Alevi inancı soykırım tehlikesiyle karşı karşıya

Alevi inancı soykırım tehlikesiyle karşı karşıya“Devletin Alevilere yaklaşım değişmemiştir. Alevileri gerçek anlamda tanıma, onların sorununu çözmekten çok kimi yumuşamalar yaparak, Alevileri aslında kültürel soykırıma uğratma politikası izleniyor. AKP de Alevilere karşı önyargıların kaldırılmasını sağlayan bir zihniyet değişimi içinde değildir. CHP’nin, Demirel’in politikalarını bugün AKP devam ettiriyor.”

Alevilerle Kürtlüğü birbirinden ayıran yaklaşımların yanlış ve AKP’ye hizmet ettiğini vurgulayan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, sisteme koşan dernek ve örgütlere, “aslını inkar eden haramzadedir” deyimini hatırlattı. AKP’nın Alevilere yaklaşımı gerçek anlamda Aleviliği tanıma, onların sorununu çözmekten çok kültürel soykırıma uğratma politikası olduğunu söyleyen Karasu, “Devlet ve hükümetlerin Alevilere yaklaşım değişmemiştir” dedi. ANF’ye konuşan Mustafa Karasu, “Kürtlüğüne sahip çıkmadan, Aleviliğine doğru sahip çıkamazlar, Aleviliklerine doğru sahip çıkmadan Kürtlüğüne sahip çıkamazlar” vurgusu yaptı.

Kürtler, Ermeniler ve Aleviler dediğimizde, “Alevi sorunu” diyoruz ve bu sorun çözülmeli diyoruz. İnanç gruplarının, kültürel ve etnik gruplarının varlığı niye sorun oluyor? 

Tabi tarih içinde de inançlar sorun olmuştur. Belli inanç savaşları, mezhep savaşları yaşanmıştır. Özellikle kapitalist modernitenin tarih sahnesine çıkmasıyla birlikte, ulus devlet anlayışının ortaya çıkışı, devlet içinde tek bir etnik topluluk, tek bir inanç topluluğu yaratma gibi bir eğilim ortaya çıkarmıştır. Ulus devlet anlayışı bir yönüyle etnik ve dinsel toplulukların kültürel soykırımına dayanır. Tek millet, tek inanç yaklaşımı hakim kılınmaya çalışılır. Bu Avrupa’da da böyledir. Avrupa’da Katoliklerin, Protestanların ya da Angılikan kilisesinin hakim kılınması gibi yaklaşımlar görülmüştür. Bu gerçeklik Avrupa’dan kaynaklı bu modernist zihniyetin, kapitalist anlayışın daha çarpık biçimi Ortadoğu’ya da yerleşmiştir. Kuşkusuz Aleviler ve inançları üzerinde çok önceleri baskılar vardır. Diyelim 15. 16. ve 17. Yüzyılda da bu yönlü baskılar oluşmuştur. Bu yönlü katliamlarda gerçekleşmiştir. Daha çok o dönemdeki devletlerin belli bir inanç topluluğunun daha ağır basması, diğerlerinin biraz daha zayıf olması karşısında önyargılar oluşmuş ve kavgalara neden olmuştur. Hem bu İslamiyet içinde, hem Hıristiyanlık içinde hem de diğer dinlerin içinde oluşmuş.

Nitekim Avrupa’da da din savaşları çok şiddetli bir şekilde yaşanmış ve boğazlaşmalara kadar varmıştır. Ortadoğu’da da sayısı az olan inanç toplulukları, mezhepleri üzerinden baskılar olmuştur. Fakat bu ulus devlet zihniyeti gerçekten daha katmerli bir kültürel soykırımı esas almış, buda tek inanç, tek millet kavramını devletler içinde yerleştirmiştir. Bunun Türkiye cumhuriyetine yansıması gerçekten daha ağır olmuştur. Türkiye cumhuriyeti her ne kadar Osmanlı gibi halifeliği döneminden bir farklılaşma yaşasa da pozitivizm, laikliği benimsemiş olsa da, cumhuriyet geçiş yapmakla birlikte Türkiye cumhuriyeti kendine bağlı bir din politikası, bir İslamiyet politikası izlemiştir. Bu politika tek millet, Türklüğe dayalı bir devlet yaratmaya çalışınca Türk İslam sentezi ile Kürtlerin, Arapların, Ermenilerin diğer toplulukların eritilip Türkleştirilmek istendiği, yine Alevilerin Êzîdîlerin, Süryanilerin başka inançların da tümden tasfiye edilerek, Türkiye sınırların da sadece Sünni İslam (Hanefi) mezhebinin hakim kılınacağı bir devlet politikası izlenmiştir. Sorunu yaratan özellikle de son iki yüz yılda ulus devlet politikasıdır.

Avrupa ülkelerinde ‘Ulus Devlet’ politikası değişime uğramış, fakat Türkiye’de halen bu politikalar devam etmektedir. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ulus-Devlet’in ilk çıkış yeri Avrupa’dır, ama zamanla ağır sorunları ortaya çıktı. Ülkeler kendi içinde ağır sorunlar yaşadılar. Milliyetçilik, Ulus Devletin katı milliyetçiliği Avrupa’ya 1. ve 2. Dünya Savaşı yaşattı. Bu açıdan, çok dar diğer toplulukları reddeden o milliyetçilik anlayışından törpülenme oldu, kırılma oldu. Yine farklı inançlara katı yaklaşımın yarattığı sorunlar tarihte mezhep savaşlarını ortaya çıkarttı. Tabi ki Ortadoğu’da hala çok katı süren, diğer inançlara karşı hoş görüsüzlüğün olduğu doğrudur. Ama Türkiye’de, özelde Osmanlı imparatorluğunun dağılmasından sonra çok kaygılı bir ruh hali ve Kürtler, ayrılacak dağılacak, şunlar gidecek dağılacak psikolojisi vardı. Öte yandan Erdoğan’ın yakın zamanda söylediği bir söz var; ‘Avrupa bizi Alevilikle bölmek istiyor’ deyişi, sanki Aleviliği Avrupa ortaya çıkarmış, Avrupa’nın yarattığı bir inançmış gibi onu da bir bölünme gerekçesi yaparak devletin zayıflanması olarak değerlendiriyor.

Cumhuriyet döneminde Aleviler kendilerini Cumhuriyete daha mı yakın hissediyordu? Buna ne dersiniz?

Türkiye cumhuriyeti kurulunca bir din devleti olarak kurulmuyor, kendine göre bir İslam yaratmak istiyor. Öte yandan kendine göre biraz daha batıya yakınlaşmak istiyor. Aslında batıya bu kadar yakınlaşmasının, iş kurmasının bir nedeni de; ulus devleti batı destekliyor ve ulus devlet içinde de Kürtlerin tasfiye edilmesine batı göz yumuyor. Bu yönüyle Türkiye cumhuriyeti batı desteğini alarak Kürtleri tasfiye etmek ve ortadan kaldırmak istiyor. Bu bakımdan Kürt inkarın da, Kürtlerin soykırımında batının önemli bir rolü suçu vardır.

Bir Alevi olarak çocukluğumuzdan biliriz ki; Aleviler horlanır, çocuğunu bir okulda her hangi bir iş yerinde kesinlikle Alevi olduğunu söyleyemiyordu. Bu da Kemalist zihniyetin okullarda ve devlet kurumlarında hakim olduğu bir düzendi. Cemler Alevilerin yoğun olduğu mahallelerde olurdu. Acaba basılacak mı? Basılmayacak mı? Ne olur ne olmaz diye nöbetçi koyuyorlardı. Alevilerin Türkiye tarihindeki inançlarının özgür olduğu, baskılara maruz kalmadığı yönündeki değerlendirmeler kesinlikle gerçeği doğrulamıyor, baskı devam ediyor. Fakat eskisi gibi çok katı ve çıplak zor şeklinde yürümüyor olabilir. Neden? Çünkü dünya koşulları değişmiş ve biraz farklılaşmış, Avrupa’yla biraz ilişkiler gelişmiştir. 20. Yüzyılda genel inançlara karşı saldırının hoş görülmediği bir dünya var idi. Özellikle de Türkiye Ermeni ve Süryani katliamını yapmış ve bundan dolayı suçlandığı için, Alevi toplumunu tümüyle katletmesi belki çok büyük tepkilere yol açabilirdi. Alevilerin giderek Alevi inancını yitirmesi, Dersim’in veya Güney-batının hem Kürtlükten koparılması, hem de Alevi inancının baskı altına alınarak devletin istediği bir Aleviliğin, bir inanç sisteminin ortaya çıkması için devlet büyük bir çaba göstermiştir. Bu zaten başlı başına devletin en büyük inanç katliamı değil midir? En büyük inanç soykırımı değil midir? Tabi ki kültürel soykırımdır. Bunu Türkiye cumhuriyeti tarihinde Aleviler çok sıcak bir şekilde yaşamışlardır.

Alevi Kürtler daha fazla mı baskı görüyorlar? Birde işin içinde Kürtlük varsa iş daha fazla mı değişmektedir? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu açıktır ki, Türkiye’nin, Türk Alevilere yaklaşımı ile Kürt Alevilere yaklaşımı farklıdır. Maraş katliamı, Sivas, Dersim katliamı olmuş, Büyük katliamların çoğu Kürt Alevilerin olduğu illerde olmuştur. Belki Çorum’da da katliam olmuş, ama Çorum’daki olay o dönemde sağ ve sol çatışmasının yarattığı ortam da etkili olmuştur. Çorum gibi faşistlerin yoğun olduğu bir yerde, Aleviler’in önemli bir bölümünün sol Alevilere yönelik büyük bir saldırı gerçekleşmiştir. Ama Türkiye cumhuriyeti tarihine bakılırsa Kürt Alevilerin üzerinde yürütülen baskının, Türk Aleviler üzerine yürütülen baskıdan fazla olduğu görülür. Türk Alevileri de gerçekten hakim inanç olan Sünni inancın baskısı altında kendilerini ifade edememiş, örgütleyememiş, kendilerini geliştirememiş, komünist, Kızılbaş ve Kürtler mevcut Türk devletinin en büyük düşmanları biçiminde bir yargı hep olagelmiştir. Bu yargı gerçekten de doğrudur.

Bugün Türk devletinin Alevilere dönük yürüttüğü politikaları nasıl buluyorsunuz? 

Bugün devlet ve hükümetlerin Alevilere yaklaşım değişmemiştir. Alevileri gerçek anlamda tanıma, onların sorununu çözmekten çok kimi yumuşamalar yaparak, Alevileri aslında kültürel soykırıma uğratma politikası izleniyordu. AKP’nin de öyle Alevilerin işte cem evlerini tanıması, Diyanet İşleri Başkanlığı fes edilerek devletin bütün dinlere, bütün mezheplere eşit mesafede yaklaşması din dersinin kaldırılması ya da bütün eğitim müfredatlarında Üniversitelerde, kitaplarda, toplumsal zihniyet de Alevilere karşı önyargıların kaldırılmasını sağlayan bir zihniyet değişimi içinde değildir. Bu açıdan gerçektende aynı Kürtlerdeki gibi daha önceki yıllardaki kendine göre Kürt yaratma, Kendi Kürtünü yaratma politikası varken, Aleviler içinde aynı politika yürütülüyor. Bu açıdan Alevilere yönelik Türk devletinin politikası değişmemiştir. AKP öncesinde de aynıydı. Demirel zamanında da aynıydı veyahut CHP’nin iktidarda olduğu koalisyonda olduğu dönemlerde de Alevilere yönelik politikalar değişmemiştir. Bugün o politikaları AKP devam ettirmektedir.

Bazı Alevi örgütleri ve temsilcisi sanki Alevi sorunu AKP’den kaynaklı ya da bugün başlamış gibi bir algı yaratmaya çalışıyorlar. Buna ne dersiniz? Yani dün Alevilerin sorunu yok muydu?

AKP siyasal İslamcı bir zihniyete sahip olduğu için Alevi sorununa eğilmesi mümkün değildir. Bu yönüyle bugün gelinen aşamada hala Alevileri eşit inanç olarak kabul edip, onları olduğu gibi kabul etme yaklaşımında değil. Onlara göre İslam’ın içindelerse o zaman camiye gitsinler biçiminde çağrıları var. Bu yönüyle yaklaşımları ortadadır. Ancak Alevi sorununu AKP yaratmamıştır. AKP daha 2000’lerde iktidara gelmiştir. Ama Alevilere yönelik büyük katliamlar, büyük baskılar önceki on yıllarda daha fazlaydı. Bu günde sürüyor tabi. Sorunu sadece bir partiye indirgemek yanlıştır. O zaman sorunu çözemeyiz. Sorun bir ulus devlet zihniyetidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri, özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmasıyla gerçekleşiyor. Yani sorunu bir bütün olarak Türkiye’deki devlet zihniyeti olarak anlamazsak, devletin Türk İslam sentezi denen bir ulus yaratma projesi doğru anlaşılmaz. Sadece Türkler olursa millet bölünmemiş olacak, sadece inançları olursa inanç bölünmemiş olacak, böylelikle güçlü bir Türk milleti yaratılacaktı. Bu zihniyetle Alevi sorunu ortaya çıkmıştır. Alevilerin sorunlarının ağırlaştığı an, bu güne kadar çözülmemesine neden olan bu zihniyettir. Bu açıdan sorunu öyle ayırmak doğru değildir. Ama AKP’nın de aynı zihniyetin devamı olduğunu, AKP’nın de Alevi sorununu çözme yaklaşımı içinde olmadığını, hatta Sünni İslam’a daha fazla dayandığından Alevileri asimilasyon politikalarıyla eritme eğiliminin daha fazla olduğu söylenebilir.

CHP iktidarda olduğu dönemde Maraş ve Sivas katliamları yaşandı, ama CHP buna adres olarak başkalarını gösteriyor ve kendi sorumlu olarak görmüyor. Bazı Alevi örgüt ve temsilcileri de bu paralelde açıklamalar yapıyor, buna ne dersiniz?

Yanlıştır. CHP’nın bu kadar milletvekili var o zaman çıksın Cem evleri Alevilerin ibadet yeri olarak sayılması için kanun teklifi versin. Bu konuda yoğun propaganda yapsın. Yapıyor mu? Bunu gündemleştiriyor mu? Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasını gündemleştiriyor mu? Din derslerinin kaldırılmasını gündemleştiriyor mu? Yok. Yani CHP böyle bir politika izlemiyor. CHP içinde zaman zaman bir iki Malatya, Adıyaman’lı milletvekili sorunu gündeme getiriyorlar. Bu da her hangi bir şeyi değiştirmiyor, sadece Alevilere yaranmak için yapılıyor, Alevilerin oylarını almak için. Bu bakımdan CHP’nin Alevilerin haklarını savunuyor demek gerçekten de yanlıştır. Alevi sorunu da Kürt sorunu gibi demokratikleşme sorunudur özünde. Demokratik bir anayasa sorunudur. Şimdi CHP Kürtler yararlanmasın diye, Türkiye’nin demokratikleşmesini istemiyor. Türkiye’nin demokratikleşmesini istemeyen bir partinin Alevilere faydası olabilir mi? Alevilerin stratejisi şu olmalıdır: Kim gerçek anlamda Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyorsa, onu desteklemelidir. Bir dönemler AKP’nın yaptığı gibi kendine demokrat, kendine Müslüman biçiminde değil. Gerçekten Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen parti hangisi ise, ama gerçek anlamda hem Kürtlerin sorununu çözecek, hem Alevilerin hem de diğer sorunları çözecek demokratik bir zihniyet yaklaşımıyla, partilere eğilim göstermeleri gerekiyor. Özellikle de Kürt sorununda bu kadar inkarcı olan, hala Kürtleri kültürel soykırıma uğratmak isteyen bir CHP zihniyetine Aleviler nasıl destek verebilir. Demek ki CHP’nin demokratikleşme zihniyeti yok. O zaman Alevilerin böyle bir partiye tabi ki farklı tutum alması gerekiyor. Böyle bir partiden demokratikleşme zihniyeti olmayan bir hareketten uzak durmaları gerekiyor. Alevilerin Radikal Demokratikleşme Stratejisi olmalıdır.

Şimdiye kadar konuştuklarımızdan da anlaşılıyor ki, sorun devletin politikalarından kaynaklı bir sorun. Dolayısıyla Alevi toplumunun devlet ile yüzleşmesi gerekmiyor mu?

Her partinin politikası aynı değil, ama Türkiye demokratik bir ülke olmadığı için, yani devlet demokrasiye duyarlı bir hale getirilmediği için sistem bir bütün olarak anti demokratik olduğu için, tabi ki esas olarak değiştirilmesi gereken devlettir. Devletin değiştirilmesi gerekir. Yani devletin değiştirilme sorunu var. Örneğin bazı ülkelerde belirli demokratik bir sistemi var. Bu açıdan orada partilerin politikaları değişiyor. Ama Türkiye’de devletin kesinlikle değişmeyen zihniyeti söz konusudur; mesela tek millet, tek inanç ile güçlü bir devlet olma mantığı var. Bu açıdan Aleviler, özellikle de anayasanın değiştirilmesinin gündem de olduğu bir dönemde, devleti değiştirecek biçimde bir politika izlemeleri gerekir.

Aleviler bir demokrasi gücüdür

Şimdi Alevi toplumuna baktığımızda daha çok kendi sahasında demokrasi arayışı içerisindeler. Demokrasi ortak payda ise, diğer kesimlerle, etnik guruplarla mesela Kürtlerle ve diğerleriyle ortak mücadele yürütülmesi de gerekmiyor mu?

Tabi ki Aleviler bir demokrasi gücüdür. Demokrasi mücadelesi de yürütüyorlar. Bu nedenle Alevi gençleri geçmişte hep sosyalist hareketler içinde yer aldılar. Çünkü o hareketler Türkiye’nin değişmesi, demokratikleşmesi, bütün etnik ve dinsel guruplara eşit mesafede toplum öngördüğü için –çünkü sosyalizmin özü budur- Alevi gençleri yer aldılar. Gerçekten geçmişten bu güne eğer büyük demokrasi mücadelesi geliştiyse, devrimci hareketler geliştiyse bun da Alevi gençlerin rolü çok büyüktür. Yine bütün demokrasi hareketleri içinde yer aldılar. Ama şöyle bir eğilim oldu; Devlet tarafından, özellikle CHP içindeki belli kesimler tarafından Alevilerin diğer demokrasi güçleriyle, özellikle Kürtlerle bütünleşmesinin önüne geçilmeye çalışıldı. Bu bilinçli bir devlet politikası idi.

1990’larda Avrupa’da Alevilerin Kürtlerle birleşmemesi, yine Türkiye’de Alevilerin Kürtlerle birleşmemesi için devlet özel politikalar izledi. Özel stratejiler izledi. Bu açıdan Alevi ve Kürtler büyük demokrasi mücadelesi vermesine rağmen, son kırk yılın ağır bedellerini vermelerine rağmen örgütlü ve ortak bir mücadeleyi geliştiremediler. Bunun sonucu olarak; Alevi dernekleri ve Alevi örgütleri Kürtlerin mücadelesinden uzak kalmayı tercih ettiler. Bizim mücadelemiz içerisinde binlerce Alevi genç yer aldı. Başta Dersim, Maraş, Malatya, Adıyaman, Sivas olmak üzere birçok yerden gençler, Alevi toplumu bu mücadeleye destek verdi. Çünkü aynı zamanda kimlik, dil, Kürtlük ve kültürel sorunları vardı. Hem Alevi idiler, hem Kürt’tüler. Ama Aleviler üzerinde öyle politikalar izlendi ki, bırakalım Alevi Türkleri bir kesim Alevi Kürtleri bile kendi kimlik, dil, kültür yani etnik kimliğinden gelen sorunlarla ilgilenmesini engellemeye çalıştılar. Böylelikle bir kesim Alevi Kürdü, Kürt sorunundan uzaklaştırmaya çalıştılar. Son yıllarda kimi değişikler var, ama hala yetersizdir.

CHP zihniyetiyle yaşayanlarda, Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı mesafeli duran yaklaşımlar, doğru olmayan söylem ve yaklaşımlar hatta önyargılar görülmektedir. Bunların kesinlikle aşılması ve düzeltilmesi gerekiyor. Alevilerin Kürtlerin özgürleşme sorunlarına karşı duyarlı ve mücadelelerini kendi mücadeleleri olarak görmeleri gerekiyor. Bu hem Kürtler açısından gereklidir, hem de Aleviler açısından gereklidir.  Kürtler de Alevilerin kimliği ile kültürel inançlarını özgürce yaşamlarına, ve bunu sağlamada mücadelesini ortak paydalarda birleştirmesi gerekmektedir.

DEVAM EDECEK

SİPAN CUDÎ/DEVRİM AMED

51http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nuce&id=19247

Leave a Reply

Your email address will not be published.