Diyarbakır Bir Zamanlar Ermeniydi

Firaz Baran: Diyarbakır’da bugün Ermeni sayısı parmakla bile gösterilmiyor. Oysa bir zamanlar öyle miydi? Bu soruya 1610’da Diyarbakır’a giden Ermeni Simeon’un Seyehatnamesi’nde şu yanıt veriliyor:

Şehirde bin hanelik bir Ermeni nüfusu vardı. Darbhane, gümrük, hanlar ve diğer önemli işler onların elindeydi. Ayrıca aşçılar, kebapçılar, ekmekçiler, bakkallar ve kasaplar hep Ermeniydi.

Pazar ve yortu günleri, Ermeniler dükkanları açmadıkları ve işlemedikleri için şehir ıssız ve ölü bir hal alır” (Simeon Tarihte Ermeniler / sayfa 163 – Çiviyazıları).

Simeon, aynı sayfada şu bilgiyi de aktarıyor: “Bir gün Surp Kiragos kilisesine gittiğim zaman vardapet, keşiş ve piskoposlardan başka yirmibeş papaz saydım.”

Bugün Diyarbakır’da kaç Ermeni aşçı var? Veya ekmekçi, bakkal? Peki Ermeni papaz var mı Diyarbakır’da?

Simeon’un seyehatnamesi okunduğunda Ermenilerin sadece bu yüzyılda değil taa o dönemlerde de sürekli sürgünlere maruz kaldıkları görülüyor. O dönem Polonya’ya ait olan Lvav kentinden olan Ermeni Simeon, 1608’de Kudüs’e hacca gitmek için yola çıkar. 1615’te varır. 1 yıl orada kalıp tekrar döner. 1618’de Lvav’a ulaşır. Simeon, bu süre zarfında yol üzeri olduğu için ve çeşitli nedenlerle İstanbul, Venedik, Roma, Kahire, Diyarbakır, Muş, Palu, Malatya, Bursa ve Kudüs gibi kentlere gider. Gittiği her yerde en az bir hafta en fazla 1 yıl kalan Simeon, çalışır, gezer ve notlar tutar. Bu notları Polonya’ya döndüğünde kitaplaştırıyor. Sadece gözlemci olmayan Simeon, topladığı bilgiler, görüştüğü insanlar ve sunduğu belgelerle de dönemine ışık tutuyor. 1608-1619 Osmanlı dönemini ve kentlerini, Ermeniler ve Kürtlerin ilişkilerini araştıranların epeyce yararlanacağı bir kitap.

Kürtçe ve Ermenice bilen Süryani rehber

Simeon’un kitabında içiçe yaşayan Ermeni, Kürt ve Süryanilere ilişkin de ilginç bilgiler var. İnsan o dönemdeki sosyal yaşama imreniyor. Simeon, kitabın 151. sayfasında şöyle diyor: “Palu’ya gittiğimde Kürtçe ve Ermenice bilen bir Süryaniyi rehber olarak tuttum.” Ne güzel bir cümle. Kürtçe ve Ermenice bilen bir Süryani. Simeon’un yazdığına göre sadece rehberler bilmiyor birçok dili. İçiçe yaşamaktan kaynaklı olarak halkın çoğunluğu da en az iki dil biliyor.

Dönemin otoparkı büyük ahırlar

Kitapta Ermenilerin nerede ne kadar nüfusları olduğu, kaç kiliseleri bulunduğu, kiliselerinin yapısının nasıl olduğu detaylarıyla anlatılıyor. Yine sürgüne giden, savaşlardan kaçan ve malları zalim paşalar tarafından ellerinden alınan Ermenilere ilişkin de bilgiler bulunuyor. Bunun yanında bir de sosyal yaşama ilişkin de ilginç detaylar var. Konumuz Diyarbakır olduğu için Diyarbakır’dan örnekler verelim. Simeon, şöyle diyor:

“Şehirde Hasanpaşa hanı vardır. Muazzam taş bir binadır. 500 beygiri barındırabilen yeraltında iki büyük ahırı vardır. Üç kat üzerinde taştan yapılma odaları vardı.” İnsanın gülesi geliyor ama önemli bir bilgi. O dönemin arabası atlardı. Atların da parkı olması lazım. Şehir içinde her yere park edemezsiniz. Demek ki dönemin en büyük parklarından biri Hasanpaşa hanındaki ahırmış.

Diyarbakır dini ve siyasi merkez Hep Diyarbakır’ın tarihten günümüze siyasi bir merkez olduğu söyleniyor. Simeon, bu konuda 1610’nun Diyarbakır’ına ilişkin şu bilgileri sıralıyor:

Kral ve patriklerin payitaht şehri. Din ve irfan merkezi. Alim piskoposlar, vardapetler, usta hanendeler ve bir çok okumuş papazlar buradan çıkarlar. Burası Mısır gibi bir Beylerbeyilik merkezi; Meryem Ana adlı büyük kiliseleri ile Süryani patrikliği ve Ermeni Temsilciliği makamıdır. Çok usta kuyumcular, zernişancılar, bıçakçılar, papuççular, çizmeciler ve diğer zanaat ustaları çalışırlar. Şehirde piskoposluk dairesi ve okul binaları ile birlikte Surp Kiragos ve Surp Sargis adlarını taşıyan iki büyük taş Ermeni kilisesi vardır.”

http://heval.info/index.php?option=com_content&task=view&id=30&Itemid=9