Dersim Ermenileri İnanç ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı Miran Pırgiç Gültekin ‘Akunq’a Konuştu

24 Nisan’da Ermeni Soykırımının Kurbanlarını anma törenlerine katılmak amacıyla Nisan sonunda Ermenistan’da bulunmakta olan Dersim Ermenileri İnanç ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı Miran Pırgiç Gültekin, ‘Akunq’ web sayfası yöneticilerine konuştu. Miran Pırgiç Gültekin’in verdiği mülakatı aşağıda sunmaktayız:

–          Mihran bey, 24 Nisan’da ilk defa mı Yerevan’a geldiniz?

–          İlk defa 24 Nisan için geldim, fakat geçen yıl Ermenistan’ı ziyaret etmiştim. Bu defa Soykırım gününde, Soykırım anıtını ziyaret etmeye geldim.

–          24 Nisan’da, Soykırım gününde anıtta bulunurken neler hissettiniz?

–          Öncelikle söylemek istediğim, gördüğüm kadarıyla orayı ziyaret edenlerin büyük olsun, çocuk olsun, Soykırım anıtını ziyaret eden herkesin, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki söylemin aksine, Soykırım’ın olduğunu çok iyi bildikleridir. İşi daha fazla uzatmadan, daha fazla durumu ağırlaştırmadan, daha fazla acıya sebebiyet vermeden çözülmesi gereken bir sorun bu, çünkü o anıt orada olduğu sürece ve çocuk yaşında oraya gidenler olduğuna göre, bu süreç bir şekilde sonuçlanmazsa iki devlet için de gittikçe daha fazla yük getirecektir. Yapılan bu soykırımı, bu vahşeti Türkiye Cumhuriyeti’nin kabul etmesi, özür dilemesi, telafi etmesi gerekiyor. Alınan ve kullanılan o maddi imkânların geri vermesi gerekiyor. Başka türlüsü insanlığa sığmaz.

–          Sizce, başta Soykırım sorunu olmak üzere, Türkiye ve Ermenistan arasında var olan sorunlar yakın zamanda çözüme ulaşabilir mi veya hangi şartlar altında çözüme ulaşabilir?

–          Bu aşamada zor gözüküyor, çünkü Türkiye’nin şu anda birincil sorunu Ermenistan değil. Ortadoğu’nun bu şekilde kaynıyor olması, doğal olarak Ermenistan sorununu öteliyor, çünkü öncelikle oraya yoğunlaşıyorlar, dünya siyaseti orada işliyor. Ancak orada bazı şeylerin şekillenmesi sonucunda Ermenistan tekrar gündeme gelecektir. Bu da herhalde bir yirmi senemizi alır.

–          Bu çözüm yolu yukardan aşağıya mı olacak, aşağıdan yukarıya mı?

–          Türkiye, girdiği bu süreçte bazı gerçekleri kavradı, çünkü sizin Batı Ermenistan dediğiniz, bizim Türkiye toprakları içerisindeki Ermeni illeri dediğimiz ve zamanında Ermenilerin yoğun yaşadığı illerdeki kripto Ermenilerinin veya dönme Ermenilerin, tabiri caizse, bizler gibi insanların kendi özlerine, köklerine dönme bilinci gelişti. Bu gelişen bilinçle insanlar çok dillendirmeye başladılar bunu. Bu sorun konuşuldukça, Türkiye’deki demokrat kesimi de harekete geçirdi. Örneğin bu yıl Soykırımı Taksim’de kalabalık olarak anmalarının sebebi doğal olarak Ermeni sorununun Türkiye’de çok konuşulmasındandır. Eğer bu kadar çok konuşulmasaydı, çok gündemleşmeseydi böyle olmayabilirdi. Gün geçtikçe oradaki sivil ve demokratik örgütler harekete geçecek. Örgütlenmeler kendisini gösterecek. Avrupa’daki Ermeniler sorunun çözümü için biraz fazla katkı sunacak. Bu da Türkiye’yi demokratikleşme adına biraz yapılabilir noktaya getirecek. Bu şekliyle de herhalde yeni bir siyasi sürecin başlaması sonucunda daha normalleşecek. Yoksa tepeden inme olmaz, çünkü bu Türkiye ile Ermenistan arasındaki ekonomik çıkarlar çok fazla önde olan bir şey değil, mesela bir Azerbaycan’a tercih etmez Ermenistan’ı, Azerbaycan’da petrol var. Tepeden olan şeyler ekonomik ilişkilere bakar, fakat alttan gelen dalga, bireylerin özgürlüklerini istemeleri doğrultusunda olduğu için, alttan gelen çabalarla Türkiye demokratikleşme yolunda bir şeyler kabul edecektir sanıyorum.

–          Türkiye’nin geçeceğini düşündüğünüz bu yolda Ermenistan devleti, hükümeti, halkı, aydınları veya sivil toplum kuruluşları ne yapabilir, nasıl destek verebilir?

–          Ermenistan’daki aydınlar, yazarlar veya siyasetçilerin Türkiye’ye yardım etmeleri gerekiyor, Türkiye’yi, içinde bulunduğu bu siyasi çıkmazdan kurtarmaları lazım. Çünkü bugün Türkiye kamuoyunun büyük bir kısmı hâlâ faşizan bir kafayla, ırkçı kafayla hareket ediyor.  Halk da bekliyor acaba bir şeyler olabilir mi diye, mesela Gül’ün Ermenistan’a gelmesi, acaba olabilir mi denemesiydi, fakat Türkiye kamuoyu hazır değil buna. Türkiye kamuoyunun hazır olmamasının sebebi de, Türkiye’de yaşayan Ermenilerin kendilerini çok fazla görünür hale getirmemesidir. Ermenistan aydınları veya diasporadaki Ermeniler, Türkiye’deki Ermenileri daha görünür hale getirirlerse, daha eşit yaşar duruma getirirlerse, onları daha net anlayacak, görecek ve bunların da haklarıymış mantığıyla hareket edilecektir. Türkiye o zaman azınlıkların haklarını ister istemez kabul etmek zorunda kalacaktır. Bu da zaten sorunu çözüme götürecek olan noktadır. Bununla birlikte Kürt hareketi de gelişerek aynı noktada yürüyor. Onlar da sonuçta kendi insani doğal haklarını, özgürlüklerini istiyor, fakat Ermenistan burada oturup kabadayılık yapmakla sorunu çözemez. Ermenistan’ın diyalog kolunu daha çok geliştirmesi gerekiyor. Türkiye’yle diyalogunu geliştirmesi gerekiyor. Mesela geçen yıl Ermenilerin Türkiye’ye bir gelip gitmesi… Bu yıl iki veya üç kat fazlasıyla gelip gitmeleri, oradaki insanların da Ermenilere yaklaşımını değişecektir. Türkiye’deki siyasi ve eğitim yapısı Ermenileri hep kendi halkına düşman gösterdi, öcü gibi gösterdi. Bunu kırmak Ermenistan’ın elindedir. Giriş çıkış yasaklarından dolayı biraz güç olabilir, fakat biraz daha zorladıklarında, kapıların açılması dahi söz konusu olabilir. O zaman daha fazla kaynaşmayla bu sorun daha erken çözülebilir. Yüz yüze bakmalı yani.

–          Türkiye’de yaşayan Ermeni toplumunun kendisini daha fazla göstermesi lazım dediniz. Türkiye’deki Ermeni toplumu yaklaşık 20 yıldır, özellikle Hrant’ın gayretleriyle kendisini göstermeye başladı, fakat bu sefer de tersine bir sürece girildi. Ermeni toplumu, Türk toplumuyla sanki bir kaynaşma sürecine girdi ve Ermeni toplumunda bir asimilasyon başladı. Bu ise Ermeni toplumunun kendisini göstermesi, kendisini ifade etmesinden öteye, tersine kaynaşıp yok olarak bu sorunun çözülmesi sürecine benzedi. Bunun olmaması, Ermeni toplumunun, Türkiye’nin bir parçası olarak, fakat özgün bir şekilde kendisini göstermesi, Ermeni olarak devam etmesi nasıl gerçekleşecek?

–          Sizin ortaya koyduğunuz sorun, aslında sorun değil. Orda bir şey yok oluyorsa sorun değil. Sorun, Türkiye’de yaşayan Ermenilerin kendilerini inkâr ve takiyeden kurtarması gerekiyor. Ben Ermeni’yim diyebilmeli. Kendi geçmişine sahip çıkabilmeli. İnsan olma özelliklerini taşıyabilmeli. Bir insan kültürüyle insandır, yaşamıyla insandır. İnsanı hayvandan ayıran, geçmişten gelen kültürüdür, oluşmuş olan kişisel yapısıdır. Bunu daha çok görünür hale getirmesi lazım. Mesela yarından tezi yok, Türkiye’deki Ermeniler süratli bir şekilde kendi kültürlerine yönelmeli. Folkloruna, diline ağırlık vermeli, daha fazla gazete çıkarmalı. Türkiye’de iki-üç tane gazete çıkıyor, fakat iki yapraklı cemaat gazetesi çıkıyor. Öyle olmaz. İki sayfayla yüz kişiye hitap ettiğin gazete değildir gerekli olan. Agos bile yetersiz bu durumda, Agos bile sattığı sayısıyla bence yeterli değil. 3-4000 tane gazete satıyor. İçeriğiyle de yeterli değil, sayısıyla da. Lakin şu anda Ermeni kurumları da hazır değiller, onlar da bu gelişmeye ayak uyduramıyorlar. Herkes şu anda şaşırmış durumda, ortada bir Ermeni furyası dönüyor, bir Ermenilik konuşuluyor, dernekler ortaya çıkmaya başladı. İşte 5-6 tane dernek çıktı, millet şaşırdı. Millet ne yapacağını bilmiyor. Derneğe sahip çıksak mı, çıkmasak mı diye tereddütteler. Gelecek yıl bu derneklerin sayısı belki onu-on beşi bulacak. Ermenilerin yaşadığı her ilin bir derneği oluşacak. Hemşerilik dernekleri oluşacak. Bu dernekler, kendiliğinden bir güç oluşturacak. Sonuçta kendi tabanındaki insanları açığa çıkaracak. İstanbul’da yaşayan ve Ermeniliğini yitirmemiş Ermenilerin, dönüp tabandan açığa çıkan Ermeni’leri kucaklaması gerekiyor. Yani İstanbul’da yaşayan Ermenilerin 50 yıl geriye gitmesi gerekiyor, 50 yıl geride yaşayan Ermenilerin de onları yakalaması gerekiyor. Bunlar olduğu zaman sizin söylediğinizin tam tersi olur, bugün Diyarbakır gibi bir yerde Ermenice dil dersi veriliyor. İstanbul’da Ermeni kültürü var, dil dersi veriyor. Biz, buradan götürmeyi düşündüğümüz bir hocayla folklor dersi vermeyi düşünüyoruz. Oradaki insanlara, oradaki çocuklara kendi kültürlerini öğretmeyi düşünüyoruz. Kendi kültürünü öğrenen kendi dilini konuşur, kendi dilini konuşan kendisinin kim olduğunu anlamaya başlar. Türkiye’deki Ermenilerin en büyük yanlışı kendilerini tanımamalarıdır. Adam solcu oluyor, Alevi oluyor, Türk oluyor, Kürt oluyor, Müslüman oluyor, her şeyi oluyor, fakat Ermeni olamıyor. Oysa Ermeni bu insan, en kolay olanı o, fakat başaramıyor. En kolay olanı en zor yapıyor. Yahu sen Ermeni’sin. Önce ben Ermeni’yim diyeceksin. Ben Ermeni’yim dedikten sonra diğerleri sonra gelir. Sen Ermeni’ysen Ermeni olmanın kıstaslarını uygularsın. Mesela, vaftiz olursun, cemaatin bir bireyi olursun, dili öğrenirsin, ismini değiştirirsin, dinini değiştirmek istiyorsan, dinini değiştirirsin, çok gerekli değil bu ama… Ondan sonra başlarsın kendi Ermeni kültürünü yaşamaya. Mesela ben bu gelişimde birçok şeyi fark ettim. Yemekte bile değişik bir kültür var, belli bu. Ermenilerin kendilerine has şeyleri var.

–          Mesela iki yıl önceki Paskalya kutlaması farklıydı, bu sene daha farklı. Bu sene herkes Paskalya’ya sahip çıkmaya başlamış her Ermeni, Ermeni olduğunu bilenler artık bunu kutlama ihtiyacı hissetti. Bunu çabası verilmeli. Ermeni olan bir kişi önce Ermeni olmanın mücadelesini vermeli, arkasından kültürünü yaşamalı. Eğer bu olursa, çok görünür olurlarsa, korkularından başlarlar. Kripto Ermeni veya dönme Ermeni olarak tabir ettiğimiz insanları en çok korktukları şey devletten tekrar baskı görmeleridir. Bunun nedeni hep gizli kalmalarından kaynaklanmıyor. Kendisinin Soykırımı yaşamadığı, hatta babasının dahi yaşamadığı insan, Soykırımın ne olduğu bilincinde olmamış, bilmiyor, bilse zaten Ermeniliğe sahip çıkar, fakat beynine sansür uyguluyor. Bu korkuyu kurmuş beynine ve onu bir türlü aşamıyor. İşte onu aştığı oranda da her yerde konuşulmaya başlayacaktır. Konuşulan şeyler de gayet demokratik şeyler. Sonuçta bir başka halka, bir başka topluma zarar verecek bir şey istemiyor. Kendi dilini, dinini, yaşamını istiyor. Bunlar zararlı şeyler değil.

Akunq.net

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *