‘Mortiloz Çukuru’ meselesi

Mıgırdiç Margosyan

Kirvem,

Bir zamanlar, yani mesela, yani örneğin “Biz Heybeli’de her gece mehtaba çıkardık” şarkısını tamburlar eşliğinde çalıp çığırıp, çok sesli koro halinde dillendirdiğimiz o günlerde; yine bilfarz “Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın” nağmelerinin ardından, Prens Adaları denen Heybeli (Halki), Büyükada (Prinkipo), Burgazada (Antigoni), Kınalıada (Proti), Sedef Adası (Antirovithos), Sivriada (Oxia) ve Yassıada (Plati) lakabıyla ünlü bu adalara aheste çekilen küreklerle veya mehtaplı gecelerde yandan çarklı vapurlarla seyahat etmek hem hayal oldu, hem de şu sıralar Marmara Denizi’ni istila eden “müsilaj” nedeniyle sanki bir nevi gavur eziyetine dönüştü!

Kirvem, işin mazide kalan bu çalgılı çengili, sazlı sözlü faslını bir tarafa dehlersek, diğer taraftan memleketin umumi manzaralarına, özellikle de “mafya, siyaset” sahnesinde tam da şu günlerde tezgahlanan “alavere dalavere” ortamına dönersek; görünen o ki, müsilaj denen bu salya sümükten sadece denizlerimiz değil, aynı zamanda da ülkemizin gidişatına “vatan, millet” teranesiyle yön veren tepemizdeki siyaset erbabının, bu “muktedir” zevatın “siyaset ahlakı” da, ne yazık ki bu kirden, bu pasaktan fazlasıyla nasibini almış…

Nitekim hemen her vesileyle doğaya, çevreye duyarlı olduğumuzu zırt pırt dillendirip, bu bapta bıkıp usanmadan demli çay demlerken, öte yandan yirmi dört saat içinde yirmi dört kez değiştirdiğimiz sözde “imar planları” sayesinde, otuz metrekarelik arsadan allem kullem hesaplarıyla kırk dokuz katlı gökdelenler, alışveriş merkezleri dikip, ardından da bu binaların her türlü atıklarını, fabrika bozuntusu yapıların zehirli, kirli sularını, zerre kadar arıtmadan denizlerimize, göllerimize boca ettikten sonra, bu kez de “Ah Marmara, vah Van Gölü” deyip, iki gözü iki çeşme ağıt yakmayı iş işten geçtikten sonra gerçekten de iyi beceriyoruz elhamdülillah!

Atalarımız şu veya bu konularda atılması gereken adımları yerinde, zamanında atmayıp, daha sonraları bunun ceremesini ister istemez çekmek zorunda kalanlar için, “Acayip işler, tavuklar kişner” deyip, bir bakıma yumurta kapıya dayanmadan işlerimizi önceden sağlam bir kazığa bağlamamızı önerirken, acaba daha geçenlerde alayla valayla temelini attığımız Kanal İstanbul namlı bu “çılgın proje”nin devreye girmesiyle birlikte, bu şehri İstanbul’un nüfusu yakında belki de yirmi milyonu solladığında; ol vakit Marmara’nın hali, ahvali, “müsilaj” meselesini çoktan aşıp, dolayısıyla hepten “Mortiloz Çukuru”na mı dönüşür, bilemiyorum Kirvem!

https://www.evrensel.net/yazi/89032/mortiloz-cukuru-meselesi 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *