H E M Ş İ N Tarihi-coğrafi bir bakış (16.-20. yy.)

Aşot Melkonyan

Ermenistan Bilimler Milli Akademisi

Tarih Enstitüsü Müdürü, Tarih Doktoru, Profesör

 

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun Ermeni vilayetlerinde reformların uygulanması konusunda 1878 yılında San Stefano ve Berlin zirveleri sürecinde uluslararası diplomasinin gündemine yerleşmiş olan Ermeni sorunu Jön Türk iktidarı tarafından gerçekleştirilen 1915 Ermeni soykırımından sonra Ermeni halkının tarihi anavatanı olan Batı Ermenistan’ın Ermenilerden boşalması neticesinde, içeriğini kaybetti. Dünyaya yayılmış olan Ermeniler için Ermeni sorunu, Ermeni topraklarını, vatanı geri alma mücadelesi sorununa dönüşerek, İkinci Dünya Savaşı sonrasında soykırımının uluslararası tanımasına ve tazminata yönelik hareketle ifade bularak, simge ismi olan “Hay dat” (“Ermeni davası”) adını almıştır.

1965 yılında Ermeni soykırımının 50. Yıldönümünün anılması ve 1998 yılında bağımsız Ermenistan’ın dış politikasında bu sorunun yer almasından itibaren Ermeni davası mücadelesi yeni bir safhaya girmiştir. Netice itibarıyla, Türk tarafı uluslar arası alanda siyaset ve “bilim” çevrelerine çok büyük mali kaynaklar angaje etmiş olmasına rağmen, Ermeni soykırımı olgusunu inkâr etme ve Ermeni halkının tarihini çarpıtma mücadelesini kaybetmiştir. Adalet, demokrasi, halkların eşitliği ve hakkaniyet konularında uluslar arası ilkelerle hareket eden dünyanın yirmiye yakın gelişmiş ülkelerin parlamentoları, 20. yy. başlarında insanlığa karşı işlenmiş ilk soykırımı tanıyıp kınayarak Türk makamlarını da kendilerini örnek almaya davet ettiler.

Birleşmiş Milletler, ABD (ABD’nin 38 eyaleti Ermeni soykırımını kınamıştır), İngiltere gibi ülkeler Ermeni soykırımını kınamamışken Ermeni davasının bu safhadaki galibiyeti hakkında konuşmak kuşkusuz ki hata olur, fakat Türkiye’den tazminat isteme ve daha kararlı bir safhaya geçme zamanının geldiği aşikârdır. Bu açıdan, tanıma sürecinin Ermeni davası stratejisinin sadece taktik seviyesi olup son amacının kaybedilmiş vatanın iadesi olduğunun altını çizmek gerekmektedir.

Zamanın çağrılarına ayak uydurup, Ermeni halkının ülkülerini gerçekleştirmek için yürütülen bu mücadele yolundaki yeni şartların perspektiflerinin algılanıp yeni yaklaşımların ve taktik formların seçilmesi hayati öneme haizdir. Bu açıdan, 1915 yılından sonra vatanımızın tamamen Ermeni sakinlerinden boşatılmış olduğu gibi akseomatik bir gerçeği dahi yeniden yorumlamak gerekmektedir. Bu durum aslında daha çok Hıristiyan Ermeniler için geçerlidir. Daha Ortaçağ’dan itibaren yabancılaşma yoluna girmiş bulunan İslamlaştırılmış Ermeniler ise, şaşırtıcı derecede bir var olma kabiliyeti gösterip, milli bilinçlerini dahi koruyarak yüzyıllarca direnerek bugüne kadar gelebilmişlerdir.

Ne yazık ki, Ermeni davası mücadelesinin yeni safhasında özel bir önem arz eden bu hususu şu ana kadar göz ardı ettik.

Son dönemlerde yapılan araştırmalara göre, günümüzde, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğu ve orta bölümlerinde, yani tarihi Batı Ermenistan ve ona bitişik sancaklarda yaşayan İslamlaştırılmış Ermenilerin bugünkü kuşaklarının sayısı yaklaşık hesaplara göre bir milyonun üzerinde, kökenini hatırlayıp kendisini Ermeni olarak hisseden ve “gizli” (kripto-) Ermeni olarak anılan insanların sayısı ise 750 bini aştığını belirtmekle yetinmek istiyoruz.

Oysa aynı bölgede resmi olarak kabul edilen Hıristiyan Ermenilerin sayısı 5 binden azdır1. Unutmamak gerekir ki, Avrupa Birliği’ne katılma yoluna girmiş olan bir Türkiye, toplumun ister istemez liberalleşmesi ve bu Ermenilerin varlıkları ve faaliyetlerinin meşrulaşması anlamına gelmektedir.

Osmanlı İmparatorluğunda yüzyıllar boyu süren etnik-dini olayları anlamak için, kısaca, başta Hemşin olmak üzere Batı Ermenistan ve civarı için son derecek tipik olan bölge Ermenilerinin milli ve dini açıdan yeniden şekillenme sorununa değinmek gerekmektedir.

Temel kaynakların analizinden görüldüğü gibi, yabancı yönetimlerin baskısı altında dahi Ermenistan 16. yy.a kadar homojen etnik yapısını korumaktaydı. Başlangıcından itibaren Hıristiyanların kitlesel katliamları ve zorla İslamlaştırmayla süren Osmanlı hâkimiyeti, Batı Ermenistan başta olmak üzere tüm Küçük Asya’nın etnik-demografik yapısı üzerinde olumsuz bir etki bırakmıştır.

Geçmiş dönemlerde ortaya çıkmış olan yabancı etnik unsurların 16–17 yy.dan başlayarak Batı Ermenistan’da yoğunlaşma eğilimleri göstermesi tesadüf değildir2.

19. yy. başında hâsıl olan olumsuz siyasi şartlar altında, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan 3 milyon Ermeni (yarı İslamlaştırılanlar da dâhil olmak üzere) haricinde Türkçe ve Kürtçe konuşan toplulukların bölgeye migrasyon eğilimleri güçlenmekteydi.

Bazı vilayet ve sancaklarda sayıca Ermenilerden sonra Kürt aşiretleri, bazı şehirlerdeyse Türkler çoğunluğu oluşturmaktaydı.

Ermenistan’ın güneyinde Süryaniler, Kars vilayetinde Karakalpaklar, Pontus dağları çevresinde Yunanlılar, Lazlar ve Gürcüler bulunuyordu.

Ermeniler açısından olumsuz bir durum ihtiva eden etnik süreçlerin benzer gelişimi, Batı Ermenistan’ın demografik gelişmesini temel alan ve günden güne daha belirgin bir duruma bürünen Osmanlı yöneticilerinin siyasetinin sonucuydu.

Cebri İslamlaştırma sonucunda etnik-dini değişimlere maruz kalan nüfusun, uzun süre milli karakterinin çoğu unsurlarını, dilini (saf halde veya Türkçe ve Kürtçeyle karışmış olarak), hayat tarzını, geleneklerini ve en önemlisi milli bilincini korumuş olması dikkat çekicidir.

Bu açıdan, Batı Ermenistan ve çevre bölgelerin nüfus sayısını hesaplarken bugün dahi her bölgenin etnik-demografik yapısının derin ve çoğu zaman saklı yanlarını da incelemek gerekir. Ancak bunun sonucunda şu veya bu etnik-dini bir toplumu (Mesketli, Frenk, Ermeni-Laz, İslam, Hemşinli, Tacik, “milli ve dini açıdan Gürcü olan, fakat Ermenice konuşan”, yarı-yarıya olan hem Ermeni – hem Müslüman vs.) gibi somut bir milli kimlikle betimlemek mümkündür.

Ne yazık ki bu husus birçok araştırmacının dikkatinden kaçarak onları yanlış sonuçlara yönlendirmiştir.

Osmanlı hâkimiyeti döneminde Batı Ermenistan’da etnik gelişmelerinin aşağıda ifade edilen eğilimleri kaydedilmiştir:

1. Zorla İslamlaştırma. Bunun sonucunda:

a)       Yarı-yarıya’ların meydana gelmesi, daha sonra onların bir kısmının Tacikleşmesi (bu terimle genellikle yarı-Türkleşmiş unsurlar, yani yarı-yarıya’lar için kullanılmıştır) sonra da Türkleşmesi. Bu durum Erzincan, Kemah, kısmen Erzurum ve Sper (İspir), Tortum, Kiskim, Hemşin gibi Pontus dağları çevresindeki sancaklarda belirgindi.

b) Kürtleşme (Kıği/Kiğı, Khnus/Hınıs, Bayazet/Beyazıt, Alaşkert/Eleşgirt, Hakkâri, Diyarbekir/Diyarbakır vb. sancaklarda).

c) Laz etnik-dini toplumun şekillenmesi (genelde Pontus çevresi).

2. Ermenilerin mezhep değiştirmesi. Bunun sonucunda:

a) Ortodokslaşma, kısmen Gürcüleşme (Tayk, Samtskhe, Cavakhk ve kısmen Lori)3.

b)       Katolikleşme. Avrupalı Katolik misyonerlerden biraz destek, can ve mal güvenliği vaatleri alan Ermenilerin bir kısmı Katolikleşmekteydi. Sonunda, bu Katoliklerin bir kısmı da kendilerini savunma imkânlarından mahrum kalıp Türkleşirler (Eleşkirt, Artvin, Ardahan vs)4.

Daha Ortaçağ’da zorla İslamlaştırılmış olmasına rağmen yüzyıllar boyu milli benliklerinin birçok unsularını korumuş olan Ermeni gruplarından, haklarında çok sayıda yazılı eserin bulunduğu Ermeni Platosu’nun Kuzey-Batı sınırını oluşturan Pontus Dağları’na yakın bulunan geniş bölgenin, tarihi Karin eyaleti ile Tayk, Hotorcur ile Hemşin’in Ermenilerini belirtmek mümkündür5. Zamanın bize gösterdiği gibi, ifade edilen bölgelerdeki Ermeniler arasından en dayanıklısı Hemşinli Ermeniler olmuştur.

Hemşin, tarihi Ermenistan’ın Khağtik eyaletinin bir bölümünü teşkil etmekte ve Pontus dağ silsilesinin doğu uzantısı olan Parkhar dağlarının güneyinde ormanlı ve zengin su kaynaklarına sahip yamaçlarından Karadeniz’e kadar içine alıp Fortuna, Yevoğyut (Yeğiovit, Yuğhovit- Ermenice “yağ vadesi”) ve Khaçevana (Erm. “haç kasabası”) çayları havzasını kapsamaktadır. Coğrafi açıdan bu sancak güney batı dağlık bölgesini kapsayan Baş Hemşin veya Yukarı Hemşin ile kuzey doğu bölgesini kapsayarak Karadeniz’e kadar uzayan Hopa Hemşin veya Aşağı Hemşin olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır.

Şapuh Amatuni beyi ve oğlu Hamam yönetimindeki 12 bin kişinin Arap baskılarından yılarak 789–790 yıllarında Artaz, Aragatsotn ve Kotayk illerini terk edip Bizans hâkimiyetinde bulunan Khağtik’e yerleşmesi, bazı tarihçiler tarafından yanlışlıkla Ermenilerin buraya ancak 8. yy.da geldikleri şeklinde yorumlanmaktadır. Gerçekte, Khağtik bölgesi, Tayk eyaletinin bir kısmı olup antik çağlardan Ermenilerle meskûn bir bölge olmuştur. Bölgenin ilk yerleşimcilerinin Yunanlılar tarafından Armenokhalipler, yani Khağtik-Khalip ülkesinin Ermeni sakinleri olarak adlandırılmış olması boşuna değildir. M.Ö. 9.-3. yüzyıllardaki Ararat ve Yervandakan krallıkları döneminde Khağtik haricinde tüm Tayk ve Kuzey-Batı Ermenistan nüfusu da Ermenilerden meydana gelmekteydi.

Bizans İmparatoru VI. Konstandin tarafından bahşedilen Tambur şehri yerine kurulan yerleşim yerlerinden biri, daha sonra ise tüm bölge Hamam prensinin ismiyle Hamamşen-Hamşen (Hemşin), sakinleri de Hamamşenliler, Hamşenliler-Hemşinliler olarak adlandırılır. 8.-.9. yy.larda Hemşin’de kurulmuş olan yarı özerk beyliğin sınırları Parkhar Dağları’nın Vercnbak (3711 metre) ve Kaçkar zirvelerinden Karadeniz’e, batıdaysa Pontus dağlarına kadar olan alanı kapsamıştı.

Hemşin beyliği, Bizans İmparatorluğu’ndan tam bağımsızlık elde edip zaman-zaman Tayk Kürapalatlığı’na tabi olmaktaydı. 1000–1001 yılları sonlarında Tayk’ın işgalinden sonra da Hemşin’in uygun konumu ve hürriyet sever insanları sayesinde 11. yy.ın ikinci yarısındaki Selçuklu ve 13. yy.daki Moğol akınları dönemlerinde yarı bağımsız durumunu koruyabilmiştir. 15. yy.da tüm Ermenistan’ın Türkmen Akkoyunlu ve Karakoyunlu aşiretlerinin hâkimiyetine geçtiği zamanda da Hemşin, komşu Trabzon Yunan İmparatorluğuna dahi itaat etmeden varlığını sürdürmüştür. O tarihlerde belirtilen yerel beylerden baron Arakel, I. Davit, Vard, II. Davit anılmaktadır. Sadece II. Davit zamanında, 1489 yılında Osmanlı’lar Hemşin beyliğini işgal etmeyi başarır ve 700 yıllık varlığına bir süre için son verirler. Ortaçağ Ermenistan’ı tarihinde benzer uzun ömürlü beyliklerin örneğine çok az rastlandığını belirtmek gerekir.

Hemşin’in büyük bir kısmı kısa zaman içinde, yeni kurulmuş olan Trabzon eyaletinin (daha sonra vilayete dönüşecektir) dört sancaklarından biri olan Lazistan sancağının Atina kazasına dâhil edilir. Eski beyliğin doğusundaki küçük bir kısım aynı sancağın Hopa, batısındaki küçük kısım ise Rize kazasına dâhil edilir. 17. yy. başlarında yaklaşık 10 bin aile (yaklaşık 70–80 bin kişi) olan Hemşin Ermenilerden esinlenerek Trabzon eyaletindeki, yani tüm Pontus’lu Ermeniler Hemşinli Ermeniler olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Osmanlı hâkimiyeti, tüm Batı Ermenistan’da olduğu gibi Hemşin için de bir felaket olmuştur. Ülke sakinleri politik ve dini açıdan ağır baskılara maruz kalmış, Hıristiyanlara çok ağır vergiler konmuştur. Tüm bunların sonucunda da ciddi etnik-dini değişimler meydana gelmiştir. Bunlar hakkında Ğ. İnciciyan “Eskiden ülkenin sakinleri Ermenilerdi, 17. yy. sonunda ve 18. yy. başında ağır vergilerden dolayı köylerde Tacik oldular (Türkleştiler)…6” diye yazmıştır. Bazıları da 1708–1710 yılları arasında zorbalıklardan kaçıp Trabzon, Babert ve farklı bölgelere yerleştiler7.

Fakat aynı tarihçiye göre, benzer İslamlaştırma veya Türkleştirme olayları her ne kadar yaygın olmuşsa da kazanın Ermeni çehresi değişmemiştir: “Fakat bunlar arasında Hıristiyanlar da kalmıştı, bunların, köylerinde eskiden kalmış kiliseleri de var, fakat rahipleri yok”. Din adamı olarak zaman-zaman Yevoğüt köyünden papaz gelip dini törenleri ifa etmekteydi. İslamlaştırılmış Ermenilere “Taciklere” gelince, onlar “…hâla Ermenice konuşmaktalar, köylerde vaftiz babası ve vaftiz anası anarlar, Hıristiyanlara has oruçları ve diğer törenleri yerine getirirler, kiliseye giderler vs., bazıları inanç açısından yarı yarıyadır ve Türklüğü sadece dıştan gösterirler…”8.

Kiskim, Tortum, Sper (İspir), Erzincan vs. gibi Batı Ermenistan sancaklarının çoğunda bu yarı-yarıya’ların büyük kısmı kendi milli kimliklerinin hemen-hemen tüm unsurlarını kaybettikleri halde Hemşin Ermenilerinin, görünüşte “Müslüman” kalarak asırlarca milli köklerine sadık kalmış olmaları dikkat çekicidir.

Gerçekte, Hemşinli yarı-yarıya’ların büyük kısmı geri kalan Ermenilerden hemen-hemen hiç bir konuda faklı değildi. Çoğunlukla Türkçeyi kötü konuşur, bazıları ise hiç konuşamazdı. Bir kısmı da Türkçe ile Ermenice karışımı bir dil konuşmaktaydı9. Yarı-yarıya’ların bir kısmı Ermenice isim ve soyadı taşımakta ve sadece soyadlarında Türkçe “oğlu” soneki kullanmaktaydı. Örneğin Kirakosoğlu, Petrosoğlu, Grigoroğlu vs. Gezginlerin “hangi ulustansınız?” sorusuna milliyetleri hakkında hiç bir bilgi vermeyen “İslam’ım” cevabını vermekteydiler. 1840’larda bölgeyi ziyaret eden Alman gezgin Karl Koch’a göre bu terimle Osmanlı’da sadece Osmanlı Türkleri nitelendirilmekteydi10.

Yer isimlerinin, ağaç ve bitki çeşitlerinin isimlerinin eski Ermenice kalmış olması hususu da Hemşin’e özgün bir durum olmuştur. Kazanın en bereketli vadileri oradan geçen çayların ismiyle Yeğnovit (Yuğhovit) ve Balovit (Balhovit) olarak anılmaya devam etmekteydi. Yeğnovit vadisinde aynı isimli bir köy ve ünlü bir manastır bulunmaktaydı. Balhovit, yıl boyunca deri rengini değiştiren keçileri, boz ayıları ve farklı hayvanları içinde barındıran sık ormanlarıyla ünlüydü. Verjnbak ve Kaçkar zirveleri, Khaçevana manastırı ve aynı isimli çayı, Çoruh Nehri’nin kolu olan Pejankert Deresi ile Hamşen (Hemşin), Tap, Koştents, Metzmun, Janıntnots, Moşevints, Uskurtu, Şınçiva, Vordnents, Makrevints, Khapag, Khala, Yukarı ve Aşağı Vija köyleri ünlüydü. Bu yerleşim yerleri 18. yy. sonlarında Ermenilerle meskûn olmadığı veya en iyi şartlarda yarı-yarıya’larla yerleşik olduğu halde isimleri Ermenice olarak kalmıştı11.

Hemşinli Ermenilerin milli benliklerinin temel hatlarının süregelmesinin sırlarından biri, bulundukları coğrafi konumlarından kaynaklanmaktaydı. Dağlık ve sık ormanlı bir coğrafyada ikamet eden Hemşinliler kapalı bir tarım işletmesi uygulayıp hayvancılık, bostancılık, arıcılık, kısmen de tarımla uğraşmaktaydılar. Hemşin balmumu özellikle ünlü olup, Osmanlı hükümeti sancak vergilerinin büyük bir kısmını yılda 2 000 okka balmumu olarak tahsil etmekteydi. Böylelikle, bazı vergiler ödeme şartı ile Sasun, Zeytun, Moks ve benzeri dağlı toplumlar gibi Hemşin kazası da yarı özerk bir statüye sahipti. Kaynaklarda, “Memleketin hâkimiyeti, biri Ermeni olan iki ağanın ellerinde12” diye okumaktayız.

Bu şartlar dâhilinde Hemşinli Ermenilerin, komşuları olan Türkler, Lazlar, Yunanlılar haricinde Hıristiyan Ermenilerle de çok az ilişki içinde olmaları dikkate şayandır. Bu şekilde, gitgide dış dünyadan farklılaşarak kendi “Hamşenli” veya “Hemşinli”, bir nevi gururlu dağlı benliğiyle süregelme fenomeni içlerinde şekillenmiştir. Böylelikle, yarı-yarıya olma hususu, sadece Türkleşmeye yol açmamakla kalmayıp, aynı zamanda resmi makamlar tarafından benliklerine karşı yapılan saldırılara karşı da güçlü bir kalkan teşkil etmekteydi. 1877–1878 yılları Rus-Türk savaşına kadar Hemşin kazasının 33 köyünde 13 binden fazla Ermenice konuşan kaydedilmişti.

 Böylece, genelde Pontus-Lazistan Ermenileri ve özelde Hemşinli Ermeniler çoğunlukla gizli, zaman-zaman da açıkça kendi gerçek Ermeni karakterleriyle Osmanlı makamlarına karşı koyarak 1915 Ermeni soykırımına kadar özgün benliklerini korumuşlardır. 1870’lerde Hemşinli ailelerin büyük göçü veya sadece erkeklerin geçici olarak gurbete gitmesi benzer bir yaklaşımın dışavurumudur.

Göçmenlerin çoğu yerleşmek için Hıristiyan hayat tarzlarını ve milli ananelerini koruyup, aynı zamanda ekmeklerini de kazanabilecekleri, Rusya’nın Karadeniz bölgelerinden Batum bölgesi, Abhazya, Novorosiysk ve Kırım’a kadar olan toprakları yeğlemişlerdir. Hemşinliler, farklı sebeplerden dolayı Rusya’ya göç etmenin mümkün olmadığı hallerde, eski dinlerine dönmeleri halinde İslamlaşmışları ölüm cezası öngören Osmanlı kanunlarını geçiştirmenin daha kolay olduğu Batı Ermenistan’daki Ermenilerin yoğun olarak bulundukları sancaklara taşınmaktaydı13.

Hemşinli ve Pontus’lu Ermenilerin büyük bir kısmının Müslüman olmalarına rağmen 20. yy. başında bölge nüfusunun hayat tarzı, dili, gelenekleri ve törenleri Ermenilere has olarak kalmıştı14. B. Torlakyan’a göre Birinci Dünya Savaşı arifesinde Trabzon vilayetindeki Ermenilerin sayısı (araştırmacı tarafından geniş anlamda genelde Hemşinli olarak anılmaktadırlar) 65 342’i Hemşinli olmak üzere 100 bine ulaşmıştı. Taşralı Hemşin Ermenilerinin Batı Ermenistan ve Osmanlı İmparatorluğu’ndaki 322 köydeki sayısı 81 458 kişi veya 11 606 evdi15.

1890’lar yıllarında olduğu gibi Birinci Dünya Savaşı günlerindeki Jön Türk iktidarı da Ermenileri imha faaliyetleri esnasında İslamlaştırılmış Hemşinli Ermenilere ayrım uygulamamışlardır. Büyük bir kısmı bulundukları yerde toplu katliamlara ya da tehcire maruz kalmıştır. Geri kalanlar ormanlar ve dağlara sığınarak Rus orduları tarafından 1916 Şubatı’nda Atina ve Rize, Nisan’da ise Trabzon’un ele geçirilmesinden sonra kurtulabildiler. 1918 ilkbaharında Kafkas ordusunun dağıtılmasından sonra Pontus’lu Ermeni göçmenlerin yeni bir dalgası Karadeniz’in Doğu sahillerine ve Kuzey Kafkasya’ya akın etmiştir.

Yeni vatanları olan Karadeniz’in Doğu sahilleri, Acaristan, Abhazya, Adler, Soçi, Anapa, Novorosiysk, Don – Rostov, Krasnodar ve Stavropol illerinde yaşayan ve genellikle toplu olarak Hemşinli Ermeni olarak anılan eski Pontus Ermenileri, Ermeni kültürünü koruyup geliştirmişlerdir.

Bugün, Ermeni soykırımından 90 yıl sonra, kaybedilmiş vatanımız olan Batı Ermenistan’a yönelik yeni kuşakların tarih hatıralarının hâla çok taze, kan çağrısının ise şiddetli olduğunu gururla söyleyebiliriz. Günümüz Ermenistan Cumhuriyeti’nde, Cavağk’ta, Karadeniz sahillerinde ikamet eden yüz binlerce Ermeni, yabancıların elinde kalmış vatanlarının bugün masal gibi gelen tarihini hiç bir zaman unutamamaktadır. Fakat tarihin sürprizleri, zamanın da politik meydan okumaları vardır. Bu tarihi hatıra ile silahlanmış olan bizler, tarihin meydan okumalarını kabul etme ve anavatan toprağının ıstıraplı çağrısına layık olmaya hazırlanmalıyız. Büyük yazarımız Muşeğ Galşoyan’ın yazdığı gibi toprak hiçbir zaman kendi gerçek sahibini unutmaz. Bu toprağa sahip olma vazifemize layık olalım!

 

N O T L A R

 1. Khanlari H. Karen, 1923–2005 yıllarında Türkiye Cumhuriyetinde Ermeni nüfusunun etnik-dini değişimleri, Erivan, 2005, s. 104 (Ermenice).

2. Melkonyan A., Erzurum vilayetinde demografik yer değiştirme eğilimleri (16. yy. başı – 20. yy. başı), Tarih-filoloji dergisi, 1999, No 2-3, s. 122-129 (Ermenice), Melkonyan A. The Demography of the Province of Erzerum£ Sixteenth-Twentieth Centuries. Armenian Karin/Erzerum, Edited by Richard G. Hovannisian, California, 2003, pp. 134–145 vs.

3. Bunların büyük kısmı 17–18. yy.larda Samtskhe-Cavağk’ta İslamlaştırıldı ve Ahıska bölgesi isminden (Meskheti, Samtskhe, Ahıska sancağı) daha sonra etnik-dini içerik kazanacak olan Ahıskalı (Meskhetli) ismiyle adlandırıldılar. Ermenilerin Gürcüleşmesi hakkında ünlü coğrafyacı Ğukas İnciciyan, “Beylerimizden ve sıradan halkımızın büyük kısmı gitgide Gürcü dili, hayat tarzı, geleneklerini benimseyerek milliyetlerini değiştirdiler” diye yazmıştır (İnciciyan Ğ., Dünyanın dört tarafının coğrafyası, cilt 1, Venedik, 1806, s 123) (Ermenice). Gürcü kilisesi mensubu Ermeniler hakkında daha 17. yy. tarihçisi Hakob Karnetsi, “Ulus ve din ile Gürcü ama dil ile Ermeni” diye yazmıştır. (Küçük kronolojiler, cilt 2, Erivan, 1956, s. 554) (Ermenice).

4. Batı Ermenistan’da, Osmanlı hâkimiyeti zarfındaki etnik-dini değişimler hakkında bkz. Melkonyan A., 16.-19. yy.larda Batı Ermenistan’da Ermeni nüfusunun etnik-dini görünümün dejenerasyon süreçleri, Ermeni tarihi sorunları, bilimsel makaleler antolojisi, cilt 5, Erivan, 2005, s. 47–60. (Ermenice)

5. Koch K., Wanderungen im Oriente während der Jahre 1843 und 1844, Weimar, 1846; Taşyan H., Karadeniz’den Karin’e kadarki Ermeni nüfusu, Viyana, 1921 (Ermenice); Taşyan H., Tayk, komşuları ve Khotorcur, Viyana, 1978 (Ermenice); Atrpet, Çoruh havzası, Erivan, 1934 (Ermenice) vs. 

6. İnciciyan Ğ., ibid., s. 396. Hemşin’in İslamlaştırılması hakkında bkz. Torlakyan B. G., Hemşinli Ermenilerin 17.-18. yy. tarihinden sayfalar, Tarih-filoloji dergisi, 1972, No 4, s. 133–136. 

7. Taşyan H., Karadeniz’den Karin’e kadarki Ermeni nüfusu, s. 34.

8. İnciciyan Ğ., ibid., s. 396.

9. Bkz. Taşyan H., Karadeniz’den Karin’e kadarki Ermeni nüfusu, s. 78–82.

10. Bkz Koch K., ibid., s. 57–59.

11. İnciciyan Ğ., ibid., s. 396–397.

12. Aynı yerde.

13. Girgas V., Doğu’da Müslüman kanunlarına göre Hıristiyanların hakları, Sankt Peterburg, 1865, s. 96 (Rusça).

14. Hemşinli Ermenilerin hayat tarzı, giyimi, dili ve diğer sorunları hakkında bkz. “Pontus araştırmaları”, Viyana, 1919 (Ermenice); Torlakyan B. G., 19. yy. sonunda Hemşinli Ermenilerin giyimi, Tarih-filoloji dergisi, 1976m No 3, s. 145–156 (Ermenice); Acaryan H., Hemşin lehçesinin incelenmesi, Erivan, 1947 (Ermenice); Arşakuni, Ermeni Pontus’u tarihi, Beyrut, 1967 (Ermenice); Bdoyan V., Pontus Ermenileri tarım aletleri, Tarih-filoloji dergisi, 1971, No 4, s. 197–205, (Ermenice), ve Hakobos Taşyan’ın yukarıda ifade edilen eserleri.

15. Torlakyan B. G., 1914 yılında Hemşinli ve Pontus’lu Ermenilerin yerleşim yerleri ve sayıları, Tarih-filoloji dergisi, 1970, No 2, s. 213–214 (Ermenice).

 

HEMŞİN VE HEMŞİNLİ ERMENİLER

(k o n f e r a n s   m a k a l e l e r i)

ERIVAN  – 2 0 0 7