
1895 Zeytun ayaklanması
Osmanlı yönetiminin başlıca emellerinden biri de Ermenilerin kurtuluş mücadelesinin bir diğer kalesi olan Zeytun’un nihayi olarak tabi kılınmasıydı. Hınçak liderler, Zeytun ve Dağlık Kilikya’nın bazı yerleşimlerindeki Ermenileri silahlı mücadeleye hazırlamak amacıyla 1895 yazında Zeytun’a gelir. Bu kişiler, Zeytun beylerini, yerel köy yöneticilerini ve din adamlarını görüşmeye çağırır. Zeytunlularla hesaplaşmak amacıyla hükümet tarafından birliklerin seferber edildiğini anlayan ve duyan cesur Zeytunlular, silahla karşı koymaya karar verir.
Nazaret Çavuş Noraşkharhyan, ayaklanmanın fiili lideri olur. Cesur dağlılar, üç gün sonra Zeytun’un hükümet konağını ele geçirir ve içindeki tüm görevlileri esir alır, ardından da kasabanın askeri birliğini ele geçirerek, esir alınan 700 Müslüman askeri, manastır yöneticisinin kılıcı altından başı eğik olarak geçmeye mecbur eder. Ermeniler, daha sonra da iki top, üç yüzden fazla tüfek ve cephane ele geçirir. Ağasi liderliğindeki geçici Zeytun yönetimi kurulur. Askeri bir kurul da şekillenir. “Bağımsız Zeytun Yönetiminin” kırmızı bayrağı garnizonun üstünde dalgalanır.
Osmanlı hükümeti, 30 bin kişilik düzenli ve bir kaç bine ulaşan düzensiz ordu birlikleri Zeytunluların üzerine yollar. Zeytunlular, 6.000 kişilik silahlı bir kuvvetle bunlara karşı koyar ve 2-3 Aralıkta, birkaç misli üstünlüğe sahip olan rakibin tüm saldırılarını geri püskürtür. Ayaklanma yaklaşık 4 ay sürer ve bu sürede Zeytunlular 3.500, düşman ise 20.000 kayıp verir.
Zeytun’un aylar süren kahramanlık mücadelesi Avrupa’nın da dikkatini çeker. Büyük devletlerin temsilcileri, kamuoyu baskısı altında müdahale eder. Osmanlı’nın iç ve dış durumunun gitgide kötüleşmesini hesaba katan ve Avrupalı elçilerin arabuluculuğunu kabul eden Abdülhamit, askeri faaliyetlere son verir. İngiliz, Fransız, Rus ve İtalyan elçilerin arabuluculuğuyla Halep’te, Zeytunlular ve Osmanlı yöneticileri arasında görüşmeler başlar.
Nihayet, karşılıklı tavizler sonucunda, 30 Ocak 1896’da taraflar arasında bir antlaşma imzalanır.
Bu antlaşmaya istinaden asiler için genel af ilan edilmekteydi. Hınçak liderlerin engelsiz bir şekilde yurt dışına gitmesinin masrafları devlet tarafından sağlanacak, kaçak Ermeniler ise tekrar bir engel olmadan kendi yerleşim yerlerine dönebilecek, bu dönemden itibaren Zeytun’a Hıristiyan bir yönetici atanacak, Ermeniler, düşmandan ele geçirdikleri silahları iade edecek, vergi baskıları ortadan kaldırılacaktı. Bu antlaşmanın gerçekleşmesine yönelik denetleme büyük devletlerin elçiliklerine verilmekteydi. Sancak merkezi Maraş’ta özel olarak bu amaçla elçilikler açılacaktı. Lakin antlaşma maddelerinin büyük bir kısmı gerçekleşmez. Sadece Zeytun’a Hıristiyan bir yöneticinin (Rum milletinden) tayin edilmesi, ayaklanmacılar için af ilan edilmesi ve ikincil sorunlarla ilgili maddeler gerçekleştirilir.
1895-1896 Zeytun ayaklanması, Ermeni halkının kurtuluş mücadelesinin destanlaşmış sayfalarından olup, kurtuluş mücadelesinin daha sonraki yayılması üzerindeki etkisi şüphesizdir.

Öz savunma çatışmaları
Batı Ermenileri, katliamların ilk günlerinde gafil avlanmakla birlikte, kısa sürede birçok yerde düzenli öz savunma gerçekleştirir.
Malatya Ermenileri, 1895 Ekiminde Peder Yeğişe Khaçatıryan önderliğinde öz savunmaya başvurarak zaptiyeleri ve karışık güruhu yenilgiye uğratır. Lakin düşman yeni güçler elde edip yeniden saldırır. Çatışmalar değişken başarılarla devam eder. Türkler nihayet Ermenilerin mukavemetini kırarak, 3.000 kişiyi kılıçtan geçirir.
31 Ekim 1895’te, sayıları iki bine ulaşan Türk ve Çerkez saldırganlar Kilikya’nın Dörtyol (Çork Marzvan) köyüne saldırır. Ermeniler, tanınmış Hınçak lider Mıkho-Şahen (Mıkhitar Seferyan) önderliğinde rakibe karşı koyar. Türkler, takviye elde ederek 6 Kasımda tekrar saldırıya geçer. Ermeniler, güçlerin son derece dengesiz olduğunu görüp, çarpışarak köyü terk eder ve dağlara çıkıp ölümden kurtulur.
Türk saldırganlar, Maraş katliamları esnasında, Gumpeyt mahallesindeki Ermenilerden inatçı ve düzenli bir mukavemetle karşılaşır. Sayıları az olmakla birlikte, mevzilerinde kararlı bir şekilde duran Ermeni yiğitler tarafından düşmanın tüm saldırıları geri püskürtülür.
Van da kahramanca bir mukavemet sergiler. Mücadeleyi düzenlemek amacıyla Vazgen ve Nerses’in grupları İran’dan Van’a geçer ve güçlerini Van ve çevre Ermeni köylerine dağıtır. 3 Haziran 1896 tarihinde binlerce kişilik Türk güruh saldırıya geçer. Gafil avlanan Ermeniler başlangıçta önemli kayıplar verir, fakat Daşnaktsutyun, Armenakan ve Hınçakyan partilerinin liderleri aralarındaki görüş ayrılıklarını bir yana koyup çarpışan güçleri birleştirir.
Aygestan mahallesi öz savunma merkezine dönüşür. 5 ve 6 Haziran tarihlerinde Türkler Aygestan’ı birçok kere ele geçirmeyi dener, fakat başarısızlığa uğrar., Rakip tarafın tüm saldırıları, savunmacılar tarafından geri püskürtülür.
Lakin Büyük Britanya duruma müdahale eder. Van’daki İngiliz elçisi, savunma liderlerine mukavemete son verip İran’a geçmelerini önerir. Ermeniler, kuvvetlerin dengesiz olduğunu, Osmanlı yönetiminin de güvenli bir şekilde İran’a geçmeleri garantisi verdiğini görerek kabul eder. Bin beş yüz kadar Ermeni 8 Haziranda Van’ı terk edip Varak Dağı’na doğru hareket eder. Lakin düşman, vermiş olduğu sözde durmayarak, Surb (Aziz) Barduğimeos Manastırı yakınlarında saldırıp onları katleder. Sadece 30 kişi İran’a geçmeyi başarır.
Şehir, cesur savunucularını kaybeder. Türkler, Van’ı ateşe verir ve ardından vilayetteki Ermeni köylerine saldırır. yaklaşık 20.000 Ermeni kılıçtan geçirilir. Vaspurakan’ın (Van bölgesi-çev. notu) hemen tüm manastırları ve bu manastırlarda saklanan değerli el yazmaları yağmalanıp tahrip edilir.
Osmanlı ordusu ve Müslüman güruh, 1896 Ekiminde Urfa Ermenilerine saldırır. Urfalılar üç ay boyunca başarılı bir şekilde katliamcıları geri püskürtür. Urfalıların mukavemetini kıramayacağını gören kaymakam hileye başvurur. Urfalıları sözde Müslüman güruhtan koruma bahanesiyle 5.000 asker ve hamidiyeyi Ermeni mahallesine yollar. Kaymakamın vaadlerine inanan Urfalılar askerleri kabul eder. Mahalleye giren Türkler ve Kürtler katliama başlar. Kadın ve çocukların sığınmış olduğu kilise, katliamcılar tarafından ateşe verilir. Saldırganlar, yedi binin üzerinde Ermeni’yi kılıçtan geçirir.
Batı Ermenileri daha başka yerlerde de öz savunmaya başvurur. Ermeniler, mukavemet gösterdikleri yerlerde, düşmanın merhametine sığındıkları yerlerden daha az zaiyat verir.
Öz savunmanın anlam ve önemini abartmak zordur. Öz savunma çatışmaları esnasında Ermeni halkının hürriyetperver ve eğilmez ruhu kendisini gösterir. Bu kahramanlık mücadelesi, Türk’ün kanlı yatağanından kurtulmanın tek ümidinin, silahlı mücadele olduğunu kanıtlar. 1890’lı yıllardaki katliamlar esnasında Ermenileri koruyan Türkler ve Kürtler de olmuştur. Örneğin Moks yöneticisi Kürt Murtullah Bey, katliamları haber alıp, bir gecede Van’dan Moks’a yetişerek katliamı önler. Maalesef benzer insanların sayısı azdır. Türklerin ve Kürtlerin büyük bir kısmı, dini fanatizm ve yağma arzusuna kapılarak yöneticilerin çağrılarına kulak vererek katliamlara katılmıştır.
http://www.findarmenia.com/arm/history/24/4
Leave a Reply