Ödüller Canan Arın ve Maria Ressa’nın

2021 Uluslararası Hrant Dink Ödülleri 15 Eylül Çarşamba günü saat 20.00’de çevrimiçi yapılan törenle törenle sahiplerini buldu. Ödüle Türkiye’den avukat ve hak savunucusu Canan Arın, Türkiye dışından ise Filipinli araştırmacı gazeteci Maria Ressa layık görüldü.

Hrant Dink Vakfı’nın, YouTube, Facebook, Twitter, Instagram hesaplarından yayınlanan törende aynı zamanda, Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında yıl boyunca, yaptıklarıyla insan hakları, cinsiyetçilik karşı mücadele, ırkçılık karşıtı mücadele, iklim krizi gibi pek çok konuda insana, insanlığa ‘ışık’ tutan kişi ve kurumlar 2021 yılının ‘Işıklar’ı olarak tanıtıldı. Tören eski Agos ofisinden yani 23,5  Hrant Dink Hafıza Mekanı’ndan sunuldu.

Her yıl olduğu gibi Hrant Dink’in doğum günü olan 15 Eylül’de düzenlenen törende, Pervin Chakar/Ertan Tekin, Ezhel, Vahagn Hayrapetyan, Gohar Hovhannisyan, Kamarama, Nazan Öncel, Ayta Sözeri,  Arto Tunçboyacıyan, Tmbata, Kharberd Özel Gereksinimli Çocuklar Evi Etnik Müzik Grubu Tsakhruk, Yerevan Saxophone Quartet, Wood Winds Project performanslarıyla yer aldı. Ezhel gecede Mayrig (Anne) şarkısını ilk kez seslendirdi.

Iraz Akçam, Ayça Bildik, Banu Fotocan, Songül Öden, Gülçin Kültür Şahin, Zeynep Şengöz ve Nesrin Uçarlar, Nazan Öncel’in şarkılarına görüntü ve sesleriyle katkıda bulundu.

Töreni oyuncu Defne Kayalar sundu.  Esra Dermancıoğlu İngilizce sunuculuğu üstlendi, Mahir Günşiray da yayına sesiyle destek verdi.

Törenin karşılama konuşmasını yapan Rakel Dink Hrant Dink Vakfı’nın “Kutuplaştıran, ötekileştiren siyasete” değil komşularla barış içinde daha iyi ve adil bir dünya için verdiği mücadeleye vurgu yaptı.

Törenin açılış konuşmasını Amnesty International Genel Sekreteri Agnes Callamard yaptı. Callamard, insan hakları alanındaki gelişmelere  değindiği  konuşmasını “Pek çok kişinin mücadeleden alıkonulduğu bir dönemde hep birlikte sesimizi yükseltebilmek ve güçlerinin boyutu ne olursa olsun güç sahiplerine doğruları söylemek en büyük görevimiz” sözleriyle sonlandırdı.

Türkiye’den Canan Arın

Avukat ve hak savunucusu Canan Arın 80’lerde kadına yönelik şiddet ve boşanma davalarında kadınlara ücretsiz avukatlık yaptı. 1990 yılında, kadına yönelik şiddetle mücadele etmeyi, kadınlar arasında dayanışmayı ve desteği güçlendirmek hedefiyle Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nı kuran on dört kadın arasında yer aldı. 1997’de kadınların siyasette daha çok yer almasını amaçlayan Kadın Adayları Destekleme Derneği’nin kuruluş çalışmalarına katıldı.

Antalya Barosu’nun 2011’de düzenlediği ‘Kadına Yönelik Şiddet ve Kadın Hakları Hukuku’ başlıklı eğitim seminerinde, erken yaşta evliliklerin Türkiye’de tarih boyunca çok yaygın olduğunu anlatırken, dönemin cumhurbaşkanının ve Hz. Muhammed’in evliliklerini örnek verdi. Toplantıda bulunmayan bir grup erkek avukatın kendisi hakkında suç duyurusunda bulunması sonrasında “dinî duyguları aşağıladığı, peygamber ve cumhurbaşkanına hakaret ettiği ve toplumu kışkırttığı” iddiasıyla, beş yıla kadar hapis istemiyle yargılandı. 2012 yılında Antep’te sabah saatlerinde gözaltına alındı. Hakkındaki suç duyurusuna dair ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Hakkında açılan davada ne ceza, ne de beraat kararı çıktı; dava ertelendi.

2012’de Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ni onaylayan ilk ülke olmasına katkıda bulundu; 2021 yılının ilk aylarında sözleşmeden çekilmesine karşı çıktı.

Türkiye’de kadına yönelik şiddet vakalarındaki artışın nedenlerinden birinin, hukuk sisteminin kadın haklarını ihlal etmesi olduğuna dikkat çekti.

Arın’ın konuşması

Canan Arın ödül konuşmasında şunları söyledi:

“Değerli yol arkadaşlarım,

Böyle değerli bir ödüle beni lâyık gördüğünüz için çok teşekkür ederim. Şaşırdım, sevindim, onur duydum.

Bu ülkede insanca yaşamak istemek büyük bir lüks.

Hayatımın ilk travmasını 1955’teki 6-7 Eylül olayları sırasında yaşadım, araları atlıyorum…Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, 1 Temmuz 1993 yabancı seks işçilerinin kaldığı otelin Van’da Hizbullah tarafından ateşe verilmesi sonucu 11 kişinin yanarak öldürülmesi, 27 kişinin yaralanması bunun şoku ve acısı geçmeden ertesi gün Sivas’da Madımak Otelinin ateşe verilmesi sonucu 33’ü sanatçı otuz beş kişinin yakılarak öldürülmesi, 19 Ocak 2007’de Hrant Dink’in öldürülmesi!

Bir de sadece aydın oldukları için öldürülmeyip süründürülenler var: Nazım Hikmet, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve 15 Temmuz nedeni ile hapiste unutulan, hayatları karartılan askeri okul öğrencileri!

Yükselerek pervasızlaşan köktendincilik sonucu kadın cinayetleri vukuat-ı âdiyeden oldu. Sadece tarikat şeyhlerini korumak için çocuk istismarını cezasızlaştıran komik kararnameler çıkarttılar.

Zamanım çok kısa olduğu için Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz ve daha nicelerinin adlarını sayamıyorum. Derin veya sığ Devlet’in veya yürütmenin, gözaltında kaybettiği ve onlarca cumartesi annesinin yıllardır hiç değilse cesetlerini bulmak için tuttukları nöbetler. Hangi birini sayacağımı bilemiyorum.
Vatandaşlarının yaşam haklarını korumakla mükellef olan devlet cinayetlere göz yummaktadır.

Siyasal cinayetler her ülkede meydana geliyor ve failleri bir süre sonra yakalanarak cezalarını çekiyorlar. Türkiye’deki durumun vahameti, emirin demiri kesmesi ve hukuk kavramının tamamen ortadan kalkması, cinayetlerin üstlerinin örtülmesi, yargılama varMIŞ GİBİ yapılarak dâvâların uzatılması, sonunda; dağın fare doğurması!

Bu kadar canavarlığın içinde, bu kadar korkunç bir tabloda insanın içini açan, insanı yüreklendiren tek olay kadın direnişi ve dayanışması.

En güzel örneklerinden biri, zümrüd-ü anka kuşu gibi küllerinden doğan Rakel Dink. Olağanüstü acısını, eşi değerli yazar Hrant Dink’in öldürülmesinin hemen ardından bu vakfı kurarak ırkçılığa karşı, barış için bir umuda çevirmiştir. Kendisine minnettarız.

Hepinizin bildiği gibi bugün Hrant Dink’in doğum günü. Bu vakıf sayesinde ve bu vakıf var olduğu sürece Hrant Dink sevenlerinin gönüllerinde her zaman yaşayacak.

Doğum gününü, hukukun üstünlüğünün gerçekleştiği, cinayetlerin sıradan olmadığı, katillerinin gerçekten cezalarını çektiği, insanların gülmeyi hatırladığı, ırkçılığın yok olduğu, ifade özgürlüğünün gerçekten uygulandığı, barışın egemen olduğu günlerde kutlamak dileği ile..
Ve sözlerimi senin sözlerinle bitirmek istiyorum, ölmek bir şey değil asıl önemli olan ölene dek ayakta durmak. Doğum günün tekrar kutlu olsun!”

Mücadeleci bir gazeteci: Maria Ressa

Türkiye dışından bu yıl ödüle layık görülen Filipinli gazeteci Maria Ressa 1963 yılında Manila’da doğdu. Bir yaşındayken babasını kaybetti, on yaşındayken ailesiyle birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne taşındı. Princeton Üniversitesi’nde moleküler biyoloji ve tiyatro alanlarında lisans, İngiliz Dili alanında yüksek lisans derecesi aldı. 1986’da, diktatör Ferdinand Marcos’un devrilmesinin ardından Filipinler’e döndü ve Diliman Üniversitesi’nde politik tiyatro alanında çalışmalar yaptı.

18 yıl boyunca, CNN için araştırmacı muhabir olarak çalıştı ve özellikle Güneydoğu Asya’daki terör olaylarıyla ilgili haberler hazırladı. Manila ve Jakarta’da CNN haber bürosu şefi olarak çalıştı.

2012’de, üç kadın gazeteciyle birlikte, ülkenin yalnızca dijital mecrada yayın yapan en büyük haber sitesi olan, bünyesinde yaklaşık 100 gazetecinin çalıştığı Rappler’ı kurdu. 2015’te, cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası sırasında söyleşi yaptığı Rodrigo Duterte’ye, 1980’lerde, Davao şehrinin belediye başkanıyken üç kişiyi öldürdüğünü itiraf ettirdi. Rappler’daki çalışma arkadaşlarıyla, Duterte’nin ‘uyuşturucuya karşı mücadele’sindeki yargısız infazları ve insan hakları ihlallerini ortaya çıkardı; 2016’da cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından faaliyete geçen ‘trol ordusu’nu araştırırken iktidarın baskılarıyla karşılaştı.

Çeşitli iddialarla, hakkında 10 kez tutuklama kararı çıkarıldı ve hapis istemiyle yargılandı. İlk sekiz tutuklamadan kefaletle serbest bırakıldı. 2019 yılının Şubat ayında ‘siber iftira’ suçundan tutuklanması, uluslararası kamuoyunca siyasi bir karar olarak değerlendirildi.

Son olarak, geçen Ağustos ayında, Duterte hakkında yaptığı haberler nedeniyle açılan dava mahkeme tarafından reddedildi. Hakkındaki çeşitli davalar hâlen devam  ediyor.

“Çevrimiçi şiddet gerçek dünyadaki şiddete yol açar”
Ödülü anlamlı bulduğunu belirten Ressa da konuşmasında şu noktalara vurgu yaptı:

“Ocak 2018’de hükümet, yabancılara ait olduğumuzu (ki değiliz), vergi kaçakçısı olduğumuzu iddia ederek Rappler’ı kapatmaya çalıştı. (sadece altı ay önce bize en iyi kurumlar vergisi mükellefi olduğumuz için bir ödül vermişlerdi) İki yıldan az bir sürede birçok kez kefalet ödemek zorunda kaldım. Bu yüzden özgür kalmak ve çalışmaya devam etmek için sürecin  her adımında savaşmak zorundayım. Seyahat etmem engelleniyor, bu yüzden temel haklarım için savaşıyorum.

Ve  beni endişelendiren diğer kısım, sosyal medyadaki, Amerikan sosyal medyasındaki bu şiddet ve nefret, enformasyon operasyonları, daha da kötüleşti. Sizinki gibi benim hükümetim ve  dünya çapında 80’den fazla ülkedeki yönetimler, bizi manipüle etmek, demokrasiyi esirgemek ve gazetecilere saldırmak için sosyal medyada ucuz ordular kullanıyorlar.

İşte dünyanın her yerinde bildiğimiz bir şey: Sosyal medyada yaşananlar sosyal medyada kalmıyor. Çevrimiçi şiddet, gerçek dünyadaki şiddete yol açar.”

Bu yılki jüri üyeleri şu isimlerden oluştu: Emin Alper, Rakel Dink, Tanıl Bora, Mozn Hassan, Şafak Pavey, Osman Kavala, Füsun Üstel, Robert Guediguian, Moly Melching, Viviana Krsticevic.

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/26172/oduller-canan-arin-ve-maria-ressa-nin 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *