Türkiye sanat ve kültürüne imza atan Ermeniler

2010/10/05

Türk kültürüne, sanatına imzasını atmış o kadar çok sayıda Ermeni var ki…
Türk dili için yapılan çalışmaların büyük bölümünde imzası olan A.Dilaçar’ı elbet biliyorsunuz. Sözlük çalışmalarıyla tanınan Pars Tuğlacı’yı da… Bir zamanlar Yeditepe yayınlarının kapaklarını ve dergisini süsleyen yazar portrelerindeki Arad imzasını da… Belki de bilmediğiniz bu üç adın ortak özelliğidir: Türkiye sanat ve kültüründe imzası olan Ermenilerden oluşları.
İmzasını daha çok “A.Dilaçar” olarak gördüğümümüz Agop Martanyan 1895’te İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Gedikpaşa’da, misyonerlerin açtığı bir Amerikan okulunda yaptı.
İngilizce, Rumca, İspanyolca öğrendi. Robert Kolej’i bitirdi (1915). Latince, Yunanca, Almanca, Rusca, Bulgarca üzerinde çalıştı. Birinci Dünya Savaşı’na katıldı. Kafkas cephesinde gösterdiği başarıdan dolayı madalya ile ödüllendirildi. Robert Kolej’de ingilizce öğretmenliğine başladı (1919). Sofya’da Svabodan Üniversitesi’nde Eski Doğu dilleri ve Osmanlıca okuttu. Avrupa’da ve İstanbul’da çıkan Ermenice gazetelerde yazdı. Yazının doğuşu (1928), Albion Bahçesi (1929) adlı kitaplarını yayımladı. Atatürk tarafından, Birinci Türk Dil Kurultayı’na çağrıldı (1932).
İlk kurultayda “Türk, Sümer ve Hint dilleri arasındaki rabıtalar (ilişkiler)”; ikincisinde “Türk-paleoetimolojisi” konulu bildirilerini sundu. Türk Dil Kurumu başuzmanlığına atandı (1934). Atatürk’ün isteğiyle Dilaçar soyadını aldı (1935). Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde dilbilim tarihi ve genel dilbilim okuttu (1936-1951). Türk Ansiklopedisi’nde başdanışmanlık ve başredaktörlük yaptı (1942-1960). Eski Türk dilleri ve lehçeleriyle ilgili araştırma ve incelemelerini ölümüne dek sürdürdü. Dilin özleştirilmesine ve çağdaş kavramları karşılayacak bir bilim ve kültür dilinin yaratılmasına çalıştı. Başlıca yapıtları: “Azeri Türkçesi” (1950), “Batı Türkçesi“ (1953) “Devlet dili olarak Türkçe“ (1962), “Wilhelm Thomsen ve Orhon Yazıtlarının Çözülüşü” (1963), “Türk Diline Genel Bir Bakış” (1964), “Türkiye’de Dil Özleşmesi” (1965), “Dil, Diller ve Dilcik “1968), “Kutadgu Bilig incelemesi” (1972), “Anadil İlkeleri ve Türkiye Dışındaki Başlıca Uygulamalar“dır (1978)…
İmzasını Sait Faik’in, Orhan Kemal’in Adnan Özyalçıner’in siyah beyaz portrelerinin altında Arad diye atan Agop Arad, Cumhuriyet gazetesinde çalışma arkadaşımdı. Hiç yakmadığı sigarası alt dudağının bir parçası gibi durur, sigarası ıslandıkça yenisini sigara içenlerden birinden tazelerdi. Kalp hastasıydı herhalde… Cumhuriyet’te o dönem arşiv görevlisi olan Elif Naci ile resim sanatı üzerine sözlü didişmeleri dışında gazeteye vinyet çizerdi. Bana armagan ettiği Gülcü Kız tablosu şimdi Yugoslavya’da İlhami Emin’in duvarında. 1913 yılında -benim doğduğum şehir olan- Eskişehirde doğduğunu sonradan öğrendim. Gedikpaşa Saint Assomption Koleji’ni bitirdikten sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmiş… Akademi’de Nazmi Ziya, İbrahim Çallı ve Leopold Levy atölyesinde, daha sonra Paris’te J.Metzinger’in atölyesinde öğrenim görmüş. 1940’lı yıllarda Yeniler Grubuna katılan Arad, aynı zamanda Vatan, Akın, Şehir ve Hakikat-ı Tasvir gazetesinde gazete ressamı olarak çalıştıktan sonra aynı görevi 27 Mayıs’tan sonra girdiği Cumhuriyet gazetesinde uzun yıllar sürdürdü. Yaklaşık 45 kişisel sergi açtı. Arad’ın tablolarında yoksulların öykülerinden kesitler parlak renklerle yansıtılır. Bu ışık, resimdeki yoksulların yaşam sevincini yansıtır gibiydi. Agop Arad, 4 Ekim 1990’da öldü.

Okyanus

Sözlük hazırlamak, çok büyük bir bilgi birikimi ve araştırmacılık gerektirir. Bir sözlük, ancak usta bir kalemden çıktığında iyi, güvenilir ve önerilir bir ürün olur. Bilmem siz hiç Okyanus adlı ansiklopedik sözlüğü gördünüz mü? Ya da Ekonomi ve Hukuk Terimleri Sözlüğü’nü. ABD’de Michigan Üniversitesi’nde yaptı. 1955 yılında Türkiye’ye döndü. İstanbul’da 3 lisede ve Ankara’da Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde İngilizce öğretmenliği yaptı. Türkçedeki ilk Tıp Terimleri Sözlüğü’nü hazırladı. İstanbul yanında Avrupa ve Amerika’nın pek çok büyük şehrinde (Viyana, Moskova, Paris, Montreal, Toronto, Detroit, New York, Los Angeles, San Francisco) dil ve tarih konularıyla ilgili konferanslar verdi. Türk ve Osmanlı tarihi, Türk diliyle ilgili birçok kitap yanı sıra makaleler ve ansiklopediler yayınladı.
Tuğlacı’nın eserlerinden bazıları İngilizce-Türkçe Ekonomi ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, Türkçe-İngilizce Bilimsel ve Teknik Terimler Sözlüğü, Ermeni Edebiyatından Seçkiler, Türkçede Anlamdaş ve Karşıt Kelimeler Sözlüğü, Tarih Boyunca İstanbul Adaları, Osmanlı Mimarlığında Balyan Ailesinin Rolü, İstanbul Ermeni Kiliseleri-Armenian Churches of Istanbul. Pars, 12 Eylül kargaşasından payını, bir başka Ermeni aydınıyla Nazar Büyüm ile birlikte bir dizi karalama ihbar yayınlarıyla almıştı. Canı epey acımıştı.

Ve ötekiler
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın heykeltraşı Mari Gerekmezyan’ı Eyuboğlu’nun şiiriyle tanımıştım, son dönem öykücülüğümüzün yüz akları Jaklin Çelik, Karin Karakaşlı, sinema eleştirmenliğine kadın bakış açısını katanlardan Alin Taşçıyan, mizahı tarih aktarımına da yansıtan Mıgırdıç Margosyan, dünya çapında fotoğrafçı Ara Güler ise arkadaşım diye seviniyorum.
Ve ne çok imza ne çok emekleri var Ermenilerin resmimizde, sinemamızda, tiyatromuzda, müziğimizde bilelim istiyorum. Cumhuriyet döneminin İstanbullu ressamları arasında hemen akla gelenler: Maide Arel, Jak İhmalyan, Kristin Saleri, Süzan Adil, Artin Demirci, Aslin Gürünlüoğlu, Zepür Hanimyan, Berç Toroser. Karikatüristlerden Sinan Bıçakçı, benim bir çocuk kitabımı da resimleyen Ohannes Şaşkal (Ohan).
Tiyatromuzun unutulmaz karakterlerinin oyuncuları Toto Karaca da, Ani Ipekkaya da Ermeni sanatçılardır. Zaten tiyatromuzun temelindeki Ermeni emeği görmezden gelinemez… Operanın ilk yıllarında önemli rolleri paylaşan Alis Manukyan, Alis Kitapciyan, Hagop Topuz, Jirayr Çarkçi, Nurhan Rusan, Nubar Bayverdyan, Bedros Kuyumcuyan’ın yanı sıra koristlerin büyük bölümünü Ermeni kiliselerinin adsız koristleri oluşturmuş.

Ankara Operası’nın başına getirilen Vedat (Vahe) Gürten de birçok ünlü operayla tanışmamızı sağlayanlardan… Müzikte, özellike orkestralara emek veren Ermeniler de tiyatroya emek verenler kadar kalabalık.
Kuşkusuz asıl önemli imzalar Klasik Türk Musikisi’nde. Ermeni dinsel müziği ile Türk müziğinin akarabalığı, Osmanlı dönemi bestecileri, hanendeleri konusunu uzmanlar tartışsınlar. Biz daha yakın tarihlerin adlarını analım: Türk Sanat Müzigi’nde Hanende Yegyazar Garabedyan (Ağyazar), Artaki Candan (Tertsakyan-Terziyan), Bimen Şen, Kemani Nubar Tekyay, Udi Bogos Kireçciyan ve Udi Hrant Kenkülyan-Emre.
Klasik Batı Müziği’nde orkestra şefleri olarak Prof. Jirayr Arslanyants’ı, Prof. Edgar Manas’ı, Dr. Dikran Mamigonyan’ı anabiliriz. Hafif müzikte özellikle besteci adları ağırlıkta: Cenk Taşkın (Majak Tosikyan), Onno Tunç (Tunçboyaciyan), Norayr Demirci, Garo Mafyan, Arto Tunç (Tunçboyaciyan), Neşet (Nisan) Can, Orhan Şevki (Krikor Ohanyan), Nona Bella (Zaruhi Bursaliyan), Asu Maralman (Silva Ohanyan), Hayko (Tataryan), Ediz Onay (Avedis Kocaoğlu). Türk musikisi sazları yapımının ustaları arasındaki Ermeni ustaları saymak gereksiz gibi görünebilir ama bugün “Baron” kemençeleri tıpkı Stradivaryus kemanları gibi değerli ve sayılıdır.

Zilciyan adını ise tüm dünya biliyor. Ancak Türk sinemasına emek verenler de az değil: Nubar Terziyan, Kirkor Cezveciyan (Kenan Pars), Kamer Sadikyan, Nişan Hançer, Aram Gülyüz, Dr. Arsavir Alyanak, Mike Rafaelyan, Artun Yeres.
Türk kültürüne, sanatına imzasını atmış o kadar çok sayıda Ermeni var ki… Sözü basımevlerine, yayıncılığa ve Cumhuriyet öncesine taşırmadan saygı selamıyla bağlamak en iyisi…

 Sennur Sezer

24/01/2007

http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=3618