İstanbul’un köyleri: Geçer miyim bir daha Kadıköy’den?

Fatih’in İstanbul’u almasıyla artık Kadıköy olarak anılan bu kıymetli köy bugün artık metropolün en popüler semtleri arasında yer alıyor.

Melike Çapan 

Güneşin tanrısı tarafından mı kutsanmıştır bu bakır renkli toprak? Nerededir şimdi bu tanrının her bir yakarışla kalbinin attığı tapınak? Hangi Bizans komutanı güzelliğine mest olmuştur da tam karşı kıyısına şehir kuran koca Megara kralını körlükle suçlamıştır?

Byzantion’un komşusu Khalkedon’a nice ordular girmiş, İskit’ten Perslere, Makedonlar’dan Bithynia Krallığı’na kadar herkes zengin toprakların sahibi olmayı istemiş. Kimi başarmış kimi ise limanına bile yanaşamamış. Birçok defa yağmalanan kent asırlara direnerek bugüne kadar gelmiş.

Artık Apollon’un terk ettiği, başakların filizlenmediği, uğruna kimsenin savaşmadığı bu diyarda dünden bugüne ahvalini anlatacağım. Niko Uzunoğlu ile Atina’da Voulyagmeni’den Varkiza’ya doğru giderken bir sohbet tutturduk. “İstanbul’un köylerini yazmak istiyorum beyfendiciğim” diye söyleyiverdim sohbet arasında. “Ben Kadıköylüyüm” deyince sohbet artık boyut değiştirdi, bugün okuduğunuz bu röportaja dönüştü.

Çocukluğunu Kadıköy’de geçiren Niko Uzunoğlu, semtin birçok bölgesinde yaşadı. Dedesinin Göztepe’deki bakkalı, semtin konaklarını anlata anlata bitiremiyor. Dede Arhangelos Uzunoğlu, Göztepe’de düzeni kurmaya çalışırken, iki oğlunu ve eşini köyde bırakmıştı. Savaşlar sebebiyle yollar kapalı olunca onları bir müddet yanına alamamış. Aile mübadeleye tabii tutulmayınca geri kalan üyeler de 1922 yılında İstanbul’da alır soluğu.  Artık tüm aile Kadıköy’dedir. Göztepe Tren İstasyonu’nun karşısındaki bakkal dükkânı tüm ailenin geçim kaynağıdır. Niko Bey çocukluğunun geçtiği Göztepe’yi anlatıyor:

“Göztepe o zamanlar o çok güzel konaklar ile dolu bir yer idi. Bahçeler çam ağaçları ile dolu ve ahşap konaklar gerçekten mimari eserler idi. Bağdat Caddesi’nden Göztepe’ye çıkan yolda sol tarafta ahşap kuleli bir konağın Osmanlı ormanlar nazırına ait olduğu söyleniyordu. Şimdi bunlardan hiçbir şey kalmadı. Babaannemin ve dedemin, daha sonra amcamın kaldığı ev Rıdvan Paşa sokağında idi ve bahçesinde epeyce büyük bir bağ vardı. Evin karşısında Nadir Ağa isimli son saray hadım ağası yaşıyordu. Mübadeleden sonra Göztepe’de yalnız iki Rum ailesi kalmıştı. Öbür aile de Gelverili idi.”

kadıöy göbek eski istanbul fotoğrafları arşivi.jpg

Kadıköy Göbek / Fotoğraf: Eski İstanbul fotoğrafları arşivi

Kadıköy’de yarım kalan ömür

Niko Bey’in babası Kosti Bey, 1941 yılında askerlik için ayrılır Göztepe’deki aile evinden. 1941 Mayısında kıtasından alınıp 20 kura Nafia Askeri olur. Niko Bey babasının o tarihe dair anılarını “her zaman çektiği zulümleri anlatırdı” diye anlatıyor. Askerden döner dönmez evlenir Kosti Bey ve artık Uzunoğlu ailesinin yeni semti Moda olur ve İstanbul’dan göçe mecbur kalana kadar Kadıköy’ün bu sahil mahallesinde geçer ömürleri.

Annesi de Kadıköy’ün Yeldeğirmeni Mahallesi’ndendir Niko Bey’in. Orada geçer gençlik yılları. Dedesi, İngiliz Konsolosluğu’nun eski giriş kapısının karşısında İzandoro isimli elbise boyama dükkânında çırak olarak başlamış daha sonra mağazanın sahibi olmuş. Aile daha sonra 1945’de Moda’da Yusuf Kamil Paşa Sokağı’nda daha sonra Barış Manço’nun evinin karşısındaki kagir bir eve yerleşir. Niko Bey’in anne ve babasının öyküsü de bu semtte başlar.

Niko Bey, Moda’da 1960 yılı itibariyle apartmanlaşmanın başladığını söylüyor. O tarihe kadar Moda’nın deniz çok açık villalar ile dolu olduğunu anlatıyor. Niko Bey’e göre Moda, Kadıköy’ün diğer semt ve mahallelerine nazaran şu anda eskisini biraz daha hatırlatıyor.

Kadıköy’de Mukadder Kliniği’nde Haziran 1951’de doğuyor Niko Bey. Önce, Yusuf Kamil Paşa Sokağı’ndaki evde daha sonra da babasının inşa ettiği 3 katlı yeni bir apartman olan Şifa sokak 22 numarada geçiyor hayatı. “Evimiz meşhur ve halen ayakta olan Mahmut Ata Jinekoloji Kliniği’nin karşısında idi” diye anlatıyor bana. Eskiden başka bir kliniğin olmasından kaynaklı Şifa ismini almış sonu denize uzanan bu çıkmaz sokak. Sokaktaki diğer evlerin küçük müstakil villalar olduğundan bahsediyor Niko Bey. 1957’de Sivastopol Sokağı’na taşınana kadar bu çıkmaz sokakta geçiriyor çocukluğunu.

şifa sokak giirişi.jpg

Şifa Sokak Girişi

Moda, Bahariye, Yeldeğirmeni, Kuşdili, Kalamış, Fenerbahçe, Caddebostan… Teker teker sayıyor semtlerinin isimlerini. Sokak sokak hangi millet nerede yaşardı anlatıyor:

“Moda caddesinde de çoğu Rum olan dükkanlar vardı. Moda yarımadasında nüfus daha çok Rum idi, Yel değirmeni’nde Musevi nüfus daha yoğun idi. Ermeniler birçok yerde vardı. Genellikle sakin bir yerdi. 1950’lerden sonra Fikirtepe’ye başlayan iç göç ile nüfus arttı.

1958’de Rum okulunda 232 öğrenci vardı. Kadıköy’de 10 bin kadar Rum yaşıyordu. Ermeni nüfusu da yoğun idi. Tabii ki Türkler çoğunluktaydı.”

Çocukluğunun kuşlarını Moda ve Göztepe’deki dede evlerinde yazlarını ise Şifa Sokak’ta denizin kıyısında geçiriyor Niko Bey. Buradaki Türk arkadaşları sayesinde öğreniyor Türkçe’yi. Bütün röportaj boyunca muntazam Türkçesiyle sohbet ediyor benimle.

Her pazar vaftiz olduğu Aya Triada kilisesine ailece gittiklerini, kiliseden sonra Moda Rum Kültür Cemiyetinde film izlediklerini… Niko Bey anlattıkça, ben henüz gürültünün, kalabalığın bastırmadığı, neon lambalı dükkânların olmadığı bir Kadıköy’de dolanıp duruyorum. İnanır mısınız Marmara böyle fena değil o zaman. Burnuma geliyor tuzunun kokusu. Bir anda çarşıdaki balıkçının sesi yükseliyor. Köşedeki meyhaneci daha yeni açıyor dükkânını. Baylan’ın içi dopdolu, herkesin önünde bir cup griye… Ah bu bilmediğim Kadıköy ne de güzel…

Kara Eylül’ün ardından Kadıköy

Her zamanı böyle güzel geçmedi elbette. Acıları da vardı. Güzellikler nasıl hoş bir hatıradan acıyla sarılı bir ayrılığa, koca bir hasrete dönüştü? Kursağıma takılıyor kelimeler, benim anlatamadıklarımı Niko Bey anlatıyor. Kötülüklerin yanına iyi insanların bıraktığı izleri de hatırlatarak yumuşatıyor:

“6-7 Eylül az derecede yaşadık ancak ciddi bir sorun içinde olduğumuzu anlamaya başlayan olay oldu.

Aya Efimiya’yı 6-7 Eylül’de Kürtler korumuştu. Muhteşem Aya Triada içi epeyce zarar görmüştü ancak kısa zamanda ayinler devam etti. Kalamış’ta Ay Yani’yi bir Türk Polis korumuştu. Yeldeğirmeni’nde Aya Yorgi kundaklandı ve yandı. 1960 başında yeniden inşa edildi. Mezarlığa saldırı olmadı. Biraz uzaktı ondan galiba…

1960 darbesi, saat 8 de Yassıada rezaleti ve ilk uzay yolculukları hatırımda. 1963 Aralık’ta hava fena değişmeye başladı. Yollarda “kopsi kefali valto sto çuvali” (Kafanı keseceğim, çuvala koyacağım) hakaretleri .. 1963-64 yılbaşında atmosfer çok ağırdı… 1964-1967 Zoğrafyon Lisesinde iken Rum toplumunun 100 bin  kişiden 30 bine inmesini yaşadım.  1969 çok iyi derece ile İTÜ Elektrik Fakültesine girdim.  1973 bu muhteşem mühendislik okuldan birinci olarak mezun oldum….İTÜ Rum olmam sebebinden hiçbir ayrımcılığa uğramadığım yerdir.”

1973’te Kadıköy’den ayrılır Niko Bey ve master için İngiltere’ye gider. 1974 yılında eğitimini tamamlar tamamlamaz yeniden geri döner. Ancak döndüğü Kadıköy’de hiç yüzleşmek istemediği gerçeği ile karşılaşır:

“20 Temmuz 1974 gecesi Şifa Sokağı’ndaki evimiz saldırıya uğradı. Zemin katta kalan bir Türk öğretmen bunlara direndi eve giremediler. Artık bu bardağı taşıran son damla olmuştu. 1974 Eylül ayında İngiltere’ye döndüm ve doktorama başladım. Artık İstanbul’a dönemeyeceğime karar verdim. Kolay bir karar değildi. Bulunduğum Essex Üniversitesi’nin kütüphanesinde tarih kitaplarını okuduğum zaman, evvelden işittiklerimi anlamaya başladım.”

1964 itibariyle Kadıköy’de de durum diğer köylerde semtlerde olduğu gibi aynıdır. Önce insanlar gider, arkasından da kültür… Geriye döndüğünde de bulduğun artık bir hayal kırıklığıdır. Uzun yıllar sonra ilk kez 2007’de dönüyor Niko Bey İstanbul’a. İlk gittiği yer ailesiyle sık sık ziyaret ettiği, babasının mütevelli heyetinde yer aldığı Aya Efimiya Kilisesi oluyor.

“Çok duygulandık” dese de kendinden asla taviz vermiyor. Bu tür nostaljik yaklaşımlara karşı olduğunu söylüyor. Bakışındaki ve sesindeki tüm kararlılığıyla yapılması gerekeni anlatıyor:

“Geçmişin, haksızların telafi edilmesi ve tekrarlanmaması… En önemlisi de İstanbullu Rumların, genç nesillerin dönmeleri. Rum toplumunun geleceği buna bağlıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin buna destek vermesi çok önemlidir.”

Bir evin bacasından tüten kömürün is kokulu gri dumanı değildir yalnızca. O gri duman hayattır. Ne ak ne kara. Güzellikle, acının harmanıdır o gri. O ocak söndüğünde, baca bir daha tütmediğinde tüm semte, tüm kente karanlık çöker. Çünkü güzellikler göçüp gitmiştir artık geriye kalan yalnız acıdır.

Niko Bey’in evinden duman tütmüyor artık, çocukken oynamayı sevdiği Şifa Sokak ile kadınlar hamamı arasındaki kaya yok. Kaç kara Eylül geçti geriye dönen yok. Yitip gideni geriye getirmek zor, ancak bir gün belki yeniden tüter o bacadan duman.

© The Independentturkish

https://www.indyturk.com/node/390486/haber/i̇stanbulun-köyleri-geçer-miyim-bir-daha-kadıköyden 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *