Floransa mahkemelerinde bir Osmanlı Ermenisi: Avukat Arman Aram

•

“1869’da İstanbul’da doğdu. Dört yaşında görme yetisini kaybetti. Napoli’de görme engelliler mektebinde okudu, Livorno’da eğitimini sürdürdü, Pisa’da hukuk tahsil etti ve Floransa’da avukatlığa başladı. 1895’te Floransa Barosu’na kaydolan, Osmanlı Devleti tebaasından bir Ermeni, Avrupa’nın hukuk dünyasında kendisine bir yer açmıştı. Üstelik bütün bunları görme yetisinden mahrum olarak başarmıştı.”

Tugay Aydın

20. yüzyıl başında Osmanlı basınında Avrupa’daki gelişmelerden söz edilirken zaman zaman dikkat çekici insan hikayelerine de yer veriliyordu. Bunlardan biri, görme engellilerin eğitimi üzerine kaleme alınmış bir yazıda anlatılan Arman Aram Efendi’nin hikayesidir.

6 Ağustos 1902’de Brüksel’de, görme engellilerin durumunun iyileştirilmesine dair bir kongre düzenlenmiş ve bu kongreye 20 ülkeden delegeler katılmıştı. Osmanlı Devleti de kongreye Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane göz hastalıkları muallimi Doktor Esat Bey’i (Mehmet Esat Işık) göndermişti.[1]

Âmâlar Kongresi’ne ilişkin izlenimlerini aktaran Esat Bey, 1903 yılında Servet-i Fünun’da yayımlanan “Âmâ Bir Dava Vekili” başlıklı yazısında, Avrupa’da görme engellilerin eğitimi için harcanan emeğin sonuçlarını göstermek üzere bir örnek veriyordu.[2] Bu örnek, Osmanlı Devleti tebaasından bir Ermeni olan Arman Aram Efendi’ydi.

Doktor Esat, görme engelli bir kimsenin “dava vekaleti gibi mühim, nazik, müşkül bir mesleğe” kadar yükselebilmesini dikkat çekici buluyor, Arman Aram’ın “bizim hemşerimiz” olmasını ise ayrıca memnuniyet verici bir durum olarak değerlendiriyordu.

Dört yaşında görme yetisini kaybetti

Arman Aram, 1869’da İstanbul’da doğdu. Babası Doktor Aram Bey’in Çanakkale’de askerî hizmeti sırasında, kendisi henüz dört yaşındayken görme sinirlerinin kendiliğinden işlevini yitirmesi sonucunda görme yetisini yitirdi. Hastalığın başlamasıyla görmesini tamamen kaybetmesi arasında sadece bir ay vardı.

Babası onu önce İstanbul’daki uzman hekimlere gösterdi. Bir sonuç alınamayınca, dönemin tanınmış hekimlerinden Doktor Arel’in görüşünü almak üzere Viyana’ya götürdü. Doktor Arel, Arman’a havası iyi yerlerde yaşamasını, belki bir şifa bulabileceğini söyledi.

Arman sekiz yaşına gelinceye kadar başına gelen bu büyük maluliyetin tam olarak farkında değildi. Çevresindeki herkesin de dünyayı kendisi gibi dokunma duyusuyla algıladığını zannediyordu. Gerçeği anladığında ise geleceğinden ümidini kesmedi.

Napoli’de başlayan eğitim

1880’de, 11 yaşındayken, eğitimini sürdürebilmesi için Napoli’ye götürüldü. Buradaki görme engelliler mektebine girdi. Önce özel yöntemlerle okuyup yazmayı öğrendi. Daha sonra Pasquale Martuscelli tarafından icat edilen bir makine yardımıyla okuma ve yazmasını ilerletti.

Üç sene sonra 1883’de bu defa Livorno’ya götürüldü, lise tahsilini tamamladı. Matematiği, görme engellilere mahsus icat edilmiş özel bir makine yardımıyla öğreniyordu. Coğrafya derslerinde ise kabartma haritalardan yararlanıyordu.

Seyahatnamelere büyük merakı vardı. Müziğe de ilgi duymaya başladı. Kabartma notalardan ders alıyor, öğrendiği parçaları daha sonra ezberinden çalıyordu. Her yıl yapılan sınavlarda gayet iyi dereceler aldı.

Artık bir meslek seçme zamanı gelmişti. Kendisine müzik öğretmeni olması teklif edildi. Arman teklifi reddetti. Çünkü onun başka bir hedefi vardı: Avukat olmak.

Pisa’da hukuk eğitimi

Bu kararın ardından Pisa şehrine gitti. Üniversitede hukuk fakültesine kaydoldu. Dört yılın sonunda, zekası ve olağanüstü hafızası sayesinde hukuk öğrenimini başarıyla tamamlayarak 1893’te hukuk diplomasını aldı. 24 yaşındaydı.

Böylece Arman’ın toplam eğitim süresi 12 yıla ulaşmıştı. Doktor Esat’ın ifadesiyle, görme yetisine sahip öğrenciler dahi bu kadar uzun bir eğitim sürecini tamamlamakta zorlanabilirdi.

Arman’ın en dikkat çekici özelliklerinden biri de hafızasıydı. Dersleri yalnızca dinliyor, bir kere dinlediği bilgileri aklında tutuyor ve not almaya ihtiyaç duymuyordu. Üstelik yalnızca kendi eğitimini sürdürmekle kalmıyor, arkadaşlarına yardımcı oluyordu.

Floransa mahkemelerinde

İtalya’da avukatlık yapabilmek için hukuk tahsilinin ardından iki yıl pratik yapmak gerekiyordu. Arman bu nedenle Floransa’ya yerleşti. Şehrin en tanınmış avukatlarından Mösyö Rozadi’nin yanında iki yıl çalışarak mesleğin pratiğini öğrendi.

Ardından ismini baroya kaydettirmeyi başardı. Böylece İtalya’da resmen avukatlık yapan görme engelli bir Osmanlı vatandaşı haline geldi.

Arman, yazının kaleme alındığı sırada üç yıldır Floransa mahkemelerinde avukatlık yapıyordu. Üstlendiği davaları başarıyla savunuyordu ve gazeteler de onun maharetinden söz etmeye başlamıştı.

Görme yetisinden mahrum olmasına rağmen meslektaşlarının karşısına çıkıyor, davalarını takip ediyor ve hukuk mesleğinin gerektirdiği işleri yerine getiriyordu. Mektuplarını, müdafaanamelerini ve diğer evrakını yazdırmak için bir katip istihdam ediyordu. Mahkemeye de katibi yanında olduğu halde gidiyordu.

Klasik dillerden kabartma kitaplara

Arman’ın eğitimindeki dikkat çekici nokta yalnızca hukuk değildi. İtalya’da hukuk tahsili için Eski Yunanca ve Latince öğrenmek gerekli olduğundan bu iki dili de öğrenmişti. Bunların yanında Türkçe, Fransızca ve İtalyanca biliyordu.

İtalyan ve Fransız yazarlarının eserlerini okuyordu. Klasik ve modern edebiyata aşinaydı. Görme engellilere mahsus kütüphanelerde kabartma harflerle basılmış ne kadar kitap varsa hepsini okumaya istekliydi. Doktor Esat’ın aktardığına göre Arman, kabartma kitapları eliyle, gören bir insanın gözleriyle okuduğu hızda okuyabiliyordu.

1898’da evlenmişti ancak yazının kaleme alındığı sırada (1903) henüz çocuğu olmamıştı. Doktor Esat’ın ifadesiyle Arman, henüz 33 yaşında genç bir adamdı.

Avrupa’nın ilk görme engelli avukatlarından biri mi?

Arman Aram Efendi’nin hikayesini bugün daha da ilginç hale getiren bir soru var: Acaba Arman, Avrupa’nın ilk görme engelli avukatlarından biri miydi?

Bunu kesin biçimde söylemek için Avrupa hukuk tarihinin ülkeler bazında kapsamlı olarak taranması gerekir. Elimizdeki 1903 tarihli Servet-i Fünun yazısı, Arman Aram’ın Avrupa’daki ilk görme engelli avukat olduğunu söylemiyor. Ancak onun 19. yüzyılın sonunda İtalya’da hukuk eğitimi aldığını, 1895’te baroya kaydolduğunu ve Floransa mahkemelerinde fiilen avukatlık yaptığını açık biçimde belgeliyor.

Arman’dan önce de görme engelli hukukçuların varlığına dair örnekler bulunuyor. Bu nedenle bugün için “Avrupa’nın ilk görme engelli avukatı” diyebilmek için henüz yeterli bilgiye sahip değiliz. Daha ihtiyatlı ve mevcut kaynakların izin verdiği ölçüde şunu söyleyebiliriz: Arman Aram Efendi, 19. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa’da hukuk mesleğini fiilen icra eden erken dönem görme engelli hukukçularından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Üstelik onu ilginç kılan yalnızca görme engelli olması değil. Arman, 1869’da İstanbul’da doğmuş bir Osmanlı Ermenisiydi. Eğitimini Osmanlı topraklarında değil, İtalya’daki kurumlarda tamamlamış Napoli, Livorno ve Pisa’dan geçerek Floransa mahkemelerine ulaşmıştı.

Arman Aram’ın hikayesi ne anlatıyor?

Doktor Esat’ın yazısının asıl amacı da burada ortaya çıkıyor. Arman Aram Efendi’nin başarısını yalnızca “sıra dışı bir adamın hikayesi” olarak anlatmıyordu. Arman’ın hayatını, görme engellilerin eğitimine harcanan emeğin sonuç vereceğini göstermek için örnek olarak sunuyordu.

Doktor Esat’ın yazısının sonunda Darülaceze’ye ilişkin yaptığı önerinin anlamı da tam olarak budur. Eğer Napoli, Livorno, Pisa ve Floransa’da görme engelli bir çocuğun eğitim alarak hukukçu olması mümkün olabiliyorsa, benzer imkanlar Osmanlı ülkesinde neden oluşturulmasın? Arman Aram Efendi’nin hayatı bu soruya verilmiş güçlü bir cevaptı.

Doktor Esat, Arman’ın hikâyesini görme engellilerin eğitimi için harcanacak emeğin boşa gitmeyeceğinin bir delili olarak sunuyordu. Ona göre Darülaceze’de görme engellilerin eğitim ve terbiyesini sağlayacak tedbirlerin alınması ve böyle bir hayır kurumunun oluşturulması, Osmanlı ülkesinde de benzer ilerlemelerin önünü açabilirdi.

Dolayısıyla Arman Aram’ın hikayesi yalnızca bireysel bir başarı öyküsü değildi. 1903’te Osmanlı basınında engellilik, eğitim ve toplumsal imkanlar üzerine yürütülen tartışmanın da bir parçası. Arman’ın hayatı, “Eğitim verildiğinde ne olabilir?” sorusuna verilmiş somut bir örnek olarak kullanılmıştı.

Aradan geçen yüz yıldan fazla zamana rağmen hikayenin başka bir tarafı da bugün hala dikkat çekici: Bazen mesele bir insanın neyi göremediği değil, toplumun onun yapabileceklerini görüp göremediğidir. Bugün onu görebileceğimiz tek bir fotoğrafa dahi ulaşamadığımız Arman Aram’ın bu hikayesi, onun izini sürecek yeni araştırmalar için güçlü bir başlangıç niteliğinde.

[1] Kadircan Hıdır Keskinbora, “1902 Brüksel Körlerin Durumlarının Düzeltilmesi Kongresi ve İstanbul’dan Katılan Göz Hekiminin Değerlendirmesi – Derleme”, Turkish Journal Of Ophthalmology, 38(4), s. 353-360.

[2] Servet-i Fünun, No: 649, 18 Eylül 1319, s. 379-380.

https://www.agos.com.tr/tr/haber/floransa-mahkemelerinde-bir-osmanli-ermenisi-avukat-arman-aram-42255

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Hoş Geldiniz

Batı Ermenistan ve Batı Ermenileri’yle ilgili bilgi alış verişi gerçekleştirme merkezinin internet sitesi.
Bu adresten bize ulaşabilirsiniz:

Son gönderiler

Sosyal Medya

Takvim

October 2026
M T W T F S S
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031