
Ermeni halkının içinde bulunduğu ağır durum
Ermeni halkı, hür ve bağımsız yaşama imkânından yoksun bir halde XIX. yüzyıla ayak basar. Ülke, İran ile Osmanlı egemenliği altında kalmaya devam eder.
Doğu Ermenistan’ının esas bölümü Yerevan, Nakhicevan ve Karabağ hanlıkları arasında dağılmış, kuzeydeki bazı bölümler ise Gürcistan krallığı bünyesinde bulunmaktaydı. Yerevan hanlığı, büyük bir sınır idari birimi olarak sardarlık (vilayet), han ise sardar olarak da anılmaktaydı.
Hanlık, 15 bölgeye (mahal) ayrılmıştı. bunlar Zangibazar, Surmalu, Sardarapat, Talin, Aparan vs. idi. Hanlığın başında, şah tarafından atanmış olan han bulunmakta, mahaller, han tarafından tayin edilen mirbölükler, köyler, köy reisleri tarafından idare edilmekte, şehir yöneticileri, kalantar olarak anılmaktaydı. Batı Ermenistan’ın büyük bir kısmı Kars, Akhaltskha (Ahıska-çev. notu), Erzurum, Van, Diyarbekir (Diyarbakır-çev. notu), Sebastia (Sivas-çev. notu) paşalıkları (vilayetler) dahilinde bulunmaktaydı. Paşalıklar, sancaklara, bunlar ise köylere ayrılmıştı.
Osmanlı Devleti ile İran, geri kalmış feodal ülkelerdi. İç çekişmeler, başıboşluk ve şiddet, bu devletlerin ayrılmaz bir parçasıydı. Padişah ve şahın tüm ülkede olduğu gibi, paşalar ve hanlar da kendi idari bölümlerinin tartışılmaz yöneticileriydi.
Osmanlı ve İran ekonomileri geri kalmış bir durumdaydı.
Ekonominin temel ayağını oluşturan tarım, son derece düşük bir seviyede bulunmaktaydı.
Köylülerin durumu çok ağırdı. Çalışan kesimlerim ezilmesi, genelde vergi toplayıcılığı sayesinde gerçekleşmekteydi. Toprak, su ve otlaklardan faydalanma karşılığında vergi alınmaktaydı. On beş yaşın üzerindeki her erkek kelle vergisi, her aile ise hane vergisi ödemekteydi.
Zanaatkârlar ile tüccarlar da çeşitli vergiler ödemekteydi. Köylüler, vergilerini ürün olarak, tüccar ile zenaatkâr kesimi ise nakit olarak ödemekteydi. Köylüler, toprak ağası için kor ve bekar adı altında da çalışmaktaydı. Ağa için ekip-biçmeye, evini, kaleyi, surları inşa etmeye, yol ve kanal yapımına vs. katılmaya mecburdular. Khaçatur Abovyan, “Yerevan hanlığının köylüleri, kor ile bekar altında kurumuş, çöpe dönüşmüştü”- diye yazmaktadır.
İran hanları ve özellikle de Osmanlı paşalarının egemenliği altında bulunan Ermeni halkı da diğer halklar gibi, ağır manevi baskı altında ezilmekteydı, can ve mal güvenliği ile asgari vatandaşlık haklarından yoksundu.
Ermeni halkı reaya, yani tabi, hak yoksunu bir katman olarak kabul edilmekteydi. Ekonomik baskıların haricinde, milli ve dini baskılara da tabi olup mahkemede şahitliği kabul edilmemekteydi, ata binmeye, silah taşımaya hakkı yoktu. Müslümanın karşısında başını eğmeye ve giysileriyle farklı olmaya mecburdu.
Milli aidiyeti ve inancı için özel vergiler ödemekteydi, bunlardan başlıcası haraç olarak anılmaktaydı. Ermeni halkı manevi-ruhsal açıdan ağır darbeler almakta, milli onuru ve kutsal duyguları rencide edilmekteydi.
Tüm bunlar, ağır Osmanlı ve İran boyunduruğundan kurtulma arzusu yaratmaktaydı.
Askeri-siyasi durum
XIX. yüzyıl başlarında, Transkafkasya’da karmaşık bir durum hasıl olmuştu. Bu coğrafyadaki halklar, Osmanlı ve İran egemenliğini üzerlerinden atmak istiyordu. Rusya, Transkafkasya’yı ele geçirip imparatorluğa dahil etmek istemekte, Gürcüler ve Ermenileri, siyasetini gerçekleştirebilmek açısından müttefikleri olarak görmekteydi.
Doğu Gürcistan 1801 yılında barışçıl bir şekilde Rusya’ya bağlandı. Lori-Pambak, Ğazakh ve Şamşadin gibi bazı Ermeni toprakları da Gürcistan’la birlikte Rusya’nın egemenliği altına girdi.
Rusya’nın güneye doğru yayılıp Trankafkasya’ya yerleşmesi, iki rakip ülke olan İngiltere ve Fransa tarafından infialle karşılandı.
Bu ülkeler, İran’ı ve Osmanlı Devleti’ni Rusya’ya karşı kışkırtarak, ilerlemesini durdurmaya çalışıyorlardı. Fransa ve İngiltere, Rusya’yı Transkafkasya’dan kovma konusunda hemfikirdi. Özellikle onların sürdürmüş olduğu siyaset sebebiyle 1804 yılında Rus-İran savaşı başladı.
Askeri faaliyetler Rusya lehine gelişmekteydi.
1805-1806 yıllarında Rus orduları Karabağ’ın Şaki, Şirvan ve Bakü hanlıklarını ele geçirir. Ruslar, karşı tarafın direnişini kırarak, 1808 yılında ikinci kez Yerevan kalesini kuşatır. Kale Fransız askeri uzmanlarının yönetiminde tahkim edilmiş olup, sıkı bir şekilde korunmaktaydı. Birkaç başarısız saldırı sonucunda Rus ordusu komutanı Gudoviç kuşatmayı kaldırır ve Gürcistan’a döner.
1812 yılındaki savaşta Rusların galibiyeti, Rus-İran savaşının başarıyla neticelenmesini beraberinde getirir.
Ruslar, Aslanduz, Lenkoran ve Meğri muharebelerinde İran veliahtı Abbas-Mirza’ya karşı kesin galibiyet elde eder.
12 Ekim 1813 tarihinde, Karabağ’ın Gülistan Köyü’nde Rus-İran Barış Antlaşması imzalanır.
Bu antlaşmaya istinaden Şirak, Lori, Ğazakh, Şamşadin, Zangezur, Ğapan ve Karabağ, Rusya’nın hakimiyetine geçmekteydi.
İlk Rus-Osmanlı savaşı
İlk Rus-İran savaşı sürerken Osmanlı Devleti, imparator Napolyon’un kışkırtmasıyla 1806 yılında Rusya’ya karşı bir savaş başlatır. Osmanlı orduları, sayı üstünlüğünden faydalanarak Kars, Akhalkalak (Ahalkelek-çev. notu) ve Akhaltsakha yönünde başarılı saldırılar gerçekleştirir. Az sayıdaki Rus birlikleri ve yerel halk zor durumda kalır. Osmanlı orduları, Yusuf Paşa’nın önderliğinde 1807 yılında birkaç kez saldırıya geçmesine rağmen başarıya ulaşamaz.
Büyük muharebe, 1807 Haziranında Gümrü yakınlarında gerçekleşir. İki taraf, 7 saat boyunca azılı bir çatışma sergiler. Osmanlı ordusu, sayı üstünlüğüne sahip olasına rağmen, rakip tarafın darbelerine dayanamayıp, savaş alanında 1000’in üzerinde ölü bırakarak Kars’a doğru panik içinde ricat eder, Yusuf Paşa ise esir düşmekten kıl payı kurtulur.
Savaş ufak-tefek gelişmelerle sürer ve ancak 1812 yılında Bükreş’te yapılan barış antlaşmasıyla son bulur. Besarabya ve Abkhazya Rusya’ya geçer, ele geçirilen diğer bölgeler ise Osmanlı’ya iade edilir.
Bu antlaşmanın gerçekleşmesine, Moldova’da yaşayan tanınmış Ermeni tüccar Manuk Bey destek olur ve antlaşma onun konağında imzalanır.
http://www.findarmenia.com/arm/history/23/420
Türkçeye çeviren: Diran Lokmagözyan
Leave a Reply