Soykırımlara halk katılımı

Ohannes Kılıçdağı

Niyetim bu yazıda ilk gece hakkını değil, soykırım(lar)a tabandan/yerelden katılım hakkında bir iki kelam etmek.

Takip edenleriniz vardır, Taner Akçam’ın Kürt ağaların Ermeni köylüler üzerinde “ilk gece hakkı” (en kısa hâliyle, yörenin ağasının, Avrupa bağlamında lordunun, köylülerin yaptıkları düğünlerde gerdek gecesini gelinle geçirme ‘hak’kı) olduğunu söylemesiyle birlikte kıyamet koptu. Akçam’a verilen tepkiler görebildiğim kadarıyla iki grupta toplanabilir. Birinci gruptakiler daha ziyade tarihçilik refleksiyle ve bu disiplinin metodolojik kaygılarıyla itiraz edenler. Kabaca söyleyecek olursak, tarih disiplininin metodolojik ilkeleri açısından bakıldığında ‘ilk gece hakkı’nın olduğunu söylemek için elde yeterli veri ve kaynak olmadığını ileri sürdüler. Doğruluk-yanlışlık bir yana, bu makul bir itiraz; tarih disiplini içinde kaynakların niceliği ve niteliği konusunda yapılabilecek, hatta genelde tarih disiplinin özelde Ermeni-Kürt-Osmanlı çalışmalarının gelişimi için yapılması gereken bir tartışma.

Aralarında Taner Akçam’ı özür dilemeye çağıranların da olduğu ikinci gruptakilerin itirazı ise daha ziyade siyasi-ideolojik bakış açısından, daha spesifik olarak söyleyecek olursak daha sağdan, daha muhafazakâr, hatta milliyetçi bir nokta-i nazardan yapılmış bir itiraz. Onlar da ilk gece hakkı olduğunu söylemek için ortada yeterli kaynak olmadığını söylüyorlar ama onların itirazına sağ-muhafazakâr tonu veren, böyle bir uygulamanın “her iki halkın tarihsel ve toplumsal değerleriyle de bağdaşmadığını”, “iddia edildiği gibi bir durumun söz konusu bile olamayacağını” (vurgu benim), bunun “her iki halka da hakaret” olduğunu söylemeleri. Bir an için, ilk gece hakkının tartışmasız biçimde var olduğunu kabul edelim. Bu ne Kürt halkına, ne de Ermeni halkına hakaret olurdu. Kürt halkına hakaret olmazdı, çünkü ilk gece hakkı denen şey, halklar arası yatay bir ilişki değil, ağanın veya lordun tepeden, bir hiyerarşi içinde aşağıdaki halka yaptığı bir şey. Her hâlükârda ilk gece hakkı konusunda Kürt halkını bağlayan bir şey yok. İşte sağcılık, muhafazakârlık, milliyetçilik, Kürt ağalarının işlerini onlar Kürt halkının temsilcisiymiş gibi savunmaktır. Başka şekilde söyleyecek olursak, Kürt ağayı da Kürt köylüsünü de, farklı sınıf ve statülerine, birincinin ikinci üzerinde de baskısı olmasına rağmen başat olarak Kürtlük üzerinden değerlendirmek sağcılıktır, milliyetçiliktir.

İlk gece hakkı olduğunu söylemek Ermenilere de hakaret değildir veya olmazdı, çünkü zayıf olan, zayıflığından dolayı uğradığı zulüm sebebiyle hor görülemez, kabahat onun değildir. Bildirideki anlayışın da yansıttığı üzere, sağ-muhafazakâr düşüncede kadının erkek dünyasında yerleştirildiği yer sebebiyle ilk gece hakkı özellikle ve özel bir hakaret hâline geliyor.

Mezkur açıklamada olmayan ama ikinci grup altında kategorize edilebilecek başka bir ifade de, Taner Akçam’ın soykırımın sorumluluğunu Kürtlere yıkmaya çalıştığı ifadesidir. Özellikle resmî devlet çevrelerinde ve onun söylemini benimseyenler arasında bunu yapmaya çalışanlar olduğu doğrudur ama Akçam’ın yazdığı herhangi bir metinden on sayfa okuyan birinin ona böyle bir şey söylemesi mümkün değil. Öte yandan, benim de niyetim bu yazıda ilk gece hakkını değil, soykırım(lar)a tabandan/yerelden katılım hakkında bir iki kelam etmek. Doğrusu, ilk gece hakkı konusunda uzun uzadıya tartışılacak bir şey olduğunu da düşünmüyorum, çünkü münhasıran bu konu üzerine yapılmış yeterli araştırma, çalışma yok. Elimizdeki kaynaklar ışığında, bunun Ermenilere yönelik, zaman ve mekânda yaygın ve sistematik bir uygulama olduğunu söylemek mümkün değil. Fakat, ileride bu konuya eğilen daha kapsamlı çalışmalar yapılırsa daha kesin yargılara varmak mümkün olabilir.

Gelelim asıl meseleye: Soykırıma halk katılımı. Akçam’ın söylediği bir şey de, halktan gönüllü katılım olmasaydı ölü sayısının bu kadar yüksek olmayacağı. Burada da Akçam’a kızmak veya itiraz etmek bir yana, yaptığının çok net ve açık bir durumu ifade etmekten ibaret olduğu söylenebilir. Bu yalnız Ermeni Soykırımı için değil, Holokost’tan Ruanda’ya, Bosna’ya kadar hemen hemen tüm soykırımlar için söylenebilecek bir tespit. Soykırımlar zaten çoğu zaman tabandan halk katılımıyla olan olaylardır. Örneğin, sıradan vatandaş Yahudi Soykırımı’nı sadece Nazilerin yaptığı bir şey olarak bilir ama Almanlar bir yana, Nazi işgalinin yaşandığı Polonya, Ukrayna, Letonya, Litvanya gibi ülkelerde Yahudi komşularını toplu biçimde katledenler arasında o ülkelerin yerli halklarından kişiler de çokça vardır. Toplumda hepimizi kontrol eden, elini kolunu –iyi ki de– bağlayan, yazılı ve yazılı olmayan kurallar, kontrol mekanizmaları vardır. Nazi işgali Yahudiler söz konusu olduğunda bu mekanizmaları kaldıran, onları ‘serbest av’ konumuna koyan yeni bir düzen getirmiş, tabiri caizse ahlak ve hukuk supabını açmıştır. Oradan da halk nefreti Yahudilerin üzerine akmıştır. Bosna’ya, Ruanda’ya, Kamboçya’ya da baktığınızda benzer durumlar görürsünüz. Velhasıl, halk katılımı zaten soykırımların abecesidir.

Ermeni Soykırımı’nda da bırakın ifadeleri, belgeleri, tanıklıkları halk katılımı aynı zamanda bir matematik meselesidir. Soykırımı planlayan, organize eden İttihat Terakki Merkez-i Umumisi’dir; bu iş için, Teşkilat-ı Mahsusa adı altında çeteler de oluşturmuştur. Fakat, ne kadar çete oluştururlar oluştursunlae, bırakın milyonlu sayıları, yüzbinlerce insanı öldürmeye ‘yetişmeler’i mümkün değildi. Bu söyleyeceğim size tuhaf gelebilir, fazla soğukkanlı tınladığı için rahatsız da olabilirsiniz ama katliam, soykırım aynı zamanda işgücü gerektiren bir mesaidir. Nitekim, Nazilerin lanetli, şeytani ‘başarı’sı, katliamın sanayisini ve bürokrasisini kurmuş olmalarıdır. İttihat Terakki öyle bir sanayi kuramadığı için mümkün olan yerlerde işi taşeronlara vermiştir. Velhasıl, Ermeni Soykırımı’na halk katılımı bir vakıadır. Bu halkın içinde yerine, yöresine göre Türk de vardır, Kürt de vardır, Çerkes de vardır, Arap da vardır.

Peki, o zaman “Türkler Ermenilere soykırım yaptı” veya “Kürtler Ermenilere soykırım yaptı” demek doğru mu? Teknik olarak hayır, çünkü “Tüm kuğular beyazdır” önermesi siyah bir kuğu bulana kadar geçerlidir. Ermeni Soykırımı’na, katliam organize edeninden tut da tehcir edilen komşusunun evinin doğramalarını, kap kacağını çalanına kadar binlerce Türk, Kürt, Çerkes, Arap vs. katılmıştır ama katılmayan da binlerce Türk, Kürt, Çerkes, Arap vardır. Dolayısıyla, özneyi başı sonu belirsiz soyut bir topluluk olarak koyduğunuzda, söylediğiniz olgusal olarak sağlam bir zemine oturmaz. Öte yandan, “Soykırımın gerçekleşmesinde Ermenilik ile Türklük, Kürtlük, Müslümanlık arasında öteden beri süregelen sosyoekonomik, kültürel, ideolojik ilişkiler etkili olmuştur” derseniz çok doğru ve çok hayati bir söz söylemiş olursunuz. Bu ilişkiler soykırımı kaçınılmaz yapmaz ama soykırımın yükseldiği sosyokültürel zemini sağlar. Bu açıdan, Kürt-Ermeni tarihine baktığımızda da gördüğümüz, her bir Kürt’ün her bir Ermeni’yle her zaman her yerde düşman olduğu değildir ama iki topluluk mensupları arasındaki ilişkiler dikensiz gül bahçesi de değildir. Sorun, bir halkın toptan iyi, ötekinin toptan kötü olması da değildir, çünkü ‘iyi halk’ – ‘kötü halk’ diye bir şey yoktur. Mesele, içinde yaşanan, nesillerin yetiştiği, toplumsal, ideolojik yapıdır.

Bu konu bitmez, daha konuşuruz.


Agos 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *