21 Şubat’tan 8 Mart’a: Kadınlar dili aktarırken koruyor

ANKARA – Ataerkil, tekçi sisteme karşı anadillerini yaşatmak için televizyon, dergi, kitap ve müzik korosu gibi farklı alanlarda çalışma yürüten kadınlar, mücadeleleriyle dillerini geleceğe taşıyor. Kadınlar, 8 Mart’ta isyanının anadilde haykırılması çağrısı yaptı.

Ataerkil sistemde eşitlik, hak ve yaşam mücadelesi veren kadınların, önemli mücadele alanlarından biri de anadil. Dili doğasından, yaşatıcısı ve aktarıcısından koparan, görmezden gelen anlayışa karşı mücadele veren kadınlar, diğer yandan anadillerini yaşatmak için asimilasyon politikalarına direniyor, farklı alanlarda çalışmalar üreterek, dillerini geleceğe aktarıyor ve koruyor.
21 Şubat Uluslararası Anadil Günü’nden 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne geçerken, dil alanında mücadele veren kadınlarla konuştuk.
TÜRKÜLERLE DİLİNİ KORUYOR
Artvin’de yaşayan ve çocukluğu köyde, yaylada geçen Arzu Keskinkurt Ulu, anadilini kadın mücadelesi alanında geliştirdikleri koroda söylediği türkülerle geleceğe aktararak, unutulmamasını sağlıyor. Aslen Gürcü olan Ulu, “Büyüklerimiz Türkçe yerine Gürcüce konuşuyor. Ben de onlarla büyüdüğüm için dilimizi öğrendim. Şuan yaşadığım yerden kaynaklı çok kullanamıyorum ama köye ya da yaylaya gidince konuşuyorum. Dilimi konuşmayı seviyorum. Anadilimi yaygınlaştırmak için kadın koroları çalışmalarında yer aldım. Bu bölgede kültürel bir zenginlik var. Gürcü, Hemşin, Laz var. Diller çok zengin. Biz de bunları koro çalışmasına taşıyoruz. Yöresel dillerde türküler söylüyoruz. Bir yandan öğreniyor diğer yandan yayılmasını sağlıyoruz. Kendi kültürlerimizden türküleri tanıtmak ve yayılmasını sağlamayı anlamlı buluyoruz” diye belirtti.
KÖY KÜLTÜRÜNÜN ETKİSİ 
Anadillerine yönelik resmi bir baskı yaşanmasa da okullardaki sistem nedeniyle imkan da verilmediğini söyleyen Ulu,“Birlikte yaşadığımız Kürtlerin diline yapılan baskıyı bir Gürcü olarak yaşamadım. Gürcü halkı, Artvin’de dilini kullanıyor, şarkı söylüyor. Bu konuda bir zorluk yaşamıyor. Artvin’de Gürcü nüfusu yoğun, kültürü de oldukça yaygın. Gürcüce aktif bir dil. Yayla, köy kültürü ve yaşamı dilin nesillere aktarılmasında oldukça etkili. Büyük şehirlerde kendiliğinden bir çaba yoksa bu zor olabiliyor ama küçük yerlerdeki yaşamın dil açısından böyle bir avantajı oluyor” ifadelerini kullandı.
HER 8 MART’TA DERGİ ÇIKARILIYOR
Kadın mücadelesinde de yer alan Ulu, 7 yıldır her 8 Mart’ta Kadın dergisini çıkardıklarını aktardı. Derginin çalışmalarında yer alan Ulu, diğer kadınların da Artvin yerelinden olduğunu söyledi. 8 Mart’ta dergiyi sokakta kadınlara dağıttıklarını ifade eden Ulu, son olarak 8 Mart’a dair şu temenni de bulundu: “Herkese özgür eşit yarınlar diliyorum.”
TÜRKÇE’Yİ DAYAK YİYEREK ÖĞRENDİ
Dersim’de yaşayan Nuray Atmaca da, Kürtçenin Kırmanckî (Zazaca) lehçesinde yaptığı televizyon programlarıyla anadil mücadelesi veriyor. Babaanne ve anneannesi sayesinde anadilini öğrendiğini söyleyen Atmaca, “Evde sürekli anadilin kullanılması bizim için bir avantajdı. Dili bu vesileyle öğrendik ve unutmadık. Anadilimde TV programı yapabildiğim için onlara minnettarım” dedi.  Türkçe’yi okulda dayak yiyerek öğrendiğini anlatan Atmaca, “Yediğimiz dayağın nedenini de bilmiyorduk. Türkçeyi o okulda öğrenmek en büyük zorluklardan biriydi. Hala o anları unutamıyorum” diye belirtti.
ASİMİLASYON POLİTİKASI
Dil ve kültürlere yönelik asimilasyon politikalarına dikkat çeken Atmaca, “Kültürümüz ve tüm yaşamımız üzerinde bunun etkileri var. Kürtler olarak anadilimizi yaşatabilmek için birçok mücadele versek de, bu ülkede hala dillerin, kültürlerin yok sayıldığını, buna yönelik politikaların yürütüldüğünü görüyoruz. Şark Islahat Planı’nın 13-14’üncü maddeleri direk Kürtçe’nin yasaklanmasına dönüktür. Şu anki sistem de o maddeleri uygulayarak, asimilasyon politikalarını yürütüyor” dedi.
DİL VE KİMLİK MÜCADELESİ 
Dili yaşatmadaki en temel görevin yine kadınlara düştüğüne vurgu yapan Atmaca, şöyle dedi: “Bir kadın yaşam mücadelesi verdiği sürece anadil mücadelesi de veriyor. Bir dilin, kültürün yok olması bir kadının kimliğinin yok olması anlamına geliyor. Düğünlerde, cenazelerde, bütün ritüellerde anadilimizi kullanırsak diler yaşar. Bu sadece kadınların değil tüm halkın sorumluluğundadır. Kadınlar, 8 Mart dövizlerine isyanlarını anadilleriyle de vurgu yaparsa diller yaşar. Dersim’de her hafta bir köye gidip Kirmanckî program yapıyorum. Konuşmacılarım genelde yaşlılar da olsa verimli geçiyor.  Dile ilişkin yaptığım en büyük katkı da bu. Kadın kendi mücadelesini anadiliyle ifade ederse, dilini yaşatır. Bu vesileyle kadınların, 8 Mart’ını kutluyorum”
ŞİVESİYLE DALGA GEÇİLDİ
Ankara’da yaşayan Hemşin Huriye Şahin, çıkardığı dergi ve kitaplarla anadilini yaşatıyor. Artvin’in Hopa ilçesinden olan Şahin, ailesiyle birlikte 1974 yılında Ankara’ya göç etti. Annesi sayesinde anadilini unutmadığını belirten Şahin, “Çünkü annem sürekli anadiliyle konuşuyordu bizimle. Her yaz Hopa’ya gidiyordum orada da halk dili konuştuğu için unutmadım. Çocukluk dönemimde asimilasyon politikası hızlı bir şekilde başladı. Dayak yiyerek, Türkçe öğrendik. Bölgedeki tüm halklar aynı biçimde öğrendi. Ankara’ya geldikten sonra babaannem yaşıyordu, annem de evde sürekli kendi dillerini konuştu. Biz de dilimizi bu şekilde koruyabildik” diye anlattı.
Ankara’ya geldiğinde şivesi nedeniyle okulda hep dalga geçilen çocuk olduğunu söyleyen Şahin, “Çocukluğum böyle geçti. Okumayı çok sevdiğim için Türkçem değişti. Devletin oluşturduğu resmi dilin konuşma biçimini edinmeye başladım ama Hemşince dilbilgisi kitabını yazarken, gerçek anlamda Türkçe’yi anlamaya başladım” dedi.
KÜRTLERİN MÜCADELESİNDEN ETKİLENDİ
Anadilinin yok olmaması için zaman içinde bilincinin geliştiğini kaydeden Şahin, Kürt halkının dil ve kültürleri için verdiği mücadeleden etkilendiğini söyledi. Şahin, “Onların duruşu, dil ve kültürlerinin korunması için harcadıkları çaba bizim de çaba harcamamız gerektiğini düşündürdü. Bu çabayı yazılı olarak göstermeye karar verdim ve 3 yıl önce ilk Hemşince Dilbilgisi kitabını çıkardım. Dil bilgisi kitabından önce bölgedeki kadınlarla 4 sayılı bir dergi çıkardık. Köy köy dolaşarak onlardan topladığım masal ve türkülerden dergi çıktı. Dergi Türkçe ve Hemşince yayımlanıyordu. Heyecanla karşılanan ilk Hemşince dergi oldu. Dillerin yok olmaması için mücadele veriyorum. Dil ve kültürler bu coğrafyada bir zenginliktir. Kimse kimsenin dilini yasaklamasın. Eşit özgür bir biçimde yaşayalım. Bu, ülkeyi daha çok geliştirir. Halklar var olduğu müddetçe bu ülkede var olur” ifadelerini kullandı.
DİLİN AKTARICISI KADINLAR 
Dili koruyanın da yaşatanın da kadın olduğunu söyleyen Şahin, toplumsal rollerden dolayı sürekli dışarıda olan erkeğin gittiği yerin kültürünü ve dilini taşıdığını belirtti. Kadının ise yine toplumsal rollerden dolayı kaldığı evde dilini yaşattığını ve çocuklarına da öğreterek, geleceğe aktardığını dile getiren Şahin, “Kültürü de aynı şekilde kadın aktarırken de koruyor. Öte yandan günümüzde kadınlar, dayatılan kültüre kendilerini yabancı hissediyor. Bu nedenle yan yana geldiklerinde bunu aşmak için hep anadillerini konuşurlar. Örneğin; ailedeki kadınlarla Ankara’da bir araya geldiğimizde hep Hemşince konuşuruz. İçimizde başka halklardan biri de olsa dil kendiliğinden kayıyor. Burada doğup büyüyen çocuklar da konuşamazsa bile anlıyor ve bir şekilde o kültürden kopmuyor” dedi.
ORTAK GAZETE ÖNERİSİ
Türkiye’nin her bölgesinde yaşayan farklı halklardan kadınların olduğuna vurgu yapan Şahin, “Bu kadınların neden ortak bir gazetesi olmasın. Diliyle, kültürüyle yaşadıklarıyla bir gazetesinin olması gerektiğini düşünüyorum.  Böyle bir çalışma birbirimizi tanıyabilmemizi de sağlayacaktır. Çünkü devlet her gün bizi ayrıştırıyor. Bu durumu ortadan kaldırmak, bira araya gelmenin yollarından biri de bu tür gazete çalışması olabilir. Bu şekilde anında haberleşme ağını da oluşturmuş oluruz” önerisinde bulundu.
TEK İLETİŞİM ARACI 
Hatay’ın Samandağ ilçesinden olan Derya Uysal da, anadili için mücadele veren kadınlardan biri. Doğduğunda evde konuşulan tek dilin Arapça olduğunu söyleyen Uysal, ilkokulda Türkçe ile tanıştığını ifade etti. Bu baskının yaşamı üzerindeki etkilerini Uysal, şöyle özetledi: “6 yaşına kadar bildiğiniz tek iletişim aracınız elinizden alınarak, bu tanışma dayatılıyor. Arapça konuşmanız yasaklanıyor. Derslerde yasak olduğu gerçeğini aileniz bildiği için, sizi buna hazırlamış oluyor. Ama teneffüslerde de yasak olduğu gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. Kimi zaman bunu size, ağzınızdan çıkan her Arapça kelime için uygulanan para cezaları ile kimi zaman cetvelle avucunuzu ısıtan bir darbe ile öğreniyorsunuz. Nedenini bilmiyorsunuz ancak 6 yaşınıza kadar kullandığınız tek iletişim aracının cezalandırıldığını bu ve benzeri yöntemlerle öğreniyorsunuz. Evde konuşulan tek dil olduğu için de içten içe Arapça’ya da düşmanlaşıyorsunuz. Bir süre sonra ‘Türkçe konuşmak’ medeniyetin bir göstergesiymiş gibi empoze ediliyor size. Arapça ise ‘cehaletin’ bir simgesi. Medeniyete erişmek için yaşıtlarınızla girdiğiniz yarışta onların dilini onlardan daha iyi öğrenmeniz gerektiği düşüncesiyle hareket ediyorsunuz. Daha iyi Türkçe bilmek, öğrenim hayatınızda başarılı olmanın da yolu olarak karşınıza çıkıyor.”
80 VE 90’LI YILLAR 
Arapça okuma yazmayı babasının girişimiyle mahalledeki bakkalcıdan aldığı derslerle öğrendiğini dile getiren Uysal, şöyle devam etti: “Ancak çok da gönüllü olarak dahil olmadığım bir süreci bitirip arama epey mesafe koydum.  Gençlik sürecinde politik hareketlerle tanışmaya başladıktan sonra Kürt özgürlük mücadelesinin de etkisiyle bulunduğum coğrafyada anadil konusunda bir duyarlılık başlamıştı. Güney Uyanış dergisi çıkmaya başlamış, hem gençlik hareketinde hem de politik platformlarda dil ve kültür meselesi ön plana çıkmıştı. Bu süreç anadili kullanmak, kültürel değerlere sahip çıkmak açısından 80 sonrası dönem açısından bir başlangıç olarak değerlendirilebilir. 90’lı yıllar, insanların çocuklarına yeniden Arapça öğretmeye başlamasıyla, kesintiye uğramış ve asimile edilmiş bir dil ve kültürün yeniden ele alınarak, yeşertilmeye çalışıldığı bir süreç. Arapça müzik gruplarının kurulması, özellikle müzik alanında önemli sayılabilecek çabaların kendini var ettiği bir süreç de denebilir. Bu süreç, her ne kadar önemli katkılar sunmuşsa da, cılız kalmış ve ‘anadillere’ topyekun saldırılar karşısında sınırlı bir olumlu etki yaratabilmiştir. İlerleyen yıllarda kişisel olarak anadil ve kültürün yok edilmesi girişimlerine karşı direnç oluşmaya başladı. Ancak doğduğum topraklardan ayrıldıktan sonra sosyal olarak başka bir dil ve kültürün hakim olduğu bir coğrafyada var olmanın yarattığı etkiler söz konusu oldu. Ta ki, yıllar sonra Irak savaşı sonrası başlayan göçle beraber tercümanlık diye başka bir meslek girdi hayatıma. Arapçayı artık profesyonel yaşamımın da bir parçası haline getirdim.
ANADİL BİR HAKTIR
Anadile yönelik baskı ve asimilasyon politikaları kültürü de fazlasıyla etkiledi. Tarihsel merhalelerde oluşmuş bütün kültürel öğeler, dili içinde bulundurarak oluşmuş. Hiç bir cümle, sevdiğiniz birine kendi dilinizde kurduğunuz bir cümleden daha etkili değildir sizin için. Rüyalarınızı kendi dilinizde görürsünüz. Ben şu ana kadar en azından hatırladığım bütün rüyalarımı kendi dilimde görmüşümdür. Açıkçası kadınların, dil ve kültürün yok olmaması için çok daha fazla mücadele etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Anadil ile kendini ifade etmenin evrensel insan haklarının gereği olarak ele almak ve en temel hak olduğu perspektifiyle yaklaşmak gerekir. Sağlıklı bir gelişimin en önemli kriterlerinden biri de denebilir. Zira yasaklarla oluşturulan travmalar, insanın bütün hayatını etkilemekte. Anadil yaşamsal bir haktır. Meseleye buradan yaklaşmak ve insanlık tarihine katkı sunmak iddiasındaki bütün mücadeleleri bu ilkeyle birleştirmek gerekir.”
MA / Zemo Ağgöz
http://mezopotamyaajansi35.com/tum-haberler/content/view/163587?fbclid=IwAR3CPdZDHbfDwgTC6vYjumyk0dUQC_zAq-4zL1gGqjtWgg_QopWvC5S6XaU 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *