Mülteci ve göçmen ülkesi olmak

Atina. Tarihi parlamento binasında, Anadolu Rum, Ermeni ve Süryanilerinin yaşamış olduğu trajediyi tartışıyoruz.
Aslında tehcir, zorla göç ettirme politikası, Ittihatçılar tarafından Batı Anadolu ve Trakya Rumlarına karşı başlatıldı 1914 yılında.
Bu operasyonun yürütücülerinden biri olan TC’nin ücüncü cumhurbaşkanı olan Celal Bayar, bu operasyonun başarı ile tamamlanmış olduğunu söyler anılarında.
İstanbul Rumlarına yönelik, bir başka “başarılı” operasyon da, onun dönemindeki 1955 İstanbul Pogramı idi.
Kanlı bıçaklı olan Celal ile İsmet arasındaki tek ortak nokta, Rumlardan, ve de öteki azınlıklardan haz etmemeleri idi.
Ermeni ve Süryanilere ve Pontoslulara oranla Rumların daha az kayıp vermelerinin nedeni ise, Yunanistan gibi onlara kucak açan bir ülkenin olmasıydı.
Arka arkaya gelen göç dalgaları Yunanistan’ı adeta bir göçmen ülkesine çevirdi.
Anadolu’nun bütün kentleri Yunanistan’da yaşamakta.
Pontos Müzesini gezerken çok duygulandım.
Babamın ve dedemin kentlerini, yani Niksar ve Mesudiye’nin eski hallerini gösteren resimleri görünce.
Komşu kent Erbba’dan Yorgo, benden Erbaa köylerini gosteren bir harita istedi, eski anılara dalmak için.
Sonra hep birlikte Karadenizlilerle (Onlar Pontoslu diyorlar, zaten Pontos Deniz demek) hora teptik, harika bir kemençe eşliğinde.
Yanık bir türkü, vatan özlemini dile getiriyordu.
Bir yandan da Pontos Tabusu üstüne düşünüyordum.
Ergenekoncular, bu tabuyu kullanarak bir cadı avı kampanyasını 2001 yılı sonunda başlatmışlardı.
Ayşe Nur’a gelen son savcılık soruşturması, bu konuya yani Potos kültürüne ilişkindi.
Sonunda Yunanistanlı egemenler ile Türkiyeli egemenler, kendi yurttaşlarini köle gibi değiş tokuş ettiler.
İnsanlara ise kalan vatan hasreti oldu…
İki ülke de mülteci ve göçmenlerle ulus inşa projesine girişti.
Bu proje bir tek Batı Trakya’da ve de Kürdistan’da başarısız oldu.
Bu da bir başka benzerliğimiz Yunanlılarla.
Aziz Nesin de Bulgaristan’da Türkler, Türkiye’de Kürtler diye kitap yazmıştı da olay olmuştu 80’li yıllarda.
Batı Trakya’daki sorunlar azalma yolunda…
İnşallah Atina’ya da bir gün cami yapılır, Osmanlı dönemi travması atlatılarak.
Bulgaristan’da Türkler bırakın parti kurmayı hükümete ortak bile oldu.
Biz de o günleri görürüz inşallah.
Olan onca insanın yaşamına oldu, onca insanın göçüne, vatan hasretine Kürt illerinde.
1970 yılında bölgeye komandaların köy baskınları sırasıinda gitmiştim.
Kadinlarin salvarlari icine kedi atma gibi, “yaratıcı” yöntemler uygulanmıştı.
Konferansa sunulan Tebliglerden biri de, 1821 Sakiz Adası kıyımına ilişkindi.
Neredeyse adanın bütün nüfusu kılıçtan geçirilmişti.
Yunan bağımsızlığını bu tür kıyımlar getirmişti bir yerde.
Batının müdahelesi ile.
İstanbul’da Rum kıyımından zor vazgeçirilmişti II Mahmut, aslında Yunan bağımsızlığına karşı olan Patriği Patrikhane kapısında astırarak almıştı hırsını.
1876 Bulgar kıyımı ise, Rus saldırısına bahane oldu, ardından Bulgar devletinin onu açıldı.
Ermeni soykırımımın nedeni ise böylesi bir olasılığın önüne geçmekti.
Bu kez birbirini boğazlarken Ermeni’yi kim düşünürdü ki.
Oysa başka bir hayat da mümkündü, birarada.
Olmadı.
Şunu anlamak gerek: zor kullanarak, kıyımla, tenkil ve tedib ile halkların özgürlük, eşitlik talebinin önüne geçemezsiniz.
Başarılı olsanız da, Ermeni soykırımı gibi tarihe kötü bir iz bırakırsınız.
Balkanlardaki model Ermenilere yaramadı.
Tarih kendini tekrarlamadı.
Kürt sorununda da aynı hataları tekrarlamamak gerek.
Ne kurban olalım.
Ne de cellat!

 Kaynak: evrensel.net
Tarih: 28.9.2010

RAGIP ZARAKOLU