Bellek Mekân Olarak Madımak Hafıza Merkezi

Doç. Dr. İhsan Koluaçık

20. yüzyıl; savaşlar, soykırımlar, etnik temizlik politikaları ve kitlesel insan hakları ihlalleri nedeniyle insanlık tarihinin en travmatik dönemlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan soykırımlar, yalnızca milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine neden olmamış; aynı zamanda toplumların kolektif hafızalarında kuşaklar boyunca aktarılan derin kırılmalar yaratmıştır. Bu nedenle geçmişte yaşanan travmatik olayların unutulmaması, hakikatlerin korunması ve toplumsal yüzleşmenin sağlanması amacıyla dünyanın farklı bölgelerinde anıtlar, müzeler, hafıza merkezleri kurulmuştur. Soykırım ve kitlesel insan hakları ihlallerine ilişkin hayata geçirilen hafıza mekânları günümüzde yalnızca fiziksel müzelerden ibaret değildir. Dijital teknolojilerin gelişmesiyle birlikte bu kurumlar, çevrimiçi sergiler, sanal turlar, dijital arşivler ve etkileşimli veri tabanları aracılığıyla küresel ölçekte erişilebilir hale gelmiş ve birer dijital hafıza merkezi niteliği kazanmıştır. Bu bağlamda “Amerika Birleşik Devletleri Holokost Anı Müzesi (United States Holocaust Memorial Museum), İsrail’deki Yad Vaşem Dünya Holokost Anma Merkezi (Yad Vashem World Holocaust Remembrance Center), Ruanda’daki Kigali Soykırım Anıtı (Kigali Genocide Memorial), Ermeni Soykırımı Müzesi (Armenian Genocide Museum-Institute) ve Srebrenica Anma Merkezi (Srebrenica Memorial Center) gibi kurumlar…”, güçlü dijital altyapıları sayesinde geçmişin farklı kuşaklara aktarılmasını sağlayan sanal hafıza mekânları olarak da işlev görürler. Böylelikle travmatik geçmiş, coğrafi sınırların ötesine taşınır ve kullanıcıların fiziksel olarak o mekânlarda bulunmaksızın tarihsel “gerçeklerle” karşılaşmalarına olanak sağlar. Sanal müzeler, yalnızca tarihsel belgelerin muhafaza edildiği dijital arşivler olmaktan çıkarken; kolektif belleğin yeniden üretildiği, toplumsal yüzleşmenin desteklendiği ve hakikat taleplerinin görünür kılındığı yeni hafıza alanlarına dönüşür. Sanal müzeler ve dijital hafıza merkezleri, yalnızca geçmişi koruyan teknik araçlar değil; unutmaya karşı geliştirilen etik ve siyasal müdahaleler olarak değerlendirilir. Aynı zamanda bu yapılar, benzer insanlık suçlarının tekrarının önlenmesine yönelik kolektif farkındalığın oluşmasına katkıda bulunarak “bir daha asla” ilkesinin dijital çağdaki taşıyıcıları haline gelir. Özellikle travmatik geçmişe sahip topluluklar açısından dijital hafıza mekânları, resmî tarih anlatılarının dışında alternatif bellek alanları oluşturarak bir direnç işlevi görürler.

BELLEK ÇALIŞMALARI AÇISINDAN MEKÂNIN İŞLEVİ

Bellek çalışmaları literatüründe “mekân”, geçmişin gerçekleştiği fiziksel bir zemin olmanın ötesine geçerek bireysel ve kolektif belleğin üretildiği, yeniden kurulduğu ve gelecek kuşaklara aktarıldığı toplumsal bir yapı olarak değerlendirilir. Hatırlama, zihinsel bir süreç olmasının yanı sıra belirli mekânlar, nesneler ya da ritüeller aracılığıyla da somutlaşır. Bireyler ve topluluklar, geçmişlerini çoğu zaman belirli mekânlar aracılığıyla hatırlarken; yaşadıkları çevreye yükledikleri anlamlar üzerinden ortak bir aidiyet geliştirirler. Maurice Halbwachs’ın kolektif bellek yaklaşımı, bireysel hafızanın toplumsal çerçeveler içerisinde şekillendiğini ortaya koyar. Halbwachs’a göre mekânlar, toplumsal grupların sürekliliğini sağlar. Bir köy meydanında her yıl aynı bayram kutlamalarının yapılması, o meydanı yalnızca fiziksel bir alan olmaktan çıkarır; köy halkının ortak geçmişini ve aidiyet duygusunu taşıyan bir bellek mekânına dönüştürür. Fiziksel çevre değişmediği sürece geçmiş deneyimler de toplumsal bilinçte canlı kalabilir. Bu nedenle kentler, mahalleler, ibadet mekânları veya anıtlar yalnızca fiziksel yapılar değil; aynı zamanda kolektif belleğin maddi taşıyıcılarıdır (Halbwachs, 1992). Mekân ve bellek ilişkisini sistematik biçimde ele alan Pierre Nora ise modern toplumlarda belleğin belirli sembolik alanlarda somutlaştığını ileri sürer. Nora’nın “hafıza mekânları” olarak adlandırdığı bu alanlar; anıtlar, mezarlıklar, müzeler, arşivler, ibadethaneler, savaş alanları ve tarihsel yapılar gibi kolektif belleğin taşıyıcısı olan fiziksel mekânları kapsar. Hafıza mekânları yalnızca geçmişe ait izlerin muhafaza edildiği yerler değil; aynı zamanda kimlik, aidiyet ve toplumsal süreklilik duygusunun yeniden üretildiği sembolik alanlardır. Dolayısıyla bellek ile mekân arasındaki ilişki, geçmişin aktarılması ve kolektif kimliğin inşası açısından belirleyici bir işleve sahiptir. Ancak dijital teknolojilerin gelişmesiyle birlikte bellek ve mekân arasındaki geleneksel ilişki yeni bir dönüşüm sürecine girmiştir. Fiziksel hafıza mekânlarının çeşitli siyasal, toplumsal veya mekânsal nedenlerle oluşturulamadığı durumlarda, dijital platformlar alternatif hafıza alanları olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Sanal müzeler, dijital arşivler ve çevrimiçi belgesel projeleri, geçmişte yaşanan travmatik deneyimlerin fiziksel sınırları aşarak geçmişte yaşanan travmatik deneyimlerin daha geniş kitlelere ulaşmasını mümkün kılar. Böylece hafıza, belirli bir coğrafi mekâna bağlı olmaktan çıkarak dijital ağlar aracılığıyla yeniden üretilen ve dolaşıma giren dinamik bir yapıya dönüşür.

BİR HAFIZA MEKÂNI OLARAK SİVAS-MADIMAK

Hafıza mekânları yalnızca geçmişi belgeleyen yapılar değil; aynı zamanda hakikat, adalet ve yüzleşme taleplerinin görünür hale geldiği kamusal alanlar olarak değerlendirilir. Alevilerin yoğun olarak yaşadığı coğrafyalardan biri olan Sivas, Aleviler açısından bir hafıza mekânıdır ve çoğu zaman Alevilerin Madımak’ta maruz kaldığı katliamla anılır. Sivas Katliamı, 2 Temmuz 1993 tarihinde yaşanmış münferit bir olay olarak değil, tarihsel bellekte süreklilik gösteren daha geniş bir şiddet tarihinin parçası olarak algılanır. Alevi toplumunun kolektif hafızasında yer alan Yavuz Sultan Selim dönemindeki kıyımlardan Dersim, Maraş ve Çorum Katliamlarına kadar uzanan tarihsel deneyimler, Sivas Katliamı’nın geçmişte yaşanan travmalarla birlikte hatırlanmasına neden olur. Bu nedenle Sivas, Alevilerin toplumsal belleğinde tarihsel sürekliliğe sahip travmatik bir kırılma noktası olarak özel bir yere sahiptir.

Devlet gözetiminde Sivas’ta yaşanan katliam sonrasında Madımak Oteli’nin bir “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi yönündeki talep, Alevi örgütleri, mağdur yakınları ve demokratik kamuoyu tarafından uzun yıllar boyunca sürekli olarak dile getirilmiştir. Bu talep, yalnızca fiziksel bir yapının müzeye dönüştürülmesinden ibaret olmayıp, aynı zamanda geçmişle yüzleşmeyi, hakikatin tanınmasını ve toplumsal adalet arayışını da kapsar. Ancak bu talebin karşılık bulmaması, bununla birlikte katliamın faillerine yönelik devletin cezasızlık politikası, bellek politikalarına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Mithat Sancar’ın Geçmişle Hesaplaşma (2007) kitabında belirttiği gibi, geçmişle hesaplaşmanın ertelendiği toplumlarda çeşitli “unutturma siyasetleri” devreye girer ve travmatik olaylar kamusal hafızadan uzaklaştırılmaya çalışılır. Bu süreçte olaylar arasındaki tarihsel bağların koparılması, mağduriyetlerin görünmez hale getirilmesi ve yüzleşme taleplerinin marjinalleştirilmesi, toplumsal amnezinin oluşmasına zemin hazırlar. Buradan hareketle hatırlama kadar unutmanın da iktidarın tercihleri tarafından şekillendirilen bir süreç olduğu söylenebilir.

Madımak Oteli, 33 aydının diri diri yakılarak can verdiği katliamdan hemen sonra, hiçbir onarım, anma, yas veya yüzleşme süreci işletilmeden hızla tadilattan geçirilmiş ve yeniden ticari bir otel olarak kullanıma açılmıştır. Alevi toplumu ve katliama karşı duyarlılık gösteren farklı toplumsal kesimler açısından binanın giriş katında uzun yıllar boyunca bir kebap restoranının işletilmesi, mekânın sembolik anlamına ilişkin en önemli tartışma başlıklarından birini oluşturmuştur. İnsanların ateşe verilerek katledildiği bir mekânın alt katında et pişirilip satılan bir restoran açılması, mağdur yakınları, Alevi toplumu ve katliama karşı duran her kesim tarafından katliamın bir nevi mekânsal boyutta meşrulaştırılması, kurbanların hatırasına dair ağır bir saygısızlık ve şiddetin sembolik olarak sürekliliğinin sağlanması olarak algılanmıştır. Bu durum, mekânın bizatihi ikincil bir travma kaynağına dönüşmesine neden olmuştur. Alevi dernekleri, demokratik kitle örgütleri, aydınlar, sanatçılar, katledilenlerin yakınları, mekânın insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında “Utanç Müzesi” olması için yıllarca eylemler düzenleyip; taleplerini ilgili kurumlara iletmeye çalışmışlar ancak her seferinde talepler, devlet tarafından görmezden gelinmiş ya da reddedilmiştir. 2010 yılında devlet geri adım atarak mekânı kamulaştırmış, kebap restoranını kapatmış ancak yine de Utanç Müzesi olmasına izin vermeyerek kendince bir formül üretip mekânın Sivas Bilim ve Kültür Merkezi adı altında açılmasını sağlamıştır. Devletin temel amacı, Madımak Oteli’ni geçmişle yüzleşilecek bir hafıza mekânına dönüştürmek değil; aksine, mekâna yeni bir işlev kazandırarak sahte bir normalleşme algısı yaratmaktır. Aleviler açısından bu durum, devletin kendi sorumluluğunun izlerini silerek mekânı sterilize etme çabası olarak görülmüştür. Aynı zamanda devletin Alevilere yönelik bakış açısının bir yansıması olan bu müdahaleyle geçmişin kökten değiştirilmesi, yaşananların unutturulması ve toplumsal amnezinin kalıcılaştırılması hedeflenmiştir. Bu mekânsal müdahalenin en vahim ve kabul edilemez boyutu ise binanın içinde oluşturulan göstermelik anı köşesidir. Bu anı köşesinde, katliamda yaşamını yitirenlerin isimlerinin yanına, oteli kuşatarak ateşe veren grupta yer alan ve olaylar sırasında ölen iki saldırganın adı da eklenmiş; böylece “ortak acı” söylemi üzerinden katiller ile kurbanlar eşitlenmeye çalışılmıştır. Üstelik bu tablo, geçmişle yüzleşme adına atılmış büyük bir adım gibi medya aracılığıyla sunularak Alevi toplumundan durumu kabullenmesi beklenmiştir. Burada asıl vurgulanması gereken nokta, kendi sorumluluğundan kaçmak, yaşanan utancı örtbas etmek ve katliamı sıradan bir asayiş olayına indirgemek amacıyla devletin bu mekânsal dönüşümü sistematik bir “unutturma rejiminin” parçası haline getirdiği gerçeğidir.

KARŞI HAFIZA GİRİŞİMİ OLARAK MADIMAK KATLİAMI HAFIZA MERKEZİ

Fiziksel mekân üzerindeki bellek mücadelesinin istenen biçimde sonuçlanmaması, alternatif hafıza alanlarının yaratılmasına zemin hazırlamıştır. Çevrimiçi hafıza merkezleri ve dijital platformlar, resmî tarih anlatılarında yeterince ve adilce temsil edilmeyen toplulukların kendi tarihlerini görünür kılmalarına olanak tanır. Bu yönüyle dijital hafıza merkezleri, Michel Foucault’nun kavramsallaştırdığı “karşı-hafıza”nın günümüzdeki yeni biçimleri olarak değerlendirilebilir.

Madımak Oteli’nin mağdur yakınlarının ve Alevi toplumunun uzun yıllar boyunca dile getirdiği “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmemesi, bellek mücadelesinin yeni mecralara taşınmasına neden olmuştur. Fiziksel hafıza mekânı üzerindeki taleplerin karşılıksız kalması sonrasında Alevi toplumu, dünyanın farklı bölgelerinde örnekleri bulunan dijital hafıza merkezleri ve sanal müzeler aracılığıyla alternatif bir hatırlama-unutturmama pratiği geliştirmiştir. Böylece bellek mücadelesi, fiziksel coğrafyanın sınırlarını aşarak dijital alana taşınmış ve toplumsal amneziye karşı yeni bir direnç biçimi ortaya çıkmıştır.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun girişimiyle Sivas Katliamı’nın otuzuncu yılında hayata geçirilen ve 29 Eylül 2023 tarihinde kamuoyuna açılan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi (madimak.info), yukarıda isimleri zikredilen soykırım, katliam ya da insan hakları ihlallerine karşı oluşturulan sanal müzeler gibi yalnızca bir dijital arşiv değil, aynı zamanda bir “karşı-anıt” işlevi görür. Fiziksel bir anıtın yokluğunda ortaya çıkan bu dijital yapı; sanal müze, sözlü tarih çalışmaları, belgeseli, web belgeseli ve dijital kütüphanesi aracılığıyla Sivas Katliamı’nın kolektif bellekteki yerini korumakla birlikte unutmaya karşı bir direnç alanı oluşturur ve geçmişle yüzleşme talebini dijital ortamda sürdürür.

Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin giriş ekranı, katliamda yaşamını yitirenlerin isimlerinin anıldığı bir intro ile açılır. Katliam mekânının dıştan görüntüsü, katliamı yapanlar ve sonrasında otelin içinde kaybedilen 33 kişinin fotoğraflarının bulunduğu ortak bir antre yer alır ve Mustafa Alabora’nın seslendirmesiyle birlikte katliama dair bilgiler verilirken ekranda “Sanal Müze”, “Web Belgesel”, “Belgesel”, “Madımak Kütüphanesi”, “Sözlü Tarih Görüşmeleri ve “Röportajlar” (canlı tanıklıklar) bölümleri yer alır. 360 derece olarak tasarlanan sayfada gezinti yapılarak ilgili alanlara erişim sağlanabilir, katliam gününde ve öncesinde çekilen fotoğraflar görüntülenebilir.

“Sanal Müze” bölümü de benzer biçimde üç boyutlu ve etkileşimli bir yapıya sahiptir. Katliamda yaşamını yitiren her birey için oluşturulan odalara girildiğinde şu ifade yer alır; “Bu oda Madımak Oteli’nde katledilen canımız onuruna kurgulanmıştır. Onun sesi ve soluğu bu odada yankılanmaktadır, ondan geriye kalan izler bu odada saklıdır. O sesi duyup o izleri takip ettiğimizde, canımız işte o zaman Madımak’ın küllerinden yeniden doğacak ve devri hep daim olacaktır”. Odalar, ziyaretçiyi yalnızca tarihsel bilgiyle değil, kişisel hikâyeler ve duygusal anlatılarla da karşı karşıya bırakır. Oda içerisinde yer alan müzik aletleri, kitaplar, fotoğraflar, tablolar veya kişisel eşyalar aracılığıyla ziyaretçiler, yaşamını yitiren kişilerin biyografileri, hayalleri ve yaşam pratikleri hakkında bilgi sahibi olabilir. Bu temsil biçimi, bireylerin doğrudan deneyimlemedikleri tarihsel olaylarla duygusal ve etik bağ kurmalarına olanak tanır. Bu bölüm böylece katliam mağdurlarını anonim rakamlar veya istatistiksel veriler olmaktan çıkararak onları yaşamları, idealleri, sanatsal üretimleri ve kişisel hikâyeleri olan bireyler olarak yeniden görünür kılar. Böylece ziyaretçiler yalnızca geçmiş hakkında bilgi edinmez, aynı zamanda travmatik deneyimle empatik bir ilişki kurabilir.

Madımak Katliamı Hafıza Merkezi, kamusal alanda görünürlüğü sınırlanan bir hafızanın dijital ortamda yeniden dolaşıma sokulmasını sağlayan bir müdahale alanı oluşturur. Bu yönüyle platform, unutmaya karşı geliştirilen aktif bir hatırlama pratiği ve kolektif belleğin sürekliliğini sağlayan dijital bir hafıza mekânı niteliği taşır.

Madımak Katliamı Hafıza Merkezi içerisinde yer alan “Web Belgeseli” bölümü Sivas, Ankara, İstanbul ve Berlin şehirlerini imleyerek kronolojik anlamda “2 Temmuz 1993’te ne oldu?” sorusunun ötesine geçer ve katliamın aylar öncesinden nasıl kurgulandığını, hazırlık süreçlerini, katliamın ardında yatan tarihsel, toplumsal, politik ve teolojik nedenleri derinlemesine ele alır. Bununla birlikte öncesinde yaşanmış olan Alevilere yönelik katliamlarla da bağlantılar kurar. Katliam öncesinden başlayıp katliam sonrasında yurtdışına kaçırılan sanıklara kadar iz sürerek kronolojik bir akışla sürece tanıklık eder. Katliamın tüm boyutlarını gazete kupürleri, röportajlar, görsel ve işitsel materyaller, raporlar, resmî belgeler aracılığıyla ziyaretçilerin çoklu okuma yapmalarına olanak sağlayacak biçimde sunar. Web Belgeseli; farklı medya biçimlerinin bir araya gelmesini ve kolektif hafızanın tek bir anlatı üzerinden değil, çoklu temsil biçimleri aracılığıyla yeniden üretilmesini sağlar. Kullanıcılar, farklı belgeler arasında kendi bağlantılarını kurarak geçmişi yeniden yorumlama imkânı bulur. Bununla birlikte Web Belgeseli, geçmişin sabit ve tamamlanmış bir anlatı olarak sunulması yerine, sürekli dolaşım halinde olan dinamik bir bellek alanı oluşturur. Bu yapı, iktidarlar tarafından belirlenen tek yönlü tarih anlatılarının yerine, kullanıcı katılımına açık çoğul hafıza biçimlerinin gelişmesine olanak tanır.

Platform içerisinde yer alan ve Ümit Kıvanç tarafından yönetilen “Çok Kötü Bir Şey Oldu: Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film” isimli belgesel ise görsel tanıklığın önemli örneklerinden biri olarak dikkat çeker. İki bölümden oluşan ve yaklaşık dört buçuk saat süren bu çalışma, yalnızca katliamın gerçekleştiği anı değil aynı zamanda olay sonrasında gelişen siyasal söylemleri, toplumsal tepkileri ve yüzleşme tartışmalarını da kayıt altına almıştır. Böylece belgesel, bireysel tanıklıklarla tarihsel belgeleri bir araya getirerek kolektif hafızanın görsel taşıyıcısı işlevini üstlenir.

Bağımsız bir modül olarak ulaşılan Madımak Kütüphanesi ise bugüne dek Sivas Katliamı’na dair tüm birikimi dağınıklıktan kurtararak bir çatı altında toplamıştır. Bu bölümde yıllara ve konularına göre tasnif edilmiş, 1893 gazete haberi, 607 fotoğraf, 486 hukuki metin, 401 efemera, 217 süreli yayın, 116 akademik kaynak, 75 rapor, 54 video arşiv ve 33 biyografi yer alır. Toplamda tam 3.882 adet kaynak kamuya açılarak paylaşılmıştır. Bu devasa arşiv; geçmişin statik, tamamlanmış ve tozlu bir deposu değil; aksine her an büyümeye, eleştiriye ve sivil katkıya açık dinamik bir yapıya sahiptir. Kullanıcılara sunulan “Koleksiyona Katkı Yapın” seçeneği sayesinde arşiv, sürekli büyüyen ve kolektif katılıma açık bir platforma dönüşür. Bu yönüyle arşiv, resmî kurumların tekelindeki bilgi üretim süreçlerini aşarak belleğin demokratikleşmesine katkıda bulunur.

Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin en önemli bölümlerinden birini oluşturan “Sözlü Tarih Görüşmeleri ve Röportajlar” başlıklı çalışma ise yaşayan hafızanın korunması açısından özel bir önem taşır. Aile üyelerinden avukatlara, sanatçılardan siyasetçilere, akademisyenlerden katliam tanıklarına kadar çok farklı aktörlerle gerçekleştirilen yüzlerce saatlik görüşme, yalnızca tarihsel bilgi üretmekle kalmaz aynı zamanda travmanın bireysel ve toplumsal boyutlarını görünür hale getirir. Sözlü tarih kayıtları, resmî tarih anlatılarında görünmez hale gelen bireysel deneyimlerin korunmasını sağlayan alternatif bir hafıza alanı oluşturur.

SONUÇ

Sivas Katliamı sonrasında Madımak Oteli etrafında şekillenen bellek mücadelesi, dijital çağda hafıza mekânlarının dönüşümünü gösteren önemli örneklerden birini oluşturur. Pierre Nora’nın hafıza mekânları yaklaşımı, belleğin büyük ölçüde fiziksel yapılar aracılığıyla sürdürüldüğünü varsayar. Ancak Sivas örneğinde fiziksel mekânın mağdur toplulukların taleplerine uygun biçimde dönüştürülmemesi, belleğin yeni mecralara taşınmasına neden olmuştur. Bu durum, dijital teknolojilerin gelişmesiyle birlikte fiziksel coğrafyanın sınırlarını aşan yeni bir “dijital hafıza mekânı” biçiminin ortaya çıktığının kanıtı gibidir. Madımak Katliamı Hafıza Merkezi, devlet tarafından inşa edilen resmî anıt anlayışından farklı olarak, katılımcı, çoğulcu ve sürekli yeniden üretilen bir karşı-anıt niteliği taşır. Platform, geçmişi dondurmak yerine onu sürekli tartışmaya açmakta ve kullanıcıları bellek sürecinin aktif öznesi haline getirir. Sanal müze, web belgeseli ve sözlü tarih kayıtları, Sivas Katliamını doğrudan yaşamamış bireylerin de travmatik geçmişle bağ kurmalarına olanak sağlar. Bu süreç, bireyleri “ötekinin yerine geçmeye” değil, geçmiş karşısında ahlaki sorumluluk geliştirmeye yönelten bir empatik yüzleşme pratiği üretir. Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin yalnızca bir arşiv değil; farklı medya biçimlerinin bir araya geldiği, sürekli güncellenen ve evrensel anlamda dolaşıma açık bir bellek ağı oluşturduğu görülür. Böylece hafıza, belirli bir mekâna bağlı olmaktan çıkarak dijital ağlar içerisinde yeniden üretilen dinamik bir yapıya dönüşür. Bu yönüyle madimak.info, dijital çağda bellek, mekân ve hakikat ilişkilerinin yeniden düşünülmesini gerekli ve olanaklı kılan önemli bir örnek olarak karşımıza çıkar.

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 304. sayısında yayınlanmıştır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Hoş Geldiniz

Batı Ermenistan ve Batı Ermenileri’yle ilgili bilgi alış verişi gerçekleştirme merkezinin internet sitesi.
Bu adresten bize ulaşabilirsiniz:

Son gönderiler

Sosyal Medya

Takvim

September 2026
M T W T F S S
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930