Ermeni ud ustalarının varisi

BELGİN CENGİZ 

Malatyalı Cengiz Usta Kayserili, Tokatlı, Yozgatlı Ermeni ustaların udlarından oluşan bir koleksiyona sahip. Cengiz Usta Ermeni ud ustalarının günümüzdeki temsilcisi…

Yönetmen Eric Nazarian’ın “Unut-ma Beni İstanbul” isimli sinema projesinde yer alan “Bolis” isimli kısa film çalışması sırasında Cengiz Usta’yı tanıma olanağımız oldu. Malatyalı Cengiz Usta, ud tamircisi. Haseki semtindeki atölye ve dükkânında onlarca, yüzlerce Türkiyeli ve yabancı müzisyeni ağırlıyor, onların hayal ettikleri udları tasarlıyor, ağaçlarla tek tek konuşuyor, sesleri hazırlıyor ve udları sahiplerine teslim ediyor. Cengiz Usta’ya eski yeni pek çok ikinci el ud geliyor. Usta onları tamir ediyor, bir kısmını saklıyor, bir kısmını satıyor. Sakladıkları arasında 1800’lü yıllardan kalan Anadolu udları var; kimi Kayserili, kimi Yozgatlı, kimi Tokatlı Ermeni ustaların yaptıkları ve çaldıkları udlar. Bu koleksiyon şimdi 120 uda ulaşmış durumda. Kimlerin udları yok ki Cengiz Usta’da…
Geçmişten gelen izlerin müzikle takipçisi Cengiz Usta ile kendisi ve koleksiyonu üzerine konuştuk.  
 
• Cengiz Usta kimdir?
1949 yılında Malatya’da doğdum. Malatya Akçadağlıyız biz. Annem, babam Akçadağ Karapınar köyünde doğmuşlar. İlk ve orta tahsilim Malatya. 1966’lı yıllarda, daha önce gezmeye geldiğim İstanbul’a temelli yerleştim. Burada İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Türk ve İslam Eserleri Bölümü’nü bitirdim. Bizans sanatı ve tarihi üzerine de ek branş yaptım. Üniversite yıllarından önce Malatya’dayken yaz tatilinde, ya köye gidip tarlada çalışmam gerekiyordu ya da, tarlaya gitmez isem, bir zanaatta çalışacaktım. Başıboş olmamam için ailem beni önce tarlaya gönderdi. Bir sene gittim. Baktım iş çok zor. Malatya’da Sazcı Cafer Bakır’ın yanına gittim ve işe girdim. Usta-çıraklığım başladı. Ondan sonra her yaz tatilinde orada çalıştım. Liseyi bitirdiğimde saz yapabiliyordum artık. İstanbul’a geldiğimde babam vefat etmişti. Tahsil için para gerekti, iş bakındım. Elimde sazım var, birkaç kişi ile çalıştım ve akşamları gazinolarda saz işi aldım. Para kıymetli o dönem. Sazım arıza yapınca Agop Ohanyan ile tanıştım. Çarşıkapı’da yeri vardı. Tamire götürdüm sazımı, “Bırak şuraya, üç gün sonra gel al” dedi. Dedim ya, benim başka sazım yok, çalışıyorum, akşam program var falan…”Bana verin bi tutkal, yapıştırırım ben, tel de verin takarım, parası neyse veririm size” dedim. O da “Saz yapmayı bilir misin, ustan kim?” dedi. Benim Malatya’daki Cafer Ustamı söyledim, tanışıyorlarmış onlar.

Oturttu beni, çay içirdi, sazımı yaptı, çaldırdı. “Uğra ara sıra” dedi. Sonra birlikte çalışmaya başladık. Bana, “çalışma çok, okula git” derdi. O yıllarda boykotlar başladı. Okul kapalı oluyordu. O sıra dükkândayım hep, bir başka usta ile tanıştım. Ona da ‘Kel Boğos’ diyorlardı. Onun yanına da ud yapımını öğrenmek için gidip geldim. Tambur yapımını öğrendim Agop Usta’dan. Kel Boğos benden haftalık alıyordu, ben anlayamadım. Kel Boğos, Kayserili idi, bir gün sordum “Usta benden neden para alıyorsun sen?” diye, “Sen bu senaryoyu 20 yıl sonra anlarsın oğul” dedi. Sonradan anladım ki, benim hırslanmam ve öğrendiğim şeye değer vermem içinmiş…
Müzikten iyi para kazanıyordum, ustaların yanında işler zor geliyordu bana…1973 yılında kendi dükkânımı açtım. Aynı zamanda da üniversite bitmiş ve Vefa Lisesi’nde öğretmenliğe başladım. Yarım gün okul, sonra dükkân. Dükkâna ünlüler gelmeye başladı. Kadri Şençalar, Hrant Kenkulyan, Bayram Durmaz, radyo sanatçıları gelirlerdi. Eski udları alıp tamir ediyorum, satıyorum, yenisinden çok para ediyor o dönem. Kadir Baba’ya bunu sordum, o da bana durumu açıkladı. Eski udlar ve özellikle Ermeni ustaların udları çok değerliydi. Arşag Köseyan, Armanak Kalfayan, Mıgırdiç Karibyan gibi ustaların udları geliyordu. O vakitlerde Mıgırdiç’in kardeşi Onnik hayatta idi. O da Çarşıkapı’da idi, Caferi Han’da. O benimle çalışırdı. Yakınlık hissediyordu Bektaşi olmam nedeni ile. Biz Ermenileri Malatya’da çok sakladık. Benim dedem altı ay evinde bir aile dostunu sakladı. Dikran Amca 107 yaşında öldü. İlk ben darbuka çalınca o beni dövmüştü, “senin deden ağa, sen darbuka çalıyorsun” diye… 

.Ud koleksiyonuna geçiş

Eskiciler dükkâna çok şey getiriyordu. Bağlama, keman, ud… Seçmeden almaya başladım. İlk zamanlar yapıp yapıp satıyordum, sonra radyoda konuşurken bir arkadaşım eski enstrümanları biriktirmemi söyledi. Ben de aldıkça iyilerini sakladım, hurdaları tamir edip sattım. Yaklaşık olarak sattıklarım hariç 120 ud biriktirdi.
2004 yılında bunların önemini anladım. Bir web sitesi yaptırdık. O zaman millet yeni yeni giriyordu. Bu udları siteye resimleri ile koydum. Bir anda hergün eski udları soran Arapça, Fransızça, İngilizce sorular geliyordu. Eski ud alıcıları çoktu… Ben de satmıyordum, “koleksiyonum” diyordum onlara. Sonra internette baktım ki pek çok site var ve eski udların kıymeti çok. Baktılar satmıyorum, alıcı olarak İstanbul’a dükkânıma gelmeye başladı. Ermeni ve Rum geleneğini devam ettiren Usta ben olduğum için benim takipçilerim çoğalmaya başladı. Dünyanın en eski udu da şu an bende: 1826 tarihli… 2. Mahmut döneminde Enderun’a, yani sarayın musiki okuluna yapılan ud. Ustası Armenak Kalfayan. Çalan kişi de Yusuf Bek. Ud üzerine “iradeyi seniye ile yapılmıştır” yazıyor. Yani padişah emri ile…
Bu udu Bursa’dan beraberinde dört ud ile birlikte aldım. 20 bin dolar o zamanki değeri idi. Artık Bursa’da kimse ucuza eski udlarını satmıyor. Bunları toplamak sorun değil ama tamir etmek mesele. Bende eski kapaklar, eski parçalar çok. Onları koruyorum ve orjinale yakın olan biçimde kullanıyorum.
• Anadolu’da ud tarihsel olarak nereye kadar gider?

Bizans’a dayanır. Tanbur mesela öyledir. Akhunlar ile Bizans arasında o dönem ciddi bir ticari alış veriş var. Bu nedenle kültür yayılıyor. Rum ve Ermeni kiliseleri ile Yahudi havralarında bildiğimiz ezgiler, makamlar vardır. İlahi okurlar ama o kadar güzeldir ki, sanki Türk Sanat Müziği gibidir. Makamlar aynıdır nerede ise… Bilinen 500 üzerinde bestekar var Ermeni, Rum ve Yahudi. Mesela Bimen Şen en bilinenlerinden. Soyadını Atatürk vermiş. Artaki Candan, Sarı Onnik (Sivas ve Tokat), Serope Usta (Kayseri) Mirican Agopyan… Bunlar önemli Ermeni ud ustaları.
Bu koleksiyon internette dolaşınca yurt dışından çok Ermeni gelip tanıştı benimle ve çok güzel dostluklar kuruldu. Çoğu Türkçe biliyor. Orijinal udları satmıyorum ama birebirini yapıyorum. Bu koleksiyon Amerika ve İspanya’da dergilere konu oldu. Araplar son yıllarda yöneldiler eski udlara. Ama satmıyorum. Yerine koyamazsın ki… Mesela Mirican Agopyan’ın udunun bir örneği var.
Şu sıra “Ustaların Hikayesi” isimli bir kitap hazırlıyorum. 500 sayfalık bir çalışma, hayatları, teknikleri bunları içeriyor. İngilizce-Türkçe olacak.
• Seni en çok etkileyen tanıklık ettiğin hikaye nedir Usta?

Kirkor’un hikayesi…Kirkor, iki kardeş Ermeni çocuğu evlat ediniyor. Diyarbakır kökenli Ermeni çocuklar. Büyük olana zanaatını öğretip dükkân açıyor. Levon Boğosyan kendi dükkânını açıyor. Levon’un kardeşi büyüyüp Musul’a gidiyor. 1933 yılında Kirkor sedef hastalığından vefat ediyor. Kardeşler arası bağ da kopuyor. Yıllar sonra Musul’da bir müzik ortamında udu inceleyen Agop (kardeş) döner ve abisini bulmak üzere İstanbul’a geliyor. Birbirlerini buluyorlar. Kirkor’un Şuşan isimli karısı Ermeni okulunda öğretmen. Kirkor’dan sonra Şuşan’dan olan oğlu bir ud dükkânı açıyor. 1954 yılında dükkân yanıyor ve çocuk ta içinde yanıyor. Bunun üzerine Şuşan da aynı sene intihar ediyor, oğlunun hasretinden. Falan falan işte… 
Bunların üçü aynı mezarda yatıyorlar, Ermeni mezarlığında. Kirkor’un evlatlığı Levon’un oğlu yıllar sonra zengin olur ve mezarlığı satın alır. Kendisi de oraya gömülür. Hüzünlü bir hikayedir bu.
• Ermenilerin bu zanaata ve müziğe olan ilgileri nedendir? Ve tanıdığın kadarı ile Ermenileri nasıl tanımlarsın?

Malatya’da evimizin orada dört hane vardı. Ermeniler, kimsenin namusuna bakmazlar, çalışırlardı. Bakırcı Kirkor amca, Dikran amca keçe işi yapardı… Kiki okul arkadaşımdı, o dişçi oldu…Biz çok kaynaşmıştık Malatya’da. Burada ustalarımın yanına gidip gelenlere baktığımda oraya Kayseri ve Yozgat Ermenileri gelirdi. İşini bilen, iyi çalışan insanlardı. Her şeyden önce çalışmanın ne olduğunu öğrendim ben bu insanlardan. Çalışmanın ve yaşamanın ve sevginin sırrını bunlardan öğrendim. Müşteriye merhamet, iyilik ve kötülük arasındaki bağı Ermenilerden öğrendim. Yurt dışından gelenler canımı yakar. Çekinirler söylemezler Türkiye Ermeni’si olduklarını, ama anlıyorum ben. Çok büyük özlem çekiyorlar Türkiye’de yaşamak için. Amerikalılar rahatlar aslında. Ha bir de mercimek çorbasını çok severler, koklayarak içerler. Ekmeği koparıp kebap yerken gözleri dolanı çok gördüm. Biz dost olduk çoğuyla. Dürüstlüklerini çok önemsiyorum. Arap ülkelerinden gelen Ermeni dostlarım da var; onlar da iyi müzisyen. Türkiye’deki Ermeniler daha yoksullar, herkes zannediyor ki zengin bu halk; öyle değil, artık öyle değiller. Kendi aralarında çok güçlü bağları var.
• Alevilerle Ermeniler arasındaki dostluk nereden gelir?
Aleviler 2. Beyazıt’tan itibaren kesilerek Sivas’a kadar gelirler. Bu nedenle bir kere birbirimizi anlıyoruz. Hünkar Hacı Bektaşı Veli efendimizin söylediği 72 milletin hepsinin bir can olması ise felsefede bizleri yan yana getiriyor. Aynı gözle görmemiz gerek herkesi. Hak, yani Allah/Tanrı her yerde görünür. Bu nedenle Ermeniler bizim dostumuz. Hak onlarda da görülmektedir. Hakkın inkârıdır sevmemek Ermenileri.  
• Koleksiyonundan sevdiğin udlar?
Hepsini severim. Halden anlamamız gerek. Sıkıntılarımızın olduğu pek çok dönem oldu. Ermenilerin ekonomik durumu yaptıkları udda görülüyor. Kullandığı ağaca bakıyorsun; maddi durumu az diyorsun misal. Ud yaparken o dönemleri de düşün. Hanımı evde belki hamile, az para kazanıyor, belki açta açıkta, şimdiki gibi iletişim olanakları yok, telefon yok. Bunlardan giderek ud yapımını hangi duygularla yapıyor onlara bakacaksın. Neşeli mi değil mi? Yani o insanı anlıyorsun yaptığı udu ile. O nedenle hepsi kıymetli yaşam öykülerini barındırıyor içinde. Bu ud ustaları geçimlerini anca sağlar. Uda yapıştırdıkları resimlere bakınca hallerini görüyorsun. Bi gömlek, yamuk bağlanmış kravat, ceket buruşuk, garibim…  Bir başka ustanın etiketine bakıyorsun; daha varlıklı görünüyor. Düşünüyorsun sonra. Bu insanlar ne yapardı, sevinçli günleri nasıl, kederli hüzünlü günleri nasıl? İstanbul’da bir ud, bir ustanın, bir ailenin yaşamını gözler önüne serebiliyor. Güzel olan bu benim için bir yandan koleksiyonum içinde. Onlar bana pek çok ustanın yaşamını anlatıyor.  

KISALTILMIŞTIR

“Agos”,  Sayı:781

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *