Bize Ermenileri kurtaran Türkleri anlatın…

TÜLMEN’de bağların içindeki eve, kendi eliyle bir küçük kubbe hamam yapmıştı, duvarları kerpiç, tabanı tarla taşı döşeli.
İki kişi zor sığardı içine…
Tepesindeki küçük ışık deliğine kırık bir pencere camı koymuştu anneannemiz…
Ermeni anneannemiz…
Dedem, tehcir sırasında onu Fırat Havzası‘nda bulup getirmiş,saklamış ve gerçek anneannemiz öldüğünden onunla evlenmişti.
Sarı saçları, yaşlanmış ama güzel çakır gözleri ile tüm ailenin “annesi” olmuştu.
Babam, dayım, amcalarım ona saygı gösterirler, o odaya girdiğinde ayağa kalkarlardı.
Gerçek adını hiç bilmedik… Bizim dilimizde adı ise; bir sevginin, saygının, güvenin adıydı:
“Ümmühan nene…” Bizi küçük hamamında yıkamak istediğinde Hasan (ressam Hasan Rastgeldi) ile bağlara doğru çırılçıplak kaçardık…
Babalarımızı çok sevdiği için “İtin oğulları…” diye bizi kovalar, yakalar ve o küçük hamama sokardı…
Sevgili Zülfü Livaneli dünkü yazısında ABD Başkanı Obama’nın onuşmasını hatırlatıp “Ermenileri kurtaran Türklerden“ söz ediyordu.
Bence onları ABD Başkanı’ndan dolayı hatırlamamız gerekmiyordu…
Keşke biz hatırlasaydık…
Çünkü onlar; bir acı çığlığın suskun anıydı…
Vicdanın temiz tarafı…
Elin, yumulmamış parmakları…

Ayağın suça gitmeyen teki…
Yüzün ak yanı…
Yumruğun kendi dizine vuranı…
Yüreğin sızlayanı…
Merhametin cesur olanı…
Ermenileri kurtaran Türklerdi onlar…
El gördü de biz göremedik…
Bence bulun onları, ben de boyunlarına sarılıp teşekkür etmek isterim, Ermeni anneannem adına…

Bekir Coşkun,  haberturk.com, 14.5.2010

bcoskun@htgazete.com.tr