Kayseri ve Ermeniler

2011/05/30

Kayseri şehrinin, Ermeni Kilisesi tarihinde önemli bir yeri vardır. Zamanında Orta Anadolu’nun en önemli kenti ve M.S. 250′de 400.000 nüfusu olan Kayseri, Aziz Krikor’un büyüdüğü, eğitim gördüğü ve Hıristiyanlığı kabul ettiği yerdir. 

301 yılında Aziz Kirkor’un önderliği sonucu Ermeni Kralı 3. Dırtad Hıristiyanlığı ülkesinin resmi dini olarak kabul etti. Aziz Kirkor, Eçmiyadzin Başpatriklik Makamını (Katolikosluk) kurmuş oldu. 

Her toplum için kutsal sayılan yerler vardır. Nasıl ki Müslümanlar için Mekke kutsal bir şehirse, Ermeniler için de Hıristiyanlığı ilk kabul eden ve yayan Ermeni Azizi’nin yetiştiği şehir olan Kayseri ile bu Aziz’in ismini taşıyan Kilise kutsaldır ve Hac mekanlarındandır. 

Kayseri’de Hıristiyanlıkla tanışan Krikor, Kayseri’den Ermenistan’a gidip Ermeni Kralı Dırtad’ı, prensleri, orduyu ve Ermeni halkının da Hıristiyanlığı kabul etmesine vesile oldu. Kral Dırtad, onu yeniden Kayseri’ye gönderdi ve 4. yüzyılda Krikor Lusavoriç ilk Ermeni Patriği oldu. 

Türkiye Ermenileri 84. Patriği II. Mesrob Mutafyan, Ermeni Kilisesi’nin ilk Patriği olan Kayserili Aziz Krikor’ un yaşamını ve Kayseri’nin önemini şöyle anlatıyordu; 

“Aziz Krikor’un ruhani formasyonunun oluşmasında çok önemli bir yer tutan Kayseri, Temsil Ermeni Kilisesi için kutsal bir mekândır..381yılındaki İstanbul Konsülünden sonra, Kayseri Episkoposluğu İstanbul Kilisesine bağlanmıştır. Kayseri daima Başpiskoposluk makamı olmuştur. Günümüzde Kayseri’de ibadete açık olan ve Aziz Krikor’un adını taşıyan kilise, büyük Aziz’in ve Kapadokya Kiliselerinin şefaatini dilemek üzere kenti ziyaret edenlere açık bir mabet olup kökü ilk çağlara dayanan bir geleneğin anısını yaşatmaktadır.” 

 361 tarihinde Kayseri (Kaisareia), Grek-Ermeni coğrafyasında etkili bir din merkezi olma özelliğini devam ettiriyordu. Aziz Kirkor Lusavoriç’ten sonra da Ermeni cemaatinin dinî reislerinin atamasında daima söz sahibi olmuştu. Nitekim Lusavoriç’ten sonra onun oğulları I. Arisdages (M.S. 326-333) ve I. Vırtanes (M.S. 333-341), Vırtanes’in oğlu I. Husig (M.S. 341-347) ve yine aynı soydan gelen Aziz Nerses (M.S. 353-363) Kayseri’de ilâhiyat tahsili yaptıktan sonra yine Kayseri Başpiskoposunun onayı alınarak Ermeni Katolikosu olmuşlardı. 

Efkerede Surp Garabed Manastırı

Kayserili Ermenilerin Ruhani merkezi, Efkere kasabasında, Surp Garabed Manastırındaydı (bugünkü ismi ile Gesi Kasabasının Bahçeli Mahallesi). Vaftizci Yahya’nın kemiklerinin bir kısmının bulunduğu bu yere 4.yüzyılda Aziz Thaddeus tarafından bir manastır yaptırılmıştı. 

Bir tepenin yamacında kurulmuş olan manastır önemli bir hac yeriydi. Burada bir kervansaray, 200 yazma ile 20.000 basılı kitabı bulunduran bir kütüphane ve yüksek düzeyde eğitim veren bir ruhban okulu vardı.  

Osmanlı Zamanında Ermeniler

Evliya Çelebi Seyahatnamelerinde Kayseri’den şöyle bahseder; “Bu şehrin pastırması ve sucuğu padişahlara hediye gider. Erciyes Dağı eteğinde olduğundan havası soğukçadır. Bütün halkı zinde ve yiğittir. Şehrin Zarifleri Farsça ve Arapça konuşurlar ama halkın dili Etrak (Türkçe) dilidir. Genellikle reayalarıyla Ermeni dilini konuşurlar ama Kürt ve Rum lisanını konuşmazlar. Boyacıoğlu kapısında zımmi Karakaş Ermeni gayet usta cerrahtır. Cerrahlık ilmini tamamlamak için Frengistan’ın İspanya ülkesine gitmiştir. Hatta bir adamın dişi ağrısa mavi su sürer dişinin ağrısı diner, eğer o dişi çıkartmak istersen kırmızı renkli su sürer kerpetene muhtaç eylemeyip elinle çıkartırsın.” 

Kayseri 17. yüzyıldan itibaren Amsterdam ve Venedik gibi pazarlarda dahi söz sahibi olan Ermeni Tüccarlarıyla tanınmıştı. Ancak Kayserili Ermeniler ticaret kadar üretimde de ileriydiler. 1856 gibi erken bir tarihte Hasırcıyan Kardeşlerin kurduğu tekstil fabrikasında 300 dokuma tezgahı vardı. Dericilik, halıcılık, kuyumculuk, tekstil gibi işlerde ileri giden Kayserili Ermenilerin dokuduğu halı ve kumaşlar dış pazarlarda da alıcı buluyordu. Yaz aylarını şehirden daha yüksekte olan bağlarda geçiren Ermeniler burada yetiştirdikleri meyveler ve ürettikleri şaraplarla da ünlüydü. Kayseri’de pastırma işini başlatanlar da Ermenilerdi. Hayvancılığa dayalı besin sanayisinin doğması Kayseri’nin pastırmacılık ve sucukçulukta ün kazanması, büyük ölçüde Ermenilerin çabalarıyla olmuştur. 

Kısacası Kayseri kentinin ticari yaşamının gelişmesinde ve ileri düzeydeki zanaatçılıkta Ermenilerin büyük payı vardır. 

1700′lü yıllarda Ermeniler askerlik yapmaz buna mukabil devlete haraç ve cizye vergileri öderlerdi. Kıyafetleri Müslüman halktan farklı idi. Ayakkabı renkleri de değişikti. Meselâ Kayseri’de siyah ve mor ayakkabıyı Yahudi ve Ermeniler, kırmızı ayakkabıyı Rumlar giyerlerdi. Müslümanlar ise, bilhassa zenginler sarı renkli ayakkabı giyerlerdi. 

Kayseri’de Istanbul Patrikliğine bağlı bir Başpiskopsluk merkezi bulunuyordu. 1914 Osmanlı nüfus sayımına göre Kayseri Sancağında (Şehir merkezi ve çevre köylerde) 50.000′i aşkın Ermeni’nin yaşadığı tespit edilmişti. Kayseri Şehir Merkezinde Ortodoks Ermenilerin 3 adet kiliseleri ve yanı sıra okulları vardı; Surp Sakis Kilisesi (Hagopyan Mektebi), Kiçikapı’daki Surp Asdvadzadzin Kilisesi (Haygyan Mektebi) ve günümüzde de son kilise olarak ayakta kalan Caferbey Mahallesindeki Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi (Sarkis Gümüşyan Mektebi ve Bahçe Mahallesinde Aramyan Mektebi). Ayrıca Ermeni mezarlığındaki Surp Megeryos Kilisesi’nin sadece temelleri kalmıştı ama 20.yüzyılın başlarına kadar şehrin ve civar köylerin Ermenileri, Surp Megeryos gününde bu kalıntıları ziyaret eder, kurbanlar keserlerdi. Diğer bir hac yeri de şehrin birkaç km dışındaki bir mağaraydı. Sivas’ın Kırk Şehitlerinin gününde buraya şehirden toplu halde yürüyerek gidilip dua edilirdi. 

Ermeni Patrikhanesini 1901-1902 Yılları arası yaptığı sayımlarda Kayseri ve çevresinde 42 adet Ermeni Okulu, buralarda okuyan 3795 Erkek Öğrenci, 1140 Kız öğrenci ve eğitim veren 125 öğretmen tespit edilmişti. 

Şehrin kültürel hayatı çok gelişmiş olup Ermeni tiyatro grupları ve basını vardı. 1907′de Dikris (Dicle) adlı haftalık dergi, 1910′da Şepor adlı haftalık gazete, 1912′de Nor Serunt (Yeni Nesil) adlı haftalık dergi kurulmuştu. 

Yukarı Talas bölümünde zengin Ermenilerin malikâneleri vardı. Petrol zengini ve daha sonra kurduğu hayırsever kurumlarla tanınacak olan Kalust Gülbenkyan’ın ailesinin kökleri de bu semte dayanır. 

Ermeniler çoğu zaman Kayseri şehir hayatının önemli birer parçası oldular. Örneğin 1893-1894 yıllarında Kayseri’deki diplomalı tek dişhekimi Mıdırgıç Değirmenciyan isimli bir Ermeni vatandaştı. 

1906′da Dr. Mustafa Hilmi’nin reisliği sırasında Kayseri Belediyesi teşkilatlanmasında da rol almışlardı. Dönemin Belediye meclisi üyeleri şu kişilerdi:
• Şeyh İbrahim Efendi
• Hoca Hacı Hilmi Efendi 
• Müftü Hacı Enver Efendi 
• Kösehalilzâde Emin Efendi 
• Dr. Karabet (Ermeni) 
• Dr. Manukyan (Ermeni) 
• Kalpağı Güdük (Ermeni) 

1914 Osmanlı Mebusan Meclisinde Kayseri’yi temsil eden milletvekilleri arasında Karabet TOMAYAN da vardı. 

Kayseri’de yerel ekonomik yaşamda önemli bir pay sahibi olan bu 50.000′i aşkın Ermeni nüfusun çok büyük kısmı 1915′te tehcir edilmiştir (Talat Paşa’nın Şahsi Günlüğünde Kayseri Sancağı tehcir rakamı: 47.617′dir). 

Birinci Dünya Savaşı öncesinde birçok Orta Anadolu kentinden farklı olarak, canlı bir ekonomik yaşamı olan Kayseri, savaş esnasındaki tehcir nedeniyle, bu özelliğini büyük ölçüde yitirmişti. 

Ermenilerin bir zamanlar yaşadığı mahalleler ve ilçelerin bazıları; İslim Paşa, Hasünlü, Samur, Neseb Hatun, Tac-ı Kızıl, Ekidere, Bahçebaşı, Bahçe, Batman, Büyükoduncu, Caferbey, Çakoloz, Çivicibektaş, Dadırharput, Gürcü, Fırıncı, Hacı Kasım, Hacı Mansur, İsaağa, Karakürkçü, Keklik, Kiçikapı, Konukboğan, Köyyıkan, Mermerli, Merkepçi (Mürekepçi) Mustafa Necip, Rum Sultan, Rumyan, Sasık, Selaldı, Sisliyan, Sultan, Süleyman, Şarkiyan, Şuturban, Tavukçu, Tomarza, Varsak, Talas, Zincidere, Germir, Gesi, Efkere, Derevan, Mancınsın, Mumcusun, Erkilet, Develi, İlibe, Çomaklı, İncesu, Cücün, Taşhan, Gömedi, Çayıroluk, Yenice. 

Müslüman Komşuları tarafından saklanılan ve himaye edilen Ermenilerin yanı sıra Mondros Mütarekesi ardından Kayseri’ye geri dönenler de olmuştur. Nitekim Kayseri’nin büyük kazalarından Develi’nin 1.Dünya Savaşı sonrasındaki nüfusu yarı yarıya Ermenilerden oluşuyordu. 

Cumhuriyet Döneminde Ermeniler

Cumhuriyet döneminde şehir hayatında meydana gelen demografik, sosyal, kültürel ve ekonomik değişimlerden dolayı Ermeni ahalisi batıya göç etmeye başlamıştır. 

1965′e gelindiğinde o günlerdeki bir röportajda Kayseri Surp Krikor Lusavoric Kilisesindeki görevli Papaz Kirkor, hali hazırda şehirde 130 Ermeni hanesi olduğunu söyleyip, bu hane sayısının sadece birkaç sene öncesine kıyasla oldukça az olduğunu belirtir. 

Onun gözlemlerine göre, kilise ve ona ait cemaat şimdilerde Kayseri yakınlarındaki köylerini terk eden Ermenilerin önce İstanbul’a gidebilmeleri için yeterli parayı biriktirmek üzere gerektiği kadar durakladıkları bir çeşit ara istasyon olma yolundaydı. 

 Günümüzde Kayseri Şehrinde birkaç aile dışında toplu bir Ermeni Cemaati bulunmamaktadır. Şu anda yılda iki kere İstanbul Ermenileri tarafından Aziz Krikor’un en önemli bayramlarında Kayseri Kilisesine inanç ziyaretleri düzenlenmektedir. Bu ziyaretlere Anadolu’nun çeşitli yerlerinden ve yurtdışından Ermeniler de katılmaktadır. 

Kayseri Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi Vakfı, Fatih Sultan Mehmet Han’ın fermanı ile kurulan İstanbul Ermeni Patrikhanesine bağlı olarak varlığını günümüzde hayırseverlerin desteği ile sürdürmektedir.

Kaynakça

1965 yılında kayseri ermeni cemaati(Rıfat N. Bali)

Geniş Kayseri Tarihi, Halit Erkiletlioğlu

Kayseri ve S. Krikor Lusavoriç Kilisesi (Türkiye Ermeni Patrikliği, 1986)

Evliya Çelebi Seyahatnamesi (NTV Tarih Sayı 23)

http:))www.erciyestv.com.tr)yazar_detay.php?id=106

http:))www.ardost.com)turkiye)kayseri)kultur1.htm

http:))www.virtualani.freeserve.co.uk)kayseri)turkish.htm

http:))www.kayserikilisesi.org)kayseri-ve-ermeniler.asp

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *