Büyük acı

Soykırıma soykırım yerine “büyük acı” deyip devleti inkârcılıktan vazgeçmeye davet etmek de ayrı bir acı. Zira soykırıma “büyük acı” demek bir tespit değil, bir inkârdır.

İrfan Aktan

1990’lı yılların OHAL koşullarında gazetecilik yapan bir meslektaşımız “iki tarafın” baskılarına işaret edip “ne PeKaKa diyebiliyorduk, ne de PeKeKe. O yüzden radyoya konuşurken PeKeKa diye telafuz ederdik” cümlesiyle “yırtmanın” formülünü açıklamıştı.

Düne kadar 1915 yılında Ermenilere yapılanı “soykırım” olarak tanımlayan bazı kesimlerin bu sene “büyük acı” gibi bir kavramsallaştırmayı “tercih” etmeleri “PeKeKa” telaffuzu gibi bir taktikten mi ibaret, yoksa milli inkâr mutabakatına dâhil olma ihtiyacının dışavurumu mu?

“Ermenilerin acısını kalbimizde hissediyoruz” gibi Ermenilerde hiçbir karşılığı olmayan duygusal göndermeler sosyal medya mesajı olarak paylaşılabilir, bu dolambaçlı ifadelerle siyaset de yapılabilir. Peki bu yolla sol siyaset yapılabilir mi? Toplumsal bir dönüşüm hedeflenebilir mi?

Soykırıma soykırım yerine “büyük acı” deyip devleti inkârcılıktan vazgeçmeye davet etmek de ayrı bir acı. Zira soykırıma “büyük acı” demek bir tespit değil, bir inkârdır.

O nedenle önceki yıllarda “soykırım” ifadesini kullanan bazı partilerin bu sene “büyük-derin acı” gibi devletin, iktidarın ve Türk milliyetçilerinin tepkisinden sıyrılacak dolambaçlı ifadelere yönelmesi inkâr ittifakına dâhil olmakla eşanlamlı.

Bu arada ABD Başkanı Biden’ın “Ermeni Soykırımı” tanımını kullanması bazıları için can simidi bile olabilir. Çünkü Biden “sayesinde” anti-emperyalist kıyafetle ortaya çıkıp soykırımı inkâr etmek veya telaffuz etmemek “meşrulaştı.” Madem emperyalistler “soykırım” diyor, o zaman biz bu oyuna gelmeyelim, “büyük acı”, “ortak sızı” gibi hiçbir siyasi, hukuki, somut karşılığı bulunmayan ifadeleri tercih edelim!

Hakikat karşısındaki tavrı emperyalistler, devletler, muktedirler veya suçta ortaklaşmış egemen toplumsal yapılar belirliyorsa, orada hakikatle ilişki değil, inkârda ortaklık vardır.

Ermeni Soykırımı’yla ilgili toplu inkârı sadece AKP-MHP iktidarının baskılarıyla açıklamak mümkün mü? Belki. Ama meselenin bu kısmı çok derin ve bu yazının sınırlarını zorlar. Fakat “soykırım” dediğinizde karşılaşacağınız baskıyı göğüslemekle “büyük acı” söyleminin konforu arasında yapılan tercih hakikatle, solla, başka bir dünya tahayyülüyle, halkların kardeşliği söylemiyle münasebetinizin özetini ele verir.

Sonuçta Türk siyaset salonunda oturacak iskemle arayışında olanların sağa doğru nasıl bir dramatik dönüşüm/büzüşüm yaşadığını bu seneki soykırım “anmaları” daha da görünür hale getirdi. İstikrarlı bir biçimde bu çizginin dışında kalan en büyük parti ise HDP oldu.

Fakat HDP Ermeni Soykırımı’yla yüzleşme çağrısı yaptığı için, ABD’ye edilemeyen her türlü tehdit ve hakarete maruz kalırken neredeyse tek bir sol yaprak bile kıpırdamadı. Büyük acı budur.

“Büyük acı” 24 Nisan 2021 günü tüm Türk siyasetine egemen olan inkâr mutabakatıdır.

“Büyük acı” Enver-Talat-Cemal Paşa resimleri eşliğinde HDP’lilere “sıra sizde” tehditleri savuranların kendilerini güçlü hissedebileceği alana seyirci kalmaktır.

En “büyük acı” ise 24 Nisan 1915 günü İttihatçı kadrolar tarafından başlatılan ve Türk, Kürt, Çerkes fark etmeksizin herkesin ya iştirak ettiği, ya seyrettiği veya sonuçlarından nemalandığı bir soykırımın yıldönümünde Türkiyeli Ermenilerin seslerini bile çıkartamaması veya çıkan seslerine ses olunmamasıdır.


Gazete Duvar 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *