Rakel Dink: Türkiye’de sorulacak çok şey var

Uluslararası Hrant Dink Vakfı’nın düzenlediği “Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’de Kültürel Etkileşimler Sempozyumu” İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde başladı. İki gün sürecek sempozyumun ilk gününe Amerika’dan Ermenistan’a, İtalya’dan İngiltere’ye birçok akademisyen ve yazar katıldı. Açılış konuşmasını yapan Prof. Dr Cengiz Aktar, “Arkeolojik çalışma yapar gibi, iki gün boyunca, yapılan incelikli araştırmaların izleneceğini” söyledi.

Sempozuma dair görüştüğümüz Gazeteci-yazar Hrant Dink’in eşi Rakel Dink ise “Türkiye’de daha çok şey konuşulmalı, sorulmalı ve dinlenmeli” dedi.

‘TRAVMALAR AŞILMALI’

Venedik’teki Ca’Foscari Üniversitesi’nden gelen Ermeni akademisyen Boğos Levon Zakiyan, “İstanbul’da doğup büyüdüğüm yer harap durumda. Hiç görmediğim anne ve babam burada bizimle beraber” diye başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü: “Hepimiz Hrant’ın öldürüldüğü o trajik zamanın farkına varamadık. Belki de zamana ihtiyacımız var.” Türkler ve Ermenilerin derin bir travma içinde olduğunu söyleyen Zekiyan, “İlişkilerin çözümü olanak dışı değildir. Ermenilerin 1915 ve Türklerin Sevr paranoyası da bu travmanın içindedir. Çözümün önkoşulu travmaların aşılmasıdır” dedi.

Michigan Üniversitesi’nden Kevork Bardakjian “Ortaçağ Ermeni şiirinde Osmanlı ve Pers etkisi görülüyor. Tasavvuf da etkili. Ermeni Ulusal Destanı ve Dede korkut arasında benzerlikler araştırılmalı. Köroğlu Ermeniler arasında da tanınıyor. Birbirinden coğrafi olarak uzak bölgelerde aynı konuların olması ilginç” dedi.

Berberyan Kumpanyası adına konuşan Boğos Çalgıcı ise “Türk tiyatrosuna Güllü Agop’tan sonra ikinci büyük hizmeti yapan Mardiros Mınakyan’ı” tanıttı. 1915’te tehcir edilen Ermeni kafilelerini fotoğrafçılar ve misyonerlerin izlemesi yasaktı” diyen Tayfun Serttaş ise Osmanlı’da ilk fotoğraf atölyesine ve erken dönem fotoğraflarına değindi.

Pandoranın kutusu açıldı

Cengiz Aktar:Türkiye, öğrenim sürecinden geçiyor. Biz bu meselelerden haberdar değiliz. Üstünkörü biliyoruz, ayrıntılarla hiç işimiz yok. Osmanlı döneminde işlerin çoğu birlikte yapılıyordu. Türklük Kürtlük değil bir Osmanlılık vardı. Uluslaşma dönemi her şeyi berbat etti ve 100 yıl sonra biz Osmanlı’da yaşamı yeniden keşfediyoruz. Türkiye’de artık pandoranın kutuları açıldı. Neredeyse arkeolojik çalışma titizliğinde bir iş bu.

Boğos Çalgıcı: Faaliyetleri geç kalınmış olarak görüyorum. Taşlar yerine oturacak ama 90 yıldır inkar edilen bir olayın kabul edilebilmesi için epey zaman lazım. Bu tür etkinlikler halka inmeli. Halk ne kadar yakınlaşırsa yakınlaşsın, devlet büyüklerinin birtakım çıkarlar uğruna kararları, işin çözüme ulaşıp ulaşmayacağını belirleyecek.

ŞULE YILDIRIM, birgun.net, 13.06.2010