15 yıl sonra Hrant’ın anısına

Ragıp Zarakolu

Ben Hrant’ı 12 Eylül dönemindeki solculuk yıllarında Fırat olarak tanıdım. Beyaz Adam’ın kuruluş yıllarıydı ve Kadıköy, Bakırköy ve Osmanbey olmak üzere üç şube faaliyetteydiler. Ayşe Nur Zarakolu (ANZ) o dönem Türkiye’nin tek ilerici dağıtım şirketi olan Cem-May Dağıtım’ı yönetiyordu ve Beyaz Adam, kuruluş döneminde hem ders kitabı ihtiyaçlarını, bütün yayınları buradan karşılıyordu.

12 Eylül Cuntası’nın ASALA saldırıları bahanesiyle bütün Ermenileri takibe alınması için karar aldığı bir dönemdi. Yaratılan korku ortamında, Ermenilerden yurtdışına çok göç olmuştu. Bu ortamda Ermeni olarak üç şubeli bir kitapevi açmak cesaret işiydi, çünkü 12 Eylül aynı zamanda kitap düşmanıydı. Evlerde kitapların yakıldığı, kitabevlerinin kitaplarını denize attıkları bir zamanda, Hrant’la ANZ cesarette ve dayanışmada birbirleriyle buluştular.

Sonra biz 1993’te Yves Ternon’un “Ermeni Tabusu”nu yayımladık. Türkiye’de ‘Ermeni Soykırımı’ndan bahseden ilk yayındı bu. Ve bu tarihten itibaren Hrant’la muhabbetimiz daha bir kardeşleşti. Bu kitabın hem Diaspora’da hem de ülke içinde deprem gibi bir etkisi oldu.

O kitabın dağıtımını bir günde yapıp ardından da yayınevi çalışanları olarak birbirimizle helalleştiğimizi hatırlarım, insanlar kitabı gelip almaktan korkarken, Kirkor Kolukısa, Sarkis Çerkezyan ve Hrant Dink Ermeni toplumu içindeki kitabın dağıtımını üstlendi. Nitekim  bazı tehditlerden sonra, 1994 Aralığında yayınevi bombalanacaktı.

Savunma çerçevesinde Vahakn Dadrian’ın “Jenosit-Uluslararası ve Ulusal Hukuk Açısından Soykırım” adlı kitabını çıkarttık. Bu kitap da hemen yasaklandı. Ama sonunda beraat etti ve soykırım incelemelerin önü açıldı. Ternon’un kitabından dolayı iki yıl hapis gibi çok ağır bir cezası verdiler ANZ’ye.

Bu davalar basında hiç yer almadı ama Hrant, o dönem yayımlamaya başladığı Agos’unda bunların takipçisi oldu.

Yıllar sonra, 2005 yılında Sabiha Gökçen olayının yol açtığı baskı ortamında İnsan Hakları Derneği Başkanı arkadaşımız Eren Keskin’in girişimiyle, kendisiyle dayanışma adına verilen ANZ Düşünce ve İfade Ödülü’nü aldı. Sevan Nişanyan gibi.

Hrant Dink, Sabiha Gökçen’e ilişkin yayından sonra derin devletin ve onun milis yapılanmalarının hedefi haline geldi. Ülkücüler Agos önünde gösteri yapıyordu.

2007 yılına doğru Ergenekon grubunun darbe ortamı yaratma çalışmasında Hırant Dink, Orhan Pamuk, Elif Şafak Ergenekon çevresinin hedefi haline geldi.

Ama Hrant’ın ölümünden sonra 100 binlerin cenazeye katılımı, darbenin önünü kesti.

2006 yılında Los Angeles’ta İstanbul Ermenilerinin toplantısına katıldığımız için “Ortadoğu Doğu” gazetesi, “Kovun Bunları” diye manşet atmıştı. Aynı sırada “Yeni Şafak” gazetesi de Elif Şafak ve Taner Akçam’ı hedef göstermişti. ABD’de her ikisi de koruma altına alınmıştı. Orhan Pamuk New York’a yerleşmişti.

Uluslararası PEN olarak, Hrant Dink ile bu saldırılar sırasında dayanışma içinde olduk. Hollanda ve Norveç PEN’inin ödülleri verildi ona. Ama ne fayda!

Bu ödüller vesilesi ile sevgili Hrant ve Rakel, biraz olsun ülke dışına çıkıp biraz nefes aldılar.

6-7 Eylül pogromundan sonra Rum basını “Terk Etmeyeceğiz” diye manşet atmıştı. Hrant da “Terk Etmeyeceğiz!” dedi.

Gerçek Patriot, Gerçek Yurtsever diye Ona derim!

Hrant ülkeyi terk etmedi. Hep bizimle olacak, ebediyen.

Davası 15 yıldır sürüyor. Dosya kapanmadı. Yüzleri ve cesaretleri yok kapatmaya.

Utanç ise, erkin ayağı olanların ve bizzat erkin kendisinin! Sonsuza kadar!

https://www.evrensel.net/yazi/90216/15-yil-sonra-hrantin-anisina

Leave a Reply

Your email address will not be published.