‘Muhammed Salar – Hamidiye Alayları ve Kürdler

Günümüz köy koruculuk sisteminin, PKK çevrelerince Abdülhamid’in Hamidiye Alaylarının çağdaş versiyonu olarak değerlendirildiğini biliyoruz…

Kürd milliyetçi çevrelerin, Hamidiye Alaylarına dair değerlendirmeleri genellikle olumsuzdur.

Kürtlerin birleşip ulusal bir güç olmalarının önünde bir engel olarak gördükleri kurumu,

Kürtlerin ulusal gelişimini geciktirdiği

Aşiretçiliği güçlendirdiği

Mezhepsel, etnik ve dinsel çatışmaları körüklediği

Kürd toplumunun ulusal çıkarlarına zarar verdiği gerekçesiyle sert bir dille eleştirirler.

Kürdistan Gazetesi’nden çok daha sert bir tonda eleştirilerini dillendirenlerden Nuri Dersimi, alayları Türklere kulluk eden soysuzlar olarak aşağılamıştır. Kürd şair Cegerxwîn; kan dökücü Yeniçerilere benzettiği alayları, Jön Türkleri korkutan cahil ve fakir Kürtler olarak vasfetmiştir.

Kadri Cemil Paşa da anılarında, Birinci Cihan Savaşı’nda Cibran ve Hasenan Kürd Hamidiyesinde çalıştığını ve fakat onlardan Kürd milliyetçiliğinin gelişimi için beklediği ilgi ve alâkayı göremediğini yazmıştır.

İsmail Beşikçi alayları, sadece Kürdlerle Ermeniler arası değil, Kürd aşiretlerinin kendi aralarındaki çatışmaları da derinleştiren bir yapı, feodalizmi güçlendiren bir kurum olarak değerlendirmiş ve bu kurnaz politikası üzerinden Abdülhamid’i eleştirmiştir.

Osmanlı ordusunda subaylık da yapmış olan araştırmacı-yazar Mehmed Emin Zeki Beg; Osmanlı’yı alayların eğitim, teçhizat ve maddî gereksinimleriyle yeterince ilgilenmediği gerekçesiyle eleştirmiştir. Kemal Burkay, İsmail Beşikçi ve Bazil Nikitin de alayları askerî eğitim, disiplin ve teçhizat açısından son derece yetersiz gören Osmanlı sadrazamı Said Paşa ile hemfikirdirler. (Nihat Karademir, Sultan Abdülhamid ve Kürtler, Nûbihar yy.)

Hamidiye albayı olan Haydaran Aşiret reisi Kör Hüseyin Paşa’nın torunu Kemal Süphandağ’ın, kendi kitabına Büyük Osmanlı Entrikası Hamidiye Alayları ismini vermesini de nazara aldığımızda Nezan Kendal’den Celâl Temel’e kadar nice Kürd siyasetçi, aydın ve yazarın Hamidiye Alaylarını Kürd milliyetçiliğinin ve özgürlüğünün gelişimine engel olarak gördüğünü söyleyebiliriz…

Günümüz köy koruculuk sisteminin, PKK çevrelerince Abdülhamid’in Hamidiye Alaylarının çağdaş versiyonu olarak değerlendirildiğini biliyoruz…

Cumhuriyet devrinin Türk milliyetçisi ve devletçi kesimleri ise Kürd milliyetçi çevrelerin zıddına olarak, Kürt Milliyetçiliğini başlatıp geliştiren bir siyasî hamle olarak kabul ettikleri Hamidiye Alayları üzerinden Sultan Abdülhamid’i adeta topa tutmuşlardır.

General Kenan Esengin, M.Salih San, Süleyman Sabri Paşa gibi araştırmacılar, Kürd kimliğinin oluşmasında iki Osmanlı padişahını yani Sultan Selim ve Sultan Abdülhamid’i kötü sabıkalı olarak kaydederler.

Sünni Cibranlı Aşireti ile olan kan davalarının da etkisiyle resmi ideolojinin Kürd karşıtı politikalarına alet olan Alevi Hormek aşiretinden Mehmet Şerif Fırat da kitabında Hamidiye sistemini, Osmanlı’nın Yavuz’dan sonraki ikinci tarihî hatası olarak değerlendirmiştir. (Doğu İlleri ve Varto Tarihi, s.15,34,35,133)

7 Aralık 1936 günü toplanan “Umumi Müfettiş Konferansı”nda konuşan Ağrı, Kars, Erzurum, Rize, Trabzon, Gümüshane ve Çorum illerini kapsayan bölgeden sorumlu Üçüncü Umumi Müfettiş Tahsin Uzer, Kürtçülüğün Abdülhamid döneminde kurulan Hamidiye Alayları ile başladığını belirtmiştir. (Aktaran; Nihat Karademir, age. Uğur Mumcu, Kürt Dosyası, s.153, Tekin Yayınevi)

Dönemin kimi Osmanlı bürokratları da Hamidiye sistemini Kürdleri eğitip, örgütleyerek isyanlara zemin hazırlayacak kaygısıyla devletin çıkarlarını tehdit eden bir organizasyon olarak okumuşlar.

Sultan Abdülhamid, sonradan kaleme aldığı siyasî anılarında sözkonusu eleştirilere, alayların fikir babası ve aynı zamanda kayınbiraderi olan Zeki Paşa’yı savunarak şöyle cevap vermiştir:

“Kürt alaylarını teşkil ettiğim için, Avrupa gazeteleri acı tenkitlerde bulunuyor ve bu alayların teşkiliyle, Şark vilayetlerinde Ermenilere karşı vahşice davrandıklarını iddia ediyorlar.. Her ne kadar paşalarımızdan bazılarının da, ‘Kürt Kazakları’ ile teşkil ettiğimiz alaylara itiraz ettikleri bir hakikat ise de, fikir, Erzurum eski 4. Ordu Kumandanı Zeki Paşa’ya ait olduğundan, bu meslektaşlarının kıskanmış olmalarına da delâlet edebilir.

Rusya ile harp vukuunda, disiplinli bir şekilde yetiştirilen bu Kürt alayları bize çok büyük hizmetlerde bulundular. Zabit unvanı verdiğimiz Kürt ağaları yeni mevkileriyle övünecekler ve bir miktar zapt-u rapt altına gireceklerdir.. Bazı Kürt ağalarının çocuklarını İstanbul’a getirip memuriyete yerleştirdiğim için tenkit edildiğimi de biliyorum. Senelerdir Hıristiyan Ermeniler nazır mevkilerini işgal etmişlerdir. Bundan sonra da kendi di nimizden olan Kürtleri kendimize yaklaştırmakta ne gibi zarar vardır? Aynı şekilde Bedirhanoğullarını himaye ettiğim ve merkezde muhafaza ettiğim için, bunların memleketin huzurunu bozacakları söylenerek tenkit ediliyorum. Tenkit etsinler. Fakat ben kabul ettiğim Kürt politikalarında doğru yolda olduğum kanaatindeyim.” (Siyasî Hatıratım, Dergâh yy. s.74,75. 1975)

Anlaşılan; Sultan Abdülhamid, Türkçülük politikası adına değil belki kendi itibarı ve Osmanlı saltanatının çıkarları hesabına, Kürd aşiretlerinin kendisine ve devlete olan sadakat ve bağlılığını pekiştiren bu projeye sıcak bakmış ve Sünni müslüman Kürdlerin devletle çakışan ciddi menfaatlerine rağmen Hamidiye Alayları sistemini onaylamıştır.

Amerikalı profesör Robert Olson; Hamidiye Alaylarının ve Mekteb-i Aşiret-i Hümayun denilen Aşiret Mektebi’nin Kürd milliyetçiliğine yaptığı katkıyı tespit eden değerli araştırmacılardan biri.

(Hamid Bozarslan ve Baskın Oran da bu paralelde görüş beyan etmişlerdir.)

Olson; Kürd milliyetçiliğinin gelişimi sürecindeki en önemli aşamalardan biri olarak gördüğü Hamidiye Sisteminin Sünni Kürdler arasındaki dayanışmayı güçlendirip Kürdlere çağdaş savaş tecrübesi kazandırdığını, farklı coğrafyalarda farklı milliyetçi düşüncelerle tanışma fırsatı verdiğini ve askeri teknolojiyi kullanma özgüvenini de aşılayarak Kürd milliyetçiliğini güçlendirdiğini savunmuştur. (Robert Olson, Kürt Milliyetçiliğini Kaynakları, Öz-ge yayınları)

Azadî’nin kurucularından miralay Cibranlı Halid Beg ve birinci kurucu meclisde Bitlis milletvekili Yusuf Ziya, Ağrı Direnişi’nin sembol ismi İhsan Nuri Paşa, Hasenanlı Rıza Halid, Milîli İbrâhim Paşa’nın

Hamidiye sisteminde yetişmiş Kürdlerin önemli millî ve dini figürlerinden olmaları bu tezi destekler niteliktedir.

Kürd ve Arap gibi toplumların aşiretlerini vahşet ve bedevilikten kurtarmak gibi modernist bir misyona, üstenci bir üsluba da sahip Mekteb-i Hümayun’da devletten maaş alarak okuyan Arab, Kürd, Arnavut gençlerinin 5 yıllık eğitim müfredatını tamamlayıp okuldan mezun olduktan sonra kimilerinin aşiret bölgelerine dönüp subay, kaymakam veya öğretmen olarak atandıklarını bazılarının da Harbiye ve Mülkiye gibi üst okullarda öğrenimlerine devam ettiklerini biliyoruz.

İstanbul’daki iki önemli Kürd örgütünden biri olup 1912’de kurulan Kürd Talebe Cemiyeti Hêvî’de aktif olan gençlerin belirgin bir kısmının bu okulun öğrencileri olduğu göz önüne alındığında 1892’de kurulup 1907’de kapatılan bu Aşiret Mektebinin önemi biraz daha anlaşılır.

Mektebin lehinde ve fakat alayların aleyhinde yazan dönemin Kürdistan Gazetesi’nin yanında, Abdülhamid’in eğitim alanındaki bu atılımını ciddiye alıp değerli bulanlardan biri de meşhur Kürd alimi Bediüzzaman Seîdê Kurdî’dir.

O’nun Hamidiye Alayları’na dair yaklaşımı ise gazeteden farklı olarak tekdüze olmayıp şartlıdır. Şöyle ki;

… (devamı haftaya)

artigercek.com

Leave a Reply

Your email address will not be published.