Lezu ev Patarag (Dil ve Ayin-Akunq web sayfası)

garod-sasunyanGarod Sasunian

Uzun süredir Diyarbakır’ın Sur ilçesi olarak bilinen Diyarbakır’ın kalbine gitmemiştim. Nedeni malum: geçen yılın son ayında bildiğimiz gibi Sur’un tanklar tarafından bombalanıp yıkılmasıdır.  Sur’un içi, içinde geçmişimizi barındıran manevi değerlerimiz vardı. Bunların başında da ibadethanelerimiz geliyordu, ki biz Ermeniler için ibadethaneden de öte anlam taşıyan başta Surp Giragos Kilisesi de bu yıkıp yakmadan nasibini alan özel  bir adresimiz vardı. Yaklaşık 9 aydır Surp Giragos Kilisesinin de içerisinde olduğu bazı mahallelere halen giriş çıkış yapılamamakta. Yani bu mahallere giriş ve çıkış yasak. Polisler 24 saat nöbet tutmaktadır. Bu mahallelerde bulunan yıkım işleri iş makinaları ile devam etmektedir.

Bu süre zarfında kiliseye ne olup bittiğini, gidip göremediğimiz için bilemiyoruz. Çevrede yaşayanlardan aldığımız bilgilere göre Kilise büyük bir tahribata uğramamıştır ama restorasyondan sonra yapılan birçok şeyin harap edildiği söylenmektedir. Bunlar oturakların yakıldığı, horanların ve fresklerin tahrip edildiği değerli eşyaların da talan edildiği belirtilmektedir.

Devlet tarafından kamulaştırılacağı Resmi gazetede yayınlanmıştı. Ancak Kilise yönetiminin itirazları sonucu sözlü olarak kilisenin tekrar onarılacağı ve kamulaştırılmayacağı belirtilmişti. Şu ana kadar belirgin bir çalışmaya rastlanmadı.

Bu 9 ay süre zarfında biz Diyarbakır’da yaşayan Ermeniler de ibadet gerçekleştiremedik. Zaten daha öncede yılda bir veya iki kez özel günlerde patarag düzenleniyordu. Bizlerde ibadet ihtiyacımızı gidermek için daha önce yaptığımız gibi halen açık olan Süryani Meryem Ana kilisesinde gerçekleştirmek durumunda kaldık.

Bir Pazar günü bu ibadet ihticamı gidermek için önce her hafta yaptığım gibi Surp Giragos Kilisesinin açık olup olmadığını kontrol etmek için yasaklı mahalleye gittim. Maalesef kapalıydı… Süryani Meryem Ana Kilisesine de gittim. Burada yapılan pataraga katıldım. Mum yaktım. Duamı yaptım.

Pazar günü yapılan pataraga papaz Ebune Yusuf’un ailesi dışında 5-6 kişi daha katılmıştı. Meryem Ana Kilisesine Hollanda ve İstanbul’dan 9 ay sonra bir Ermeni aile gelmişti. Kim olduklarını sorduğumda, yıllarca Meryem Ana Kilisesinde sığınmak zorunda kalan ve geçen aylarda vefat eden Baydzar Baco’nun Ablası ve akrabaları olduklarını söyledi. Zühre Çakar 92 yaşında Hollanda’da yaşıyor, ailesi ile beraber kız kardeşi  Baydzar Baco ve eniştesinin mezarlarını ziyaret etmek için gelmişlerdi. Zühre Baco Ermeni olduğumu öğrendiğinde kolundaki Meryem Ana ve Khaç dövmelerini gururla bana gösterdi. Aylar sonra Zühre Baco’yla Ermenice konuşup, Ermenice ile hasretimi gidermiştim. Eski günleri  yad edip mutlu olmuştum.

Yıllardır tanıdığım Meryem Ana Kilisesi Papazı Ebune Yusuf ile hasret giderdik. Kilisenin avlusunda Ebune Yusuf ile sohbet ediyorduk. “Biz çok şanslı mıydık yoksa çok günahkar mıydık ki, ibadet etmek için bu kadar zorlukları çekmek zorunda kalıyoruz” diye sitemde bulundum. Ebune de bana, “Ne zorluğundan bahsediyorsun” diye sordu. Bende, “İncili Süryanice okuyorsun. Sonrada Türkçe veya Kürtçe tercüme etmek zorunda kalıyorsun. Neden Ana dilimizin dışında birçok dilde İncil’i dinlemek ve ibadet etmek zorunda kalıyoruz. Yıllarca Kürtçe, Türkçe ve hiç anlamadığımız  Arapça Kuran’ı dinlemek zorunda kaldık. Sonra yine hiç anlamadığımız diller olan Süryanice ve Arapça İncil’i dinlemek zorunda kaldık. Yıllar sonra tam kendi ana dilimiz olan Ermenice’de İncil’i  dinlemeye başlamıştık ki, o da başlamadan bitti… Bu biz, Metz Yeğern’den sağ kurtulan Ermeniler’in kaderi midir?…”

Akunq.net

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *