Yok olma tehlikesi altındaki bir dili öğrenmek (II)

Hrant Dink Vakfı’nın 2016’da başlattığı Batı Ermenicesi Programı’nda 2021 bahar dönemi sürüyor. 21 Şubat Dünya Anadili Günü vesilesiyle, programın katılımcılarına, Batı Ermenicesi öğrenmek istemelerinin nedenlerini, dili öğrenirken karşılaştıkları sorunları ve geliştirdikleri çözümleri sorduk. Geçen hafta başladığımız dosyanın ikinci bölümünü yayımlıyoruz.

AYŞENUR KOLİVAR

Müge Demirkır Ünlü: “Vardık ve var olacağız”
Babaannem Anadolulu bir Ermeni. Ermeniceyi öncelikle köklerimle bağlantı kurmak için öğreniyorum; bunun yanı sıra, dil öğrenmeyi çok seviyorum ve Anadolu’ya ait bir kültürün geleceğe en güzel dille aktarabileceğine inanıyorum. Ayrıca, çalışma alanım insan hakları; ileride Anadolu Ermenileri için de bir şeyler yapma niyetindeyim. Bu değerler unutulmamalı. Vardık ve var olacağız!
Batı Ermenicesi öğrenmek için pek fazla kaynak yok. Sözlük benim için büyük sıkıntı. Şu an için kursun verdiği materyaller ve öğretmenlerimin yönlendirmelerinden yararlanıyorum.
Aras Yayıncılığın çocuklar için yayımladığı kaynaklar da şu aşamada benim için yararlı oluyor. Ayrıca internette Ermenice şarkılar bulup sözleri takip etmeye çalışıyorum. Vahe Barberian’ın YouTube kanalını, Nor Zartonk, Nor Hamaynk, Luys TV gibi kuruluşların sosyal medya yayınlarını takip ediyorum. En sevdiğim yazarlardan olan Zabel Yeşayan’ın kitaplarından kısa bölümler okuyup bunları hafızama yerleştirmeye çalışıyorum. Alışveriş listelerimi vs. Ermenice harflerle yazıyorum.

Serkan Keçeci: “Kulak dolgunluğum Tatavla’dan”
2007’den beri özellikle Kafkasya tarihi üzerine araştırmalar yapıyorum. Bölge çalışmaları için kaynak dilleri olan İngilizce, Rusça, Fransızca, Farsça ve Osmanlıca haricinde, bölge dillerinden en az birini daha öğrenmek istiyordum. Mevcut imkânlar dâhilinde benim için en ulaşılabilir durumda olan Batı Ermenicesini öğrenmeye başladım.
Batı Ermenicesi öğrenme hikâyemi, doğup büyüdüğüm Tatavla/Kurtuluş’tan başlatabilirim. Ermeniceye dair, bu semtte edindiğim kulak dolgunluğunun, sonraları takip edeceğim akademik serüvenin bir parçası olarak karşıma çıkması benim için şaşırtıcıydı. 2010’da Londra Üniversitesi’ne bağlı SOAS’ta (Şark ve Afrika Çalışmaları Okulu) Krikor Moskofian’ın verdiği derslere katıldım. Ardından, bu süreci kendi kendime sürdürmeye çalıştım. Pandemi döneminde Hrant Dink Vakfı’nın düzenlediği çalışmalara katıldım.
Bu süreçte bilhassa muhtelif ders materyallerine ulaşma konusunda sıkıntılarla karşılaştım. Batı Ermenicesinde üretilen yazılı, sesli ve görsel yardımcı materyallerin sınırlı olması, beni ulaşabildiğim kaynakları daha verimli bir şekilde kullanmaya teşvik etti.

İdil Çetin: “Birincil kaynakları okuyabilmek için…”
Batı Ermenicesi öğrenmeye akademik araştırmalarım doğrultusunda, araştırma yaptığım alanda yazılmış birincil kaynakları okuyabilmek amacıyla başladım.
İstanbul’da yaşamıyorum; Hrant Dink Vakfı’nın düzenlediği atölyelere bu çalışmalar çevrimiçi ortama taşındığında katılabildim. Başlarda gözüm biraz korkmuştu. Yeni bir alfabeyi ve yeni sesleri öğrenmek elbette zaman aldı. Daha önce daha ziyade Batı dilleri öğrenmiş olduğumdan, dil öğrenmenin, hep kendi anadilimde karşılığı olmayan bir düşünme ve ifade etme mantığını kavramak anlamına geldiğini ancak Batı Ermenicesi öğrenmeye başlayınca fark ettim. Anadolu’nun dillerinden birini öğrenmek bu açıdan farklı bir deneyim.
Yazılı malzemelere ulaşmak görece kolay; Aras Yayıncılık ve Hippo Kitap’ın yayınları, internetten erişilebilen kaynaklar var. Ancak, bir şeyler dinlemek ya da izlemek istediğimde, konuşulan dilin Batı Ermenicesi mi, Doğu Ermenicesi mi olduğunu anlayamamak benim için sorun oldu. Önceleri bundan emin olamadıkça dinlemiyordum ama şimdilerde, bir kulak dolgunluğu oluşur düşüncesiyle, dinliyorum. Bir diğer sorun, ders haricinde konuşma pratiği yapamamaktı. Bu sorunu, yakında başlayacak olan konuşma atölyeleriyle gidereceğime inanıyorum.

Denis Donikyan: “Annem ve babamdan sonra sıra bende”
İstanbul doğumlu bir Ermeni’yim. 23 yıl sonra, yalnızca kulak dolgunluğu sayesinde gündelik konuşmaları çat pat anlayabilecek kadar bildiğim anadilimi öğrenme hevesimin ardındaki sebebi inanın ben de bilmiyorum. Vakıf’taki kursların duyurusu önüme düştü ve anlık bir kararla, yılların geç kalmışlığını sonlandırmış oldum. Önceleri eksikliğini çekmiyor, dolayısıyla öğrenmeye heves etmiyordum. Hatta Batı Ermenicesi öğrenmek bana biraz vakit kaybı gibi geliyordu; daha revaçta bir dil öğrenmenin daha mantıklı olduğunu savunuyordum. Şimdilerde bu düşüncemden eser yok.
Dili öğrenirken beni en çok zorlayan şey alfabe oldu. Bazı harflerden çifter çifter olması, büyük ve küçük harflerin farklı yazılması, el yazısı ve kitap harflerinin değişkenlik göstermesi… Alfabeyi çözmek zor, eksiksiz öğrenmek çok daha zor. İyi derecede İngilizce, Almanca ve Fransızca biliyorum. Bu dillerin birbirine pek çok benzer yönü olması, her birini öğrenirken bana kolaylık sağlamıştı. Ermenicede böyle bir şey yok. Batı Ermenicesi öğrendiğimiz için Türkçeyle benzeşen bazı kelimeler var, o kadar. Bunun dışında hiçbir sorun yaşamadım. Öğretmenimiz Şuşan Hoca’nın sayesinde, burada değindiğim sorunların hiçbiri sorun gibi gelmiyor bana. Üstelik Şuşan Hanım annemin ve babamın ilkokul öğretmeni. Onlardan sonra, şimdi sıra bende!

Ekin Kurtdarcan: “Başka hiçbir dile benzemiyor”
Birkaç yıl önce, Londra’da karşılaştırmalı edebiyat okuyor ve üç-dört farklı dille uğraşıyordum. Tezimle de ilgili olarak Türkiye’deki diller ve azınlıklar üzerine daha fazla düşünmeye başlamıştım. Bir noktada, birkaç yabancı dil bilip kendi coğrafyamızdaki diller hakkında en ufak bir fikre sahip olmadığımı fark edip utandım. Batı Ermenicesi öğrenme serüvenim böyle başladı. Umarım bu serüven Yunanca ve Kürtçeyle sürer.
Türkiye’ye döndükten sonra Aras Yayıncılık’ta çalışmaya başladım, beni Ermenice öğrenmeye motive eden ve süreci anlamlı kılan da bu oldu. Öğrenmeye Hrant Dink Vakfı’nın derslerine katılarak başladım. Bu sırada ofiste ve yayınevi çevresinde Batı Ermenicesiyle kıyısından devamlı temas hâlinde olmak da bu dili gündelik hayatıma katabilmek açısından çok faydalı oldu.
Batı Ermenicesi kolay dil öğrenen biri için bile zor bir dil bence. Başka hiçbir dile benzemediği için beni en çok zorlayan şey kelime öğrenmek oldu. Mesela İngilizce veya Fransızca biliyorsanız, başka dillerde kökü aynı olan kelimeleri tahmin yoluyla bulabiliyorsunuz. Batı Ermenicesinde bu mümkün olmuyor. Dili geliştirmek için kaynakların çok kısıtlı olması, müzik, podcast, radyo kanallarına kolay ulaşılamaması da bir sorun. Dil öğrenmek için kullanılan pratik çözümler ve teknolojilerden yararlanamıyoruz. Mesela Google Translate’in ne kadar hatalı olduğunu bilsek bile Batı Ermenicesi için bir seçenek olmaması işimizi zorlaştırıyor.

Ömer Raffi Çiçek: “Adıma bir harf eklendi”
Yozgat doğumluyum ve Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenciyim. Bu coğrafyada iç içe yaşanmış, birbirinin geleneğine katkı sağlanmış ve diline sözcükler hediye edilmiş. Örneğin, annem bahar gelince ‘madımak’ toplar, babam kurak bir yer görünce ‘çorlanmış’ der, kardeşim çok güzel ‘tutmaç’ pişirir, ben kaplıca için ‘çermik’ sözcüğünü kullanırım. Bu ülkede milyonlar sessizliğe mahkûm edildi; geri kalan on binlerle söyleşmek, duygudaşlık kurmak, sessizleştirilen milyonlara ve Hrant Dink’e gönül borcumu ödemek için Ermenice öğrenmeye karar verdim. İkincisi, bu toprakları değiştirme ve çağdaş medeniyetlerle bütünleşmede edebiyattan mimariye, geniş bir yelpazede katkı sunmuş olan Ermenileri ve eserlerini ilk ağızdan okuyup öğrenmek istediğim için Ermeniceye başladım.
Bu atölyelerde dil öğrenmemin ve dostluklar kazanmamın yanında adıma bir de harf eklendi, Sevan Hocam tarafından. ‘Rafi’ olan adım ‘Raffi’ oldu; artık böyle kullanıyorum.
Ermeni alfabesi benim için biraz karışıktı; öğrendiğim harfleri onlarca kez yazdığım bir defter tuttum. Hrant Dink Vakfı’nın düzenlediği ‘Batı Ermenicesi İçin Online Kaynaklar’ webinar’ında imla kontrolünden makale taramaya, podcast’lerden video kanallarına, birçok alternatif kaynak önerildi (https://www.youtube.com/watch?v=ARZCylkTr5E). Aras Yayıncılık ve Hippo Kitap’ın Ermenice kitaplarına ulaşılabiliyor ama temel düzeyde Avrupa Dilleri Ortak Çerçevesi Programı A1-A2-B1-B2-C1-C2 seviyelerine göre hazırlanmış kitaplar olmasını isterdim.

Şuşan Özoğlu: “Sabırlı ve ısrarlı olmak gerekiyor”

Hrant Dink Vakfı Batı Ermenicesi Programı’nın yürütücülerinden Şuşan Özoğlu’na, özellikle anadili Türkçe olan yetişkinlerin Ermenice öğrenirken yaşadıkları zorlukları, bu zorlukların nasıl aşılabileceğini ve hızlı ilerleme kaydetmek için neler yapılabileceğini sorduk.

“Batı Ermenicesi öğrenmeye başlayan yetişkinleri bekleyen ilk zorluk, Ermenice harflerin formlarının özgünlüğü ve bazı harflerin Latin alfabesindeki harflere benzemesidir. Bu harfleri ayırt edememe ihtimali ve Ermeniceye özgü sesler, yeni başlayanları rahatsız eder. Bazı harflerin el yazısı ve matbu hâllerinin birbirine benzememesi de bir zorluktur.
Ermenicenin zor bir dil olduğuna dair önyargılar, bir tedirginlik yaratır. Ermenice konuşulan ortamlarda bulunmayan, Ermenice duyabileceği kaynaklar kullanmayan öğrencilerin kulak dolgunluğu olmaması, başlangıçta zorlanmalarına ve motivasyonlarının düşmesine neden olur.

Türkçe düşünmeye alışmış zihinlerin Ermenice düşünmeye alışması ise en zor süreçtir. Bu süreçte mümkün olduğunca konuşmaya çabalamak gerekirken, yanlış yapma korkusu engel oluşturur; aşılması gereken, ciddi bir sorundur bu.

Öğrenciler, Türkçe cümleler kurarken kullandıkları mantığın Ermeniceye tam olarak uymamasından kaynaklanan zorluklar da yaşarlar. Türkçe bilmenin avantajı, kök kelimelerde ve Türkçeyle benzeşen kelimelerde ortaya çıkar. Ancak, İngilizceye hâkim olanların Ermenice ifadelerde çok daha rahat olduklarını görüyorum.
“Anlıyorum ama konuşamıyorum” şikâyeti Ermenicede de geçerlidir. Kararlılık gösterenler ufak ilerlemelerden güç alarak kendilerini ileri taşır, motivasyonlarını sürekli olarak canlı tutmanın yararını görürler.

Anadili Türkçe olanların tüm bu korku ve tedirginlikleri aşmak için hedeflerini iyi bilmeleri, sabırlı ve ısrarcı olmaları, morallerini bozmamaları gerekiyor, zira herhangi bir dili öğrenirken karşılaşacakları zorluklardan farklı bir şey çıkmayacak karşılarına.
Deneyimlerim, hiç bilmeden veya az bilerek Ermenice öğrenmeye başlayan yetişkinlerin, aksan ve vurgu açısından, Ermenice konuştuğunu söyleyen birçok kişiden çok daha başarılı olduğunu gösteriyor. 

Ermeniceyi yeni öğrenenlere mümkün olduğunca, Ermenice duyabilecekleri kaynaklardan yararlanmalarını, seviyelerine uygun metinleri yüksek sesle okuyup kendi seslerini duymaya alışmalarını, günde beş kelime öğrenmelerini, kök kelimelerden yeni kelimeler (özellikle fiil) türetme becerilerini geliştirmelerini, gün içinde karşılaştıkları çeşitli durumları Ermenice nasıl ifade edebileceklerini düşünmelerini öneririm. En önemlisi de, yanlış yapmaktan korkmadan kendini ifade etmenin vereceği mutluluğu unutmamaları…”

(Dosyanın ilk bölümü için Bkz: “Yok olma tehlikesi altındaki bir dili öğrenmek”)

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/25385/yok-olma-tehlikesi-altindaki-bir-dili-ogrenmek-ii 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *