
İran bünyesindeki Doğu Ermenistan
İran ve Osmanlı devletleri henüz XVI. yüzyılda, işgal etmiş oldukları Ermenistan topraklarında istikrarlı bir idari sistem tesis etmeyi denemekteydi. Bu durum, ancak 1639 barışından sonra, uzun süreli bir barış elde edildikten sonra başarıya ulaşır.
Doğu Ermenistan’da, idari birimler olarak vilayetler veya beylerbeylikler oluşturulur. Bu bölgelerin yöneticileri, beylerbeyi veya han olarak anılıp, belli bir süre için, şah tarafından tayin edilmekteydi. Bu yöneticilerin görevi, yönetimlerine teslim edilmiş olan bölgede iç dirlik ve düzenin korunmak, yabancı saldırılardan korunmak ve şahın hazinesine ödenecek olan vergileri toplamaktı. Hanlığın yönetim kurumu divanhane olarak adlandırılmaktaydı. Hanların kendi ordusu, mahkemesi ve polis gücü bulunmaktaydı.
Vilayetler mahallere bölünmüştü. Örneğin Yerevan vilayeti 15 mahale ayrılmıştı. Her bir mahal, han tarafından atanan kendi idarecisine sahip olup nayip, mirbölük veya melik olarak anılmaktaydı. Bu görevliler Yerevan hanlığında mirbölük olarak anılmaktaydı. Bu kişiler, kendilerine tabi olan mahalin kati efendisiydi. Mahal yöneticileri de köylerde, malsahibi veya köy meliki olarak anılan kendi görevlilerine sahipti.
Doğu Ermenistan’da, Yerevan ve Gandzak (Gence-çev. notu) vilayetlerine siyasi ve askeri açıdan önemli bir yer verilmekteydi. Şah Abbas, Yerevan Vilayeti’nini ilk yöneticisi olarak, göze çarpan komutanlarından biri olan Amirguna hanı tayin eder. İran devletinin batı sınırının olası Osmanlı saldırılarına karşı savunması, bu kişiye emanet edilmişti. Amirguna han, vilayetin ekonomisini ayağa kaldırmak ve Osmanlılardan korumak amacıyla, tehcir nedeniyle boşalmış olan Ararat Ovası ve çevre bölgelere yeniden insanların yerleşmesi için çalışır. Han bu niyetle, Osmanlı egemenliği altında bulunan Ermeni bölgelerine bazı akınlar düzenler ve çok sayıda Ermeni’yi Yerevan ve Ararat Ovası’na nakleder.
Amirguna, Doğu Ermenistan’ın büyük bir kısmını ihtiva eden Yerevan Vilayeti’ni 20 yıl (1605-1625) yönetir. Han, ülkedeki toprak ilişkilerini düzenlemeye çalışır. Eski toprak sahipleri, devlet görevlileri ve manastırlar, eski haklarına tekrar kavuşur. Sulama sistemi ve vergiler düzenlenir. Ermeni halkı, ülkeyi mamur etmeye başlar.
Ekonomi gelişir, harabeye dönmüş olan köyler ve şehirler tekrar yapılandırılır. Yıkılmış manastırlar ve kiliseler yeniden inşa edilir. Özellikle Ecmiadsin’deki (Ermeni Kilisesi’nin dini merkezi-çev. notu) kiliseler restore edilir. Zanaatlar ve ticaret hareketlenir. Yerevan, Nakhicevan, Agulis ve Gandzak gelişir.
Doğu Ermenistan bünyesinde bulunan Nakhicevan bölgesi, belli bir süre sonra Yerevan Vilayeti’ne bağlanır. Bu bölge Sünik’in batı kısmı ile Nakhicevan bölgesini içine almaktaydı. Doğu Ermenistan’ın bazı bölgeleri Tebriz Vilayeti dâhilindeydi (Maku, Kapan, Khoy, Salmast).
Artsakh ve Utik meliklikleri, Sünik’in büyük bir kısmıyla birlikte Gandzak Vilayeti’ne dâhil olmakla birlikte, genellikle doğrudan İran şahına tabi olmaktaydı. Lori ve Tavuş, Gürcü (Kartveli) Krallığı’nın idaresi altındaydı.
Batı Ermenistan’ın idari bölünmesi
Osmanlı devletine geçmiş olan Ermeni topraklarında oluşturulan idari birimler eyalet olarak anılmaktaydı. Daha sonraki dönemde bu bölgeler paşalıklara dönüştürülür. XVII. yüzyılda bu bölgeler Kars, Çıldır, Arzırum (Erzurum-çev. notu), Van, Diarbekir (Diyarbakır-çev. notu), Maraş, Sıvas (Sivas-çev. notu) ve Adana eyaletleriydi. Eyaletin idaresi, padişah tarafından tayin edilmiş olan paşanın elinde bulunmaktaydı. Eyaletler sancaklara bölünmüştü. Her bir sancak kendi yöneticisi ve görevlilerine sahipti. Bu görevliler paşa tarafından tayin ediliyor ve doğrudan kendisine tabiydi. Sancak yöneticisi bey de, paşanın eyalette sahip olduğu hakların aynısına kendi sancağında sahipti.
Beyler, kendi sancaklarında vergilerin zamanında toplanmasını denetlemekte, halk arasında oluşan anlaşmazlıkları çözmekte, dirlik düzeni sağlamakta ve yargılamaktaydı.
Köylerdeki yönetim köyün malsahibinin (res) elinde bulunmaktaydı. Res, köye tayin edilen vergilerin toplanmak, köylerdeki küçük anlaşmazlıkları çözmek, köye gelen görevlileri ağırlamak ve yukarıdan gelen tüm talimatları yerine getirmekle yükümlüydü.
Osmanlı devletinde, görevlilerin tayin edilme sistemi son derece kötüydü. Görevler, basit alışveriş malzemesiydi. Herhangi birini paşalık görevine tayin eden padişah, görevi alandan, eyaletin bir yıllık vergi miktarını devlet hazinesine ödemesini talep etmekteydi. Paşaya, vergileri kendi yararına göre toplama hakkı verilmekteydi. Paşa da, sancak yöneticileri tayin ettiğinde aynı şekilde davranmaktaydı. Paşa veya sancak yöneticisi tayin etmek için giderek daha fazla miktarlar talep edilmekteydi. Rüşvetle göreve tayin etmek o denli olağanlaşmıştı ki, bu görevler açık arttırmaya çıkarılmaya başlanmıştı. Görevli her yıl, haklarını rüşvet sayesinde yeniletmeliydi. Bunu yapmadığı takdirde, bu görev, daha fazla para veren bir başkasına geçmekteydi.
Rüşvet, Osmanlı İmparatorluğu’nda fantastik boyutlara ulaşmaktaydı. Avrupalı seyyahlar ve tarihçiler bunu tasdik etmektedir. Tüm görevler alınıp, satılıyordu ve her görevli kendi üstüne belli bir miktar ödemeye mecburdu. Tüm bunlar, basit halk, özellikle de Hıristiyan Ermenilerin korkunç bir şekilde yağmalanmasıyla ödenmekteydi.
Sık-sık tekrarlanan çocuk toplamalar Ermeni halkı için bir belaya dönüşmüştü. Hıristiyanların sağlıklı ve uzun boylu erkek çocukları padişahın emriyle toplanmakta, dinleri değiştirilmekte ve askerlik hizmetine alınmaktaydı. Osmanlı ordusunun elit birliklerini oluşturan yeniçeri birlikleri bu çocuklardan oluşmaktaydı.
XVII. yüzyılın ilk yarısında Ermeni beylikleri
Ermenistan’da egemenlik sürmüş olan tüm işgalciler, Ermeni yönetici ailelerini ve Ermeni yöneticileri ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. İçlerinden bir kısmı, varlıklarını Ermenistan’ın dağlık ve ulaşılmaz bölgelerinde korumuş ve XIX. yüzyıl başlarına kadar var olmuşlardır.
Ermeni feodallerden bazıları işgalcilere tabi olup, varlıklarını korumuş, diğerleri ise işgalcilerin baskılarına dayanamayarak ülkeden göçmüştür. Ermeni yöneticilerden bazıları da kendi şahsi topraklarını kurtarmak için, bu toprakları gönüllü olarak kiliseye teslim edip din adamı payesi almıştır. Bu kişiler paronter adıyla anılmaktaydı.
Ermeni yöneticilerden bazıları da, işgalcilerin egemenliğini kabul edip onlara tabi olmakla birlikte, bağımsızlıklarını tüm imkânlarıyla korumaya çalışmışlardır. Başlarında meliklerin bulunduğu Sünik, Artsakh ve Geğarkunik meliklikleri bu tür beyliklerdendi. Khaçen ve Varanda meliklikleri, daha XVI. yüzyılda ünlüydü. Daha sonraki dönemlerde Gülistan, Cıraberd, Dizak ve Sünik bölgelerinde de meliklikler oluşturulur. Melikler, Artsakh ve Sünik’in eski Ermeni beylik hanedanlıkların mirasçıları olup, hakları İran şahları tarafından tanınmıştır. Melikler, doğrudan şaha tabi olup, şahı, kendilerinin en üst egemenleri olarak tanımaktaydı. Meliklerin kendi şatoları, ordusu ve görevlileri vardı. Tebaalar olarak şaha sadece vergi vermekteydiler. Melkin mevkisi bırakıtsal olmakla birlikte, vefat eden melikin görevinin mirası şah tarafından tasdik edilmeliydi. Vergileri melikler tayin etmekte ve tüm anlaşmazlıkları onlar çözmekteydi. Meliklerin egemenliği köylerde malsahipleri tarafından uygulanmaktaydı.
Savaş zamanında melikler ordularıyla şahın huzuruna çıkmaya ve ülkeyi yabancı düşmanlara karşı korumaya mecburdu. Melikler geniş topraklara sahip olup, bu topraklardan elde ettikleri gelir sadece kendilerine aitti.
Batı Ermenistan’ın Şatakh (Çatak-çev. notu), Moks (Müküs, Bahçesaray-çev. notu), Sasun (Sason-çev. notu), Zeytun (Süleymanlı-çev. notu), Hamşen (Hemşin-çev. notu) ve daha başka bölgelerinde Ermeni yöneticiler kalmıştı. Kilikya’da, dağlarla çevrili küçük bir vadide bulunan Zeytun, Ermeni halkının tarihinde özel bir yer tutmaktadır. Burada 20-30 bin Ermeni yaşamaktaydı. Bu halk, XVII. yüzyıla kadar, güçlü Osmanlı devletine dahi tabi olmamaktaydı. Ancak uzun bir mücadeleden sonra, iç bağımsızlıklarını elde tutma şartıyla Osmanlı devletine vergi vermeyi kabul ederler. Bu hürriyet ocağı, XIX. yüzyılın 60’lı yıllarına kadar yarı özerk statüsünü korumuştur.
Bu bağımsız Ermeni beylikleri, Doğu ve Batı Ermenistan’da, Osmanlı ve İran egemenliklerine karşı sürdürülen mücadelede önemli rol oynamışlardır. Bu beylikler, Ermeni kurtuluş mücadelesinin uyanış ve teşkilatlanma ocakları olmuştur.
http://www.findarmenia.com/arm/history/21/345
Türkçeye çeviren: Diran Lokmagözyan
Leave a Reply