Gelin biraz dans ettikten sonra kaçıp saklanır. Damat bulup geri getirir. Birkaç kere geri getirdikten sonra oyun biter (kgağı baş kenen). Oyun sonunda çeşitli yiyecekler hediye aldıktan sonra birinin evinde ziyafete toplanırlar (dışarda toplanılmazdı).

Galust Paşayan’ın anlattığı üçüncü variasyonda ise katılımcıların sayısı üçtür Dede, Gelin ve Arap. Üçü de paçavralar giyer, arabın yüzü isle, ağzı ise tebeşirle boyanır (beyaz dişler niyetine).

Üçü birden ve önceden haber vermeden evden içeri girerler. Dede, değ dvek, bar bde khağank (yer verin dans edeceğiz) diyerek dans için yer talep eder. Evin en büyük odasını işgal ederek dede ve gelin dans etmeye başlarlar, bu dansa arap da katılır ve gelini çekiştirerek öpmeye çalışır ve birlikte aşk oyunları yapmaya başlarlar. Dede, gelini araptan kaçırarak geri getirir, arap da gelini dededen kaçırmaya çalışır. Böylece, oyunu eğlenceli bir şekilde birkaç kere tekrarladıktan sonra oyunu bitirip, hediyeler alıp başka bir eve giderler.

Tsebelda’da, Paydsar Harutyun kızı Gürumyan’dan (J.Khaçatryan arşivi, aynı yerde), Haysi khağ (gelin oyunu) anılan üçüncü bir variasyon da kaydedilmiştir. Burada oynayanlar üç kişidir, yaşlı adam (dede), hays (gelin) ve knkahar (sağdıç). Onların etrafında, paçavralar giymiş birkaç gençten müteşekkil bir grup bulunmaktadır. Bu gruba bazen, din adamı rolünü oynayan biri de katılmaktadır. Oyunu daha da eğlenceli yapmak için gelinin duvağı yerine balıkçı ağı da kullanılabilir. Yaşlı damadın karnına ve sırtına yastıklar bağlayıp başına yemeni geçirip, yüzünü isle karartıp bıyık ve sakal (kenevir demetlerinden) takmışlar. Eline de büyük bir değnek vermişler. Sağdıç, içlerinden en çok paçavra içinde ve yolunmuş olanıydı.

Grup, patırdı yaparak, birbirlerini iteleyerek ve şakalarla sokaklarda dolanıp bir evin önünde durur. Yaşlı damat içeriye girip Kareli e, vor ıstev mi adzu şinenk veya kareli e indz mi adzugi teğ tak diyerek, ev sahibinden ekilecek alan ister. Ev sahibi verir. Damat sopasıyla bir daire çizer ve kanallar açar gibi hareketler yapar. Ardından şarkı söyleyerek dans etmeye başlar. Az sonra haysı berek (gelini getirin) bağırır. Gelin, biraz naz eder, fakat dansa katılır, birden, damadın yaşlı olduğunu görür ve küserek dışarı kaçar. İhtiyar bastonuna yaslanarak, Kezi aberşum karnem, kondura karnem, şal u gurba karnem, bilezug karnem (sana ipekler alırım, kundura alırım, şal ve çorap alırım, bilezik alırım) der. Gelin ikna olup geri döner ve birlikte biraz daha dans ettikten sonra hediyeler alarak oyuna son verirler. Yanlarında ruhani olduğu takdirde oyun düğün töreniyle son bulurdu. Gruptaki gençler tebrik eder, gelini oynatır veya ihtiyara varması için ikna ederlerdi. Bazen aşk sahneleri de oynanırdı. Hediyeler hep aynıydı. Anlatanların belirttiğine göre tüm bunlar sadece eğlenme amacıyla yapılmaktaydı.

Böylece, Dede oyunu variasyonlarını karşılaştırdığımızda, ekilecek yer, belli bir alanın ayrılması, gelinin saklanması veya kaçırılmasının vurgulanması ve evlilik töreni gibi birkaç genel özellik karşımıza çıkmaktadır. Aleluya şarkısı ve tebrikler haricinde, hiçbirinin Hıristiyanların Noel bayramıyla ilgisi yoktur. Dede oyununun köklerinin çok daha eskilere dayandığını tahmin etmemiz gerekmektedir. Ermenistan’ın farklı bölgelerinde ve genel olarak tüm Hint-Avrupa halkları arasında benzer tipolojide sahnelemeler oynanmış ve bu oynların başlıca aktörleri keçi kılığına girmiştir. Oyunun temel süjesi ise ölüm ve diriliş fikridir.

Hemşinli Ermeniler, yaşadıkları coğrafyadan dolayı Pontuslu Yunanlılarla sıkı ilişki içinde olduklarından dolayı, aralarında belirli kültürel paralelliklerin olması tabiidir. 

Başta Cavakhk (Cavaheti) Ermenileri olmak üzere, bazı yerlerde yeniyıl masasında tören ekmeği kuklalarını Ermenilerin asil-vasil veya doğrudan Vasil adlandırmalarının haricinde XIX. yy.da, Ermeni vilayetlerinde Aziz Vasil’le ilgili hiçbir inanışa rastlamamaktayız. Ermeniler ve Yunanlılar maskeli eğlenceler ve tören yürüyüşleri esnasında genellikle hayvan maskeleri ve kıyafetleri giymiş, özellikle deve, ayı, keçi ve koç şekillerine ve geleneksel oyunların başlıca figürleri olan gelin, damat, ihtiyar, zenci vs. rollerine bürünmüşlerdir. Hemşinli Ermenilerin Noel’de oynadıkları maskeli geçit törenleri, arabın öldürülmesi ve tekrar dirilmesi, tabiatın verimliliğine etki etmek amacıyla belli mitolojik düşünce şekli ve insan tarafından büyü törenleriyle merasim düzenlemekle ilgilidir ¥ԽՈսպվՊՈՐվօպ ՏոՐÿՊօ Չ րՑՐՈվՈւ ջՈՐցոպՋվՏռ ժՉՐՏտօ, իՌՎվօպ տՐՈջՊվՌՍՌ, 326¤. Noel bayramında yapılan maskeli törenler ve kıyafet değiştirme oyunları, ay veya yılın ilk günlerinde yapılan, iyi bir başlangıç ve bereketin öngörüldüğü, büyülerle ilgilidir. Böylelikle Hemşinli Ermeniler ve Pontuslu Yunanlılar, başlayan yılı kağand, nor tari (noel, yeniyıl) olarak karşılamışlardır. Tüm veriler Küçük Asya kültürünün antik katmanlarının birlikteliğini ve eski ananelerin günümüze kadar devam etmekte olduğunu göstermektedir.

Mesih’in vaftizi

Hemşinli Ermeniler, Mesih’in vaftiz bayramını kilisede kutlamaktadır. Sabah erkenden herkes kiliseye gidip ayine katılmaktaydı. Aynı gün kurbanlar da kesilmekteydi. Anlatılanlara göre, vaftiz bayramında, suyun kutsanması esnasında eskiden haç denize atılmakta ve yüzücüler tarafından çıkartılmaktaydı. Zamanla, kötü olaylardan sakınmak amacıyla, değişikliklere gidilip (yarışma esnasında vuku bulan boğulma olayları yüzünden) haçın vaftiz töreni kilisede yapılmaya başlanmış (J.Khaçatryan arşivi, Anapa, Karapet Vasilyan). Noel, Suyun kutsanması ve Vaftiz bayramlarında, ayin sonrasında kilise bahçesinde üç gün süreyle eğlence, yarışma, oyun ve kermes tertiplenip şarkılar söyleyerek dans edilmiş, atlı oyunlar oynanmıştır.

Tyarnındarac

Noel yortusundan 40 gün sonra Tırındez veya Tyarnındarac bayramı kutlanmaktadır. Tüm evlerin avlularında ateşler yakıp üzerinden atlamışlar, ateşler söndükten sonra ise kutsal olarak kabul edilen külleri dikkatlice örterek sabahleyin üzerinde beliren resimlerle fal bakmışlardır. Küllerin üzerindeki izlerin herhangi bir hayvanın, özellikle keçi izine benzemesi durumunda yıl bereketli ve başarılı geçecektir. Tyarnındarac ateşinin şifalı olduğu, tüm hastalıkları yaktığı inancı hâkimdi. Bir inanışa göre yeni doğmuş İsa’yı mabede getirdiklerinde mabedin kapılarını kapalı bulan insanlar kapıların açılması için önüde ateş yakmışlar (B.Torlakyan, IV).

Barekendan (Karnaval)

Eskiden, Barekendan başlangıcı olarak ilkbahar ekinoksu kabul edilmekteydi. Tam bu zamanda kış ve bahar başlangıcının (yaz) mücadelesinin vuku bulduğuna inanılmaktaydı. Mitolojik düşünceye göre halk, tabiatın güçlerine “destek olma”ları gerektiğine, bunu da döğüş-yarışma oyunlarının büyülü işlemleri sayesinde meydana geleceğine inanıyordu. O tarihlerde yapılan tüm sahnelemeler ve görece yarışmalar eğlenceden ziyade kutsal anlamlara haizdi. Tabii ki, zaman içinde çok şey unutulmuş ve değişikliğe uğramıştır, fakat halk, her halükârda geleneksel davranışlarına sadık kalmıştır.

Hemşinli Ermenilerin Barekendan bayramı iki hafta sürmekteydi. Bu günler boyunca zengin ziyafet sofrası kurulup karşılıklı ziyaretler, tebrikler ve hediye verilmiştir. Barekendanı nasıl geçirirlerse tüm yılın öyle devam edeceğine inanıyorlardı. Yoka ve Berakh, vazgeçilmez tören yemekleriydi. Önceden pişirilmiş üç pembe buğday lavaşını suya bırakarak yumuşatıyor ve parçalara ayırıyor ve her bir parçaya erimiş yağ sürerek yağda kızartıyorlardı.

Berakh için ise tekrar lavaş alıp ıslatarak yumuşatıyor, sonra da her bir parçanın içine pirinç, soğan ve havuç karışımı dolgu yerleştirerek lavaşı dört taraftan katlayarak yağda kızartıyorlardı.

Barekendan ziyafetleri kırmızıya boyanmış yumurta yiyerek son bulurdu. Buna da ağız kapatmak denirdi, çünkü Paskalya’da yumurta tokuşturup perhiz çözülene kadar olan sürede, Büyük Perhiz’in yedi haftası içinde yumurta da yenmezdi. Düğünler genellikle Barekendan’da yapılırdı (J.Khaçatryan arşivi, Mdsara, Karapet Koçkanyan). Barekendan’ın iki haftasının tüm günleri bayram olarak kabul edilmekteydi. Tüm erkekler, akşamları birinin evinde toplanıp masal anlatıcıları, müzisyenler, kukla oynatıcıları (Karagöz) davet etmiş, şarkı söyleyip dans etmekte kadınlar ise ayrı bir yerde toplanmaktaydı. Bu bayramın iki haftalık dönemi sanat ve edebiyata adanmıştı. Lâkin çok sayıda teatral oyunlarla geçirdikleri ikinci haftanın Perşembe günü, en önemli gün olarak kabul edilmekteydi.

 Bu oyunlar genellikle hayvanların döllenmesi ve çoğalması ile hasat bolluğunun garantilenmesiyle ilgili büyüsel işlemlerden ibaretti. O günlerde tüm köy halkı harmanda, tarlada toplanıp camız, toklu, keçi, koç veya köpek döğüşleri seyretmiştir (bk. Resim 1)

 Benzer döğüşlerle ilgili, ahalinin büyük bir kısmının Ermenilerden oluştuğu Soçi, Yukarı Loo, Tsebelda gibi yerleşim yerlerinden veriler bulunmaktadır. Hayvanları bu döğüşlere özel olarak eğiten ve bu işle profesyonel olarak ilgilenen ve anlayan şahıslardan söz edilmektedir. Döğüşler esnasında halk iki gruba ayrılıp, hangisinin yeneceği konusunda fikir ileri sürüp bahse tutuşmaktaydı. Galip gelen hayvan, sahibi ve taraftarları için büyük gurur kaynağıydı. Horoz döğüşleri de ilginçti, bu döğüşler için özel kavgacı horozlar seçilip, çiğ etle besleyip, tırnaklarını bilemekteydiler. (bk. Resim 2) Meskhor’un horoz döğüşleri çok ünlüydü. Lusanuş Girumyan, özellikle siyah horozlar besleyip eğitmekteydi.

 Hemşinli Ermenilerin hayatında, Barekendan haricinde, düğünlerde ve Paskalya Bayramı’nda da tertipledikleri at oyunları özel bir yer tutmaktaydı. Büyük ve uygun bir meydana sahip olan Vardane Köyü oyunları özellikle meşhurdu.

Bu oyunlara, atlarını önceden alıştırmış olan en az on genç katılmaktaydı. Mesafe yarışması için önce parkurun uzunluğu tayin edilmekteydi. Seçilen tertip heyeti belirlenen şartların tam olarak yerine getirilmesini temin edip oyunu başlama işareti vererek kimin galip geldiğine karar vermişlerdir. Galip gelen hediyeler almış (kumaş, mendiller vs.), fakat en önemlisi, elde ettiği güçlü ve cesur olma ünvanı ve saygınlığı olmuştur.

Diğer atlı yarışma, engellerin aşıldığı at terbiyeciliği olmuştur. Bu yarışmayla ilgili veriler maalesef çok azdır.

 En yaygın ve sevilen yarışma erkeklerin güreşi, gpçuş olmuştur. H.Muradyan, B.Torlakyan ve J.Khaçatryan’a veri sağlayan tüm anlatıcılar bu durumu vurgulamışlardır. Gpçuş, sıklıkla ve tüm bayramlarda tertiplenmiştir. Bu oyunda galip gelenler büyük saygınlık elde ettiklerinden dolayı tüm erkekler gpçuşa katılmak istemişlerdir. Oyunun kuralları her yerde aynı olmuş ve sadece 19 yaşını doldurmuş kişiler güreşe katılmaya hak kazanmışlardır. Yarışmalar genellikle davul-zurnayla icra edilen, yarışma öncesinde başlayıp oyuna davet etmek için özgün bir yaklaşıma dönüşen özel bir melodi eşliğinde yapılmaktaydı. (resim 3).

 Gpçuş için köy meydanında toplanıp halka meydana getirmiş, fakat iki gruba ayrılıp gruplardan her biri güreşçilerden birini desteklemiştir.

Güreşçiler hafif ısınma hareketlerinden sonra bellerine kadar soyunup çemberin içine girerek birbirlerini selamlayıp sağa-sola yürüyüp dans kareketleriyle kendilerini göstermişlerdir. Ardından, taraftarlarının tezahüratları altında işareti beklemeye başlamışlardır. İşaret alınca birbirlerinin üzerine yürüyüp güreşi başlatmışlardır. Yenilen güreşçinin yerine çok kere taraftarlarından biri geçmiştir. Taraflardan birinin sırtının yere gelmesi durumunda güreş sona ermiştir. Lâkin galip gelen, yenileni hemen kaldırıp sarılmış ve öpmüş, ardından birlikte tertipleyicilere yaklaşıp önlerinde diz çökerek sonucu ve hediyeleri beklemişlerdir. Tertipleyiciler ve denetleyiciler, bölgenin etkili ve varlıklı kişilerinden seçilmekteydi. Güreşçilere verilecek nakit para iki yarışmacı arasında eşit şekilde dağıtılmış, fakat sadece galip gelene hediye verilmiştir. Yarışmacıların taraftarlarının da bazen hediyeler verdiği olmuş, hatta bazen 1-2 koyun veya inek de hediye edilmiştir.

Soçi’den Petros Ğukasyan, Trabzon yöresinden gelen Pehlivan Khaçik’ten bahs etmekte ve kimsenin onun sırtını yere getiremediğini anlatmaktaydı. Düğünlerde bazen davul ve davulcu güreşi gösterilmiştir. Düğünün neşeli geçmesi için özel olarak çağrılan Vardane Köyü’nden Davulcu Bağdasar anılmaktaydı. Davulcu, oyun alanının ortasına serilen halı veya kilim üzerinde yatarak davuluyla güreş sergilemiştir. Bu güreşte muhakkak davul galip gelmeliydi (J.Khaçatryan arşivi, Soçi).

 Törensel döğüşlerin anlamının ne zaman unutulduğunu söyleyebilmek zor, fakat döğüşten mağlup çıkanın öldürüldüğünü biliyoruz. Barekendan döğüşlerinin, özellikle de Perşembe günü yapılan yarışmaların kosmos-kaos mücadelesi günü (yüce gökgürültüsü tanrısı günü) ve eski ile yeni yılın ayırım anıyla ilintilidir. Düğünlerde ise damadın sülalesi, gelin uğruna “kavga vermekteydi”. Ermenilerde, günümüze kadar halk arasında bir söz vardır “kavganın olmadığı düğün mü olur?”.

Yunan ve eski Ermeni yerleşimlerinde korunan at yarışları ve oyun-yarışmalar Paskalya ve sonrası dönemi için cenaze törenleriyle de ilişkilendirilmektedir. Yukarıda belirtilen görüntülü oyunlara paralel olarak tüm Ermenistan’da olduğu gibi Hemşinli Ermeniler arasında da, anlamsal paralleliklerinden dolayı hem düğünlerde hem de bayramlarda yapılan maskeli ve kıyafet değiştirerek yapılan karnavallerin özgün bir yeri bulunmaktaydı. 

 Hemşinli Ermeniler arasında en çok ayı kıyafetiyle oynanan oyun yaygındı (bk. J.Khaçatryan, “Hemşin Dansları ve Özellikleri”).

Diğer çok kullanılan figür maymundu. Tabii ki, Ermenistan’da maymun bulunmadığından dolayı bu figürü ayı ve keçi gibi totem hayvanları arasında saymak mümkün değil, fakat bu hayvanın insana benzemesi ve taklit yeteneği Hint-Avrupa halklarının büyük bir kısmı tarafından rol yapma yeteneği olarak algılanmaktaydı (Ermenilerde “maymunluk yapmak”). Yukarı Loo Köyü’nden Abel Tokmazyan’ın belirttiğine göre Barekendan’da ve düğünlerde maymun ve tilki oyunları sergilenmekteydi. Bu oyunlar için özel olarak hazırlanmış kıyafetler bulunmamaktaydı. Genellikle sırtlarına bir yastık ve başlarına yüzün büyük kısmını örten bir eşarp bağlamış, bedeni yukarıdan aşağıya kadar örtecek bir örtüyle de örtünmüş, burulu bir ipi de kuyruk olarak bağlamışlar. Maymun’a bir “sahip” eşlik etmiş, bu kişi emirler vererek yöneltip kimi taklit edeceğini işaret etmiş. Sahip, tanınmamak için kıyafet değiştirmiş, tersine çevrilmiş elbiseler giyerek yüzünü bir şapkayla saklamıştır.

Maymun, kendi etrafında dönüp, kırıtıp, dans edip, komik hareketler yapıp üçtaş gibi oyunlar oynamış, bazen de kapris yapıp sahibinin sözlerine uymayıp seyredenleri güldürmüştür (J.Khaçatryan arşivi). Bu oyunun belli bir gidişatı, başı ve sonu bulunmamaktaydı. Esas niyet komik olmasıydı.

Barekendan ve düğün oyunlarının bir diğer çeşidi ise gelin ve damatlı bir evli çift oynamaktı. Bu oyun çeşidi, halk tiyatrosunun en basit şekli olarak kabul edilmektedir. İki delikanlı paçavralara bürünüp tanınmaz bir gelin ve damat rolüne bürünüp aşk ve erotik sahneler sergilemişlerdir. Benzer oyunlar hemen-hemen tüm halklar arasında yaygındı. Etnograflar, bu oyunların berekeliliği sağlayan sihirli işlemler olduğu görüşündeler.

Hemşinlilerin tüm yerleşim bölgelerinde farklı hareketli oyunlar yaygındı. Bu oyunlardan bazılarının törensel anlama sahip olduğu mümkün olmakla birlikte artık bu sihirli anlamlarını, aynı şekilde günümüzdeki yaygınlıklarını da yitirmişler.

 Sarnik-Zarnik

Orta büyüklükte bir taşın üzerine konulan uzun bir tahta veya kalasın (tahteravalli) iki ucuna oturup ayakları her seferinde mutlaka yere değecek şekilde biri sarnig, diğeri ise zarnig diyerek yukarı-aşağı sallanmışlar. Bu oyunun farklı versiyonlarının olması muhtemeldir. Çocuklar, oynarken kalasın uclarında durmaktaydı. Yukarı-aşağı doğru iniş çıkışlar bitkilerin yukarıya uzamalarını, yetişmelerini temsil etmektedir. Cinsiyet ve yaş farkı olmadan tüm çocuklar bu oyuna katılmaktaydı (J.Khaçatryan arşivi, Mdsara, Karapet Koçkanyan).

 Tz-z-z-z…

 Oğlan çocukların ve gençlerin oyunu. Grupta, sayımın sonunda kalan ortada, tüm katılımcılara sırtı dönük olarak durur. Sol elini dirsekten katlayarak sol avucuyla sol kulağını kapatır, sağ elini ise göğüs üzerinden dolaştırıp sol koltuk altına sokup, bileğini sol koluna yapıştırarak açık avucunu darbeye açık bir şekilde dışarıya yönelik tutar. Tüm katılımcılar arı gibi vızıldıyarak etrafını çevirir ve içlerinden biri açık avucuna kuvvetlice vurur. Ortadaki kişi darbeyi vuranı bulmalı ve yakalamalıydı. Ele geçirilen, ortadakinin yerine geçmeliydi.

 Çalik fes

Bu nişancılık oyunu büyük bir meydanda, birkaç oğlan tarafından oynanır. Her oyuncu bir çaliğe  (yaklaşık br metre uzunluğunda bir değnek) sahip olmalıydı. İlk oyuncu kendi çaliğini mümkün olduğu kadar uzağa atmalı, ikinci oyuncu ise çaliğini fırlatıp, kendinden öncekinin çaliğini vurmalıydı. Başarılı olmadığı takdirde, çaliğinin düştüğü yere kendi fesini koymalı ve herkes çalikleriyle bu fesi vurmaya çalışmalıydı. Fesi vuran oyunu kazanmış sayılır ve oyun yeniden başlardı.

 Arasi kiasma (s)

 Yaklaşık 10-20 oğlan ki gruba ayrılıp yassı bir taşa tükürerek, oyunu yaşın mı, kurunun bu başlayacağı konusunda anlaşırlar. Başlayan grup büyük bir halka çizip orta yere büyük bir taş yerleştirir. Halkanın içinde bulunanlar taşı savunmakta, dışındakiler ise saldırmaktadır. Saldıranlar, içerde bulunanlara tekme atmaya çalışıp, halkadan içeri girerek taşa ulaşmayı denerler. İçlerinden biri taşa ulaştığı takdirde dışarıdaki grup galip sayılır. Oyun esnasında biri diğerinin arkasına geçip kendini savunduğu takdirde bu kişi oyun dışı kalmış sayılır.

 Büyük perhiz

Büyük perhiz öncesinde evin en yaşlı kadını sıkı yoğrulmuş hamurdan bir çark hazırlayıp üzerine 7 tüy diker ve gece geç saatte tavandan asar. Her hafa sonunda bir tüy çıkartılır. Bu çark-tekerlek sezonluk, törensel takvim vazifesi görür, bir güneş sembolüdür. İlk hafta, kokoras haftası olarak anılmakta ve iş yapmaya elverişsiz olarak kabul edilmekteydi (H.Muradyan, a.y 113). Büyük bir ihtimalle çark-tekerleğin kendisi de kokoras-horozcuk olarak anılmaktaydı, Ermenistan’ın birçok bölgelerinde aklatiz-gogoroz (horozcuk) anıldığı gibi. H.Muradyan’ın belirttiğine göre bu haftanın her bir günü, o günü belirleyen özelliklere sahipti.

Pazartesi – tsestun – güve günü (perhiz tutulmadığı takdirde tüm yıl güveli geçecektir).

Salı – seltun – sel günü.

Çarşamba – geltun – kurt günü.

Perşembe – kamitun – fırtına damları uçuracaktır.

Cuma – mıkantun – çalıştıkları takdirde fareler çoğalacaktır.

Cumartesi – tsavtun – çalıştıkları takdirde hastalıklar eve dadanacaktır.

Tüm günler bayram günleri olarak anılmışlardır (B.Torlakyan, IV, 305). Ermenistan’ın tüm bölgelerinde bayramın karşılığı olarak, Yunanca Kiriakos – Kirakos (egemen) kelimesinden türeyen Kiraki terimi kullanılmıştır.

Büyük perhizin ilk haftasının tüm günlerinin Hint-Avrupa halkları ve bu arada Ermeniler tarafından bu denli büyük bir önem arz edilmesinin sebebi nedir? Büyük perhiz, Mart ayına denk düşmekte ve Yunan törensel takviminin önemli safhalarından birini oluşturmaktadır. Jülyen takviminin kabul edilmesine kadar (M.Ö. I. yy.) Yeniyıl bu ayda başlamaktaydı. Yeniyılı karşılama, aynı zamanda tabiatın uyanması ve yeniden doğuşuyla ilgili merasimler Yunanlılar çevresinde günümüze kadar korunmuştur. Daha sonra, yeniyılın 1 Ocağa alındığı zaman bu törenler de yer değiştirmiştir (???).

Sayısız Ermeni etnografik bölgelerinde günümüze kadar tarım yılının başlangıcıyla ilgili törenler, inanışlar ve merasimler korunmuştur. Haftanın her günü, mitolojik anlamına uygun olarak törensel anlama haiz olmuştur. Yüce gökgürülüsü tanrısı, oğluna (yeniyıl) zarar vermek amacıyla (eski ve yeni arasında mücadele) şekil değiştirerek, farklı şekillere (güve, fare, fırına, sel, kurt) bürünmektedir. Bayram gününün karşılığı olarak Yunanca Kiraki teriminin kullanılması tesadüf değildir, çünkü Yunanca Kirakos (egemen) ismi, gökgürültüsü tanrısının lâkabına uymaktadır (???). Büyük perhiz, tamamıyla kış döneminin son bölümüne denk düşmektedir. Mesihin eziyetlerinin sonudur ve bu durum kendisini eziyetler haftasının tüm ayinlerinde göstermektedir.

Bu süre zarfında, her hafta, ölmüşlerin ruhu için sülale ayini ifa edilip ziyafet verilmekteydi. Bazen, ayin sonrasında, birkaç sülale veya bütün bir mahalle tarafından kurban ziyafeti verilmiştir (H.Khaçatryan arşivi, Haykadzor, Vardan Ğukasyan).

Paskalya hazırlıkları eziyetler haftasından itibaren başlamaktadır. Perşembe günü aile fertleri sayısı kadar yumurta pişirip bu yumurtaları cumartesi günü boyamışlardır. Bayram itibarıyla masaya koymak, komşulara ve akrabalara hediye edip tokuşturmak amacıyla mümkün olduğu kadar çok sayıda yumurta boyanmaktaydı. Cumartesi günü, güneş battıktan sonra perhiz çözülüp Paskalya şenlikleri başlamaktaydı. Her ailenin masasında kuru üzümlü pirinç pilavı, sütlaç, yoka, haşlanmış mısır, buğday ekmeği, mısır unundan şilla-mamalika (bulamaç) ve pastalar bulunmalıydı. Perhiz, yumurtayla bozulmakta, törensel yemek olarak sahanda yumurta kabul edilmekteydi. Karadeniz kıyılarında buğday hemen-hemen hiç yetişmediğinden dolayı, buğday ekmeği Hemşinliler için bayram yiyeceği olarak kabul edilmekteydi.

 Paskalya

 Pazar bayram ayini, tebrikler ve ziyafetler günüydü. Temel eğlence, herkes için yumurta oyunları olmuştur. Bu oyunlardan biri yumurta tokuşturmaktı ve bu arada yumurtası kırılan kaybetmiş sayılıyor, kırılan yumurta ise galibin oluyordu. İkinci oyun yumurtayı tepecikten aşağı yuvarlamaktı. Bu bayramın temel oyunlarından biri gpçuştu. Mesihin dirilişi ve perhizin sona ermesi münasebetiyle tüm gün dans edip, şarkı söyleyerek eğleniyorlardı.

 Perhiz sonrası anma haftası ve ölüleri anma günü

Pazartesi gününden itibaren, yılda sadece bir kere yapılan ölüleri (ataları) anma haftası başlamaktaydı. Pazartesi erkenden herkes mezarlığa gitmekte ve ruhaniler tarafından mezarlar kutsanmaktaydı. Aileler sülalalere ayrılarak erkekler ve kadınlar ayrılmaktaydı.

O gün, yas gününden ziyade bir sevinç günü olarak kabul edilmekteydi. Pilav, yumurta, haşlanmış mısır, buğday ekmeği vs. gibi çeşitli yiyeceklerle bezeli toplu masalar kurulmaktaydı. Bu günlerde ender olmasına rağmen şahsi veya ailevi kurban kesilip eti herkese dağıtılırdı.

Ziyafetten sonra köy meydanında şarkı ve dans ile gpçuşa geçip akşam geç saatlere kadar eğlencelere devam etmekteydiler (H.Muradyan, a.y. 21, J.Khaçatryan arşivi, Haykadzor, Vardan Ğukasyan, Mdsara, Karapet Koçkanyan).

Bu haftanın tüm günleri anma günleri olarak kabul edilmekteydi. Bu nedenle, bir gün sonra, önceden anlaştıkları komşu köyün mezarlığına giderek her aile, toplu ziyafete katılmak amacıyla kendi payına düşen miktarda yiyecek götürmekteydi. Böylece her gün bir başka köyü ziyaret etmiş ve tekrar eden ziyafetlerden sonra at yarışları, şarkı, dans ve gpçuş tutmuşlardır (J.Khaçatryan arşivi, a.y.).

 Nor kiraki (yeni pazar)

Paskalyadan sonra gelen Pazar günü Yeni Pazar olarak anılmaktaydı. Bu gün, ziyaret günüydü. Hemşinliler genellikle, Trabzon’dan 10 km uzaklıkta bulunan Aziz Harutyun veya Aziz Pırkiç’e ziyarete gitmekteydi. Eski zamanlarda bu ziyaret yerleri yamaçlık bir mevkide bulunduklarından dolayı, bu durumu düzeltmek amacıyla birkaç köy toplanıp bölgeyi düzleştirmişler ve bu sayede 150 kişinin aynı anda toplanabilmelerine olanak sağlamışlardır. Her köyün kendine has yeri bulunmaktaydı. Eski zamanlarda devlet ve köy yöneticileri, kaymakamlar ve muhtarlar, hastalar ve ruh hastaları ile iyileşme ümidiyle yaşayan herkesle birlikte toplanmaktaydılar. Önceden adak edilmesi kararlaşırılan hayvanlar kurban edilmekteydi. İnsanları tabiat felaketlerinden, hasalıklardan uzak tutacağına, insan ve hayvanları kötülüklerden koruyacağına inandıkları kara boğa veya koç ile kırmızı horoz kurban etmekteydiler. Şükran adakları da yapılmaktaydı. Adaklık hayvanı sadece özel olarak çağrılan doğru, temiz ellere sahip, saygın ve hürmete şayan bir kişi kurban edebilirdi.

Adak hayvanını kutsal yerin etrafında üç kere dolandırdıktan sonra kulağına kesik atıp akan kanı adak sahibinin anlına, ellerine, diline ve bazen de başına, saçlarına sürerlerdi. Kurbanın başı ve ayakları adak yerinde bırakılırdı. O gün, en mutlu bayram olarak kabul edilirdi. Gpçuş ve yarışmalar yapılır, şarkılar söylenip klor parlar (halay) yapılırdı. En çok erkekler kendi hızlı ve zor oyunlarını oynar, kadınlar ve kızlar ise ayrı dans ederlerdi.

Bu günlerde bir günlük sergiler açılmaktaydı. 1924 yılından sonra, yeni yerleşim yerlerinde kutsal yerleri ziyaret etme imkânları artık kalmadığından dolayı bayramlar köy çevresindeki açık alanlar ve uygun yerlerde kutlanılmaktaydı (J.Khaçatryan arşivi, Haykadzor, Vardan Ğukasyan) .

 Aziz Georg veya hıdrellez günü

 2 Nisan, Büyük Pazar’ın, Aziz Georg’un günüdür. Bu günle ilgili yasaklar sıkı sıkıya korunmaktaydı. Çalışmak yasaktı. Tarla sürüldüğü takdirde saban kırılır, tarla verim vermez, petekler boşalır, fareler ve böcekler ekini yerler, yasağı delen kişi elini ayağını kırar veya hastalanırdı (H.Muradyan, a.y. 100). Bu gün gpçuş günüydü, fakat bu, hemen-hemen her zaman köylerarası kavgalara dönüşmekteydi (B.Torlakyan arşivi, IV).  Bu gün aynı zamanda birbirlerine su serpme günüydü.

 Hambardzum (Mesih’in göğe yükselişi)

 Bu bayram aynı zamanda beyaz çiçek günü olarak da tanınmakta ve Mayıs ayında kutlanmaktaydı. Bu günün kutsal ziyaret yeri, Trabzon’dan üç saat uzaklıkta bulunan Lusakhpur’du. Bu bir gençlik bayramıydı. Kızlar, dağlara çıkıp çiçek ve su toplayıp içine kendilerine has bir işaret (yüzük, küpe, broş, düğme ve madeni para) atıp fal bakmakaydı. Fal bakan bakhti mer (talih anası), kullanılan kap ise bakhtaman (talih kabı) olarak anılmaktaydı. Bir elme ağacının altında toplanıp önce bir dörtlük söyleyip sonra da talih olarak adlandırdıkları bir işaret çekmekteydiler (J.Khaçatryan arşivi, Haykadzor, V.Ğukasyan, Anapa, Karapet Vaizyan, B.Torlakyan, IV).

Hambardzum’un törensel yemeği sütlaçtı. Bu yüzden de Hambardzum’u kat utiçi or (süt yeme günü) olarak da adlandırmışlardır. Bu günle ilgili bir halk anlatısı vardır. Mesihin göğe yükselişi esnasında mezar taşı da birlikte göğe yükselmek ister, fakat Mesih taşı yumruğuyla aşağıya doğru iter ve taş yerinde hareketsiz kalır. Mesih 9 gün süresince göğe yükselmiş ve her gün meleklerden biri tarafından misafir edilmiştir. Bu sebepten dolayı Hemşinliler 9 melek perhizi tutmaktadırlar (H.Muradyan, a.y. 126).

 Mesih’in değişimi – Vardavar

 Trabzon’un 7 km uzağında bulunan bir manastır Vardavar’ın ziyaret yeriydi. Bu ziyarete genellikle kadınlar gitmekteydi (J.Khaçatryan arşivi, Anapa, Karapet Vaizyan).

 Meryem ana yortusu

Trabzon’un güney doğusunda Kukul taş adında kutsal bir ziyaret yeri bulunmakadır. Bu taş, 20-25 m çapında tek parça yassı bir taştır ve ortasından 3-4 m çapında konik bir kaya parçası yükselmektedir. Bayram günü Ağustos ayındadır, Astvadsadsin günü. Bu günde adak yapıp, mum yakarak, çevredeki çalılıklara bez ve kurdeleler bağlayıp, kurban kesmiş, şarkı söyleyip dans etmişlerdir. Köy kiliselerinde ayin tertiplenirdi.

 

HEMŞİN VE HEMŞİNLİ ERMENİLER

(k o n f e r a n s   m a k a l e l e r i)

ERIVAN  – 2 0 0 7