Ararat’ın öteki yüzü artık “Kafdağı” olmaktan çıkmış

AraratSofia Agopyan

Diyarbakır’da yaşayan Sasunlu bir Ermeni olan Garod Sasunyan Kulp ilçesinin Pasur köyünde doğmuş, anadil olarak Kürtçe konuşmuştur: “Dedemle amcam Ermenice konuşurdu ama biz anlamazdık. Bu nasıl bır dil diye düşünüyordum… Nenem Ermenice şarkı söylerdi de ben odaya girerken hemen susardı. Hatta “Ermeni” kelimesinin bir halkın ismi olduğunu sonradan öğrendim.” Garod’un dedesinin babası olan Agop Müslüman oluyor ve eşine de baskı yapıyor o da kabul etsin diye. Fakat eşi Hıristyanlık’tan vazgeçmiyor ve hatta Agop’u terk ediyor. “Büyük nenem Agop’tan ayrıldığı zaman ailemiz üç sene yas tuttu. Nenemin Agop’tan sadece bir çocuğu oluyor o da benim dedem”. Bugün Garod kendisi Ermenice bilmezse de çocuğunun Ermeni alfabesinden 22 harf öğrenebildiğini büyük bir gururla anlatıyor: “Küçük oğlumun ismi Sasun. Ermenistan’a gelirken sordum ne istersin diye “Henrik Mkhitaryan’ın formasını istiyorum” dedi.”

Garod’a sorduğum ilk soru şöyle oldu: “Diyarbakır’daki Ermeni kilisesinin (Surp Giragos-‘Akunq’ web sayfası yöneticileri) açılışından sonra orada ne gibi değişiklikler yaşandı?”

“Diyarbakır’da Ermeni kilisesi restore edildi. Çok hızlı bir şekilde gizli Ermeniler gün yüzüne çıkmaya başladı. Ortak buluşma yerleri de Surp Giragos Ermeni kilisesi oldu.

Kiliseye gelenlerden çok az kişi Hıristiyan, büyük bölümü is Müslüman Ermenidir. Hıristiyan olmak isteyenler de var Müslüman Ermeni kimliğini koruyanlar da. Hatta geçen hafta Pazar ayininde, yani Surp Giragos’un isim günününde 4 kişi vaftiz oldu, bir de dini nikah kıyıldı. “

Fakat kilise açıldıktan sonra Diyarbakır Ermenilerinin bütün sorunları çözülemedi. Bunun da başka bir sebebi var; “Badarak (ayin) yapacak derhayr (papaz) yok. Ermenice ders verecek Ermeni öğretmen yok, okul yok. Kilisenin bir geliri olmadığı için, bu gibi faaliyetleri gerçekleştirecek para yok”.

“Devlet tarafından politik çıkarlar nedeni ile Ermeniler için bazı konularda gayri resmi olarak serbestlik getirildi. Yani her an her şey olabilir… Devletin bu esnekliğinin nedeni ile kül altındaki közler yavaş yavaş belirmeye başladı. Artık birçok kişi ben Ermeni kökenliyim diyebiliyor. Biraz daha zaman geçse bu insanlar gönül rahatlığı ile “ben Ermeniyim” diyebileceklerdir.”

Fakat mücadele edenler sadece onlar olmamalı. Müslümanlaştırılmış Ermenilerinin torunları Diyarbakır ya da Anadolu’nun (Batı Ermenistan’ın-‘Akunq’ web sayfası yöneticileri) başka bir bölgede kimliklerine sahip çıkmak isterlerse Hıristyan Ermeniler ve özellikle İstanbul Patrikhanesi onlara sahip çıkmaya hazır olur mu acaba?… Fakat gördüğümüz gibi Diyarbakır Ermeni kilisesine papaz bile götürülmedi hala.

Garod Sasunyan’a göre İstanbul Ermeni Patrikhanesi “devletin söylemlerinin dışına çıkmaz”; İstanbul Ermeni Patrikliği sonuçta Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi bir kurumu gibidir ama eğer isterse ellerindeki imkanlar ile çok daha iyi şeyler yapabilir. En basit olay bir derhayrın atamasını gerçekleştirebilir. Kilisenin avlusuna bir misafirhane tahsis edebilir… vs vs. ama düz bir çizginin üzerinde yürümekte..”

Garod Sasunyan Ermenistan’da annesinin akrabalarını bulabildi. Ancak baba tarafından Pasurlu Altun’un akrabalarını hala arıyordu, arayıp da bulamadı. Fakat umudunu hiçbir zaman kaybetmedi. Geçen sene vefat olmuş Erivan’daki dayısının mezarına geldi bu sefer: “Pasur köyünden toprak getirmek istedim mezarına, Gürcistan sınırında bırakmadılar, ne kadar anlatmaya çalıştım da ikna edilemediler. Yine Türkiye tarafına geçip toprağı orada bırakıp bu tarafa döndüm”.

Garod Sasunyan, Türkiye’de yaşayan bir Ermeni olarak Ermenistan’da akrabalarını bulduktan ve Ermenıstan’ı ziyaret ettikten sonra kendi hayatının değiştiğini de hisseder; “Ararat’ın öteki tarafı bizler için “Kafdağ”ının öteki tarafı gibiydi. Hep hayallerimizi süslerdi. Dağın öteki tarafından gelebilecek her şey bizi ilgilendiriyordu ve takip ediyorduk. Yerevan Radyosu’nun (Ermenistan Toplum Radyosu-‘Akunq’ web sayfası yöneticileri) Kürtçe yayın yapan saatlerini dört gözle beklerdik. Hepsi 10-15 dakikaydı. Biraz haber, biraz söyleşi ve Kürtçe müzik… Bu 10-15 dakikalık süre tüm gün konuşulurdu. Sanki 10 15 saat yayın yapmış gibi. Hele Artsakh savaşı döneminde radyoyu daha rahat dinleyebilmek için çok para verip aldığım 12 dalgalı ‘Sony’ radyoyu hiç unutmam. Savaş süresince “Nagorno Karabağ, Nagorno karabağ” sesi halen kulağımda çınlıyor… Ararat’ın öteki tarafındaki annemin dayısını bulduktan sonra Ararat’ın öteki yüzü artık “Kafdağı” olmaktan çıkmıştı. Rahmetli dayım Vazgen ile sık sık ziyaret etmeye başlamıştık. Bizim insanımız bizim gelenek ve göreneğimiz bizim yaşantımızın aynısı 100 yıl önceki gibi devam ediyordu. Akrabalarımı bulduktan sonra açık bir kapımız olmuştu Ararat’ın öteki yüzünde. Daha rahat gidip gelmeye başlamıştım. Bunun sayesinde yeni dostlar, yeni akrabalar bulabildim.”

Akunq.net

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *