İra Tzourou
BİNGÖL – Tarihi Kiğı-Adaklı havzasının en önemli hafıza mekânlarından biri olan Çanakçı köyündeki Surp Giragos Kilisesi, korumasızlık ve zamana bağlı tahribat nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. 1915 öncesinde 177 hane ve 1.216 Ermeni nüfusa ev sahipliği yapan köyün kalbinde yükselen bu asırlık yapı, bölgenin çok kültürlü geçmişinin en somut belgelerinden biri olarak ayakta durmaya çalışıyor.

İstanbul’dan Kiğı’ya Uzanan Bir Mimari Öykü
Tarihi kayıtlara göre Surp Giragos Kilisesi, 1800 (bazı kaynaklarda 1817) yılında, mimari eğitimini İstanbul’da tamamlayıp memleketine dönen Kiğılı usta mimar Zadur tarafından inşa edildi. Bölgede Kaksdun, Cıbır ve Palu Surp Krikor Lusavoriç kiliseleri gibi önemli anıtsal yapılara da imzasını atan Zadur Usta, Çanakçı’daki bu eserde yörenin karakteristik siyah bazalt taşlarını kullandı. Üç nefli bazilikal planı, görkemli taş sütunları ve beşik tonozlu tavan kemerleriyle döneminin işçilik kalitesini yansıtan kilise, 1915 yılındaki soykırıma kadar Papaz Husig Aşçıyan’ın liderliğinde bölge cemaatine kesintisiz hizmet verdi.

Kültür ve Eğitim Hayatı: Çanakçı Köyü Okulu
Arakel Yeğigyan ve Soğomon Kaprielyan’ın 1977 yılında ABD’nin Belleville, Illinois kentinde yayınlanan “Çanakçı Köyü Tarihi” (Badmutyun Garno Gusagalutyan Kği Kavari Çanaxçi Küği) adlı monografi çalışması, köyün sosyal ve kültürel geçmişine ışık tutuyor. Bu kayıtlara göre köyün Ermeni okulu, 1880’lerin başında Mgrdiç Ağa Varjabedyan’ın önayak olması ve girişimleriyle kuruldu. Kısa sürede büyüyen okulda, 1901 yılında tümü erkek olmak üzere 75 öğrenci eğitim görürken, 1913 yılına gelindiğinde kız ve erkek toplam öğrenci sayısı 190’a ulaştı. Kilise kompleksiyle birlikte bu okul, köyün eğitim merkezini oluşturuyordu.

Kiliseden Camiye, Camiden Terkedilmişliğe
Bölgedeki nüfus değişimi sonrası Surp Giragos Kilisesi, mekânsal bir dönüşüm geçirerek uzun süre köy camisi olarak işlev gördü. Bu dönem, kilisenin batı cephesine neredeyse bitişik olarak inşa edilen ve yapının yeni kimliğinin fiziksel bir parçası haline gelen bir imam evinin yapımına tanıklık etti. Ancak köye modern ve yeni bir caminin inşa edilmesiyle birlikte tarihi yapı tamamen kendi kaderine terk edildi.
Defineci Talanı ve Güncel Durum
Güncel fotoğraflar, tescilli kültür varlığı olan yapının fiziki durumunu gözler önüne seriyor. Kilisenin dış cephesindeki taş duvarlarda derin çatlaklar oluşurken, çatıyı kaplayan toprak örtünün üstünde büyüyen ağaçlar ve otlar yapının yükünü artırarak yer yer çökmelere yol açmış durumda.
İç mekanda ise Zadur Usta’nın inşa ettiği o görkemli kemerler ve sütun başlıkları hâlâ ihtişamını korusa da, zemin tamamen köstebek yuvasına dönüştürülmüş vaziyette. Bölgedeki “gömü” efsanelerinin peşinden giden definecilerin yaptığı kaçak kazılar yüzünden kilisenin tabanı toprak ve moloz yığınlarıyla dolmuş, taşıyıcı sütunların kaideleri zarar görmüş. Duvarlarındaki orijinal sıvaların döküldüğü yapı, niş içlerindeki tarihi boya ve fresk izleriyle geçmişteki estetik değerini taşımaya devam ediyor.





Leave a Reply