Batı Ermenistan

2010/12/29

1995 yılı Mayıs Reformları döneminde 6 Ermeni vilayeti

Ermenistan’ın batı bölümünün farazi adıdır. Bu isim, Büyük Hayk’ın, Sasani İran’ı ve Roma İmparatorluğu arasında 367 yılında bölünmesiyle kullanılmaya başlanmıştır.

Büyük Hayk

Daha sonraki dönemde, Doğu Roma veya Bizans İmparatorluğu’nun (Ermeni kaynaklarına göre Yunan Krallığı) şekillenmesinden sonra, Bizans Ermenistanı olarak da anılmıştır. Küçük Hayk (Ermenistan’ın Fıratötesi toprakları) daha eski zamanlarda, Arşakuni Hanedanı’nın Ermenistan’da hüküm sürmesinden önce, Roma İmparatorluğu’na katılmıştı. Ermenistan’ın güneyinde, Dicle ve Fırat arasında bulunan ve “Dicleötesi ülkeleri” olarak adlandırılan Ermeni bölgeleri (beş özerk beylik veya satraplık) daha 374 yılında Büyük Hayk’tan ayrılıp Roma İmparatorluğu’na geçmişlerdi. Büyük Hayk Krallığı’nın, Mdzbin-Çorokh (Çoruh) çizgisiyle Roma İmparatorluğuna geçen bölümünün bundan sonra da Büyük Hayk veya İç Hayk olarak adlandırılmasına devam edilmiştir.

387-428 Yılları’nda Ermenistan

Küçük Hayk, imparatorluğun genel idari sistemi içine dahil edilmiş, İç Hayk ve satraplık olarak anılan bölgeler ise dışsal olarak imparatorluk içinde bulunmalarına rağmen iç işlerinde özerklik haklarına sahip olmuşlardır. Başlarında bulunan Ermeni beyler görünüşe göre Roma yöneticilerinin kontrolü dışında bulunan ve imparatorluk için askeri hizmet veren imparatorluğun federatları (anlaşmalı müttefik) olmuşlardır. İmparator II. Jüstinyan zamanında (527-565) Batı Ermenistan yeni idari şekillenmeye tabi tutulmuş ve I., II., III., IV. Hayklara bölünmüştür. Bu durum, beylik sistemine ölümcül darbe vurarak ülkenin sağlıklı güçlerinin de yurt dışına göçmesine sebep olmuştur. Ermeni askeri güçleri devamlı olarak ülke dışına gönderilerek Kuzey Afrika ve İtalya’da kullanılmışlardır. Bu durum özellikle imparator Morik zamanında (582-602) sürekli olmuştur.

Vardan (kızıl) Mamikonyan önderliğinde 572 yılında Pers egemenliğine karşı yürütülen ayaklanma, 20 yıllık Bizans-Pers savaşına yol açmış ve bunun sonucunda Ermenistan 591 yılında yeniden bölünerek ülkenin büyük bir kısmı (Azat Nehri’ne ve Sevan Gölü ile Hrazdan arasında kalan bölgeye kadar) Bizans’a kalmıştır. Arap saldırıları ve Arap-Bizans savaşları esnasında Büyük Hayk’ın esas bölümü, Ayrarat, Sünik, Artsakh, Vaspurakan, Mok, Turuberan, Tayk ile Gugark, Ağdznik ve Korçayk’ın bazı bölgeleri tekrar Ermeni beyleri yönetimi altında birleşerek, ülke bir nevi beylik cumhuriyetine dönüşmüştür. Ermeni yöneticiler, beyler tarafından seçildikten sonra imparatorun veya halifenin tasdiğini almaktaydılar. Ermeni beyleri, ülkenin en büyük hükümdarları olarak, iç ve dış siyasetle ilgili geniş yetkilerle donatılmışlardı. Arap Halifeliği’nin gitgide zayıflaması sonucunda Ermenistan’ın bağımsızlığını kazanması (885) yolunda imkânlar yaratılmıştı. Ermeni Bagratuni Krallığı, Büyük Hayk’ın büyük bölümünü (Hükümdarları tarafından Bagratuniler’in üstünlüğününün tanındığı Vaspurakan Krallığı, Taron Beyliği, Artsakh Beylik Devleti, Kars veya Vanand, Kürikyan ve Sünik krallıkları, Tayk Kürapalatlığı) kapsamaktaydı.

VII.-IX. Yüzyıllar’da (640-849 Yılları’nda)

Ermenistan’ın İdari ve Politik Durumu

Bizans imparatorlarının uzak görüşten yoksun dış politikaları, doğuda, Ermenistan’ın bağımsızlığını kaybetmesi ve krallık ile beylik sülalelerinden birçoğunun imparatorluk dahilinde başka yerlere yerleştirilmeleriyle son buldu. Ermenistan, yaklaşan Selçuk akınlarına karşı zayıf düşerek XI. yüzyılın ikinci yarısında Ermenistan’ın haricinde,

yaklaşık tüm Küçük Asya da Selçukluların hükümdarlığı altına girmişti. Batı Ermenistan‘da, Saltuklu/Saltukyan (merkezi Karin olmak üzere Karin, Kars, Utik ve çevre ilçeleri kapsamaktaydı), Artaksyan (Ağdznik’te), Danışment/Danişmanyan (Küçük Hayk’ta) ve Şah-i Armen (Khlat’ta), Selçuklu Emirlikleri kurulmuştu. Tornikyanlar (Sasun’da), Khendenekyanlar (Vaspurakan’da) ve daha başka Ermeni beylikleri uzun süre varlıklarını koruyabilmişlerdir. XII.-XIII. yüzyıllarda Batı Ermenistan’ın bazı kısımları Zakaryanlar’ın yönetimi altına girmişlerdir. 

Moğol istilaları Ermeni beylik sınıfına büyük darbe vurmuş, Ermenistan ve Ermeni halkı için bir felaket olmuştur. Ermenistan topraklarına yerleşen çok sayıda göçebe Türkmen aşiretleri birbirlerine karşı devamlı çatışmalar içinde olmuşlardır. Lenktimur’un tüyler ürpertici akınları sonrasında Akkoyunlular arasındaki anlaşmazlıktan istifade eden Ardabil (Erdebil) şeyhi Safieddin’in haleflerinden İsmail, İran’ı birleştirip Ermenistan’ı ve çevresini işgal etmeye hazırlanan Osmanlılar’a karşı çıkana kadar ülke, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmen aşiretlerinin çatışmalarına sahne olmuştur. Doğulu iki işgal devletleri arasında Ermenistan için yürütülen savaşlar bir buçuk asır sürmüş ve bu arada Ermenistan büyük çapta yıkımlara maruz kalmış, nüfusunun önemli bir bölümü esir olarak sürülmüştür.

1555 Amasya antlaşmasıyla Ermenistan, Osmanlı Devleti egemenliği altına girmiştir.

Batı Ermenistan’ın büyük bölümünü içine alan eyaletin resmi adının Ermenistan olmasına karşın Osmanlılar, 1514’te Çaldıran’da İran’a karşı sağladıkları zafer sonucunda Batı Ermenistan bölgesine Kürt aşiretleri yerleştirerek bölgenin etnik yapısını değiştirmeye çalışmışlardır. Osmanlı yönetiminin yerleşmesinden sonra çok sayıda Ermeni tüccar, zanaatkâr ve aydın Batı Ermenistan’dan Konstandnupolis’e (İstanbul, Konstantinopel) göçmüşlerdir. Konstandnupolis’te Ermeni Patrikhanesi’nin kurulması (1461), Ermenilere ayrıcalıklar tanınması ve bu sayede çelebilik ile daha sonra da amiralık kurumlarının ortaya çıkması bu göç konusunda etkili olmuşlardır.

17. Yüzyıl’ın İkinci Yarısı ve 18. Yüzyıl’ın Birinci Yarısında Ermenistan

Amasya antlaşmasından kısa bir süre sonra iki işgal devleti arasında başlayan savaşlar Cavakhk Dağları, Akhuryan Nehri (Aras’la birleştiği yere kadar), Ermeni Barı, Vaspurakan Dağları ve Zagros Sıradağları’nı sınır olarak belirleyen Kasr-ı Şirin antlaşmasına (1639) kadar değişken üstünlüklerle sürmüştür. Batı Ermenistan bölgesi, Erzrum (Erzurum), Kars, Van, Bayazet (Beyazıt), Çıldır, Diarbekir (Diyarbakır) ve Sebastia (Sıvas) paşalıklarına bölünmüş, fakat bu bölgede Sasun (Sason), Savur, Çapağcur, Manazkert (Malazgirt), İsyan, Khnus (Hınıs) ve Tujk yarı özerk Ermeni toplumları varlıklarını koruyabilmişlerdir. Uzun süreli savaşlara, zorunlu ve gönüllü göçlere ve Kürt aşiretlerinin iskânına rağmen XIX. yüzyıla kadar Batı Ermenistan nüfusunun büyük çoğunluğu Ermenilerden oluşmaktaydı.

XIX. yüzyılın ikinci yarısında Batı Ermenistan bölgesi Erzrum (Erzurum), Sebastia (Sıvas), Trapizon (Trabzon), Diarbekir (Diyarbakır), Kharberd (Harput) vilayetlerine ayrılmıştı. en büyük idare birimi Erzrum (Erzurum, Karin) olmuştur. Lâkin, 1870’li yıllarda idari birimler tümüyle kaldırılmıştır. Bölgede Ermeniler’in sayısını azaltmak, nüfus çoğunluğunu müslümanlar lehine çevirmek, Ermenileri azınlık durumuna düşürmek maksadıyla II. Abdülhamit tarafından yeni idari dağılımlar meydana getirilmiştir. Erzrum (Erzurum, Karin) Vilayeti, Erzrum, Van, Hakyari (Hakkâri) ve Muş olmak üzere dört bölüme ayrılmıştır. 1880’de bu da yeterli görülmeyerek Muş Vilayeti kaldırılıp, yerine Dersim Vilayeti yaratılmıştır.

1830-1878 Yılları’nda Ermenistan

Batı Ermenistan, 1897 yılında Van, Erzrum (Erzurum, Karin), Sebastia (Sıvas), Bitlis, Diarbekir (Diyarbakır), Kharberd (Harput) ve Trapizon (Trabzon) vilayetlerine ayrılmıştı ve bu durum Birinci Dünya Savaşı’na kadar ufak-tefek değişimler haricinde böyle devam etmiştir. XIX. yüzyılda durum aniden değişmiştir. Bir yandan, Osmanlı baskılarına karşı Balkanlarda güçlü bir şekilde başgösteren  milli kurtuluş hareketi ve XIX. yüzyıl Rus-Osmanlı savaşları, milli bilincin uyanması ve zalim Osmanlı yönetiminden kurtulma çabası, diğer taraftan ise Osmanlı Hükümeti’nin tüm bunlara karşı koyma çabaları Batı Ermenileri’nin durumunu kötüleştirmiştir. 1828-29 Rus-Osmanlı savaşı nihayetinde imzalanan Adrianapolis (Edirne) Barış Antlaşması’yla (1829) Akhaltskha (Ahıska) ve Akhalkalak (Ahalkalak) bölgeleri Rusların yönetimine geçmiş ve Rus ordusu tarafından ele geçirilmiş olan Batı Ermenistan topraklarından yaklaşık 90 bin Ermeni Doğu Ermenistan’a göçmüşler, bunun sonucunda ise Batı Ermenistanı’nda ekonomik çöküntü meydana gelmiş, nüfus dengesi müslümanlar lehine değişmiştir.

1820-30 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nda  hasıl olan ağır şartlar, yönetici elit sınıfının ilerici unsurları tarfından, yönetimin Avrupalılaştırılması yolunda bazı adımlar atılmasını gerekli kılmıştır. 1839 Birinci Tanzimat Fermanı’yla (Gülhane-i Hattı Şerif) dini aiditeden bağımsız olarak tüm vatandaşların can, mal ve namusunun güvence altına alınması, aracılı vergi toplama sisteminin kaldırılması ve vergi düzenlenmesi, finans ve adalet sisteminde reformlar vs. öngörülmekteydi. Fakat, Müslüman gerici çevrelerin güçlü muhalafeti nedeniyle bu reformlar kâğıt üzerinde kalmıştır. Kırım Savaşı esnasında hasıl olan yeni kriz durumu İngiltere, Fransa ve Avusturya’nın baskıları, Osmanlı Hükümeti’ni 18 şubat 1856’da, Hattı Şerif’in tekrarı olmakla birlikte Hıristiyanlar’a ek haklar getiren Hattı Hümayun’u ilan etmeye mecbur bırakmıştır. Fakat, daha sonraki toprak kanunu, idari ve diğer kanunlar Batı Ermenistan’ın toplumsal-ekonomik durumuna hiçbir değişiklik getirmemişlerdir.

Batı Ermenileri’nin dini, eğitim ve toplumsal hayatını düzene sokacak olan Ermeni Milli Anayasası’nın (1860) kabulü Batı Ermenileri için önemli bir olaydı.

1877-78 Rus-Türk Savaşı, San Stefano (İstanbul-Yeşilköy) ön antlaşması ve Berlin Antlaşması (1878), Batı Ermenistan’da yeni bir durum yaratmıştı. Ermeni Sorunu, San Stefano ve Berlin antlaşmalarının 61. maddesiyle uluslar arası diplomasi sorununa dönüşmüştü. Bir taraftan bu durum, diğer taraftan ise Bulgaristan’ın kurtuluşu ile Osmanlı İmparatorluğu’nun fiili olarak Avrupa’dan uzaklaştırılması, Osmanlı Türkleri’ni kendi “vatanları”nı yaratma ve gözlerini imparatorluğun doğu kısmına, Batı Ermenistan’a çevirme yaklaşımına yöneltmişti. Avrupalı büyük devletlerin siyasi çelişkilerinden faydalanan Sultan II. Abülhamit, çeşitli bahaneler ve sözde reformları ülke çapında gerçekleştirme düşüncesiyle reformların hayata geçirilmesini engellemiştir. Gerçekte ise, Ermeni karşıtı histeri başlatılıp uzağa giden bir projeyle Ermeni Sorunu’nu tehcir ve kırımlarla çözme siyaseti güdülmüştür.

Bu yönde atılan ilk adımlardan biri de Kürt “Hamidiye” süvari birliklerinin yaratılması (1891) olmuştur. Bunun akabinde de, 300000 Batı Ermenisi’nin öldürüldüğü Ermeni kırımları (1894-1896) başlamıştır. Osmanlı Hükümeti’nin Batı Ermenileri’ne karşı sürdürdüğü vahşet, Batı Ermenistan’da milli kurtuluş mücadelesinin özel bir şekli olarak fedai hareketini başlatmıştır.

Batı Ermenistan’da 1894-1896 Yıllarındaki Ermeni Katliamları

1890’lardaki Batı Ermenileri’nin milli mücadelesini yeni kurulmuş olan milli-siyasi partiler (Armenakan, Sosyal-Demokrat Hınçakyan ve Ermeni İhtilalcı Federasyonu) yönlendirmiştir. Lâkin, çalışmaların birbirleriyle mutabakat içinde olmaması, zaman-zaman sertleşen parti içi ve partiler arası mücadele, Batı Ermenileri’nin,  Avrupa’dan sürülen muhacirler ve Kafkasya’dan göçen Çerkesler sayesinde sayıları devamlı çoğalan Müslüman toplumla katmanlar halinde yaşamaları, zaten hiçbir zaman bir genel isyan hareketine dönüşmemiş olan Batı Ermenileri’nin ulusal kurtuluş mücadelesini büyük oranda zorlaştırmaktaydı.

Genç Türkler’in 1908’de “Hürriyet, eşitlik ve kardeşlik” sloganıyla gerçekleştirdikleri ve başarısında Ermeni İhtilalcı Federasyonu’nun önemli payı olduğu ihtilal, teba halkların durumunu kökten değiştireceği sanılıyordu, fakat Adana Ermenileri’nin kırımı (1909), Genç Türkler’in, II. Abdülhamit siyasetinin sadık müritleri olduklarını göstermiştir.

Genç Türk ileri gelenlerinin 1911 Selanik gizli toplantısı, Ermeni Sornunu’nu Ermenileri yok ederek çözmeye karar vermişti.

1912-13 Balkan Savaşları’nın gidişatı ve Batı Ermenileri’nin acınası durumu, Dünya Ermenileri Başpatriği V. Georg’u Rus hükümetine başvurmaya ve Batı Ermenistanı’nda reform yapma sorununu tekrar ön plana çıkarmaya mecbur etmiştir.

Rus hükümetinin takdim ettiği reform planı uzun diplomatik tartışmalara konu olmuştur. 26 ocak 1914’te imzalanan Rus-Türk antlaşmasına göre Batı Ermenistan’da, birinde Erzrum (Erzurum), Trapizon (Trabzon) ve Sebastia’nın (Sıvas), diğerinde ise Van, Bitlis Diarbekir (Diyarbakır) ve Kharbert (Harput) vilayetlerinin olacağı iki kısım yaratılacaktı. Bu bölgelerin başında bulunacak olan iki Avrupalı müfettiş reformlerın gidişatını gözlemleyeceklerdi. Lâkin, patlayan Birinci Dünya Savaşı bu antlaşmayı unutturdu.

Ermeni Soykırımı

Genç türkler tarafından yönetilen Osmanlı İmparatorluğu, Alman blokuna dahil olarak, Antant ülkelerine karşı birleşti. Genç Türkler, savaş durumundan faydalanarak Batı Ermenileri’nin kitlesel olarak yok edilmesi ve onların anavatanlarına sahip çıkma hareketine giriştiler.

Sarıkamış yakınlarında Türk ordusunun uğradığı hezimet (14 aralık 1914) Genç Türkler’in caniane fikirlerini sağlamlaştırmıştı. Osmanlı “vatanını” korumak bahanesiyle askere alınan 18-60 yaş arasında, silah tutabilen Ermeni erkekler, sözde amele taburlarında çalıştırılmak üzere silahtan arındırılarak katledilmişlerdir. 24 nisan 1915’te Konstandnupolis’te (İstanbul) tutuklanan Ermeni aydınları Anadolu’nun içlerine gönderilip hunharca öldürülmüşlerdir. Daha sonra, Genç Türkler, tehcir bahanesiyle kadın, çocuk ve yaşlıları evlerinden çıkararak tahayyül edilemez işkencelere maruz bırakarak öldürmüşlerdir. Mezopotamya çöllerine ulaşabilmeyi başaran küçük Ermeni grupları ise, bunun bir kırım olmayıp, salt bir tehcir olduğunu gösterebilmek amacıyla bırakılmışlardır.

Lâkin, tüm çabalara rağmen, Avrupa ve Amerika toplumu kırımlar hakkında bilgi sahibi olduğunda, 1915 Van Savunması, Osmanlı ordusuna karşı ihanet ve isyan olarak takdim ederek temize çıkmaya çalışmışlardır.

1915 Yılında (7 Nisan-6 Mayıs) Van’ın Özsavunması

Genç Türk vandalları, şeytanca planlarını her yerde ve her zaman işleme geçirmeye muvaffak olamamışlardır. Batı Ermenistan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Ermenilerle meskûn birçok yerinde Ermeni halkı, başka kurtuluş yolunun olmadığını anlayarak silah elde kendini savunmuştur. Van, Şatakh, Hayots Dzor, Arçeş (Erciş), Timar, Sasun (Sason), Muş, Musa Dağ, Şebin Karahisar ve Urfa destanları Ermeni halkının tarih sayfalarında sonsuza kadar kalacaklardır.

1915-16 askeri operasyonları esnasında Rus orduları Batı Ermenistan topraklarının büyük bir kısmını ele geçirmişlerdi. Ekim Devrimi sonrasında Sovyet Rusya hükümeti 29 aralık 1917’de, Rusya tarafından ele geçirilmiş olan “Türkiermenistanı” (Batı Ermenistan) Ermenilerinin, tam bağımsızlık da dahil olmak üzere, hür olarak kendi kaderini tayin etme hakkını savunduğuna dair “Türkiermenistanı” deklarasyonunu yayınlamıştır. Rus güçlerinin geri çekilmesi ve Ermeni halk milislerinin teşkil edilmesi ile farklı ülkelerde bulunan göçmen, sürgün, savaş esnasında zorla sürülmüş Ermenilerin serbestçe geri dönüşü garanti olarak kabul edilmekteydi.

Lâkin, bu deklarasyon her türlü dayanaktan yoksundu, çünkü Rus güçlerinin geri çekilmesi kendiliğinden bu deklaraysonun temel maddelerini hayata geçirmek konusunu zan altında bırakmaktaydı.

1918 yılında imzalanan Brest Barış Antlaşması’nın 4. Maddesinde “Rusya, ordularını Doğu Anadolu vilayetlerinden çekmek ve bu bölgeleri düzenli bir şekilde Türkiye’ye teslim etmek konusunda kendi imkânları dahilinde olan her şeyi yapacaktır” denmektedir. Bu antlaşmada “Türkiermenistanı”, vilayetlerinin, Türkiye’ye teslim edilecek Doğu Anadolu”ya dönüşmekte ve “Türkiermenistanı” deklarasyonu tamamıyla gözardı edilmektedir.

Dahası, 1877-78 Rus-Osmanlı savaşı sonucunda Rusya’ya geçmiş olan Kars, Ardahan ve Batum vilayetlerinden Rus güçleri çekilerek gelecekteki durumları Türkiye’nin onayıyla karar verilecekti.

Brest-Litovsk Antlaşması’nın sonuçları, Ermeni halkı için felâket (cephenin boşaltılması, Musavat-Menşevik blokun Ermeni karşıtı duruşu, Türk ordularının Transkafkasya’ya girişi, Bakü ve diğer bölgelerde tertiplenen yeni Ermeni kırımları) olmuştur.

Türkiye, Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesine rağmen Batı Ermenistanı’na karşı hükümranlığını elinde tutmayı başarmıştı.

Müttefikler, Batı Ermenistan ve genelde Ermenistan sorununu San Remo Konferansı’nda (1920) geniş bir şekilde ele almışlardır.

Erzrum (Erzurum), Van, Bitlis ve Trapizon (Trabzon) vilayetlerinden bölgeler, denize çıkışı olması şartıyla Ermenistan Cumhuriyeti’ne verilecekti.

Ermenistan’ın mandası ABD’ye önerilmekteydi, kabul etmemesi durumunda ise ABD başkanının sınır tespiti yapması rica edilmekteydi.

Ermenistan Cumhuriyeti Sınırlarının Oluşması

10 ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması’na göre Türkiye, Ermenistan’ı hür ve bağımsız bir devlet olarak tanımakta ve Ermenistan’a teslim edilen tüm bölgelerle ilgili tüm haklardan feragat etmekteydi. Fakat, Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Ankara Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Sevr Antlaşması’nı tanımayarak Sovyet Rusya Hükümeti’nin maddi ve manevi desteği ve uluslar arası ihtilâl önderi maskesi arkasına saklanarak karşı mücadele başlattı.

16 mart 1921 Moskova ve 13 ekim 1921 Kars antlaşmalarıyla Kars, Ardahan ve Surmalu (Sürmeli) bölgelerine sahip olan Kemalistler, sırtlarını güçlendirerek, Batı Ermenistanı’nın herhangi bir bölgesinde hiç değilse bir “Milli Ermeni Ocağı” yaratma konusundaki Milletler Cemiyeti’nin çekingen yaklaşımlarına karşı tamamıyla reddedici bir tutum takındılar.

Sovyet Rusya, burada da “Türkiermenistanı” hakkındaki kendi deklarasyonunu “unutmuştu”. 1922-23 yıllarında gerçekleşen Lozan Konferansı’nda “Ermeni ocağı” kurulması konusunda çok konuşulmasına rağmen Ermeni Sorunu tekrar unutuldu. Kemalistler, Boğazlar’ın statüsüyle ilgili İngiliz planını kabul etmelerine rağmen Ermeni Sorunu konusunda herhangi bir taviz vermeyi kesinlike reddettiler.

27 kasım 1945’te, Dünya Ermenileri Başpatriği VI. Georg, İ.Stalin’e başvurarak tarihi haksızlığı ortadan kaldırması ve Batı Ermenistan’ı Sovyet Ermenistanı’na birleştirerek dünyaya dağılmış olan Ermenilerin vatanlarına dönebilme imkânı sağlaması ricasında bulunmuştur.

Bu sorun, 1947 nisanında Nev York’ta toplanan Milli Ermeni Kongresi’nde de ortaya atılmış fakat bir sonuç alınamamıştır.

Batı Ermenistan, Türk egemenliğinde kalmış, fakat Ermeni halkı hiçbir zaman, vatanının büyük kısmının kaybı fikrini kabul etmemiştir. 1989 yılında Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti yüksek Sovyeti, Türkiye’de ve Batı Ermenistanı’nda meydana gelmiş olan Ermeni Soykırımı’nı telin etmiştir. Avrupa Parlamentosu da 1987 yılında benzer bir karar almıştı. XX. yüzyılda insanlığa karşı yapılan ilk cürüm tüm devletler ve uluslar arası kuruluşlar tarafından tanınmalıdır. Batı Ermenistan, asıl sahibi olan Ermeni halkına geri verilmelidir.

 V.Diloyan

“Ermeni Sorunu” ansiklopedi, Yerevan, 1996.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *