HOPA-HEMŞİLLERİ VE BAŞ- HEMŞİLLER (Gezi notları)

Artavazd Tulumcuyan

Doktora öğrenicisi,

“Hemşin” Ermeni bilim-kültür merkezi başkanı

  

Antik Hemşin, Hemşin Ermenileri, Hemşinli Müslümanlar ve Türk Hemşiller – bu sözlerin anlamı daha düne kadar sadece tarihçi ve etnograflardan oluşan dar bir çevre tarafından bilinmekteydi. Günümüzde giderek daha çok insan geçmişini bu Ermenilere bağlamakta ve Hemşin tarihi ve kültürünü merak etmektedir.

Tahminen 19. yy. sonlarında artık tamamen İslamlaştırılmış oldukları kabul edilen Hemşinli Ermenilerden özgün gruplar oluşmuştur. Baş-Hemşiller (kendilerini Hemşil, Rize bölgesi Hemşilleri olarak adlandırmaktadırlar), Hopa-Hemşilleri (kendilerini Homşetsi, Hopa bölgesi Hemşilleri olarak adlandırmaktadırlar) ve Araklı bölgesi İslamlaştırılmış Ermenilerin kuşakları olan Sevkedatsiler (Karadereli). Bu gruplarla ilgili araştırmalar ve veriler çok az ve çelişkili olup son grupla ilgili ise 80 yılı aşkın bir süredir hiç bir veri bulunmamaktadır.

12–20 Nisan 2004 ve 18–22 Temmuz 2005 tarihlerinde Kuzeydoğu Türkiye’ye yaptığım iki gezimin amacı, Hemşin (Hamşen) bölgesini ziyaret etmek ve Hemşinli Müslümanların etnografik gruplarını araştırmaktı.

Bu grupların doğuş sürecini daha iyi anlamak için tarihe başvurmakta yarar vardır.

Hemşin hakkındaki en eski kayıtlar Vardapet Ğevond’un (780’li yıllar) “Halifeler tarihi”nde bulmaktayız. Ğevond’un tarihinde, Amatuni hanedanlığından Şapuh ve Hamam nakhararları (beyleri) liderliğinde 12000 Ermeni’nin Karadeniz sahiline göç edip Bizans imparatorunun izniyle Trabzon’un doğusunda yarı özerk bir beylik kurdukları anlatılmaktadır [1. s. 167–169]. VIII. yy. ortalarında, Hamam Amatuni beyi, savaştan dolayı yıkılmış Dampur (Tambur) şehrinin yerinde yeni bir şehir kurar. Yeni şehrin adı Hamam prensine ithafen Hamamaşen, buradan da bölgenin ismi Hamşen (günümüzde Hemşin) olmuştur [2. s. 284].

1204 yılında Bizans imparatoru I. Andronikos’un torunu Aleksey tarafından bağımsız Trabzon İmparatorluğu oluşturulur (1204–1461). Pontus’un tüm bölgeleri gibi Hemşin beyliği de imparatorluk topraklarına dâhil edilmiştir [3. s.11].

XV. yy. yabancı kaynaklardan Rui Gonzales de Klavijo’nun “1403-1406’da Semerkant’taki Timur sarayına seyahat günlüğü” değerli bir kaynaktır. İspanyol diplomatı, bu günlüğünde Arakel’in ülkesini, gelenekleri ve politik durumu anlatmaktadır [4. s. 382–384].

XV. yy. Ermeni el yazmaları kayıtları antolojilerinde (bölüm 1,3) de ortaçağ Hemşin’i hakkında bilgiler bulmaktayız.

1452 yılında Osmanlılar Trabzon İmparatorluğu’nu zapt etmeye başlarlar. Son Hemşin prensi II. Davit’in, 1480 yılında prensliğini terk etmesi ve Hemşin’in düşmesiyle tüm Pontus bölgesi Osmanlıların hâkimiyetine geçer. [5. s. 22–24].

XVI. yy. sonlarından itibaren Osmanlı yöneticileri, Pontus’lu Hıristiyanları zorla İslamlaştırmaya başlarlar. 1629 yılında Laz prensler ve elit tabakanın bir kısmı kendi ayrıcalıklarını korumak amacıyla şeklen Hıristiyanlıktan vazgeçmişlerdir. Zamanın Hıristiyan kaynakları, Hemşin nüfusunun 1630 yılında daha tamamıyla Hıristiyan olduğunu belirtmektedirler [5. s. 26].

Nüfusun bir kısmı XVI. yy. ortalarında zorla İslamlaştırılmış, sonraki iki yüz yıl zarfında da bu insanlardan iki özerk grup meydana gelmiş olan Hemşil etnografik grubu oluşmuştur. Bunlar, 19. yy. başında doğuya göç etmiş olan Hopa-Hemşilleri (kendilerine Homşetsi derler) ve Hemşin bölgesindeki Hemşiller’dir. [6. s. 113–136].

 Hemşinlilerin kalan kısmı ise dinleri ve dillerini korumak için Hamşen’i terk ederek, batıya, Trabzon İli’nin dağlık köylerine ile Ordu ve Canik’e göçmüştür.

Zaman içinde, Hemşin’den göçenler kendilerine Trabzon Ermenisi, Ordu Ermenisi, Canik Ermenisi deyip anayurtlarını unutmuşlardır. İleri tarihlerde, Osmanlı yönetiminin baskılarından ve soykırımdan kaçıp hayatta kalmış olan Hemşinliler Rusya İmparatorluğu bölgelerine göçüp bugün çoğunlukla Krasnodar ili veya Abhazya’da ikamet etmektedirler. Maalesef, Hemşin’den göçmüş olanların selefleri ve Kuzeybatı Kafkasya’ya yerleşmiş olan Hemşin Ermenileri kendi tarihlerini çok az veya hiç bilmemektedirler.

Hemşin’in batısında Kara-Dere ve Sürmene nahiyeleri bulunmaktaydı.

XVIII. yy. başında bu bölgelerdeki Ermeni nüfusun sayısı 16 bin olup çoğu Hemşin göçmeniydi. Bu bölgelerdeki Ermeni yerleşim merkezleri daha Ortaçağda Ani şehrinden gelen göçmenler tarafından kurulmuştu.

XVIII. yy. başında hüküm süren kısa dönemli dinsel hoşgörü süreci yerini Hıristiyanlara karşı yeni zulümlere bırakır. İslam misyonerleri Hıristiyanlara resmen İslamlaşmayı önerdiklerinde Kara-Dere Hemşin Ermenileri bu öneriyi reddedip misyonerleri bölgeden kovalamışlardı. Bunu, Ermeni köylerinin katliamlara uğramaları ve Sevgetlilerin (Kara-Dereliler) bir kısmının Müslümanlaşması takip etmiş, kalanlar ise batıya, Trabzon, Ordu, Samsun (Canik), Sinop ve Adapazarı’na göçmüştür [7. s. 5–10].

Böylelikle, Hemşin ve Kara-Dere bölgelerinin İslamlaştırılmış Hemşin Ermenilerinden özerk etnik grupların oluşmuş olduğunu söyleyebiliriz. XVII.-XIX. yy.da bu yöreleri ziyaret etmiş G.Bjişkyan, P. Tumanyants, S.Haykuni gibi Ermeni bilim adamları ve aydınların ifadeleri de bu durumu kanıtlamaktadır [5. s.26–28], [8. s. 293–295].

 

 Hopa Hemşilleri (homşetsi)

 Seyahatin ilk noktası kendilerine Homşetsi adlandıran Hopa-Hemşillerin ikamet ettiği Artvin bölgesiydi. Bunlar, Homşetsi (Hemşinli) adını korumuş olan tek grup olup yerleşim yerleri Hopa ve Borçka bölgeleridir. Elde edilen verilere göre, Hopa Hemşillerinin sayısı 30000–40000 civarında olup, büyük bir kısmı, yani 20000 kişi Hopa bölgesinde ikamet etmektedir. Daha küçük gruplar Samsun, İstanbul gibi Türkiye’nin diğer şehirlerinde yaşamaktadır.

Hopa Hemşilleri kendilerini iki temel gruba ayırırlar. Büyük grubu oluşturan Turtsevantsiler, Çermaktsi ve Ardaletsi adlandırılan iki alt gruba ayrılmaktadırlar. Turtsevantsi grubuna ait oldukları kabul edilen, fakat ayrı yaşayan ve ayrı bir grup teşkil eden Topaloğlu grubunu da belirtmek gerekir.

Bütün bu grupların temsilcileri, genel özbilinç ve Homşetsi (Hemşinli) olarak anılmanın getirdiği akrabalık bilincine sahiptir.

SSCB ve Türkiye arasındaki sınırın 1921’de saptanmasından sonra Hopa Hemşillerinin yaşadığı altı köy Acarya özerk bölgesinde kalmıştır. 1944 yılı kasımında Türkler, Kürtler, Lazlar ve diğer uluslar gibi Hemşiller de Güney Kırgızistan ve Kazakistan’a sürülmüştür. 1980’lerin ortalarından itibaren onlarca Hemşil ailesi Kırgızistan’dan Krasnodar ili Apşeronsk bölgesine göçmüştür. 1989 yılındaki Özbek-Kırgız çatışmasından sonra Kırgızistan’da kalmış olan Hemşillerin büyük bir kısmı da buraya göçmüştür. Günümüzde Rusya’da ikamet eden Hemşillerin büyük kısmı Krasnodar ili Apşeronsk ve Beloroçensk bölgelerine yerleşmiş olup sayıları bini geçmektedir.

1990’larda göçen birkaç yüz Hemşil Voronej ve Rostov bölgelerine yerleşmiş, birkaç bin Hemşil ise Kırgızistan ve Kazakistan’da ikamet etmeye devam etmektedir. Böylece, Hopa Hemşillerin bir kısmı, yaklaşık 5000 kişi, uzun yıllar soydaşlarından kopmuş durumdadır, özellikle Acarya’dan sürgün edilmelerinden itibaren çok sayıda insan on yıllar boyu akrabaların kaybetmiş bulunmaktadır [9. s. 110–112].

1980’lerin başında Hemşiller Orta Asya’dan Krasnodar iline göç etmeye başladılar ve burada, üç yüz yıl önce kaderin kendilerinden kopardığı Hemşinlilerle karşılaştılar. Eski soydaşların karşılıklı algılamasına yönelik zor ve enteresan bir süreç başlamış ve bugüne kadar da devam etmektedir.

Hopa Hemşiller, Ermeni dilinin Hemşin lehçesi doğu ağzını konuşmalarına rağmen, henüz Ermeni köklerinin bilincine ermiş değildirler. Bu durumun hangi boyutlarda olduğunu açığa kavuşturmaya çalıştım. Turtsevantsi ve Ardaletsilerin konuşmalarından iki yüz kadar sözcük kaydettim ve bu kelimelerin analizi, Hemşinlilerin kökenlerinin tespit edilmesi konusunda belirli bir derecede yardımcı olmuştur.

1. Bu grubun temsilcilerinin ağzında, en az iki alt ağzının varlığı belirlenmiştir.

2. Hopa Hemşilleri ağzında daha çok Ermenice kökenli sözcükler kullanılmaktayken, Canik-Ordu bölgesi Hemşin Ermenicesinde bunlar Türkçe sözcüklerle yer değiştirmişlerdir.

3. Hopa Hemşilleri ağzı, Trabzon taşrasında kullanılana daha çok benzemekle birlikte, Turtsevantsilerin alt ağzı Canik-Orduluların ağzıyla benzerlikler göstermektedir.

4. Hopa Hemşillerin ağzında çok sayıda Ermeni dilinin edebi formları korunmuş olmakla birlikte bu husus Hemşin lehçesindeki diğer ağızlarda bulunmamaktadır.

Hopa, aynı isimle anılan bölgenin merkezidir ve Hemşiller, Hopa bölgesinin dağlık kısımlarına yaklaşık 200 yıl önce yerleşmişlerdir. Bu insanlar, Hopa şehri ve Karadeniz’in kıyılarına Hemşillerin yaklaşık 30–40 yıl önce gelmiş olduklarını ve o zamana kadar bu bölgede İslamlaştırılmış Lazların ikamet etmiş olduklarının bilincindedirler. Günümüzde bu şehirde Hemşiller çoğunluktadır, dahası, 2004 yılında Topaloğlu sülalesi üyelerinden birini Hopa belediye başkanı seçmişlerdir. Lâkin Hopalıların tek edinimi bu kadarla sınırlı değildir, bu seçimler bütün Türkiye’de yankı buldu, çünkü Hopa, Türkiye’de sol eğilimi temsil eden bir belediye başkanına sahip olan tek şehir oldu. Hemşillerin büyük çoğunluğunun sol meyilli olması enteresandır. Kendilerini Hamşen Ermenilerinin halefi olarak kabul eden, ateist görüşlere sahip olan ve Ermenice isimler taşıyan, hatta bazıları vaftiz olmuş olan Turtsevantsiler, sol eğilimli olanların başında gelmektedir. Lâkin bu süreçlerin geçici ve sosyal protesto temelli olduklarından dolayı bazı sonuçlara varmak için vakit henüz çok erkendir. Bu şehirde uzun süre kalmadan rehberimizin memleketi olan Ançarokh (şimdi Pınarlı) köyüne gittik. Türkçe olmayan isimlerin ülke çapında Türkçeleştirildiğinden dolayı, Türkiye’de köy isimleriyle ilgili bir kargaşa mevcuttur. Bu durum, yer isimlerinin çoğunun Lazca olduğu Hopa bölgesinde de görülmektedir. Köyün hangi kesimiyle ilgili olmasına bağlı olarak, aynı köyün bir resmi ve birkaç eski ismi olabilir. Örneğin Eşmeköy, adları Ardala ve Çimelli olan iki küçük köyden meydana gelmiştir ve bu köylerin de kendi isimlerine sahip olan mahalleleri bulunmaktadır. Resmi verilere göre Hopa bölgesinde, Hopa şehri dâhil olmak üzere 31 yerleşim yeri vardır.

Ançaroh, küçük sıradağlardan geçen dar bir yolla ulaşılan ve Hopa’nın 5 kilometre uzağında bulunan bir köydür Bu köyde yaşayanlar, komşu Ardala köyünden buraya göçmüş olan Ardaleli Hemşillerdir. Son yıllarda birçok Hemşilli köylerden şehirlere göçmüşlerdir. Sadece çay toplama mevsiminde bütün akrabalar, artık sadece yaşlıların kış mevsimi haricinde yaşamakta olduğu köylere dönmektedir.

Ev sahibimizle enteresan bir sohbet yaptık. Yarım yüzyıllık ayrılıktan sonra SSCB’de akrabalarını bulup onları Orta Asya’da ziyaret eden ilk Hemşilli olduğunu bize anlattı. Ardaletsi’lerin Karakçıoğlu, Alioğlu, Feyzoğlu, Keseoğlu, Tokkuzoğlu ve Küçükoğlu adında “altı kardeşin” soyundan türediklerini anlattı. Kendi ailesinin atasının Keseoğlu olduğunu, daha sonra gelen birkaç kuşağın isimlerinin unutulmuş olduğunu ve kendi sülalesi de içinde olarak 5 kuşağın adını hatırlamaktaydı. Aslında, bu konuşmayı, bana ailesinin 500 yıldır İslâm’a inandığını ispat etmek için başlamıştı, fakat sonuç tam tersi oldu. Öncelikle, Kese’nin 5 nesli 500 değil, 150–200 yıllık bir zaman dilimine sığmaktaydı. İkincisi ise, bu “altı kardeş” günümüz sülalelerin genel mitolojik atalarını oluşturmakta ve bu durum onları bağlayan halkaların sözde unutulmuş isimleriyle ispatlanmaktadır.

Enformanımız gençliğinde aidiyetiyle ilgilenip, atalarının aidiyeti ve onların Ermeniceye vakıf olmalarının sebepleriyle ilgili Ankara Üniversitesi’ne resmen başvuruda bulunmuş.

Üniversiteden, kendilerinin eski Türk “Çepnilerin” devamı olduğu, Osmanlıların Kara Deniz kıyılarını ele geçirmelerinden çok önce bu bölgede yerleşmiş oldukları ve çevredeki Hıristiyan halkların dillerini devraldıklarına dair yeterince bilgi verilmişti. Sükûnet gösterip, saygıdan dolayı konunun üstüne fazla gitmedim. “Çepni” terimi, bir Şii mezhebinin adıdır ve Türk bilim adamları tarafından Hıristiyan kökenli farklı etnik gruplar için kullanılmaktadır (9, s.118). Ançarokh’ta, Ardaletsi’lerin folkloru, kelimeleri ve terimlerini kayıt etme şansına da nail oldum.

İkinci seyahatim esnasında Ançaroh Köyü’nde Kese sülalesinin mezarlığını ziyaret ettim, burada yan-yana dizili mezarlar ve etrafı çitle çevrili bir aile mezarlığı göze çarpmaktaydı. Bu durum, aynı ailenin yeni mezarlığında korunan Müslüman adetlerine uymamaktaydı.

Ardaletsi’lerin anlatılarına istinaden 200 yıl önce Hopa bölgesine gelen ilk Homşentsi’ler Curpicin Köyü’ne (günümüz Yeldere) yerleşmiş, buradan da, köyün bir kısmının Ardala olarak anıldığı Çimelli’ye göçmüşler. Buradan dağılan herkes bundan sonra kendisini Ardaletsi olarak anmaktaydı. Bu ananeden yola çıkarak, Ardalatsi’lerin, Ardala Köyü’nü kuran altı aileden geldikleri sonucunu çıkartabilmekteyiz. Bu grubun kökenlerinin daha da derin olup Hamşen’e kadar uzandığı da ihtimal dâhilindedir. Bu varsayımın en güçlü kanıtı köyün “Arda-la” ismidir. Hamşen’de “Arda-şen” kalesi ve günümüz “Arde-şen” şehri bulunmaktadır.

Topaloğlu’nun halefi, kökeniyle ilgili sorumu “Biz de, babalarımız gibi Ermeni’yiz, Hemşin’in Khala Nehri havzasında bulunan Apsi Köyü’nden buraya gelmişiz” cevapladı. Bu cevaptan şok olmuş sordum “Bunu atalarınızdan mı duydunuz?”. “Hayır” dedi, “onlar bunu unutmuşlardı, fakat biz Homşetsi’yiz, demek ki Hemşin’deniz, Ermenice konuşuyoruz, Apsi’de hâla Topaloğulları yaşamaktadır, fakat onlar Ermeniceyi unutmuşlar”. Bu adamın, hiçbir bilimsel kanıta gerek duymadan kendisine bir geçmiş ve kimlik kalıbı yaratmış olduğunu anladım. Konuştuğum kişinin sözlerine göre, Turtsevantsilerin büyük bir kısmı aynı düşünceyi paylaşmaktadır. Tanıştığım Ardaletsilerin diğer grubunun temsilcilerinin kendilerini kesinlikle Ermeni olarak kabul etmedikleri, sadece yüzlerce yıl önce atalarının Ermeni olmuş olabileceğini varsaymaları enteresandır. Görüşmemizin, Ermenicenin Hamşen lehçesinin iki farklı ağzıyla sürmüş olduğunu belirtmek isterim.

Hopa-Hemşillerin kimliğiyle ilgili daha sonraki tanışmam esnasında bu seçimin, şu veya bu yerleşik gruba olan aidiyet bağına, ekonomik çıkarlara ve siyasi görüşlere bağlı olduğunu müşahede ettim. Kanımca, Hopa-Hemşillerin %15-20’si sol görüşlere olan yatkınlığından dolayı kendisini fikren Ermeni olarak kabul etmekte, %50’si siyasi veya ekonomik duruma bağlı olarak aynı fikirde, kalan %30 ise kesinlikle buna karşıdır.

Bu analiz, hemen-hemen tüm Hopa-Hemşillerin kendi adayları lehine oy kullandığı 2004 yılı belediye başkanlığı seçimleri sonuçlarına dayanmaktadır. Sola yatkın bir parti tarafından önerilen bu aday, kendisini ve çevresini Ermeni olarak kabul ettiğini gizlememekteydi.

 Temmuz 2005’te belediye Hopa’da bir kültür festivali düzenlemekteydi. Ermenistan, Kürdistan ve Lazistan’dan davet edilmiş olan katılımcılar halkı “Hemşilce”, Lazca, Gürcüce ve Kürtçe selamladılar. Kürt bayan temsilci, Kürdistan halkları adına yürütülen mücadelede Hemşiller’le kardeş olduklarını, bu yüzden Hopa’nın hür bölge olduğunu açıkladı. Daha sonra, Türkiye’deki partilerden birinin başkanının konvoyu taşlanıp Hopa’ya girmesi engellendi. Tüm bunlar, siyasi süreçlerin içine çekilmekten çekinen ve Hemşillerin Türklerle karşı-karşıya getirilmesini arzu etmeyen, başta Ardaletsiler olmak üzere, bir kısım Hemşillerin hoşnutsuzluğuna yol açtı.

 

Baş-Hemşiller (Türk-Hemşiller)

 Türk kayıtlarına göre, XV. yüzyıl sonlarında, Hamşen Kazası (Hemşin) Osmanlılar tarafından ilhak edildiğinde bölge Hemşin, Kara Hemşin ve Eskanos (Senos-Kaptanpaşa) olmak üzere 3 kısma ayrılmakta ve 34 köye sahipti. 1536 yılında Hemşin idari birimi İspir Sancağı’na bağlandı ve bu durum XVIII. yüzyılın ortalarına kadar devam etti. 1753–1831 yıllarında Hemşin Kazası Trabzon Sancağıyla birleşti, 1836 yılında ise Atina (Pazar) İli’ne dâhil oldu. 1843–44 yıllarında Hemşin’i ziyaret eden Alman bilim adamı Karl Koch’un belirttiğine göre Hemşin, kendi bölgesi dışında 3 tarihi bölgeye de sahipti, bunlardan ilkinin merkezi, aynı adlı nehrin kıyısında bulunan Cemil Köy’dü. İkinci bölgenin merkezi Mapavr Nehri kıyısında bulunan Ortaköy, üçüncüsü ise Atina’dan birkaç saat uzaklıkta bulunan Marmand Köyüydü (10. S.22–25).

XIX. yüzyıl ortalarında Hemşin Kazası tekrar bağımsız bir bölgeydi ve 1878 yılında Çorokh (Çoruh) İli’ne, 1904 yılından itibaren ise Trabzon Sancağı’na dâhildi. 1916 yılında Ruslar Hemşin’i ele geçirip Batum Bölgesi’ne, 1918’de ise Türkler onu tekrar Pazar İli’ne bağladılar (11. S.14).

Hemşin tarihi-kültürel bölgesi, Trabzon’un 120 km doğusunda, Rize bölgesinde bulunmakta ve Hemşin, Çamlıhemşin, kısmen de Çayeli ve İkizdere bölgelerinden oluşmaktadır.

Hemşillerin büyük bir kısmı kendilerini Türk halkının farklı bir etnik grubu olarak kabul etmekte ve Türk-Hemşili olarak adlandırmaktadır. Büyük bir kısmı dağlık bölgelerden Rize bölgesindeki Fındıklı, Çayeli, Kaptanpaşa (Sarvitsa mahallesi) ile Rize (Çimil mahallesi) şehirlerine inmiş olup bölge nüfusunun yarısını teşkil etmektedir. Hemşillerin diğer büyük yerleşimleri Türkiye’nin Adapazarı (Khencek bölgesi), Bolu (Köprücük bölgesi) ve Samsun (Lâdik bölgesi) şehirlerindedir. Bu bilgiler Hemşinli bir tarih öğretmeni tarafından bana verilmiştir ve onun verilerine göre Türkiye’de, Rize bölgesi kökenli yaklaşık 150 000 Hemşil yaşamaktadır.

İlk ziyaretimi Çamlıhemşin bölgesine gerçekleştirdim. Bu yerleşim, Fortuna (Fırtına) ve Hala nehirlerinin karıştığı yerde bulunmaktadır. Tüm bölge, Kaçkar Milli Parkı dâhilindedir. Hala Nehri’nin yukarı kısmında, Ayder Köyü’nde sanatoryum bulunmakta ve tüm milli park bölgesi Türk insanı haricinde, yabancı turistler tarafından da bilinmektedir. Bu nehrin yukarı kısımlarında bulunan Kaçkar Platosu, Baş-Hemşil (Yüksek veya Yukarı Hemşin) veya Yayla olarak adlandırılmaktadır. Bu yerleşim yerleri ve dağ isimlerinin büyük bir kısmı Ermenice veya Türkçe dışındaki dillerdendir. Mesela, Kaçkar (Erm. Khaç ve kar-T. Haç ve taş), Verçenik (Erm. Verc-T. son), Tatos (Erm. şahıs ismi), Palovit (Erm. bal ve hovit-T. vişne ve vadi), Khaçivank (Erm. Khaç ve vank-T. Haç ve manastır), Karmir (T. kırmızı) vs.

Dağlık çayların üzerinde her tarafta, Osmanlılardan önce ve sonra inşa edilmiş kemerli köprüler mevcuttur.

Amacımız Zil-Kale’ye gitmekti. Oraya giderken Yolköyü (Kuşua), Yemişli (Koboş), Şeneva (Çinçiva), Ülkü (Erokh), Şenköy köylerinden geçtik. Büyük bir ihtimalle ünlü Artaşen kalesi olan Zil-Kale’yi ziyaret ettikten sonra zaman darlığından dolayı hemen geri döndük. Dönüşte küçük bir otelin sahibi olan yaşlı bir kadına rastladık, ihtiyar kadın bize Hemşin tarihi ve coğrafyası hakkında bilgi verdi ve Hemşillerin bir zamanlar burada yaşamış olan Ermenilerle hiç bir bağlantılarının olmadığını ve Ermenilerden burada sadece Hakop, Tapik keloğ v.b. gibi yer isimlerinin kalmış olduğunu söyledi.

Eski köprüyü, mezarlıkları ve harabeleri görmek için Koboş köyü yakınında mola verdik. Rastladığımız işçiler, bu harabelerin eski bir Ermeni kervansarayı ve mezarlığına ait olduğunu söylediler. Gerçekten de, taş duvarda birkaç mezar taşı göze çarpmaktaydı, bazıları müslümanlara ait olmak üzere birkaç mezar,  tahrip edilmişti. Bu yerleri terkederken bir Hemşilli tüccardan yabancı kelimeler bilip bilmediğini sorduk, – kedalik – Ermenice kıdal (kaşık)– kelimesini bildiğini, fakat ebeveynlerinin daha çok sözler bildiklerini söyledi.

Ertesi gün Hemşin bölgesinin nehir kıyısında bulunan aynı isimli merkezine gittik. Kahvede Yunuf Himti ile tanıştık. Ziyaretimizin amacını öğrendiğinde “Eskide Ermeni olduğumuzdan utanmamalıyız. Baş Hemşin’de çok kişi Ermenice konuşur, fakat kendilerini Ermeni olarak kabul etmezler” dedi. Sonra Elevit köyündeki onlarca Ermeni ailelerin hikâyesini anlattı. 20. yy. başında kasabada Hapel adında bir kunduracı varmış, evi bugüne kadar duruyormuş. 1910 yıllarında Ermeni kilisesi inşa etmeye başlayıp çan getirtip çan kulesi de kurmuş, fakat 1915 yılında milliyetini inkâr etmeyen tüm Ermenileri sürmüşler, sadece Hapel’i, çok yaşlı ve kör olduğundan dolayı bırakmışlar.

“Oçinoğlu Mahmut’un ailesi hep Elevit’te yaşamış, Ermenice konuştuklarından, Müslüman olmalarına karşın herkes onları Ermeni olarak kabul edermiş. Bir diğer büyük Ermeni ailesinin soyadı Mataracı’ydı. Bu ve diğer Müslüman Ermenilerden yaklaşık 15 aile, soğuk kışlar nedeniyle 1945 yılında Erzurum’a göçerler, fakat bazıları yazları Elevit’e gelip kalır”.

Yunuf, bizi daha sonra Hemşin belediye başkanına götürdü. Maalesef başkan çok meşgul olduğundan, sadece dışarı çıkıp bizimle tanıştı ve tercüman vasıtasıyla Haçikyan’ın makalesini okuyup okumadığımı sordu. (5, s.18–30) Olumlu cevap alınca bana tarih öğretmeni eşliğinde okula gitmemi teklif etti. Okula gittik. Okul müdürü odasında bizi bekliyordu. Çok ilginç bir sohbet gerçekleşti. Şu veya bu yerleşim yerleri ve sözlerin anlamlarını soruyorlardı, örneğin Vartivor (eski Ermeni bayramı Vardavar), fakat soru sorma sırası bana geldiğinde herkes meşgul olduğunu bahane ederek çıktı. Daha sonra Vartivor’un, Hemşillerin en önemli bayramı olduğunu ve yaylalarda karlar eridikten sonra kutlandığını öğrendim.

Hemşin şehrinden sonra Çamlı Tepe (Zukha) kasabası gelir. Enformanımın verilerine göre orada Müslüman Ermeni olarak kabul edilen iki aile ikamet etmekteydi. Bu bilgi gerçekten de teyit edildi, ailelerin eski soy isimleri Kasparoğlu ve Minasoğlu olmakla birlikte bugünkü yeni soy isimleriyle bu aileler kendilerini Türk Hemşilli olarak kabul etmekteler. Ne yazık ki onlarla görüşemedim.

Samsun şehrinde tesadüfen rastladığım Zil-Kaleli Hasan Kibaroğlu kendisini, Hemşin beyleri kuşağından saymaktaydı ve bu hakkı kendilerine Sultan Mehmet’in fermanıyla verilmiş olduğunu iddia ediyordu. Atalarımın gelmiş olduğu Hemşin’deki Ermeni izleri hakkındaki sorularıma isteksiz cevap vermekteydi, bunun üzerine hemşerilerinin lâkapları veya eski soyadları var mı, Türkçe olmayan kelimeler biliyorlar mı diye direk sordum. Bir kelime sağanağıyla beni hayrete düşürdü: cicik (aslı tzitzik, Erm.-meme, tz gibi duyulan Ermenice ses Türkçede bulunmadığından dolayı c olarak telaffuz edilmektedir), cucul – (Erm.-erkek üreme organı), gagat – (Erm.-tepe, zirve) vs.

Diğer kelimeler edebi yazı dilinden değillerdi, fakat Ermeni Hemşin lehçesinin Canik-Ordu ağızlarında bulunmaktadır. Khisim–khesum (akraba), merkhebek–mor (dağ çileği, çilek), jakh–jokh (böğürtlen), kapçuk (kafası olan, akıllı), khelez–khlez (akrep), mukh–mekh (mıh, çivi), khurçka–khurçak (domates ve fasulye sırığı), corak–cor (çamur), gakhenuş–kakhenuş (kirletmek) vs. Lâkin en ilginç olanı hemşerilerinin soy isimleriydi. Yazıcıyan, Kansızyan, Demirciyan, Kırbaşyan, Avcıyan gibi büyük bir kısmı Türkçe sözcükler ve soy isimlerden türemiş olan Hıristiyan Hemşinlilerin soyadlarının tersine Müslüman Hemşinlilerin soyadları Muğilanç, Meğdesanç, Sakalanç, Çelalanç, Nerevanç ve Kordanç gibi Ermenice kökene sahipti.

Diğer ziyaretimde Zil-Kalesi’ni geçip Çat kasabasında durdum. Bir yol Elevit ve Khaçivank’a, bir yol ise Baş-Hemşin ve Verçembek’e gidiyordu. Elevit’te, 1945 yılında Erzurum’a gitmiş olan Müslüman Ermeniler ve kilise kurmak isteyen Hapel hakkındaki bilgiler doğrulandı. Göçmüş olan ailelerden Musaoğlu ailesinden biri kasabada bulunmaktaydı ve benimle görüşmeden, Ermenice bilmediğini ve kendilerinin hep Müslüman olduklarını bana iletmelerini rica etmişti.

Dükkâncı, Molaoğlu ailesi ve diğer Müslüman Ermeni ailelerin buralardan uzaklaşmalarından sonra kendi atalarının Zil-Kale’den buraya göçmüş olduklarını anlattı ve daha önce Samsun’da kaydettiğim vücut kısımlarının Ermenice isimlerini tekrarlayıp Zil-Kalesi, Koboş ve Ülkü köylerinde “lakaplar”ın var olduğunu ekledi.

Kasabanın yakınındaki dağa çıkıp Elevit manastırının temellerin kalıntıları, büyük taşlardan yığınlar ve yer-yer ters çevrilmiş mezar taşlarından oluşan harabelerini gördüm.

Ertesi günü Baş Hemşin’e gittik. Oraya varmaya birkaç kilometre kala dağın tepesinde bir zamanların güçlü kalesinin harabe halinde bulunduğu Kale köy’e (Varaş) doğru saptık. Harabelerini inceledikten sonra yerli biriyle tanıştık ve bize Ermeni Müslümanların buralardan uzaklaştıkları zaman kendi atalarının Kafkasya’dan 150–200 yıl önce buraya göçtüklerini ve bu toprakları onlardan satın almış olduklarını anlattı.  Tahminen, söz Hopa Hemşilleri hakkındaydı, fakat bu bilgi doğrulanmaya gerek duymaktadır. Enformanımız, kesili taşlarla döşeli yolu bulunan terk edilmiş bir mezarlık göstererek, burada Ermenilere ait mezarlar olduğunu söyledi. Hangisinin Ermeni mezarı olduğu soruma “Üzerinde bir şey yazılı olmayanlar” olarak yanıtladı. Birkaç mezar inceledikten sonra, büyük taş duvarların birkaç mezar çevreledikleri fark ettim ve onları birbirlerinden ayıran tek özelliğin, bazılarının üzerinde çukurlar olduğuydu. Benzer mezarlara Abhazya’da yaşayan Hemşinli Ermenilerin mezar taşlarında da (Eşera Köyü) rastlamak mümkündür ve bu çukurlarda mum yakılmaktadır.

Çat’a dönüp Baş Hemşin muhtarıyla görüştük. Bize, yaklaşık 150 yıl önce Zakar, Çalmaşer, Kesoğlu, Gostan (Bostan) ailelerinin bu köyden Khotorcur’a göçtüklerini anlattı.

Ülkü Köyü’nden bir başka enformant, yaklaşık 150 yıl önce Müslüman Ermenilerin Haçivanak üzerinden Khotorcur’a göçtüklerini söyledi.

Enformanların tümü de kuşkusuz on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında yaşanmış olan aynı olayı, günümüz Hopa-Hemşillerin ataları olan Ermenice konuşan Müslüman Hemşinlilerin Hamşen’den (Hemşin) uzaklaşıp, 150 yıl önce Çorokh (Çoruh) Nehri havzasında ortaya çıkmalarını anlatmaktaydı. Lâkin neydi bu göçün sebebi?

Hemşinli Ermeni aydını S.Haykuni’ye göre 19. yy. ortalarında birkaç Müslüman Ermeni aile tekrar Hıristiyanlığa geçti. Bundan sonra ulema sınıfı “Müslüman’ın söylediği yedi Ermenice sözcük bir küfre eşittir” diyerek, Ermenice konuşanlara karşı baskıları güçlendirmişlerdir. Büyük bir ihtimalle baskılar çok güçlüydü. “Hemşinli kadınlar Türkçe bilmezlerdi”, bundan dolayı da kitleler halinde göç edip daha güvenli yerlere gittiler. [12, s. 297]; [5, s.27].

Hemşinliler, 19. yy. başlarındaki olaylar hakkındaki bilgiyi kuşaktan kuşağa korumuş olmalarına rağmen 17. yy. ortalarındaki Hemşinli Ermenilerin kanlı göçü hakkında hemen-hemen hiçbir bilgileri bulunmamaktadır.

 Dönüşümüzde, Ülkü’deki kahvede mola verip kasabalılarla tanıştık. Birçok hemşerilerinin Ermeni geçmişine sahip olduklarını, örneğin, Yenap ailesinin atasının Akop olduğunu ve onların Giragosanç olarak anıldıkların anlattılar. Yemişli’de (Kobaş) ve belki başka köylerde de benzer ailelerin olduğunu anlattılar. Hepsi de vücut kısımlarının Ermenice isimlerini (Hemşin lehçesiyle) biliyorlardı. Daha sonra Ülkü’de Gomainç (Hemşin Ermenicesiyle-Gomats inç-yavaş in), Mez mun, Erokh (eskiden okulun olduğu yer), Khaçikli (eskiden kilisenin olduğu yer) ve Molaveys adında mahallelerin bulunduğunu söylediler.

Ülkü, Koboş, Zil-Kale, Zukhi ve diğer Ermeni isimli köylerin sakinlerinin İslamlaştırılmış ve 17. yy. ortalarındaki olaylardan sonra hayatta kalmış Hemşinli Ermenilerin kuşakları olduklarını tahmin edebiliriz. Elbette, bütün Hemşillerin İslamlaştırılmış Ermenilerin kuşakları olduklarını söyleyemeyiz. Hemşinlilerin para kazanmak amacıyla ocaklarını terk edip, Hemşin’e de Türkiye’nin diğer kısımlarından insanların gelmiş olduğu tabii göç akımları olmuştur. Sorunlu bölgelerde asimilasyonu hızlandırmak amacıyla Hemşin’e kasıtlı olarak Türk nüfusun yerleştirilmiş olduğu da ihtimal dâhilindedir. Buna ispat olarak, Karadeniz kıyısındaki ilk üniversitelerden birinin Hemşin’de açılıp Hemşil çevresine Türk kültürün hızlı yayılmasına etki yapması gösterilebilir. [11. s. 15–17].

Son olarak, Hemşin’in veya Hemşin tarihi ve kültürü ile etnografik grupların inceleme işinin modern bilimin en önemli yönelimlerinden biri olduğunu kaydedelim.

 

 N O T L A R

1. Büyük Ğevond vardapetin Ermeni tarihi, Sankt Peterburg, 1887.   (Eski Ermenice).

2. Hovhan Mamikonyan, Taron tarihi. Erivan, 1952 (Eski Ermenice).

3. Kuznetsov İ.V., Pontus Ermenileri giyimleri, Moskova, 1995. (Rusça)

4. Rui Gonzales de Klavijo, 1403–1406 yıllarda Semerkant’taki Timur sarayına seyahat defteri,  Sankt Peterburg, 1881. (Rusça)

5. Haçikyan L., Hemşinli Ermeni tarihi sayfaları // Hemşin kitaplığı, Krasnodar, 2002. (Rusça)

6. Torlakyan B.G., 17–18 yy. Hemşinli Ermeniler tarihinden sayfalar // Tarih-filoloji dergisi, Erivan, 1972, sayı 4 (Ermenice).

7. Açaryan H., Hemşin lehçesi araştırması, Erivan, 1947 (Ermenice).

8. Haykuni S., Karadereliler // “Ararat”, 1895, No. 7. (Ermenice).

9. Kuznetsov İ.V., 1980-1990 yıllarında Krasnodar ili Hemşilleri // Eski çağ: Arkeoloji, Tarih. Etnografi. Krasnodar, 2000 (Rusça). 

10. Dr. Karl Koch, “1843 ve 1844 yıllarında şarkta seyahat, II, (Pontus dağları ve Türk Ermenistan’ında seyahat, Vaymar, 1846. (Almanca).

11.  Hemşin, kültür ve turizm. Ankara, 1998.

12. “Ararat”, 1897. (Ermenice)

 

HEMŞİN VE HEMŞİNLİ ERMENİLER

(k o n f e r a n s   m a k a l e l e r i)

ERIVAN  – 2 0 0 7