Yeşilçam’ın azınlık ‘öteki’leri (3)

Mesut Kara

Sinemamızın ‘Yeşilçam döneminden’ de tanıdığımız, bildiğimiz çok sevdiğimiz ‘farklı azınlıklardan’ oyuncuları vardı; Ermeni, Rum, Kürt, Arap, Laz, Çerkes… Çoğu dünya ölçeğinde büyük ve etkili oyunculuklarıyla Türkiyeli oyuncular, unutulmayan yüzlerdi onlar.

Geçen haftaki yazımızda söylediğimiz gibi Yılmaz Güney gibi Kürt kimliğini, Nubar Terziyan gibi Ermeniliğini gizlemeyenler, dillendirenler gibi, Türkiye Ermenisi olan Kenan Pars’ın Kirkor Cezveciyan’lığını gizlemek zorunda hissetmesine de tanık olduk.

Azınlık toplulukların Türk sinemasındaki temsil ediliş biçimlerini sonraki bölümlere bırakıp azınlıktan oyuncuları tanıyarak sürdürelim yazımızı.

“Yeşilçam’ın azınlık ‘öteki’leri” başlıklı yazımızın 1. bölümünde “Cumhuriyet öncesi dönemde Müslüman Türk kadınlarının filmlerde oynaması yasaktı. Bu nedenle ilk dönem Türk filmlerinde Ermeni, Rum, Beyaz Rus gibi gayrimüslim azınlıklardan kadın oyuncular rol alır. 1916 yılında çekilen Himmet Ağa’nın İzdivacı filminde oynayan Rozali Benliyan ve Lusi Avuşyak, Sedat Simavi’nin çektiği ‘Pençe’ (1917) filminde oynayan Eliza Binemeciyan bu oyuncuların ilklerindendir” diye not düşmüştük. Buna hemen erkek oyuncu olarak Arşak Benliyan’ı da eklemeliyiz.

ROZALİ BENLİYAN (1882-1951)

Eşi Arşak Benliyan ile birlikte kurucusu olduğu Benliyan Heyetinde yıllarca oyunculuk yapan Rozali Benliyan, “Leblebici Horhor Ağa” operetindeki Fatine rolüyle hafızalara kazınır. Benliyan Heyetinin tenoru olan Vahram Balıkçıyan’a göre 1912 yılında çekilen “Börekçi Kızı” ve “Besa” adlı iki kayıp filmde daha oynamıştır.

Himmet Ağa’nın İzdivacı filminde Lusi Arusyak ile birlikte rol alır.

Benliyan topluluğu Osmanlı azınlığı tiyatro tarihinin 1890-1923 yıllarını kapsayan dönemde önemli bir yere sahiptir ve bu dönem Arşak Benliyan dönemi olarak geçer kayıtlara.

Türk sinemasının azınlıklardan ilk erkek oyuncusu olan Arşak Benliyan, “Leblebici Horhor Ağa” operetini sergilemek için Bulgaristan’a gider. Bir gün sokakta cambazlık yaparak geçimini kazanan bir babayla kızına rastlar. Şarkılarını çok içten ve etkileyici söyleyen Rozali adlı bu genç kıza hayran kalan Arşak Benliyan onu topluluğuna dahil etmek ister. Teklifi kabul eden Rozali artık Benliyan’ın en önemli kadın oyuncusu olur.

Topluluğun Paris ve Londra turnelerinden sonra İstanbul’a döndüklerinde Balkan Savaşı başlamıştır. Rozali Hanım Bulgar kökenli olduğu için savaş nedeniyle sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalır, İstanbul’da kalabilmesi için Osmanlı tebaasından bir erkekle evlenirse ülkede kalabilecektir ve kendisine platonik duygular besleyen Benliyan’ın evlilik teklifini kabul ederek İstanbul’da kalır.

Anne tarafından Rum, baba tarafından Bulgar olan Rozali Benliyan, Arşak Benliyan’ın 1923 yılında yaşamını yitirmesiyle yalnız kalır. Rozali direnç gösterip bir süre daha sahneye çıkmayı sürdürür. Sonrasında Türkiye’yi terk ederek Bulgaristan’a yerleşir ve 1951 yılında sessizce yaşama veda eder.

ARŞAK BENLİYAN

Arşak Benliyan, 18. yy. sonlarına doğru Osmanlı-Azınlık tiyatrosunda tuluatın ve temaşa sanatının öncü isimleri arasında yerini alır. “Leblebici Horhor Ağa” operetindeki “Leblebici” rolüyle döneminde Pera’nın da en sevilen temaşa ustası olarak anılır.

“Börekçi Kızı (1912), Besa (1912) ve Himmet Ağa’nın İzdivacı (1914) filmlerinin senaryosu Arşak Benliyan’ın Şehzadebaşı Tiyatrosunda eşi Rozali’yle başrolü̈ oynadığı piyeslerin uyarlamasıydı. Her iki isim için de Türk sinemasının ilk gayrimüslim oyuncuları tanımlamasını yapabiliriz.”(1)

TAMER BALCI (TOMA VALCİS)

Ocak 1917 Heybeliada doğumlu Türkiye Atletizm Milli Takımı’nda çekiççi olarak yer alan, 15 kez Türkiye şampiyonu olan ve 1940-1956 yılları arasında sayısız Türkiye rekoru kıran Toma Valcis 50’li yılların başında sinema oyunculuğuna başladığında adı Toma Balcı ya da Tamer Balcı olarak yazılır, jeneriklere, afişlere.

1952 yılında çevrilen “Tarzan İstanbul’da” filminin başrolünü, yani Tarzan’ı oynar. Toma’nın Tarzan rolü için seçilmesinde oyunculuğu kadar, iki metreye yaklaşan boyu, güçlü, kaslı bedeni de etkili olur. Tüm uluslararası yarışmalarda atletizm-çekiç atma alanında Türkiye’yi temsil eden ve hep birincilik kazanan Toma Valcis 1951-1976 yılları arasında 24 filmde yer alır.

İlk üç filminin yönetmeni kurgu ustası, birçok ustalaşan kurgucular yetiştiren Orhan Atadeniz, yapımcısı ve kameramanı (Kunt Tulgar’ın babası) Sabahattin Tulgar’dır. Bunlar “Ali ile Veli” (1951), “Cemile Sultan” (1951), “Tarzan İstanbul’da” (1952) adlı filmlerdir. Tamer Balcı 1952 yılında Faruk Kenç’in senaryosunu yazıp yönettiği, yapımcılığını yaptığı “Çakırcalı Mehmet Efe’nin Definesi” adlı filmde de yer alır. Tamer Balcı’nın son filmleri 1975-76 yıllarında oynadığı Natuk Baytan’ın yönettiği “Sahte Kabadayı”, (1976), “Hınç” (1976) ve “Babacan” (1975) adlı filmlerdir.

KAMER SADIK (KAMER SADIKYAN)

Bir deri bir kemik zayıflığıyla hep yaşlılık hallerini bildiğimiz, oynadığı ilginç filmlerden tanıdığımız Yeşilçam’ın “Kamer Baba”sı (bazı kaynaklarda İstanbul) 1911 Kayseri doğumlu, Ermeni asıllı Kamer Sadıkyan, Pangaltı Lisesinden mezun olur. 1954 yılında “Çifte Kavrulmuş” filmiyle sinema oyunculuğuna başlar ve1986’ya kadar 177 filmde yer alır.

İlk filmi Şinasi Özonuk’un yazıp yönettiği “Çifte Kavrulmuş”un yapımcısı Agop Fındıkyan, görüntü yönetmeni de Aram Hugosyan’dır. Filmde Aziz Basmacı, Melahat İçli, Salih Tozan, Faik Coşkun, Gülderen Ece, Vehdi Ersin, Rauf Ulukut, Suat Sim gibi oyuncular vardır Kamer Sadık’ın rol arkadaşları arasında. 1977 yapımı “Sakar Şakir” filmindeki Sabri Amca ve 1979 yapımı “Korkusuz Korkak” filmindeki Mülayim Ters rolleriyle belleğimizde yer eder.

Türkçe, Ermenice yanında Fransızca da bilen Kamer Baba, 1961’de Belçikalı filmcilerin büyük bölümünü İstanbul’da çektikleri “Tenten ve Altın Post” filminde de rol alır. Sinemayı, kamerayı ve oyunculuğu çok seven Kamer Sadık erotik filmler döneminde de sinemadan uzaklaşmaz, bazı erotik komedilerde de yer alır.

Çok sayıda Yeşilçam filminde, foto romanlarda oynayan Kamer Sadık’ı geniş kitleler için unutulmaz yapan Yeşilçam’ın sevilen emektarı Faik Coşkun’la oynadıkları banka reklamı olur.

– Hayrola Akbank’a mı gidiyorsun?
– Hayır Akbank’a gidiyorum.
– Haa ben de seni Akbank’a gidiyorsun sanmıştım,

Sadık Kamer, 1986 yılında “Tarzan Rıfkı” filminin çekimleri sırasında geçirdiği kalp krizi sonrası aramızdan ayrılır.

Not: Haftaya devam edeceğiz.

(1) Burak Süme’nin hazırladığı ‘Vahram Balıkçıyan’ın Jamanak Gazetesinden Türkçe’ye Çevrilen Makaleleri’ başlıklı çalışma.
*Bu yazıda Burak Süme’nin araştırmalarından, yazılarından yararlandım:
https://www.pressreader.com/turkey/makam-music/20200101/283025466570496

https://www.evrensel.net/yazi/90924/yesilcamin-azinlik-otekileri-3 

Leave a Reply

Your email address will not be published.