800 bin Osmanlı altını devletten nasıl saklandı?

2011/11/11

Çağrı Erhan

İSVİÇRE BÜYÜKELÇİSİ İLE DE GÖRÜŞMÜŞTÜ
Elazığ’lı iş adamı Sait Ali Bayrak, İsviçre Bankasındaki babasından kalma 800 bin Osmanlı altınını almak için uzun yıllardır mücadele veriyor. İsviçre Büyükelçisi Raymond Kunz, kendisini davet eden Bayrak ile Elazığ’da altınların akıbeti üzerine bir görüşme gerçekleştirmişti.

ASIL SORU: KAYNAĞI NEDİR?
Bu hikâyenin birçok yönü fazlaca acayip değil mi? 6 ton altının İsviçre’ye nasıl taşınmış olduğu sorusunu bir kenara bırakayım da, bugüne kadar pek fazla kişinin sormadığı, sormaya cesaret edemediği soruyu sorayım: “Bu 800 bin Osmanlı altınının kaynağı nedir?”

YAHUDİ LOBİSİ İŞBAŞINDA
Elazığlı vatandaşımızın rahmetli babası, “Nazi altınlarını saklayan İsviçre, benim altınlarımı da saklar” diye düşünürken, Hiçbir fırsatı kaçırmayan Ermeni lobisi, hiç şüpheniz olmasın ki, İsviçre bankalarındaki “kaynağı müphem”, Elazığ altınlarını da mercek altına yatırmıştır.

Ekim ayının sonunda, Elazığlı bir vatandaşımız, bir İsviçre bankasında (Credit Suisse) babasına ait 800 bin Osmanlı altını olduğunu söyleyerek, aniden gündeme oturmuştu. Dahası, İsviçre’nin Ankara’daki büyükelçisi kendisini ziyaret etmiş, hatta Başbakan Erdoğan’ın altınların iadesi için devreye girdiği yazılmıştı. Vatandaşımızın hikâyesine göre, hazinenin sahibi olan babası, 12 Eylül 1980’den hemen önce toplam ağırlığı altı ton tutan bu altınları, kara ve denizyolu vasıtalarını kullanarak, İsviçre’ye götürmüş. Merak edenler için hemen söyleyelim, 800 bin Osmanlı altınının bugünkü değeri yaklaşık olarak dört milyar lira olarak hesap ediliyor.

BU İŞTE BİR GARİPLİK VAR
Bu haberi gazetelerde okuduğumda, ilk tepkim “bu işte bir gariplik var” olmuştu. Ne altınların sahibi olduğunu iddia eden şahsı tanırım ne de altınların yatırıldığı söylenen İsviçre bankasıyla bugüne kadar bir mali ilişkim oldu. Ama azıcık tarih bilirim. Biraz da matematik okumuşluğum vardır! Bir vatandaşımızda 800 bin Osmanlı altını olacak ve o kişi 1980’e kadar bu büyük sermaye ile ne kendi memleketine ne de Türkiye’nin başka bir yerine yatırım yapacak; sonra “12 Eylül” darbesini “haber alarak”, darbeden hemen önce, altı ton altını Türkiye dışına kaçıracak!
Bu hikâyenin birçok yönü fazlaca acayip değil mi? Bu altı ton altının İsviçre’ye nasıl taşınmış olduğu sorusunu bir kenara bırakayım da, bugüne kadar pek fazla kişinin sormadığı, belki de sormaya cesaret edemediği soruyu sorayım: “Bu 800 bin Osmanlı altınının kaynağı nedir?”.

HİSSETTİRMEDEN SAKLAMIŞLAR
Okuduğum yakın tarih çalışmalarında, Cumhuriyet’in ilk döneminde “nakit olarak” bu kadar yüklü bir servete sahip olduğu yazılan hiç kimseye rastlamadım. 1924’te kurulan İş Bankası’nın sermayesi bir milyon liraydı. Bunun ancak “250.000 lirası” ödenmiş sermayeydi. İngilizler 1926’da, bütün Musul petrollerinden vazgeçmesi için Türkiye’ye 500.000 altın önermişlerdi (ama Türkiye bunu kabul etmedi). Bu örnekleri vermemin sebebi, söz konusu meblağın Cumhuriyet’in ilk yılları için de çok yüksek oluşudur. Böyle bir miktarın, devlete hissettirilmeden saklanması bile problemlidir.

İSVİÇRE DÜNYANIN KASASI
Elazığlı vatandaşımızın iddiasına göre, babası altı ton altını, “evlerinin altına kazdığı bir çukurda saklamış”. Parayı, “ticaret yaparak” kazandıysa, nasıl olmuş da Cumhuriyet döneminde Osmanlı altınlarıyla ticaret yapmış? Nasıl olmuş da, bu kadar büyük miktarda bir ticaret yapılırken, vergi kaydı tutulmamış? Peki, parayı neden saklamış? Neden götürüp bir Türk bankasına yatırmamış? Neden bozdurmamış? Neden yatırıma dönüştürmemiş, fabrika yapmamış? Kaynağının izah edilmesinde problem mi varmış acaba?
Şimdi bu yazının yazılmasına sebep olan asıl noktaya geldik. Bakın, bir gazeteye verdiği mülakatta, babasının söz konusu altınları Türkiye’den çıkarıp, İsviçre bankalarına saklamasının sebebini Elazığlı vatandaşımız nasıl anlatmış: “Babam, ‘2. Dünya savaşında Nazi altınlarını saklayan İsviçre benim altınlarımı saklar’ diye düşünmüş, biliyorsunuz en güvenli ülkedir İsviçre, dünyanın kasasıdır.” (“Ver Ağanın Altınlarını”, Milliyet, 17.10.2011).

YAHUDİLER DE TAKİPTE
Elazığlı vatandaşımızın rahmetli babası, “Nazi altınlarını saklayan İsviçre, benim altınlarımı da saklar” diye düşünürken, acaba o altınların büyük bölümünün aslında Nazilere değil, Yahudilere ait olduğunu biliyor muydu? Milyonlarca insanı toplama kamplarında yok eden Almanların, bu insanların bütün varlıklarına el koyduklarını, altınlarına da özel bir ilgi gösterdiklerini acaba hiç duymuş muydu? Nazilerin, işgal ettikleri ülkelerden çaldıkları, yağmaladıkları altınları İsviçre bankalarına “emanet” etmeleriyle ilgili olarak, 1990’lı yıllarda çok büyük bir siyasî fırtına koptu. İsviçre bankaları bu altın hesaplarıyla ilgili bazı ticarî sırları, ABD ve İngiltere hükümetleriyle paylaşmak zorunda bırakıldılar. “Yahudi Soykırımı (Holocaust) kurbanları” adıyla kurulan dernekler, bu altınların peşine düştü. Nazi altınları meselesi halen tam olarak çözülebilmiş değil. Devam eden bazı davalar söz konusu.

ERMENİLER TESLİM ETMİŞTİ
800 bin Osmanlı altını haberini okuyunca, endişeli bir şaşkınlık yaşamamın sebebi işte budur. Eğer o altınlar, İsviçre bankasına, “Nazi altınlarını saklayan İsviçre, benim altınlarımı da saklar” düşüncesiyle yatırıldıysa, gerçekten de bu “hazine”nin kaynağına ilişkin çok ciddi bir müphemiyet var demektir.
Talat Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi’nde, 1915’te Mamuratülaziz’den (Elazığ) tehcir ettirilen Ermeni sayısı 70 bin olarak verilmektedir. Bu Ermenilerin hiçbiri Elazığ’a geri dönmemiştir. Şehrin en varlıklı ailelerinden bazılarının tehcire konu olan Ermeniler arasında bulunduğu bilinmektedir. Hemen her Ermeni ailesinin, “tehcirden sonra geri döneriz” düşüncesiyle, altınlarını yanlarına almak yerine, ya bir Müslüman komşularına emanet ettikleri, ya da güvenli bir yere gömdükleri, kulaktan kulağa anlatılan bir rivayettir. Benzer hikâyeler, Doğu Anadolu’nun başka kentlerinde de anlatılır. Ellerinde dedelerinden kalma haritalarla, ailelerinin tehcirden hemen önce gömdüğü altınları arayan Amerikan vatandaşı Ermeniler, bu bölgelerimizin alışıldık ziyaretçileridir.

BAŞBAKAN’I KARIŞTIRMAYIN
Ermeni soykırımı yaşandığını iddia edenler, sözde “soykırım”ın 100. yıldönümü olması sebebiyle 2015 yılına büyük önem veriyorlar. O tarihe kadar başta ABD olmak üzere çok sayıda ülkede “soykırım”ı tanıtmak, Türkiye üzerindeki baskılarını artırmak istiyorlar. Bu çerçevede, hiçbir fırsatı kaçırmayan Ermeni lobisi, hiç şüpheniz olmasın ki, İsviçre bankalarındaki “kaynağı müphem”, Elazığ altınlarını da mercek altına yatırmıştır. Kaldı ki, altınların “emanet edildiği” söylenen Credit Suisse Bankası’ndan yapılan açıklama iyice kafa karıştırıcı niteliktedir: “Uzun süreden beri süren bir problem var. Biraz hileli bir durum var.” Credit Suisse, İsviçre Büyükelçisini ve Türkiye Başbakanını harekete geçiren bu konuyla ilgili olarak, “hileli durum” nitelendirmesini yaparken acaba neyi kast etmiş olabilir?
Ucunun nereye gideceği aşağı yukarı belli olan birtakım netameli konulara, bu ülkenin Başbakanı’nı karıştırmak, dahası Başbakan’ı “kaynağı müphem” bir parayı savunuyor durumuna düşürmek, ileride Türkiye’nin itibarı açısından sıkıntıya sebep olabilir. Bu konunun, medya önünde daha fazla patırtı yapılmadan, taraflar arasında çözülmesi en doğrusudur.
Bütün İslam âleminin ve saygıdeğer Türkiye okurlarının mübarek Kurban Bayramı’nı tebrik ediyorum. Allah hayırlarınızı kabul etsin.

Prof. Dr. Çağrı Erhan
Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi
cagrierhan@yahoo.com
08 Kasım 2011

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/makaledetay.aspx?id=513032

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *