Ermeni heyetleri Paris Konferansı’nda
Ermenistan Cumhuriyeti dış siyasetinin temel yönelimi, Ermeni sorununun çözümü olup, Türkiye’nin egemenliğinde bulunan Batı Ermenistan bölgelerini Ermenistan Cumhuriyeti’yle birleştirmek ve bu şekilde Birleşik Bağımsız Ermenistan’ın oluşturulmasına çalışılır.
Bilindiği gibi Osmanlı devleti, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros (Ege Denizi’nde bulunan bir liman şehri) Barış Antlaşması ile yenilgisini kabul eder ve savaştan çekilir. Dörtlü ittifakın diğer ülkeleri de yenilir ve Birinci Dünya Savaşı bu şekilde son bulur.
1919 Ocağında Paris Barış Konferansı açılır. Galip gelen Antant ülkeleri (İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya vs.), aralarında Osmanlı devletinin de bulunduğu, mağlup dörtlü ittifak ülkeleriyle barış antlaşması imzalamaya koyulur. Ermenistan, savaşa katıldığı ve büyük kayıplar verdiğinden dolayı, Antant ülkelerinin “küçük müttefiki” olarak kabul edilir.
Avetis Ahronyan başkanlığındaki Ermenistan Cumhuriyeti heyeti, Ermenistan ile Ermeni halkının çıkarlarını bu konferansta savunmak için Paris’e gider. Daha önceden, 1912 yılından itibaren, Mısırlı Ermeni zengini Boğos Nubar Paşa (1851-1930) başkanlığında bir diğer Ermeni (Batı Ermeni) milli heyeti de Paris’te faaliyet göstermekteydi.
Bu iki Ermeni heyetleri, Ermeni sorununun hazırlanması ve konferansa takdim edilmesi açısından, birlikte önemli çalışmalar gerçekleştirir ve 1919 Şubatında, bazı Batı Ermenistan vilayetlerinin, denize çıkışı sağlanarak, Ermenistan Cumhuriyeti’ne bağlanması talebiyle, barış konferansına bir memorandum sunar. Bu arada, iki Ermeni heyeti arasında bu konuyla ilgili bazı görüş ayrılıklarının olduğunu da belirtmek gerekir. Sorun, milli heyetin, Ermenistan hükümeti heyetinden daha fazla bölgesel talepler öne sürmesiydi.
Manda (himaye veya hamilik) sorunu da Birleşik Ermenistan fikrinin gerçekleştirilmesi açısından çok önemliydi. Birleşik Ermenistan’ın, özgün bir devlet olarak istikrar kazanması için, güçlü bir devlet tarafından himaye edilmesi ve güvenliğinin sağlanması, ekonomik açıdan destek olunması gerekmekteydi. ABD’nin, Birleşik Ermenistan’ın hamiliğini üzerine alacağı ümidi vardı. Ermenistan’la çok ilgilenen ABD başkanı Woodrow Wilson, Ermenistan mandasının hararetli bir savunucusu olarak Ermenistan’ın hamiliğini üzerine alma şartları ve imkânlarının araştırılması için bölgeye bir heyet yollar. Lakin 1920 Haziranında ABD senatosu, oy çokluğuyla Ermenistan’ın mandasını üstlenmeyi reddeder.
Sevr Antlaşması
Barış antlaşmasının taslağı 1920 Nisanında, İtalya’nın San-Remo şehrinde gerçekleştirilen Antant devletleri (İngiltere, Fransa ve İtalya) yöneticilerinin konferansında hazırlanıp, Osmanlı devletine sunulur. Ermeni sorunu ile ilgili manda, bölgeler, askeri yardım vs. gibi sorunlar da burada netleştirilir.
Ve nihayet, 10 Ağustos 1920 tarihinde, Paris’in Sevr olarak anılan banliyösünde Antant ülkeleri, Osmanlı devletiyle bir barış antlaşması imzalar. Bu antlaşmayı Ermenistan tarafından imzalayan, bu günü hayatının en mutlu günü olarak kabul eden, heyet başkanı A. Aharonyan olur.
Antlaşmanın bazı maddeleri Ermenistan’la ilgilidir. Osmanlı devleti, Birleşik Ermenistan’ı tanımayı taahhüt eder. Erzurum, Trabzon, Van ve Bitlis vilayetleri kısmen, toplam 90 bin km2 alan ve denize çıkışla, Ermenistan’a ait olacaktı. Bu ise, Birleşik Bağımsız Ermenistan’ın toplam alanının, ülkenin (Doğu Ermenistan) var olan 70 bin km2 alanıyla birlikte 160 bin km2 olacağı anlamına gelmekteydi.
ABD başkanı, Ermenistan-Osmanlı sınırını tespit etme görevini aynı yılın Kasım ayında gerçekleştirerek, Birleşik Bağımsız Ermenistan haritasını çizer. Lakin maalesef, olaylar daha sonra olumsuz gelişim gösterir ve Sevr Antlaşması kâğıt üzerinde kalır.
Türkiye’nin derinlerinde, Mustafa Kemal başkanlığında milli silahlı mücadele başlar. Kemalistler, padişahlık hükümeti tarafından imzalanan Sevr Antlaşması’nı tanımaz. Diğer taraftan ise, Fransa, İtalya ve ardından da İngiltere gibi, Sevr Antlaşması’nı imzalamış ve Ermenistan’ın müttefiki olarak kabul edilen diğer devletler sırayla Ermenilerden yüz çevirip, kendileri tarafından imzalanmış olan bu antlaşmayı unutulmaya terk eder. Tek başına ortada kalan Ermenistan’ın ise, Batı Ermenistan topraklarını Kemalistlerden tek başına kurtarmak için yeteri kadar güç ve imkâna sahip değildir.
Böylece, Ermeni sorunu, bir kere daha büyük devletlerin suçuyla çözüme ulaşmaz.
Kilikya Ermenileri felaketi
Kilikya Ermenilerinin kaderi de Sevr Antlaşması’yla doğrudan ilişkilidir. Antlaşmaya istinaden, Kilikya’nın hamiliğini Fransa üstlenir. Kemalist hareket, Kilikya Ermenileri için ciddi bir tehdit oluşturur.
Kemalist silahlı güçleri ve Türk-Kürt silahlı güruhu, 1920 başında Ermenilerin ve diğer Hıristiyan halkın üzerine saldırır. Maraş, Hacın, Urfa ve Kilikya’nın diğer bölgelerinde öz savunma çarpışmaları tertiplenir. Lakin Fransa silahlı kuvvetleri tarafından terk edilen Ermenilerin savunması zayıflar ve gerçekleşen katliamlarda binlerce Ermeni hayatını kaybeder.
Ermeni milli-siyasi çevreler Kilikya’da, Fransa’nın himayesi altında özerklik oluşturma niyetindedir. Kilikya, 1920 Ağustosunda, milli lider Mihran Damatyan (1863-1945) başkanlığında özerk ilan edilir. Lakin Fransa, kendi çıkarları nedeniyle, Kilikya’nın özerkliğine karşı çıkar ve kısa sürede Türklerle anlaşır. Damatyan liderliğindeki hükümet dağıtılır, Ermeniler silahsızlandırılır, Fransız silahlı kuvvetleri, yöredeki 150 bin Ermeni’yi Türk çetelerinin eline bırakıp, Kilikya’yı terk eder. Hayatta kalan Ermeniler, mecburen tekrar Suriye, Lübnan, Mısır gibi komşu Arap ülkelerine ve Kıbrıs ile Avrupa’ya göç eder. Bölge Ermenilerden arındırılır.
Fransa’nın Kilikya ve Kilikya Ermenilerine yönelik siyaseti felaketle sonuçlanır. Bu noktada belirtmek gerekir ki, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Fransa yardıma ihtiyaç duyduğunda kurulan, esasen Ermenilerden oluşan 5.000 kişilik “Doğu Lejyonu” (1916) bir dizi çatışmada göz doldurmuş, fakat Fransa’nın Ermenilere fiili yardımı gerekli olduğunda, bu yardım gerçekleşmemiştir.
Ermenistan Cumhuriyeti’nin 1918-1920 yıllarında yürütmüş olduğu dış siyaseti özetleyecek olursak, bu siyasetin büyük oranda batı yönelimli olduğu görülebilir.
http://www.findarmenia.com/arm/history/27/578
Türkçeye çeviren: Diran Lokmagözyan
Leave a Reply