Mevcut tablo Suriye için bilinmezliklerle ve Kürtlerin bölgedeki gelecekleri açısından kaygılarla dolu iken Türkiye’deki “sürecin” bundan sonra nasıl ilerleyeceği de büyük bir soru işareti. Ama Suriye özelinde diyebiliriz ki ABD, İsrail, Şam yönetimi ve Türkiye’nin elinde demir kepçe varken şu an için öyle görünüyor ki Suriye Kürtlerin elinde kağıt bir kepçe kalmış durumda.
Halep’te Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallerinde Kürt gruplar silahlı olarak varlıklarını sürdürmekte iken geçtiğimiz hafta Şam yönetiminin saldırıya geçmesiyle şiddetli çatışmalar yaşandı. Can kayıplarının ardından silahlı Kürt gruplar bölgeden çekilirken Ahmed Eş Şara yönetimindeki Şam, Türkiye’nin de desteğiyle Suriye’nin kuzey ve doğusunda SDG’nin hakim olduğu bölgelere yönelik yeni bir saldırı dalgası başlattı. Amaç “SDG’yi Fırat’ın Doğusu’na çekilmeye zorlamak” olarak açıklandı. SDG kontrol ettiği petrol bölgelerinden çekildi.
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bilindiği gibi Türkiye’deki siyasal Kürt hareketiyle yakınlığı olan ve Suriye’de iç savaş başladığında bölgede özerk sayılabilecek bir yönetim kuran yapılanma. Ve uzun yıllardır da Türkiye’nin hedefinde. Zira Türkiye sınırın öte yanında Öcalan ve PKK ile yakınlığı olan bir yönetim olmasını istemiyor. Ancak şu da var ki SDG Suriyeli Kürtlerin ağırlıkta olduğu bir yapılanma. Yani bölgenin Kürt halkından oluşuyor.
SDG Suriye’deki iç savaş boyunca IŞİD’e karşı savaştı ve onları püskürttü. Bu mücadeleyle SDG, ABD için “dost” haline geldi ve Türkiye de ABD’nin bu politikasını dikkate alarak SDG’nin Fırat’ın “Batı”sında bulunmasına karşı çıkmakla birlikte genel itibariyle Fırat’ın Doğusu için operasyonel bir tutum içinde de olmadı.
Ancak yaklaşık 10 gün içinde tablo tamamen değişti. Öncelikle ABD, SDG’yi ve Suriyeli Kürtleri terk etti.
Barrack’ın açıklamaları
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack 20 Ocak’ta Washington’un Suriye’deki Kürt gruplarla ilişkisine dair açıklamalarda bulundu. Barrack, Suriye’de Kürtler için “en büyük fırsatın” geçiş hükümeti lideri Ahmed Eş Şara hükümetiyle işbirliği yapmaktan geçtiğini, Esad döneminde Kürtlere verilmeyen hakların yeni hükümet döneminde verilebileceğini söyledi.
Barrack, ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki varlığının ana gerekçesinin IŞİD’le mücadele olduğunu, SDG’nin IŞİD’i yendikten sonra binlerce IŞİD’liyi kamplarda tuttuğunu ve o dönem Suriye’de işleyen bir merkezi hükümet bulunmadığını hatırlattıktan sonra ekledi: “Bugün durum kökten değişti. Suriye’nin merkezi hükümeti IŞİD’e karşı uluslararası koalisyona üye oldu. Bu durum da ABD-SDG ortaklığının varlık nedenini değiştirdi. SDG’nin sahadaki ana IŞİD karşıtı güç olma amacı miadını doldurdu. Artık Şam bu görevi yerine getirmekte istekli.”
Bu açıklama Türkiye’nin de SDG’ye yönelik operasyonel iştahını kabartınca hem Şam yönetimi bölgeyi hedef alan saldırılarını yoğunlaştırdı hem de SDG öncülüğündeki Kürt gruplar kendilerini daha da sıkışmış durumda buldu.
Neler sunuldu, neler alındı?
Son durumda Suriye yönetimi, 20 Ocak’ta Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çatışmalara dört gün ara öngören bir ateşkes ilan etti. Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) aktardığına göre SDG de ateşkese uyacaklarını açıkladı.
Şam yönetimi, ateşkesin, Haseke’nin Suriye’ye entegrasyonu konusunda istişarelere alan açmak için ilan edildiğini kaydetti. Bu amaçla SDG’ye dört günlük süre tanındığı belirtildi.
Suriye resmi haber ajansı SANA’ya göre bu sürecin sonunda anlaşmaya varılması durumunda Şam güçleri, Haseke ve Kamışlı kentlerinin şehir merkezlerine girmeyecek ve sadece banliyölerinde kalacak.
Aynı öneriye göre, Haseke Vilayeti’nin merkezi hükümetle entegrasyonunun zaman çizelgesi ve ayrıntıları daha sonra görüşülecek. Buna ek olarak Mazlum Abdi’ye, Suriye Savunma Bakan Yardımcılığı ve Haseke Valisi olarak görev yapacak isimleri belirleme alanı da tanınıyor.
Türkiye yansımaları
Gelişmelerin nasıl bir yön alacağını şu an bilemiyoruz. Tablonun doğal olarak Türkiye’de de yansımaları oldu ve gayet gergin bir dönemden geçiyoruz.
DEM Parti’nin Şam güçlerinin ilerleyişini protesto etmek için Nusaybin’de düzenlediği grup toplantısının ardından sınıra yürüyen bir grup, burada Türk bayrağını indirdi.
Görüntülerin tepki çekmesinin ardından DEM Parti olayı kınayan bir açıklama yaptı ancak 21 Ocak’ta Ankara’dan ağır eleştiriler geldi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız” dedi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise olaylardan DEM Parti’yi sorumlu tuttu.
DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan’ın konuşmasının “tahrik ortamını ve tansiyonunu iyice arttığını” belirten Bahçeli, gelişmeleri kaygı verici bulduğunu vurguladı ve DEM Parti’nin “bir karar vermek durumunda” olduğunu söyledi: “DEM Parti, PKK’nın kurucu önderinin yanında mı yoksa karşısında mıdır? Terörün yedeğinde mi duracak, yoksa terörsüz bir geleceğe hizmet mi edecektir?”
Tuncer Bakırhan, 20 Ocak’ta Nusaybin’de yaptığı konuşmada, Bahçeli’nin “SDG Kürtleri temsil etmiyor” sözlerine tepki göstermiş, “Sana mı soracağız kimin kimi temsil ettiğini? SDG bal gibi Kürtleri temsil ediyor” demiş ve şu ifadeleri kullanmıştı: “Sayın Devlet Bahçeli, ‘PKK’nin kurucu önderi’ diyor ama onun (Abdullah Öcalan’ın) dediğini söylemiyor. Suriye’nin ‘Her karışı temizlenmeli, kurutulmalı’ diyor. Sen kuru temizlemeci misin?”
Sürece ne olacak?
Mevcut tablo Suriye için bilinmezliklerle ve Kürtlerin bölgedeki gelecekleri açısından kaygılarla dolu iken Türkiye’deki “sürecin” bundan sonra nasıl ilerleyeceği de büyük bir soru işareti.
Tüm bu gelişmeler olurken İmralı’dan herhangi bir açıklama gelmedi ya da yapıldıysa da kamuoyuna “yansımadı”. Öcalan’ın olup bitenler hakkında ne söylediğini ya da söyleyeceğini bilmiyoruz.
Ancak zorlukla ilerleyen “sürecin” büyük bir yara aldığı ortada. Bunlar tamir edilmeyecek hasarlar değil ancak DEM Parti ve seçmenlerinde temsiliyetini bulan Türkiye’deki Kürtlerin önemli bir bölümünün umutsuzluğa kapıldığını tahmin etmek güç değil.
Uluslararası alanda ise şu benzetmeyi yapmak belki mümkün. Osmanlı’nın son dönemlerinde 1877-78 Osmanlı Rusya savaşından sonra Berlin’de düzenlenen kongreye Ermenileri temsilen Patrik Khrimyan da katılmıştı. Zira Ermenilerin Anadolu’da yaşadığı bölgelerde yapılacak bir ıslahat da gündemdeydi. Ancak Ermeniler kongreden elleri boş döndüler. Khrimyan, İstanbul’a döndükten sonra Patrikhane’de yaptığı konuşmada müzakere masasındaki dezavantajlı durumunu anlatmak için şu benzetmeyi kullanmıştı. “Ortada bir kazan vardı ve tüm devletler ellerinde demirden bir kepçe tutuyordu. Benim elimde ise sadece kağıttan bir kepçe vardı.”
Yıllar sonra Ermenilerin başına gelenler umalım ki Ortadoğu’daki Kürtlerin de başına gelmez. Ancak Suriye özelinde diyebiliriz ki ABD, İsrail, Şam yönetimi ve Türkiye’nin elinde demir kepçe varken şu an için öyle görünüyor ki Suriye Kürtlerin elinde kağıt bir kepçe kalmış durumda.
https://www.agos.com.tr/tr/yazi/kurtlerin-elinde-kalan-kagit-bir-kepce-mi-39237





Leave a Reply