Bir nihavent Samatya: Sahakyan Tıbrast Tas Korosu

Samatya’da çan seslerine karışan, uykusuz bir trenin tıkırtısı mıydı yoksa? Bildiğim tek şey… Surp Kevork’un kuyusu sustu, Gomidas sustu, senin sesin dünya durdukça yankılansın Sahakyan!

Berken Döner

Abdülhak Şinasi Hisar, ‘Geçmiş Zaman Köşkleri’ adlı şiirsel eserinde “Her mahallenin kendine mahsus kokuları ve sesleri vardır. Rumelihisarı deniz, Büyükada çam kokar” der. Abdülhak Şinasi Bey, kışlarını Rumelihisarı’nda, yazlarını Büyükada’da geçirirdi. İki “mekân”ı da gün görmüş, “vekil vükêla” ağırlamış yerler. Kalender Samatya’mızın yanında oldukça gösterişli durdukları da bir gerçek. “Son Osmanlı”mız, nâzik nâzenin Abdülhak Bey’imize de böylesi yakışırdı, şüphesiz. Benimse yolum sık sık Samatya’ya düşer. Ne olursa olsun, “Gedikpaşa-Kumkapı-Samatya” takım yıldızım, has bahçemdir, hâr-ı belâsı da hoş gelir bana. Fakat değil mi beyefendinin sâdık bir okuruyum, bir an durup, onun gibi düşünmeye çalıştım; “Samatya nasıl kokardı, hangi sesler duyulurdu?” O ilk karşılaşmadan itibaren hatırlamaya çalıştım…

Samatya’da önce ıssız bir boşlukta bulursunuz kendinizi. Üstelik etrafta hiçbir görsel çekicilik yoktur. Kimsenin gözüne ilişmeden, “bütün insanlık için parlayan güneş”in altında rastgele açmış gelincikleri, salkım saçak hanımellerini görebiliyorsanız, Samatya İstasyonu’ndasınız demektir. Zaten bu tenhalıkta, bu göz şenliği bir size, bir de Kumkapı’daki akraba ziyaretinden dönen üç-beş Samatyalı’ya nasip olur. Kırmızılar, aklar usulca yanaklarınıza damlar. Bu aynı zamanda kaçıncı cemrenin nereye düşeceğini en iyi bilenlerden olacağınıza dair bir işarettir. Artık Samatya’nın dik ama kısa yokuşlarını adımlamanın da zamanı gelmiştir. Biraz hızlanırsanız, kendinizi manolya ve ıhlamur ağaçlarına komşu, Marmara Caddesi’nde yer alan Surp Kevork Kilisesi’nin önünde buluverirsiniz. Kilise yakınındaki bütün ağaçlar gibi, kutsallıkla hiçbir ilgisi olmayan ama önemli bir kararın sonucu gibi orada dururlar. Mevsimindeyseniz, şanslısınız. O efsunlu kokular, bu sessizliğin şiddetini hafifletir. Seslere gelince… Samatya’da olsa olsa hangi elin çaldığını bir türlü bilmediğimiz çan sesleri ve Sahakyan Tıbrats Tas’ın(1) yankısı duyulur. Kilise’nin bahçesinde yüzyıllardır susan, sahipsiz, dilsiz bir kuyu var. Tıbrats Tas onun yankısı olmak için mi vardır, yoksa bu sesler bizden zorla uzaklaştırılan insanlarımızın sesi midir? Onu da artık siz düşünün!

.

ÇOCUKLUĞUN ŞEFKATLİ KUCAĞI: SAHAKYAN-NUNYAN OKULU

Fatih Sultan Mehmet’in emriyle, 1461 yılında Samatya’da kurulan Ermeni Patrikhanesi’nin başına, Bursa ve çevre illerde yaşayan Ermenilerin dini önderi Başepiskopos Hovagim getirilir. Patrik Hovagim’in ilk icraatlarından biri, kilisenin bahçesine, “ruhban evi” açmak olur. Bu “ruhban evi”, gelecekteki Sahakyan Okulu’nun temelini oluşturacaktır. İstanbul’da Ermeni çocuklar için kurulan bu ilk “ruhban evi”nde Bursa’dan getirilen din adamları ve âlimler ders vermeye başlarlar. O dönemde verilen derslerin düzeyini anlamak için, hocaların arasında Fatih Sultan Mehmet’in Cerrahbaşılığını da yapmış olan, Ermenice’nin yanı sıra Türkçe, Farsça, Arapça, Yunanca ve Latince dillerine de hâkim, saray hekimi (D. 1416 Amasya, Ö. 1496 Bursa) Amasyalı Amirdovlat’ın da bulunduğunu söylemek yeterli olur sanırım. Erkek çocuklarının dini eğitim aldıkları “ruhban evi”, zaman içerisinde dini olmayan bir eğitimin verileceği Sahakyan Erkek Okulu’na dönüşür. O günden bugüne de bol çocuklu bir aile evinin bahçesi gibidir Sahakyan. Sayısız çocuğa ev sahipliği yapar. 1831 yılına gelindiğinde, Sahakyan Okulu’nun yanı başında kız öğrencilerin de eğitim alabilecekleri Nunyan Kız Okulu açılır. Her iki bina da kuruluşundan bu yana pek çok kez yangın geçirir. Cemaatin desteği ile yeniden toparlanır. I. Dünya Savaşı yıllarında, kilise ve okul binaları askeri kışla olarak kullanılır. Sahakyan ve Nunyan okulları kilise bahçesinde iki ayrı bina olarak eğitimini sürdürür. 1924 yılında okullarda kız-erkek karma eğitime geçilir. Zaman geçer…Samatya’da yeni yangınlar çıkar, okul defalarca yeniden yapılanır. Günümüzdeki hâline kavuşur. Yüzyıllardır, uyku mahmuru Ermeni çocuklarını ana kucağından teslim alıp, sevgiyle, güler yüzle karşılar. O çocukların pek çoğu Sahakyan mezuniyetlerinden sonra, Kapalıçarşı’nın etrafında sıralanmış atölyelerde, Vezir Han ve Çuhacı Han dükkânlarında hayat okulundan da mezun olacaklardır. Geçim sıkıntısının, ekmek parasının peşinde Sahakyan’ın sevgi dolu, korunaklı, güvenli ortamını özlemle andıklarının yakın tanığıyım.

.

BİR NİHAVENT KORO: SAHAKYAN TIBRATS TAS

Samatyalı Ermeniler, kiliselerine son derece derin bir saygı, sevgiyle bağlanırlar. Öyle ki halk arasında “Samatyalı çan sesini duydu mu hemen kiliseye koşar” söylentisi gelişir. Bu bağlılık Anadolu’dan göç etmek zorunda kalan halkın katılımıyla perçinlenir. Pazar günleri Surp Kevork Kilisesi’ndeki ayinlere katılım oranı oldukça yoğundur. Üstelik bu kilise, Galata’daki Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi’nden sonra, İstanbul’daki en eski ikinci Ermeni kilisesidir. 1641 yılına kadar Ermeni Patrikhanesi olarak hizmet verir. Patrikhane daha sonra Kumkapı’ya taşınır. Surp Kevork Kilisesi’nin payına da 180 yıl boyunca Ermeni Patrikhanesi olarak görev yapmanın onuru düşer.

Kilisenin ibadete açıldığı günden bu yana geçen 560 yıl boyunca okunan ilahiler, gönüllüler tarafından kurulan Sahakyan Tıbrats Tas tarafından icra edilir. Bu kurumun resmi olarak kabul görmesi ise 18. yüzyılın başına dayanır. 1703 yılında oluşturulan tüzükle birlikte Sarraf Sarkis Taşçıyan önderliğindeki 80 kişilik kadro, ilk kez resmileşen tıbirler olurlar. 19 yüzyılın son çeyreğinde Gara Murza’yla başlayıp, Makar Yekmalyan ile devam eden Ermeni müziğinde çok seslilik, her iki müzik dehasının öğrencisi olma şansına sahip olan Gomidas Vartabed’in çalışmalarıyla birlikte İstanbul’a kadar ulaşır. Gomidas Vartabed’in 1910 yılında İstanbul’da kurduğu 300 kişilik Kusan Korosu’nun verdiği konser, gençleri müthiş heyecanlandırır. Bundan böyle Tıbrats Tas’larda okunan tek sesli makamlarla yetinmek istemezler. Bu talepleri ile büyük bir sorumluluk üstlendiklerinin henüz farkında değillerdir. Beş yıl sonra, 24 Nisan 1915’teki sürgün yolundan zar zor kurtulan hocaları Gomidas Vartabed’in ömrünün geri kalanında sessizliğe bürüneceğini elbette bilemezler. Gomidas’ın mirasını devralırlar, dört elle sarılır, büyük bir gururla sahiplenirler.

Koronun kuruluşunun 25. yılı anısına basılan kitap. Bir dönem koronun şefliğini yaparak ilk büyük konserlerini vermelerini sağlayan Vahe Lusarar’a hediye edilir: “Bizim sevgili şefimiz Vahe Lusarar’a  öğrencilik duygularıyla” – Sahakyan Tbrats Tas Yöbetim Kurulu Samatya, 1964 Alt bölümde yer alan yazıysa Vahe Lusarar’a ait: “Bana hediye edilen bu kitabı beni hatırlamanız için sizlere teslim ediyorum. 64 yıl boyunca onu elime alarak o güzel günleri anıyordum.”

GOMİDAS’IN BÜYÜK MİRASI: YERKÇAKHUMP

Tek sesli ilahi okuyan Tıbrats Tas’lar, çok sesli ilahileri, halk şarkılarını okuyabilmek için kendi bünyelerinde yerkçakhumplar (korolar) kurmaya başlarlar. 11 Kasım 1918 yılında Kuruçeşme Yerevman Surp Khaç Kilisesi Tbrats Tas bünyesinde kurulan ilk çok sesli koronun ismi, büyük müzik hocası Gomidas Vartabed’in ismiyle taçlandırılır, Gomidas Korosu olur. Peş peşe kurulan korolardan sonra, 1938 yılında Dr. Zaven Menzilciyan’ın öncülüğünde Samatya Surp Kevork Kilisesi Tıbrats Tas heyeti de çok sesli eserleri yorumlamak için bünyesinde bir koro kurmaya karar verir. Kurdukları koruya, kiliselerinin bahçesinde eğitim vermeye devam eden tarihi eğitim kurumunun ismini verirler, Sahakyan Korosu olur. Ancak Sahakyan Korosu, resmi olarak 1938 yılında kurulan çok sesli korosundan seneler öncesinde de ayin ve şarkıları çok sesli yorumlamaktadır. Dönemin önde gelen müzik hocalarından Krikor Çulhayan’ın daha önce “Fa Minör” tek ses olarak (Nihavend Makamı) uyarladığı Badarak ilahileri, 1927 yılında ilk olarak Samatya Surp Kevork Kilisesi’nde çok sesli olarak okunur. Öyle ki “Fa Minör” okuması, Sahakyan ile özdeşleşir. Günümüzde Türkiye Ermeni Patrikliği’ne bağlı 41 kiliseden 20’sinin kendi bünyesinde kurulmuş korosu vardır. Sahakyan Tıbrats Tas, dinsel müzik dışında halk müziği ve sivil Ermeni müziğinin temsil edilmesinde de önemli bir rol üstlenmiştir.

Bunun yanı sıra, Cumhuriyet döneminde kurulan korolar, verdikleri konserler, düzenledikleri etkinlikler ve geziler, korolar arası yapılan futbol turnuvaları sayesinde zaman içerisinde derneklerin oluşmasına katkıda bulunurlar. Bu etkinlikler halk tarafından o kadar benimsenir ki, 1944 yılı kayıtlarında, Koğtan (Kumkapı), Mıkhitaryan (Pangaltı), Getronagan (Karaköy) ve Sahakyan (Samatya) koroları arasında düzenlenen futbol turnuvasında, Sahakyan Korosu futbol takımının şampiyon olduğu bilgisi yer almaktadır. Tabii ki Samatyalıların, “Yenilmez Sahakyan” tezahüratları eşliğinde!

1929 yılında Badarak’ı “çok sesli Fa Minör” düzenlemesiyle okuyan Tbrats Tas üyelerinin hâtıra fotoğrafı.

SAHAKYAN TIBRATS TAS’TA KADIN OLMAK: MAESTRO ANJEL MANAVYAN

Sahakyan Tıbrats Tas, kadınların özverisi ile ayakta duruyor demek sanırım yanlış olmaz. Günümüzde sayısı 80-100 arası değişen koro üyelerinin pek çoğu kadın. Koronun Ankine’leri, Serli’leri, Hripsime’leri yoktan var eden, yorulmak nedir bilmeyen kadınlardan. Tıbrats Tas’a bağlı bir de çocuk korosu var ki birbirinden yetenekli çocuklar, yıldız gibi koroya serpiştirilmişler. Ben kendilerini ilk defa 2018 yılı Hrant Dink Vakfı Ödülleri’nde dinlemiştim. Karin Katrancıoğlu şefliğinde bir Mayro söylediler ki, siyah elbisem ve yarım topuzumla hanım hanımcık otururken, kendimi bir anda halay çekerken bulmuştum. Şef Karin Katrancıoğlu da çocuk korosu kökenli. Müzik sevgisini, konservatuvar eğitiminin ardından çocuklara yaymakta. Bir kez daha yürekten kutluyorum. Üstelik sanmayın ki bu kadın hâkimiyeti günümüze özgü bir durum. 1940’ların sonunda bir kadın maestro tarafından yönetilen korodan söz ediyoruz. 1947 yılında hem tıp öğrencisi hem de orkestra şefi olan Dikran Tahtaburunyan, ağır sınavlarından dolayı koro şefliğine ara verir. Bunun üzerine koro şefliğini Anjel Manavyan üstlenir. Böylece Samatya Tıbrats Tas’ın ilk kadın şefi olur. Kadınlar bununla da yetinmez. Kendi aralarında yaptıkları seçimle kendi yönetimlerini oluştururlar. 1947 yılı koro yönetiminde Anjel Manavyan, Adrine Melikyan, Anjel Adalyan yer alır.

Yönetim kadrosunun, koro üyelerinin ve Samatya Ermeni cemaatinin dayanışma ruhu ve birbirlerine bağlılıkları dillere sezâ olsa da, koro tarihsel kırılmalardan oldukça kötü etkilenir. Tüm askeri darbelerde kendi payına düşeni alır. Bu olağanüstü günlerde koro elemanlarının sayısı azalır, çalışmalar durma noktasına gelir. Yine de bir yolunu bulup, ayakta kalırlar. 1980 Darbesi’nden sonra Sahakyan Lisesi öğrencileri, koroya destek olur. Dönemin lise son sınıf öğrencilerinden oluşan koro, Şef Bedros Kamcıyan öncülüğünde tekrar “Fa Minör Badarak” çalışmalarına başlar. Öğrencilerin sevinci, çalışma azmi civardaki diğer gençleri de etkiler. Hemen yanı başlarındaki Yedikule’den, Etyemez’den de koro çalışmalarına katılanlar olur.

SAHAKYAN KOROSU’NU 21. YÜZYILA TAŞIYAN MAESTRO: SEVAN AGOŞYAN

Günümüzde koroya aralıksız devam eden 70 kişi var. Bu kişilerin meslekleri, yaşları değişiyor. Mücevher ustalarından, doktorlara; tekstil sektöründe çalışanlardan, mühendislere; kuyumculardan, öğretmenlere tamamen gönüllülerden oluşan renkli bir kadroya sahipler. Şefleri ise Sevan Agoşyan. 1967 doğumlu Agoşyan, ömrünün neredeyse yarısını Sahakyan Korosu’nda geçirmiş. Agoşyan, müzikle dolu ömründe sırasıyla Nubar Bayvertyan, Hagop Dökmeciyan ve Nubar Simonyan’dan ilahi, halk şarkıları, klasik batı müziği eğitimi almış. Prof. Jirayr Aslanyan ile karşılaştıklarında, hayatını tamamen müziğe adamış. Maestro Arslanyan ile önce klasik piyano, ardından armoni, kontrpuan, füg kompozisyon ve orkestra şefliği çalışmışlar. 1990 yılına gelindiğinde Sevan Agoşyan ve Sahakyan Korusu’nun yolları kesişmiş. Koroya Pazar ayinlerinde org ile eşlik etmeye başlamış. 1990 yılında Sahakyan Çocuk Korosu’nun şefliğini, Maestro Berc Çalyan’ın ardından da Sahakyan Korusu’nun şefliğini üstlenmiş. O günden bugüne tam 25 yıl geçmiş. Koronun Bakırköy Leyla Gencer Sahnesi’nde verdiği konserde, koro üyeleri tarafından kendisine büyük bir sürpriz hazırlanmış. Bu anlamlı 25.yıl hep birlikte söylenen şarkılarla kutlanmış.

Maestro Agoşyan’ın en önemli özelliği, halk şarkılarını çok sesli olarak düzenleyerek, orkestra ile uyumlu hâle getirmesi. Böylece geleneksel ezgileri genç nesillere sevdirmeyi başararak, haklı bir üne kavuşmuş. Tabii ki her şeyden önce bir kilise korosu oldukları için asıl önceliği her zaman ilahiler olmuş. Günümüzde Sahakyan Tıbrats Tas’ın klasikleşmiş üç ayrı repertuarı var. Birincisi her sene kilisede okunan, çocuk korosunun da katıldığı yılbaşı ilahileri ve yılbaşı şarkılarından oluşan “Yeni Yıl Konseri Repertuvarı”. İkincisi Ermenice, Türkçe ve yabancı dildeki klasik ve popüler sevilen şarkılardan oluşan “Festival Repertuvarı”. Üçüncüsü, Cemal Reşit Rey, Lütfi Kırdar, Bakırköy Leyla Gencer gibi büyük salonlarda ortalama 30 kişilik, orkestranın da eşlik ettiği konserler için hazırlanan, özellikle Ermenice şarkılardan oluşan “Renkli Repertuvar”. Agoşyan yönetimindeki koro o kadar disiplinli çalışıyor ki, sene içinde bu üç repertuarı da kısa aralıklarla sunmayı başarıyorlar.

.

ARZUMANLAR’IN SAMATYA’SI

İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ne bağlı kiliselerin içinde en çok takdir gören tıbir kadrolarından birine sahip olan Sahakyan Tıbrats Tas, bu yıl 560. yaşını dolduracak. Koronun son 15 yıldır yönetim kurulu başkanı Ğugas Arzuman. Semte biraz âşina olan, “Arzuman” soyadının Samatya için önemini bilir, rahmetli Baron Avedis Arzuman’ı da anmadan geçmez (Baron Avedis’i bir başka Samatya yazısıyla hatırlayalım) Samatya’nın Arzuman’ları Yozgat-Burunkışlalı’dır. Konu Burunkışla’dan açılmışken… Günümüzde Samatya’da yaklaşık 4 bin Ermeni yaşıyor. Bu nüfusu Yozgatlılar başta olmak üzere, Kayserililer, Sivaslılar, Sasunlular, Malatyalılar, Hataylılar ve diğerleri oluşturuyor. Sivas, Malatya ve Hataylılar son yıllarda kendi derneklerini kurmuş, Yozgatlılar ise böyle bir derneğe ihtiyaç duymamışlar. Yıllardır Surp Kevork Kilisesi’ndeki Burunkışla heyeti, onlar için büyük bir övünç kaynağı olmayı sürdürüyor. Daha önceleri, Yozgat Terzili Köyü’nün de bir heyeti varmış. Hatta denir ki Burunkışla-Terzili Köyü birbirleriyle tatlı sert bir rekabet içindelermiş. Bu çekişmenin kökeni de, cemaatin Yozgat’ta yaşadığı yıllara dayanırmış. Ğugas Arzuman, Yozgat’tan Burunkışlaya’ya göçü şöyle anlatıyor: “50’li yıllarda Yozgat’tan gelen Ermeniler, İstanbullu ‘Âkil Ermeniler’ tarafından istasyonda karşılanırmış. Bir kısmı Ortaköy’e bir kısmı Samatya’ya gönderilmiş. Hatta iki kardeş yola çıkıp, biri Samatya’ya biri Ortaköy’e gönderilen, garibanlığından durumunu anlatamayan insanlar varmış. Ortalama bir sene sonra kavuşurlarmış. Şimdi biz gülüyoruz tabii anlatırken ama düşününce çok trajik! Son derece yabancı oldukları bir ortamdalar, parasızlar, yerlerinden yurtlarından olmuşlar, tedirginler… Sıfır bile değil, eksiden başlıyorlar hayata. Ailemin hikâyesi de böyle. Rahmetli Yozgatlı vaftiz babam Amerikan Koleji bitirmişti. İngilizce, Fransızca, Ermenice ve Türkçe konuşurdu. Babamın kuşağı ise ilkokulu bitirmekle övünürdü. Çünkü kendi akranları okuma yazma bile bilmezdi. O büyük Ermeni kültür mirasındaki kırılmayı daha nasıl anlatayım…” Ğugas Arzuman, Surp Kevork Kilisesi’nin yaşamlarındaki yerine de değiniyor: “Göçle gelen bu insanlar kendi memleketlerinde ne kiliseyi ne de okulları yaşadılar. Tek yapabildikleri bu yapıların izini sürmekti. Şu kilisenin kapısı, şu daireye takılmış. Okulun arsasına şu ev yapılmış, mezar taşı şu bahçenin duvarı olmuş gibi… Büyük kente geldiklerinde bir okulları, bir kiliseleri oldu. Gerçekti, orada duruyordu, kapısını çalsalar açılacaktı. Dört elle sarıldılar. Sevgiyle bağlandılar”.

Ğugas Arzuman ve ablaları

‘PATRİK MESROP MUTAFYAN’IN BÜYÜK AİLESİ’

Ğugas Arzuman, anne babasının teşvikiyle başladığı koroda 40. yılını doldurur. Pazar sabahları, 5 yaşında bir çocuk olarak çizgi film kuşağını bırakıp, çocuk korosunda şarkı söylemeye gittiği günleri hiç unutmadığını her fırsatta vurgular. Çizgi film izlemek o kadar içinde kalmış ki, bugün iyi bir çizgi film izleyicisi. Geride bıraktığı 40 yılı ise Maestrolar Jirayr Arslanyan, Berc Çalyan ve Bedros Kamçıyan isimleri ile birlikte hatırlıyor. Bir kişi var ki hem Arzuman’ın kişisel yaşamında hem de Sahakyan Korosu tarihinde özel bir yere sahip. Bu isim 2019 yılında vefat eden Patrik Mesrop Mutafyan’dan başkası değil! Ğugas Arzuman, Patrik Hazretleri’ni minnetle anıyor: “1980’lerde Türkiye’ye döndüğünde bizim evimiz, onun âdeta ikinci eviydi. Çocukluğum, gençliğim onun yanı başında geçti. Bugün kim ki Ermeni kültürünü yaşatıyor onda Mutafyan Hazretleri’nin izi vardır, emeği vardır. Kimsenin yapmadığını yaptı. Bu sahipsiz, düş kırıklığı içinde yaşama tutunmaya çalışan insanlara el verdi, derledi toparladı, bir araya getirdi. Çocukların, gençlerin üstüne özellikle eğildi. Klasik din adamı figüründen öteydi. Biz Sahakyan Tıbrats Tas üyeleri, Mutafyan’ın kurduğu büyük ailenin parçasıyız, bundan dolayı da onur duyuyoruz”. Ğugas Arzuman, geçimini Çarşıkapı’daki atölyesinden kazanıyor. Sahnede bambaşka birine dönüşerek, Yerevan ve Kudüs dahil pek çok kentte şarkı söyleme olanağı buluyor. İstanbul sahneleri ise onun için tanıdık, bildik bir ortam.

.

‘SENİN BİLMEDİĞİN TARİHİNLE SANA SARILIYOR’

Ğugas, dünyanın pek çok kentinde konser verdi ama memleketini hiç görmedi. Bunun için imkânı olmasına rağmen Yozgat’a gitmeyi asla düşünmedi. Kendisini her ne kadar Samatyalı olarak tanımlasa da, zaman zaman kısa bir anlık karşılaşmada Burunkışlalı olduğunu hatırlıyor: “Annem babam iyi duygularla ayrılmadılar memleketlerinden. Babam mesela geri dönmeyi hiç düşünmedi. Onun bu tavrı bizlere de yansıdı, hiç merak etmedim. Beni asla etkilemez Burunkışla. Belki sadece bir anlık… Ara sıra şöyle bir şey olur…. Yolda annenin yaşıtı bir teyze ile karşılaşırsın, memleketlindin. Seni durdurur, öper, koklar. Çoluğun çocuğun hatırını sorar… Sonra gözünden iki damla yaş gelir, bir daha sarılır sana. Ağlayarak uzaklaşır. Bilirsin ki sana, senin bilmediğin tarihinle sarılıyor o! Annenle birlikte, ikisi de genç kızken çeşmede su doldurdukları günün tarihiyle sarılıyor. İşte ben o zamanlar evet, Burunkışlalı’yım!”

Bütün bunlardan sonra şimdi düşünüyorum da… Samatya’da çan seslerine karışan, uykusuz bir trenin tıkırtısı mıydı yoksa? Yepyeni bir hayat hazırlayan… Raylardan, camlardan, kapılardan taşan sesler nereye sızdı? Bildiğim tek şey… Surp Kevork’un kuyusu sustu, Gomidas sustu, senin sesin dünya durdukça yankılansın Sahakyan! Nice 560 yıllara!

Bu yazının yazılmasında desteklerini esirgemeyen Sahakyan Tıbrats Tas Korosu üyelerine, Maestro Sevan Agoşyan’a, Yönetim Kurulu Başkanı Ğugas Arzuman’a katkılarından dolayı teşekkür ederim. Ve sevgili “kuyrik”im Besse Kabak’a! Onun için ne söylesem az kalır!

  1. Tıbrats Tas: Bağlı bulundukları tüzük doğrultusunda üye olmaya hak kazanmış bireyler tarafından seçilmiş olan yönetim kurulunca idare edilen, Ermenicede ‘tıbir’ olarak adlandırılan [kilise hiyerarşisinde en alt rütbeyi almış olan] bireylerin ayin düzeni, okunan dualar ve ilahileri öğretmek için oluşturulan kurum.

https://www.gazeteduvar.com.tr/bir-nihavent-samatya-sahakyan-tibrast-tas-korosu-haber-1521315

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *