Yetimlerin iştahı ve Ermeniler’in bağları

Üzümün bu kadar eski ve köklü olduğu bu topraklarda, yedikleri üzümlerin hesaplandığı, yedikleri üzüm için cezalandırılan yetimler olmuş olduğu gerçeği hayatın karanlık yanı, kötü yüzü… 

ALİN OZİNİAN

Nedir bu be?
Bir bardakçık şarap içiyorsun, sonra dünya alabora oluyor.
Hayat nedir be, patron?
Allah’ını seversen şu üstümüzde sarkanlar,
üzüm mü, melek mi, ayırt edemiyorum.
Yoksa hiçbir şey mi yok, hiçbir şey gerçek değil?”
Zorba, Nikos Kazancakis

Bağbozumunun üzerinden haftalar geçti. Ekim’in sonuna geldiğimiz bu günlerde salkımlar raflarda yavaş yavaş azalmaya başlar, üzümün “bitiyor” olması başlı başına hüzünlü olsa da bana Sovyet Ermenistan’ın ünlü yazarlarından Nairi Zaryan’ın otobiyografisindeki bir anıyı hatırlattığından daha acıtıcı olur.

1958’de yayınlanan kitabının 39 bölümü olan “Yetimlerin İştahı ve İğnenin Deliği Bey’de” çocukluğunu geçirdiği Yerevan’daki yetimhaneyi ve bağlarda çocuk işçi olarak çalıştıkları yılları anlatır.

“İğnenin deliği” bey yetim emeğini ucuza satarken, Samson ağa yetim emeğini ucuza alır. Bu acımasız ve kirli anlaşmanın mağduru çocuklar 1918-1920 yılları arasında çalıştıkları bağlarda karın tokluğuna ve üç kuruşa çalışır.

Yetimhanede çoğu zaman yemek bulamayan çocuklar, bağa girince kendilerini kaybeder.

Aralarından biri açlığını bastırmak için yediği çok miktardaki üzümden fenalık geçirince, “İğnenin deliği” bey yetimlere kısıtlama getirir. Bağa giren oğlanlar iş başında tartılır, paydosta yeniden tartıldıklarında ne kadar üzüm yemiş oldukları böylece tespit edilecektir. Tartılma sonrası “farkı” 1-2 kg’yu geçen cezalandırılacaktır.

Kısıtlama sağlık konusuna bağlansa da amaç yetimlerin boğazına giren üzümü hesaplamaktır. Oğlanlar bunu çok iyi anlar ama mücadeleyi elden bırakmazlar. Onlara bu konuda yardım eden bir de bekçileri “Arzuman dayi” vardır. Kitapta “dayi” der, ben tercüme etmiyorum.

“Arzuman dayi” çocukları olduklarından biraz fazla tartarak, daha çok üzüm yemelerini sağlar.

Lakin yetimler arasında biri “Arzuman dayinin” pozitif ayrımcılığı ile yetinmez. Bağa girerken ceplerini taşlar ile doldurur, böylece doldurduğu taşlar kadar fazla üzüm yiyebilir.

Bu ceplere taş doldurma işi hızla diğer çocuklar arasında hızla kabul görür ve yaygınlaşır. Herkes ceplerine taş doldurup bağa gider ama foyaları kısa sürede anlaşılır. Kıyamet kopar!

Çocukların “hırsızlığı arsızlığı” değil, onları buna iten koşulları sorgular insanlar, bunun üzerine bağların sahibi Samson ağa “yüce gönüllük” yapar ve “İğnenin deliği” beye “Tamam artık tartma, gönülerince yesinler!” der…

“Üzüm toplamak için sadece 2 günümüz kalmıştı Samson ağa sınırımızı kaldırdığında…” diye bitirir Zaryan.

Yetimlerden esirgenen üzümler, Zaryan’ı okuduğum ilk günden bu yana canımı çok acıtmıştır. Her üzüm gördüğümde, her üzüm yediğimde bu anıyı hatırlarım. Soykırımdan, Osmanlı coğrafyasından kaçan çocukların Ermenistan’da da yaşadıkları haksızlıklar, üzerinden 100 yıl geçse de, hatırlanmayı hak ediyor.

Nairi Zaryan, 1901 yılında, Van’a 35 km uzaklıktaki Ğaragonis (Karagündüz) köyünde doğdu. 1915’de kız kardeşini ile Doğu Ermenistan’a kaçış yolunda kaybeden Zaryan, Yerevan ve Dilijan’daki yetimhanelerde büyüdü.

Edebiyat’a olan yeteneği ve ilgisi kısa zamanda tanınmasına vesile oldu. Ermenistan Sovyet Yazarları Birliği başkanı olduktan sonra, siyaset ile de ilgilendi, milletvekili oldu. Yazmayı bırakmadı, SSCB’de bir çok ödül ve madalya aldı.

Üzüm gerçekten Ermenistan için Ermenilerin için çok özel. Halk, yurtları Ermenistan’ın bağcılık ve şarap yapımının beşiği olduğunu düşünüyor.

Dünyada şarabın icadı hakkında birçok ilgi çekici ve güzel efsane var, ancak en eskisi Büyük Nuh’unki.

Efsaneye göre insanoğlunun şarabın tadını keşfetmesi, Nuh’un tufandan sonra Ağrı Dağı eteklerine ilk asmayı dikmesiyle ile başlamış. Nuh’un şarap yapmaya başlaması, yabani üzümleri yiyen bir keçinin sarhoş olması sonucu diğer hayvanları ezmeye başlamasıyla ortaya çıkmış.

Daha sonra Nuh, Ağrı Dağı’nın eteklerine üzüm dikmiş ve meyvelerinden şarap elde etmiş. Şarap o kadar lezzetli imiş ki, “içip sarhoş olmanın” cazibesine karşı koyamamış.

Ermeniler Hristiyanlık öncesi, pagan dönemlerinden beri şarap üretiyor, şarap onlar için bir gelenek. Vahşi üzümleri “evcilleştirmekle” övünüyorlar.

Ermenistan’da 3000-6000 yaşında şarap mahzenlerinin, dünyadaki 7000 çeşit üzümden 2000’nin bu topraklarda bulunması bu geleneğim hem sebebi hem sonucu.

Arkeologların, yaklaşık 37 bin ton şarabın saklanabileceği Karmir Blur (Teishebayn) kalesinde 480 kavanozlu bir şarap mahzeni keşfi, şarabın Ermeni tarihindeki yerini anlamak için önemli.

2800 yaşını aşkın Erebuni’deki yapılan kazılar sırasında, içinde 200 şarap kavanozu bulunan 10 şarap mahzeninin bulunurken, Herodot, Ksenophon ve Strabon’un yaklaşık 2,5 bin yıl önce Ermenistan’dan diğer ülkelere yüksek kaliteli şarapların ihraç edildiğine tanıklık ediyor.

Üzümün bu kadar eski ve köklü olduğu bu topraklarda, yedikleri üzümlerin hesaplandığı, yedikleri üzüm için cezalandırılan yetimler olmuş olduğu gerçeği hayatın karanlık yanı, kötü yüzü…

https://kronos34.news/tr/yetimlerin-istahi-ve-ermenilerin-uzum-baglari/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *